EPİLEPSİ
Yazanlar: Betül BAYKAN, Nerses BEBEK, Candan
GÜRSES, Ayşen GÖKYİĞİT
Son güncelleştirme tarihi: 03.03.2010
Epilepsi;
beyindeki sinir hücrelerinin artmış uyarılabilirliğinden (nöronal
hiperekstabilite) kaynaklanan klinik bir durumdur. Epilepsi nöbeti; gri maddedeki artmış, hızlı ve
yerel elektriksel boşalımlardan köken alır ve klinikte belli bir
süreye sınırlı olarak, bilinç, davranış, duygu,
hareket veya algılama fonksiyonlarında ani başlayan, kısa
süreli ve geçici stereotipik değişiklik durumu gözlenir. Epilepsi ise kronik olarak tekrarlayan,
tetiklenmemiş (non-provoke) nöbetlerle giden tabloyu tanımlar, bu
nedenle tek bir tetiklenmemiş nöbet epilepsi anlamına gelmez.
Nöbetler
zaman içinde her hasta için belli bir kalıpta, genellikle
kendiliğinden veya bazı tetikleyen faktörler zemininde tekrarlar.
Nöbetler arasında hasta genellikle normal yaşantısını
sürdürür. Nöbet aralıkları ve tipleri son derece değişken
olabilir. Ancak aynı hastada genellikle aynı veya belirli birkaç
nöbet tipi tekrarlama eğilimi gösterir.
Epilepsi sendromu belli nöbet tipleriyle birlikte ona
eşlik eden klinik ve laboratuvar bulgularının tümünü
tanımlar; Etyoloji, odağın anatomik yerleşimi, nöbeti
tetikleyen faktörler, başlangıç yaşı, prognoz, tedaviye
yanıt ve EEG bulguları sendromun belirlenmesinde önem
taşır.
Epilepsi
hastalığı
ise iyi tanımlanmış, özgül tek bir etyolojisi olan durumdur.
Örneğin progresif miyoklonus epilepsileri sendromu belirtirken, Lafora
hastalığı özgün epilepsi hastalığıdır.
Epilepsinin
insidensi toplumdan topluma değişmekle birlikte genellikle yılda
20-50/100.000 olarak bildirilmektedir. Aktif epilepsi prevalansı ise
4-10/1000 olarak verilmektedir. Yaşam boyu birikmiş insidens ise yaklaşık
%3 olarak saptanır ki bu farklılık epilepsinin bazı
hastalarda geçici bir doğası olmasından kaynaklanmaktadır.
Epilepsi insidensinin en yüksek olduğu iki dönem, yaşamın ilk
yılı ve 60 yaş sonrasıdır. Epilepsi çocukluk ve
ergenlik çağında en sık, erişkinlerde ise beyin damar
hastalıklarının ardından ikinci, en sık rastlanan
nörolojik hastalık olarak belirmektedir.
Hayvan
deneylerinde ve insanda yapılan çalışmalarda kortikal
nöronların membran potansiyellerinde ve ateşlenme şekillerinde
bazı karakteristik bozukluklar saptanmıştır. “Paroksizmal
depolarizasyon kayması (PDK)” olarak bilinen bu durumda membranı
depolarize eden postsinaptik potansiyelin anormal şekilde uzaması ve
büyümesi söz konusudur. Bunun sonucu olarak nöronlar gruplar halinde
ateşlenebilir ve etraflarındaki nöronları benzer şekilde
ateşleyebilecek bir kapasiteye ulaşırlar. PDK’nın eksitatör
nörotransmitterler olan glutamat ve aspartat ile inhibitör nörotransmitter GABA
sistemleri arasındaki dengesizlikten kaynaklandığı ileri
sürülmektedir. Bunun dışında membranlardaki iyon
kanallarındaki bozuklukların da PDK’nın ortaya
çıkmasında etkili olduğu düşünülmektedir.
Epileptojenik
odak olarak adlandırılan bu bölgede "pacemaker" hücreler
yer almaktadır ve bu hücreler tam olarak bilinmeyen nedenlerle,
artmış uyarılma ve anormal ateşlenme özelliği
gösterirler, etraflarındaki hücreleri de bu ateşlenmeye ortak
edebilecek güçleri vardır. Sonradan
katılan bu nöronların miktarı; tablonun EEG'de bir interiktal
(nöbet arası dönem) dikenle sınırlı kalmasını ya
da yeterli miktara ulaşabildiğinde EEG'de ve klinikte nöbet
aktivitesinin oluşmasını belirler. Epileptik bir nöbet
sırasında beyindeki nöronların hipersenkron ve tekrarlayıcı
aktivasyonu söz konusudur. EEG'de
görülen diken artmış eksitasyonu, dikeni izleyen yavaş dalga ise
inhibisyonu göstermektedir. Özetle, fokal kortikal bir nöbet aktivitesinin
oluşabilmesi için ilgili nöronlarda 2 temel fizyopatolojik özellik (1-
hipereksitabilite, 2- senkronizasyon) birlikte bulunmalıdır. Nöbet
aktivitesinin yayılması ise eksitasyon alanını çevreleyen
inhibitör nöronların inaktivasyonu (çevresel inhibisyon alanının
kaybı) ile gerçekleşmektedir.
Bugün
için eskiden kabul gören santrensefalik epilepsi, yani jeneralize ve santral
yerleşimli bir epilepsi jeneratörü olduğu kavramı
tartışmalıdır ve yerini korteksin ön planda rol
aldığı kortikoretiküler teoriye bırakmıştır.
Bazı nöbet tipleri için (örneğin, tipik absans nöbetleri) talamusta
yer alan T-tipi Ca kanallarının rolü kanıtlanmış olsa
da, bütün epilepsi nöbetlerinin kortikal mekanizmalarla tetiklendiği
görüşü giderek ağırlık kazanmaktadır.
Jeneralize epilepsilerde beyinsapı retiküler
formasyonundan, orta hat talamus nukleusları üzerinden taşınan
yaygın bir girdinin aşırı uyarılmış
durumdaki kortekse etkisi üzerinde durulmakta ve bazı asendan biojenik
aminlerin rolleri vurgulanmaktadır. Bazı
araştırmacılar ise tetikleyici bölgenin büyük
olasılıkla kortikal olduğunu ve anterograd veya retrograd yolla
senkron aktivitenin talamusa yayıldığını savunmaktadırlar.
Nöbete eşlik eden anormal deşarjların fizyolojisi
konusunda bilgimiz olmasına karşın epileptogenezden sorumlu
hücresel mekanizmalar halen bilinmemektedir. İstirahat membran
potansiyelinin instabilitesine neden olan primer bir nöronal membran defekti
üzerinde durulmaktadır. Buna neden olduğu düşünülen
mekanizmalar; potasyum iletiminde bozukluk, voltaja duyarlı kalsiyum
kanallarında defekt veya ATPaza bağlı iyon transportunda
bozukluk olarak özetlenmektedir. GABAerjik inhibitör sistemlerin primer defekti
olasılığı veya eksitatör nörotransmisyonda rol alan
reseptörlerin duyarlılığı ve düzenlenmesindeki olası
defektler üzerinde de durulmaktadır. Eksitatör nörotransmisyonla
yakından ilişkili olan “mossy fiber” sistemindeki morfolojik
değişiklikler gösterilmiştir.
Epileptik nöbetlerde paroksizmal deşarjlarla ilgili olarak
bölgesel beyin kan akımının arttığı uzun zamandan
beri bilinmektedir. Nöbet sırasında ATP azalırken AMP, ADP,
laktik asid gibi maddeler çoğalmaktadır. Yine hücre içi kalsiyumun
artmasıyla aktive olan fosfolipazlar serbest yağ asidlerinin
artmasına yol açmakta ve prostaglandinler de artış
göstermektedir. ADP ve prostaglandinlerin vazodilatasyondaki rolleri göz önüne
alınırsa, iktal dönemdeki bölgesel beyin kan akımının
artışını açıklamak kolaylaşmaktadır.
EPİLEPTOGENEZ
Epileptogenez,
tekrarlayıcı spontan nöbetlerin oluştuğu uzun süreli beyin
transformasyonudur. Normal bir beynin zaman içinde bir dizi hücresel-moleküler,
yapısal ve/veya fonksiyonel değişikliklere maruz kalarak
epileptik bir beyin haline dönüşmesi, kalıcı bir şekilde ve
spontan olarak nöbet oluşturabilme özelliği kazanması sürecini
ifade eder. Beynin fokal bir bölgesini
(parsiyel epilepsi) veya tüm beyni (jeneralize epilepsi) içerebilir. Epileptogenez
mekanizması ilerleyici bir süreçtir, başlangıç
hasarını takiben sessiz bir dönem oluşur. Takiben belli bir süre
sonra spontan nöbetler ortaya çıkar. Bu dönemlerde yaş, cins, genetik
faktörlerin etkisiyle hücre ölümü, aksonlarda filizlenme, sinaptik
reorganizasyon, farklı tipteki lokal reseptörlerin özelliklerinde
değişiklikler meydana gelir. Tüm bu süreç günler-aylar veya
yıllar içinde gelişir (Şekil
1). Geçmişte epileptogenezin
kronik bir süreç olduğu düşünülmekteydi. Son yıllarda
yapılan çalışmalar akut epileptogenezin de
varlığını ortaya koymuştur. Akut epileptogenez
dakikalar veya saatler içinde gelişir ve geri dönüşlü olabilir.
Epileptogenez değişik mekanizmalarla oluşabilir. Genel olarak
bunlar genetik ve edinsel mekanizmalardır.
Genetik mekanizmalar:
Bugün için, idyopatik epilepsi sendromlarıyla ilişkili olduğu
gösterilmiş onu aşkın iyon kanal alt ünitesi geni mutasyonu
vardır. Bu hastalıkların ortak özelliği voltaj veya ligand
kapılı kanal genlerindeki mutasyonlara bağlı
olmasıdır. Dolayısıyla epileptogenez sürecinin kanal
patolojilerine bağlı olduğu düşünülmektedir. Farklı
dokularda, kanal ekspresyonundan sorumlu spesifik genler vardır ve
inhibitör ve eksitatör ağlar kompleks bir iletişime yol açar. Aksonal
ileti voltaj kapılı kanallarla (aksiyon potansiyeli), sinyal iletimi
ise ligand kapılı kanallarla sağlanır (sinaptik
transmisyon). Ancak son yıllarda iyon kanallarından
bağımsız bazı genlerin de epilepsiye neden olabildiği
yani noniyonik mekanizmaların varlığı genetik
çalışmalarla kanıtlanmıştır.
Edinsel
epileptogenez mekanizmaları: Semptomatik epilepsilerde
de çevresel faktörlerin yarattığı hücresel düzeydeki
hasarın epilepsiye yol açabilmesinin; kişinin genetik özelliklerine
bağlı olduğu düşünülmektedir. Fokal nöbetlerin % 60-70’i temporal
lob kaynaklıdır ve bu grupta en sık rastlanan patoloji mezyal
temporal sklerozdur (MTS). MTS süreci sinaptik ve aksonal reorganizasyonda
değişimler gösterir. Ancak gelişim mekanizması tam olarak
bilinmemektedir; çevresel ve genetik faktörlerin etkisi net olarak
aydınlatılamamıştır.
Akut epileptogenez hayvan
deneyleriyle ortaya konmuştur. Bu amaçla uygulanan bazı stimuluslar,
kullanılan konvülzan ilaçlar ve iyon konsantrasyonları hipokampus,
amigdala ve neokortekste epileptiform boşalımlara yol açar.
Mekanizmanın NMDA reseptör aktivasyonu ve AMPA-NMDA sinaptik
transmisyonundaki artış sonucu kalsiyum akışı,
GABA’erjik sinaptik inhibitör transmisyonda azalma sonucunda eksitatör etkide
artışla ilişkili olduğu düşünülmektedir. Ayrıca
nonsinaptik olarak “gap-junction coupling”i, demir aracılı Ca
osilasyonunda veya glutamat salınımında değişimler,
serbest oksijen radikallerinin yayılımı diğer
mekanizmalardır. Sonuçta, ilaca yanıtlı epilepsi veya ilaca
dirençli epilepsi gelişebilir ya da epilepsi gelişmeyebilir.
Şekil 1: Epileptogenezin basitleştirilmiş
gelişim şeması
EPİLEPSİ
NÖBETLERİNİN VE EPİLEPSİ SENDROMLARININ SINIFLANDIRILMASI
Epilepsi
sözcüğünün eski Yunan dilindeki "epilepsia"dan türediği ve
nöbet anlamına geldiği bilinmektedir. İnsanlık tarihi kadar
eski olan ve Hipokrat zamanından beri bilinen bu hastalığın
sınıflandırılması antik çağlardan beri
uğraşılan konulardan biridir. İ.Ö.175'de Galen, beyinden
kaynaklanan idyopatik nöbetlerden ve vücudun herhangi bir bölgesinden
kaynaklanan semptomatik nöbetlerden söz etmiştir. 19. yy sonlarında
sendrom yaklaşımı olguların yaş, cins, nöbet
özellikleri ile sınırlıyken, 20. yy ikinci yarısından
sonra EEG ve görüntüleme olanaklarının artması, 21. yy’da ise
insan genom çalışmaları ve teknolojik gelişmelerin
ışığında daha detaylı hale gelmiştir.
Modern
sınıflama çalışmaları ortak bir terminoloji
oluşturarak iletişimi kolaylaştırma, eldeki tüm verileri
ortak havuzlarda toplayarak karşılaştırma ve tedavi
seçiminde bu verileri en doğru şekliyle kullanabilme isteğinden
doğmuş ve epilepsi ile
ilgilenenlerin öncelikli sorunlarından biri haline gelmiştir.
Epilepsinin farklı ve benzer özellikleri olan birçok hastalık grubunu
içermesi nedeniyle sınıflama bize sistemli bir yaklaşım
sağlar. Sonuç olarak epilepsilerin sınıflanması:
•
Kavrama,
eğitim ve öğretim
•
İletişim:
Meslektaşlar arasında aynı-ortak dili kullanmak
•
Patofizyolojik
açıdan ortak ve ayrı yönleri saptamak
•
Etyolojik
yaklaşıma katkı
•
Ortak
bilimsel çalışmalar için gereklilik
•
Prognoz
ve tedavi hakkında yol gösterme
•
Epilepsi
nöbetlerinin sebebini anlamada ilerleme sağlama açılarından
önemlidir.
1960'lı
yıllardan başlayarak uluslararası epilepsi
uzmanlarının bir araya gelmeleriyle epileptik nöbetlerin ve
epilepsilerin sınıflandırılmasının ilk temelleri
atılmıştır. “International League Against Epilepsy” (ILAE)
ilk olarak 1970'te epileptik nöbetler ve epilepsi
sınıflamalarını oluşturmuştur; uzun yıllar
süren çalışmaları sonucunda 1981 yılında epileptik
nöbetlerin klinik ve elektroensefalografik sınıflaması bugün
için geçerli olan son şeklini almıştır (Tablo 1). Burada ana bölünme nöbetin parsiyel olarak ya da jeneralize
başlamasına göredir. Jeneralize nöbetlerin çok sayıda tipi
vardır. Parsiyel nöbetler ise bilincin korunmasına göre basit parsiyel (BP) veya bilinç
kaybı olması halinde kompleks
parsiyel (KP) olarak adlandırılır. Parsiyel başlayan
nöbetler jeneralize olabilir. Bugün kullanılan bu
sınıflamanın semiyoloji bakımından yararlı
olduğu kuşkusuzdur. Ancak zaman içinde artan şekilde
eleştirildiği bazı yönler vardır.
Başlıca
eleştiriler bu sınıflama ile lokalizasyon konusunda hiçbir ipucu
olmaması ve kimi zaman bilinç kaybı veya
değişikliğinin net saptanamaması, ayrıca bunun klinik
açıdan çok büyük önem taşımaması gibi noktalar üzerinde
yoğunlaşmıştır. Örnek vermek gerekirse bilinç
kaybı ile giden ancak başlangıçta “Jacksonien” fokal motor
semptomlar veren frontal lob kökenli olan bir nöbet ile tipik olarak temporal
lob lokalizasyonu düşündüren örneğin “deja vu” ile başlayan ve bilinç
kaybı eklenen çok farklı 2 nöbet bu sınıflamaya göre sadece
kompleks parsiyel nöbet olarak sınıflanabilir ve bu açıdan
bazı değerli bilgiler kaybedilmiş olur. İkinci
eleştiri açısından bakılırsa afazik nöbet geçiren
hastanın bilinç durumu hakkında sağlıklı bir yorum
yapmanın güç olduğu açıktır. Özellikle çocuk veya mental
retarde hastalarda şuur durumunu değerlendirmek her zaman kolay
olmamaktadır. Bazen de hasta belli bir dönemde bilinç kaybı olduğu
halde her şeyi anımsadığını sanabilmektedir. Diğer önemli bir yanılgı KP nöbetlerle
jeneralize nöbetlerin karıştırılmasıdır.
Hastanın ifadesiyle nöbet jeneralize olarak algılanabilmekte, hatta
deneyimli merkezlerdeki hekimler tarafından dahi yanlış
tanımlanabilmektedir.
Bu nedenlerle en başta nöbetin çok iyi tanımlanması
gerekir. Genellikle hasta ve yakınlarının ifadeleriyle
sınırlı olan bilgiler ev kameraları gibi teknolojik
imkanların kullanılması, video EEG tekniğinin yaygınlaşması
ile daha objektif ve katkı sağlayıcı hale gelmiştir.
Dalma nöbetlerinin KP nöbet mi yoksa absans nöbeti mi olduğu EEG’nin
yardımı olmadan kolay anlaşılamamaktadır. Ayrıca
hastada birden fazla nöbet tipinin bir arada bulunabileceği de
unutulmamalıdır. Özellikle idyopatik jeneralize epilepsilerde
(İJE) absans, miyokloni ve jeneralize tonik klonik nöbetler (JTKN) bir
arada olabilir.
Semiyolojik Nöbet
Sınıflaması (H. Lüders ve ark; 1998): ILAE sınıflamalarına
en ciddi eleştiriyi getiren Dr. Lüders ve arkadaşları, sadece
görülen nöbete ya da tarifine bakarak nöbeti sınıflamayı önermektedir.
Bu sınıflama ‘’yatak başı rehberi’’ olarak
değerlendirilebilir. Nöbetin detaylı tanımlanması nöbeti
oluşturan bölgeyi, yayılımı gösterebilir. Burada EEG ve
diğer araştırma yöntemleri katılmadan gözleme dayanan bir
tanımlama söz konusudur. Üç nöbet özelliği, nöbet evolüsyonuna
işaret edecek şekilde, en fazla 2 ok kullanılarak belirtilir.
Ayrıca sağ ve solun ve bilinç kaybının belirtilmesi ek
bilgiler sağlamaktadır. Dialeptik nöbet kavramı da bu grupça
kullanıma sunulmuş ve izole şuur kaybı ataklarını
tanımladığı belirtilmiştir. Bu sınıflamaya
yöntemi ile görüldüğü gibi semiyolojik olarak birçok bilgi elde
edilebilmektedir. Örnek olarak:
Görsel auraàtonik sol (Bilinç Kaybı: BK)
Psişik auraàotomotor (BK) (sağ
hemisfer)
Klonik sağ kolàsağ bacak (BK yok)
Diğer
taraftan epilepsilerde klinik seyir, prognoz, etyoloji ve dolayısıyla
tedavi yaklaşımının çok farklı özellikler
gösterebileceği dikkate alındığında yalnızca
nöbetlerin sınıflandırılması yetersiz
kalmaktadır. Aynı zamanda yeni belirlenen ve iyi
tanımlanmış epilepsi sendromlarının sayıları
da giderek artmaktadır. Bu nedenle yıllar içinde çabalar epilepsileri
ve epileptik sendromları sınıflama yönünde
yoğunlaşmıştır. 1985'deki ilk
sınıflamayı 1989'da yapılan yeni sınıflama
izlemiştir (Tablo 2).
ILAE
1989 epilepsi sendrom sınıflamasında 2 ana ayırım
vurgulanmaktadır:
1-Fokal
kortikal bir lokalizasyondan kaynaklanan parsiyel epilepsiler ile jeneralize
olanların ayırımı
2-İdyopatik
ya da primer olanlarla semptomatik ya da sekonder olan epilepsilerin
ayırımı
İdyopatik (nedeni kendinden olan veya genetik olarak
belirlendiği varsayılan) sendromlara genelde başka bir nörolojik
disfonksiyon eşlik etmez, gelişme basamakları normal ilerler,
altta gösterilebilen herhangi bir patolojik süreç yoktur; nörolojik muayene ve
görüntüleme normaldir. Ailesel özellik genellikle dikkat çeker, nöbetler görece
daha seyrek ve tedaviye yanıt daha iyidir. EEG interiktal dönemde normal
temel aktivite gösterir. İdyopatik form daha genelde iyi bir prognoz gösterir
ve remisyon olasılığı vardır.
Buna
karşın semptomatik epilepside
altta yatan bir beyin hastalığı ve buna bağlı
nörolojik bozukluklar, EEG'de temel aktivitede yavaşlama saptanır.
Öyküde nöbete neden olabilecek bir merkezi sinir sistemi (MSS)
hastalığı, geçirilmiş kafa travması (KT), infeksiyon,
gelişmekte olan tümör, dejeneratif hastalıklar bulunur. Tedaviye
cevap çok değişkendir ve spontan sonlanma (remisyon)
olasılığı düşüktür.
Kriptojenik (nedeni belirlenemeyen) epilepsi kognitif etkilenme
veya nörolojik defisitin olduğu, edinsel bir nedeni olması
gerektiği düşünülen ancak saptanamayan epilepsiler için
kullanılan bir terimdir (Lennox Gastaut Sendromu, Doose Sendromu vb).
Hastayı
doktora getiren nöbet geçirmesidir ve nöbet tipi tutulan sinir sistemi bölgesinin
ürünüdür. Benzer epileptik nöbet tipleri hem idyopatik hem de semptomatik
epilepsilerde görülebilmektedir. Ana soru prognoz (tek bir nöbetin tekrarlama
olasılığı, tedavinin gerekliliği, tedavinin
sonlandırılması veya hastalığın gelecek
kuşaklara kalıtımla taşınması
olasılığı gibi akla gelebilecek tüm sorular) ve ortada
görülen epileptik nöbetin altında yatan nedensel faktörle
ilişkilidir.
Diğer bir deyişle epilepsileri
yalnızca nöbet tipi ve sıklığına göre
sınıflamak önemli bilgileri göz ardı eder. Başlangıç
lokalizasyonla ilgili (parsiyel, fokal) veya jeneralize olabilir. Ancak
nöbetlerin başlangıç yaşı, aile öyküsü, EEG ve beyin
görüntüleme (tercihen MRG) ile temporal, frontal, oksipital gibi loblara
anatomik olarak lokalize edilmesi de gereklidir. Nörolojik muayene, tetikleyen
faktörler, etyoloji (idyopatik-kriptojenik-semptomatik) de önem
taşır. Sık görülen ve iyi bilinen üç ayrı epileptik sendrom
(örnek olarak iyi huylu çocukluk çağı parsiyel epilepsileri; jüvenil
miyoklonik epilepsi ve mezyal temporal lob epilepsisi)
karşılaştırıldığında, üçünün ortak bir
özelliği olmadığı, tedavilerinin farklı olduğu
açıkça anlaşılmaktadır. İyi huylu çocukluk çağı
parsiyel epilepsilerinde nöbetler çok seyrek, genelde uykuda olduğu için
ve spontan remisyon beklendiği için tedavi kısa sürelidir veya gerek
yoktur. Buna karşın jüvenil miyoklonik epilepside (JME) uygun
seçilmiş düşük doz tek bir antiepileptik ilaç (AEİ)’la nöbetler
tamamen önlenebilir. Karbamazepin (KBZ) parsiyel epilepside birinci seçenek
olduğu halde JME’de nöbetleri kötüleştirebilir. Ayrıca JME de
tedavi çok daha uzun süreli gereklidir, çünkü ilaç kesilince nüks
sıktır. Mezyal temporal lob epilepsisi (MTLE) ele
alındığında başlıca nedeni hipokampal skleroz
olan bu sendromda nöbetler başlangıçtan bir süre sonra ilaç
tedavisine dirençli duruma gelir ve cerrahi tedavi gerektirebilir. İyi
huylu parsiyel epilepsili normal zekası olan bir çocukla, Rasmussen,
Lennox-Gastaut, veya Sturge-Weber gibi sendromları olan çocukları
nöbet benzer bile olsa ayırt etmek kolaydır. Epilepside yapılmaması gereken şey terminoloji,
tanı ve tedaviyi genellemektir.
Epilepsi
sendrom sınıflamasında temel alınan özellikler
şunlardır:
Spesifik nöbet tipi-tiplerinin
lokalizasyonu, sıklığı, olayların basamakları,
sirkadyen dağılım, tetikleyen faktörler, başlangıç
yaşı, kalıtım şekli, eşlik eden fiziksel özellikler,
prognoz, tedaviye yanıt, doğal
seyir diğer tanımlanan özelliklerdir.
Bu sendromların belirlenmesinin getirdiği yararlar
başlıca şunlardır:
Epileptolojide epileptik sendromların tanınması, uygun
tanı ve doğru tedavi açısından en önemli gelişmedir.
Doğru tanının altın kural olduğu, ödün
verilemeyeceği unutulmamalıdır. Klinik uygulamada epilepsi veya
nöbet tanımı ile sınırlı kalınmamalı,
hastalığın ağırlığı, tedavi
kararları, genetik tanı ve danışma açısından,
özellikle kişisel, sosyal hayat, eğitim, mesleğe olan etkiler
göz önünde bulundurulmalıdır.
Belirli sendromların çok iyi tanınması sayesinde
bazılarının insan genomundaki yerleri bulunmuştur.
Bunların ilk örnekleri 20. kromozoma lokalize edilen ailesel
yenidoğan konvülzüyonları ve 6. kromozomun kısa koluna lokalize
edilen JME’dir. Bu gelişmeler özgün tedaviye gidişin ilk
adımları olarak değerlendirilebilir.
Yeni gelişmeler ışığında mevcut
sınıflamalardaki yetersizlikleri ve çelişkileri gidermek
amacıyla ILAE Sınıflama ve Terminoloji Komisyonu tarafından
5 eksenli yeni bir tanı şeması önerilmiştir. Ancak bu
sınıflama genel kabul görmemiş ve pratiğe
geçirilememiştir. ILAE 2001 Önerisi: I. Semiyoloji, II. Nöbet tipi,
III. Sendrom, IV. Etyoloji ve V. Özürlülüğü içerir. Getirdiği kabul
gören başlıca yeniliklerden biri eski sınıflamadaki KP
nöbet kavramına ilişkindir. Bu terimin getirdiği
belirsizliklerin en önemli kısmı lokalizasyonla ilişkilidir;
frontal ve temporal kökenli nöbetleri ayırt edememektedir. Bu yeni öneride
otomatizmalı parsiyel-fokal nöbetler Lüders sınıflamasına
benzer şekilde ayrıntılandırılmıştır.
Hipermotor-hiperkinetik otomatizmalı nöbet: frontal kökenli nöbeti
düşündürür. Otomotor- tipik temporal lob otomatizmalı nöbetler,
temporal lob kökeni düşündürür. Bir diğer önemli nokta parsiyel
yerine “fokal” teriminin tekrar kullanılması ve febril konvülzüyon
yerine febril nöbet denmesidir. 2001 önerisindeki bir başka önemli
değişiklik de kriptojenik sözcüğünün kaldırılması
ve yerine olası semptomatik epilepsi tanımlamasının
getirilmesidir. Öte yandan genetik bilgilerin ışığında
daha önce olmayan ve eklenen
sendromların yer aldığı dikkati çekmektedir. Febril nöbet
artı jeneralize epilepsi (GEFS+; Generalised epilepsy with febrile
seizure plus) başlıca örneği teşkil etmektedir.
Tablo 1. Epileptik nöbetlerin klinik ve elektroensefalografik
sınıflaması, (ILAE 1981)
I-Parsiyel (fokal, lokal) nöbetler
A. Basit parsiyel nöbetler (bilinç durumu
bozulmaksızın)
|
1-Motor
semptomlu |
2-Somatosensoryel
veya özel duysal semptomlu
|
|
3-Otonomik
semptomlu |
4-Psişik
semptomlu |
B. Kompleks parsiyel nöbetler (bilinç bozukluğu ile
giden)
|
1-Basit parsiyel
başlangıcı izleyen bilinç bozukluğu |
2-Bilinç
durumunun başlangıçtan itibaren bozulması |
C. Sekonder jeneralize
nöbete dönüşen
1-Basit parsiyel nöbetin (A)
jeneralize nöbete dönüşmesi
2-Kompleks parsiyel nöbetin (B)
jeneralize nöbete dönüşmesi
3-Basit parsiyel nöbetin kompleks
parsiyel nöbete dönüşmesi ve ardından jeneralize nöbete
dönüşmesi
II-Jeneralize nöbetler (konvülzif veya non-konvülzif)
|
A.1-Absans nöbetleri a)Sadece bilinç bozukluğu ile giden b)Hafif klonik komponentli c)Atonik komponentli d)Tonik komponentli e)Otomatizmli |
2-Atipik absans a)Tonus değişikliği A.1 den daha belirgin
olan b)Başlangıç ve/veya sonlanmanın ani
olmaması |
|
B.Miyoklonik nöbetler (tek veya
çok) |
C.Klonik nöbetler |
|
D.Tonik nöbetler |
E.Tonik-klonik nöbetler |
|
F.Atonik nöbetler (astatik) |
|
III-Sınıflandırılamayan epileptik nöbetler (yetersiz
bilgi)
Tablo 2. Epilepsilerin ve epileptik
sendromların uluslararası sınıflaması (ILAE, 1989)
|
I. Lokalizasyona bağlı (
fokal, lokal,parsiyel) epilepsiler ve sendromlar 1.1.
İdyopatik (yaşa bağlı başlangıç) 1.2.
Semptomatik
1.3.
Kriptojenik
II.
Jeneralize epilepsiler ve sendromlar 2.1.
İdyopatik (yaşa bağlı başlangıç-yaş
sırasına göre sıralanmıştır) 2.2.
Kriptojenik veya semptomatik (yaş sırasına göre) 2.3.
Semptomatik
2.3.1.
Spesifik olmayan etyolojili 2.3.2.
Spesifik sendromlar III.
Fokal veya jeneralize olduğu belirlenemeyen epilepsiler 3.1.
Jeneralize ve fokal nöbetli
epilepsiler
3.2.
Jeneralize veya fokal özelliği ayırdedilemeyenler (uykuda gelen grand mal
nöbet olguları gibi) IV.
Özel (özgün) sendromlar 4.1. Duruma
bağlı nöbetler (Gelegenheitsanfaelle) |
PARSİYEL
TİPTE EPİLEPSİ NÖBETLERİNİN LOKALİZASYON
DEĞERİ
Beyin
fonksiyonlarının dinamik yapısı göz önüne
alındığında beynin anatomik olarak loblara bölünmesi
yetersiz kalmaktadır. Karmaşık entegrasyonları olan nöral
yollar yapay anatomik sınırlarla örtüşmediğinden epileptik
nöbetlerin klinik profillerinin belirlenmesinde anatomik bölümlemenin yeterli
bir ölçüt olamayacağı ve klinik belirtilerin çok değişken
olabilen yayılım şekilleri sonucunda ortaya
çıktığı unutulmamalıdır. Bu nedenlerle korteksin
çeşitli bölgelerinden benzer özellik gösteren nöbetler ortaya
çıkabilmekte ya da birbirinden farklı nöbetler aynı kortikal
odaktan kaynaklanabilmektedir. Bu karmaşık nöronal entegrasyon ve
yayılma paternleri konusunda bugünkü bilgilerimiz yetersiz kalmakta ve
derin elektrot çalışmaları ve ayrıntılı klinik
veriler ışık tutmaktadır. Aşağıda anatomik
lokalizasyonlara göre epileptik odakların lokalizasyonuna kısaca
değinilecektir.
1.
Frontal lob kökenli parsiyel epilepsi
nöbetleri
(Tablo 3)
Bugünkü
bilgilerimize göre beynin en gizemli ve büyük bölümü olan frontal loblardan kaynaklanan
bir nöbeti akla getiren başlıca semptomlar şunlardır:
-Tonik
ve postüral olabilen motor belirtiler sıktır (%50-60). Özellikle
bilinç korunmuşken tonik baş dönmesi frontal lob nöbeti için tipik
kabul edilir. Ancak baş dönmesinin lateralize edici değeri diğer
parsiyel motor tonik veya klonik nöbetlere göre belirgin şekilde
düşüktür.
-Başlangıçta
kompleks hareketler (örneğin: pedal çevirme, koşma, tekme atma v.b.)
şeklinde otomatizmalar sık görülür.
-Epileptik
boşalım bilateral olduğunda sıklıkla düşme
eşlik eder.
-Post-iktal
Todd paralizisi sık görülür.
-Konuşmanın
durması ve vokalizasyonlar görülebilir.
-Sıklıkla
uyku sırasında ve bazen küme halinde görülürler.
-Kimi
zaman nöbet tablosu histeri ile karıştırılacak kadar atipik
olabilmektedir.
Saçlı
deriden kaydedilen yüzey EEG'sinin kimi olgularda iktal dönemde bile negatif
kalabildiği unutulmamalıdır.
Orbitofrontal
bölgeden kaynaklanan nöbetlerin fasciculus uncinatus veya gyrus cinguli yoluyla
temporal loba yayılma göstermesi frontal nöbetlerin temporal nöbetlerle
karıştırılmasına yol açmaktadır, yüzey EEG'si de
çoğu zaman bu ayırımı sağlamada yetersiz
kalmaktadır (Tablo 4). Kallozal
veya subkortikal yollarla karşı hemisfere hızlı
yayılım sonucu görülen sekonder bilateral senkroni nedeniyle bazen
idyopatik jeneralize epilepsilerle de
karıştırılabilmektedir.
Frontal
lobun "sessiz" bölgelerinden kaynaklanan nöbetler ancak komşu
yapılara veya diğer loblara yayılma gösterdikten sonra klinik
belirti vermektedirler.
Tablo 3. Frontal lobdan kaynaklanan nöbetlerin klinik özellikleri
|
Rolandik bölge (primer motor alan) |
Kontralateral fokal klonik aktivite, somatotopik;
Jacksonien yayılım
gösterebilir. |
|
Dorsolateral |
Zorlu düşünce, bilinçli adversiyon,
"psödoabsans" veya kompleks parsiyel nöbet, hızlı
jeneralizasyon |
|
SMA
(ek motor alan) ("supplementary ") |
Spesifik olmayan duysal aura, bilinçli adversiyon
ve tonik/distonik postür, eskrimci postürü, konuşma durması,
vokalizasyonlar |
|
Frontopolar |
Erken bilinç kaybı, "psödoabsans",
hızlı jeneralizasyon |
|
Singulat |
Korku, psödoabsans, erken el hareketlerine
ilişkin otomatizmlerle giden kompleks parsiyel nöbetler, jeneralize
tonik klonik nöbet |
|
Orbitofrontal |
Noktürnal kümeler halinde, ani başlangıç,
güçlü afekt (korku), tuhaf motor otomatizmler (bimanuel, bipedal),
vokalizasyonlar (küfür, çığlık) |
2.
Temporal lob kökenli parsiyel epilepsi
nöbetleri
Parsiyel
nöbetlerin %50'den fazlasını oluşturan temporal lob nöbetleri zengin
ve ilginç semptomatolojisi nedeniyle üzerinde en çok araştırma
yapılan parsiyel epilepsi türünü oluşturur. Özgeçmişte febril
nöbet öyküsü ve pozitif aile öyküsüne sık rastlanır. Nöbetler
genellikle yığınlar halinde belli aralıklarla gelmektedir.
Tablo 4. Frontal ve temporal lob kökenli
kompleks parsiyel nöbetlerin ayrımı
|
|
TEMPORAL |
FRONTAL |
|
Aura |
sık,
değişken, ama tipiktir, başlangıç bölgesi hakkında
ipucu verebilir |
spesifik
olmayan, müphem sefalik duyumsamalar, zorlu düşünce |
|
Süre |
1-2
dakika |
10-60
saniye |
|
Sıklık |
haftada/ayda
bir çok kez |
günde
bir çok kez, çoğunlukla kümeler halinde |
|
Başlangıç |
donarak
durma, veya erken oroalimentar otomatizmler |
vokalizasyon,
korkulu yüz görünümü |
|
Otomatizma |
basit,
oroalimentar, giysilerini çekiştirme |
tuhaf,
yarı-amaçlı, kompleks, bimanuel, bipedal, seksüel |
|
Vokalizasyon |
basit,
konuşma olabilir |
tuhaf
(çığlık, küfür) |
|
Jeneralizasyon |
nadir |
sık |
|
Postiktal |
konfüzyon,
letarji, afazi, 30 dakika kadar sürebilir |
minimal
veya yok |
Temporal
lob epilepsisini akla getiren başlıca nöbet semptomları
şunlardır: (Tablo 5)
-Otonom
ve/veya psişik semptomlar ve bazı özel duysal fenomenler,
örneğin koku ve işitsel illüzyonlarla giden basit parsiyel nöbetler
sık görülür.
-Hemen
her duysal modalitede basit veya kompleks illüzyon ve halüsinasyon görülebilir.
En sık olarak (%20) görsel illüzyon ve halüsinasyonlara rastlanır.
Oksipital bölgeden kaynaklananlarla kıyaslanınca daha
karmaşık yapıda oldukları saptanmıştır.
-Sıklıkla
motor durma ile başlayıp tipik oroalimanter otomatizmalarla devam
eden ve sıklıkla diğer otomatizmaların eklendiği
kompleks parsiyel nöbetler görülür.
-Kompleks
auralar ve viseral duyumsama şeklinde uyarıcı semptomlar
görülmesi önemlidir. En sık olan yükselen epigastrik duyumsamadır.
-Dismneziler
("déja vu", "jamais vu" vb.), çeşitli kognitif ve
afektif semptomlar gibi çok değişken formlar görülebilmekle birlikte
her hasta için stabil olan bir nöbet paterni genellikle vardır.
-Konuşmanın
durması, dizartri ve afazi gibi konuşma bozuklukları
görülebilir.
Temporal
lob epilepsisinin diğer bir önemli boyutu da bildirilmiş olan
interiktal kişilik değişiklikleridir.
Tablo 5. Lateral ve mezyal temporal nöbet başlangıç
ayrımı için kullanılan klinik özellikler
|
Mezyal temporal |
Korku, "déja/jamais vu",
duygulanımlar, olfaktor halüsinasyonlar, epigastrik duyumsama, otonom
değişiklikler (operküler/insüler başlangıçla da görülebilir.) |
|
Lateral temporal |
Basit duysal, işitsel, vestibüler veya
gustatuvar halüsinasyonlar, reseptif afazi, fokal sensorimotor fenomenler |
3.
Pariyetal lob kökenli parsiyel epilepsi
nöbetleri
Pariyetal
lob orijinli nöbetler esas olarak kontralateral hemiferdeki odaktan kaynaklanan
somatosensoryel nöbetlerden oluşur. Ancak nadir de olsa bilateral ve
ipsilateral nöbetler görülebilmektedir.
-Elementer
paresteziler en sık görülen somatosensoryel nöbet
semptomlarıdır. Pozitif fenomenler olarak karıncalanma,
elektriklenme keçeleşme ve iğnelenme gibi duyumsamalar
sınırlı veya Jacksonien tarzda olabilir. Negatif fenomenler
örneğin hissizlik görülebilir.
-Ağrı
iktal bir semptom olarak görülebilir.
-Nadiren
termal algı şeklinde nöbetler olabilir.
-Parasantral
tutulumda bazı seksüel nöbetler görülebilir. Bunlar temporal kökenli
nöbetlerin tersine genellikle hoş olmayan, korkutucu veya
ağrılı şekildedir ve genellikle kadınlarda görülürler.
-Yine
tat duyumsaması da temporal lob kökenli nöbetlerin yanı sıra
parietal operküler bölgeden kaynaklanabilir.
-Vücudun
belli bir bölümünü hareket ettirememe hissi şeklindeki nöbetlerin
suprasilviyen bölgedeki ikinci duysal alan kökenli oldukları
düşünülmektedir.
-Beden
imajı bozukluğu veya asomatognozi şeklindeki fenomenlerin
genelde nondominan hemisferden kaynaklandığı
düşünülmektedir.
-Vertigo
hissi de genelde inferior parietal lobdan kaynaklanır.
4. Oksipital lob kökenli parsiyel epilepsi
nöbetleri
Genellikle
görsel; negatif (iktal körlük, skotom, hemianopsi) veya pozitif
(ışıklar, renkler v.b.) elementer veya kompleks olabilen
belirtilerle giden nöbetlerdir. Bu fenomenler tek yanlı olduğunda
odağın genellikle kontralateralinde rastlanırlar.
-İktal
körlük sık olarak görülür ve migrenle ilişkisi
tartışılmaktadır.
-Elementer
vizüel halüsinasyonlar ve kompleks vizüel halüsinasyonlar çok çeşitli
formlarda nöbet semptomu olarak karşımıza çıkabilirler.
Epileptik orijinli olduklarında genellikle kısa sürelidirler ve hasta
bunların gerçek olmadığının bilincindedir.
-Vizüel
illüzyonları da basit ve kompleks formlara ayırmak mümkündür. Çok
farklı şekillerde olabilirler.
-Epileptik
nistagmusun pariyeto-oksipital korteksten kaynaklandığı
gösterilmiştir. Gözlerin karşı tarafa dönmesi, göz kırpma
ve gözlerde hareket hissi oksipital lob nöbet semptomları olarak
görülebilmektedir.
-Diğer
loblara yayılım özellikle inferior longitudinal fasikül yoluyla
temporal loba yayılım ve sekonder jeneralizasyon sıktır.
Epilepsi
nöbetlerinin lokalizasyonu ve lateralizasyonu
tartışıldığında deşarjların hızla
yayılabildiği ve semptomların primer odağı değil
yayılım bölgesini gösterebileceği göz önünde tutulmalıdır.
Bu
bölümde seyir, prognoz, etyoloji, tedaviye yanıt bakımından çok
farklı davranabilen çeşitli epilepsi türleri arasında iyi
tanımlanmış, belirli epilepsi sendromlarından
bazıları hakkında kısaca bilgi verilecektir. Sıralama Tablo 2’de yer alan sınıflama
esas alınarak yapılmıştır.
a. İdyopatik Parsiyel
Epilepsi Sendromları
Santrotemporal dikenli selim çocukluk
çağı epilepsisi (Rolandik epilepsi)
Çocukluk çağının en
sık görülen parsiyel epilepsisidir ve çoğunlukla remisyonla
sonlanır. İdyopatik parsiyel epilepsilerin prototipi olan ve
“sensorimotor sistem” epilepsisi olarak kabul edilen bu tipik tablonun
tanınması çok önemlidir. Genellikle 4-10 yaşlarında
nörolojik açıdan normal bir çocukta başlar, erkeklerde biraz daha
sıktır. Tipik nöbet özellikleri yüzün bir yarısında özellikle
dil, boğaz ve dudaklarda uyuşma ve/veya taraflarda tek yanlı
motor bulgularla seyreder. Farinks, larinks ve dil kaslarının
tutulması nedeniyle konuşma durur veya dizartrikleşir, tükürük
artışı eşlik edebilir. Bu nöbet sırasında
hastanın bilinci korunmuştur. Genellikle uyku sırasında
gelen nöbetler bazen jeneralize tonik klonik nöbete (JTKN) dönüşebilir.
Tipik interiktal EEG bulgusu tek yanlı, bazen iki yanlı ama
birbirinden bağımsız ve yer değiştirebilen yüksek
amplitüdlü santrotemporal lokalizasyon veren diken/ diken-yavaş dalga
aktivitesi şeklindedir ve bu aktivite genellikle uykuda artma gösterir (Şekil
2). Nöbetleri genelde seyrek olduğu için ve ergenlikte remisyonla
sonlandığı için bazı olgularda tedavi verilmeyebilir.
Tedavi gereken durumlarda valproik asidi yeğleyenler olduğu gibi
karbamazepini üstün bulanlar da vardır.
Şekil
2a. Rolandik epilepsi tanısıyla izlenen bir olguda
uyanıklık sırasında sol santrotemporal bölgede faz dönmesi
gösteren az sayıda keskin ve keskin-yavaş dalgalar görülmektedir. Şekil 2b. Aynı olguda uyku ile
sol taraftaki odağın sıklaşarak diziler
oluşturduğu, amplitüdün arttığı görülmektedir.
Ayrıca sağ orta temporal bölgede faz dönmesi gösteren
bağımsız bir epileptojenik odak daha tabloya eklenmiştir.
Oksipital paroksizmli selim çocukluk
çağı epilepsisi
İdyopatik
parsiyel epilepsilerin ikincisi olan bu tablonun eskiden
sanıldığından daha sık görüldüğü
anlaşılmaktadır. Tipik nöbetler körlük, illüzyon veya
halüsinasyon gibi, migrenle karıştırılmasına yol açan
çeşitli görsel semptomlarla başlar. Hemiklonik kasılmalar,
başağrısı, bulantı ve konfüzyon tabloya eşlik
edebilir. Bazı nöbetler oldukça uzun sürebilir. EEG’de gözler
kapatılınca oksipital bölgede, tipik yüksek amplitüdlü sık sivri
dalga dizileri izlenir (Şekil 3).
Ailede epilepsi ve migren öyküsü çok sıktır. 2001 ILAE
sınıflama önerisinde iki farklı tip çocukluk çağı
idyopatik oksipital lob epilepsisi olduğu belirtilmiştir. Otonomik ve
görsel sistemlerin ağırlıklı tutulumu ayırımda
tipiktir.
1- Panayiotopoulos
tipi: (Erken başlangıçlı olanlar: otonom sistem).
Sıklıkla 3-6 yaşlar arasında başlar, büyüme
gelişmesi normal olan çocuklarda çoğunlukla gece uyku
sırasında, başlıca bulantı kusma
yakınmalarını tonik göz deviasyonu ile giden nöbetler izler. Nöbetler
uzun süreli (40% olguda en az 30 dakika) olabilmektedir. EEG’de
ışığa duyarlılık görülmez ve yer
değiştirebilen multifokal dikenler görülebilir. Otonom status
epileptikus gelişebilmekte ve ayırıcı tanıda sorun
yaşanabilmektedir.
2-
Gastaut tipi: (Geç başlangıçlı olanlar: görsel sistem). Gastaut
tarafından 1982’de tanımlanmıştır. 8-10
yaşlarında başlar. Nöbetler gündüzleri de görülebilir ve
başlıca görsel semptomlar bulunur, postiktal
başağrısı sık görülür, prognoz erken
başlangıçlılar kadar iyi değildir, otonom bulgular burada
sık değildir.
Şekil 3. Normal bir çocukta gelişen
görsel nöbetler nedeniyle yapılan bu EEG incelemesinde gözler açıkken
normal bir temel aktivite varken göz kapatmayı izleyerek iki yanlı
oksipital bölgelerde yüksek amplitüdlü sivri-yavaş dalga
deşarjları belirmektedir.
Diğer
idyopatik parsiyel epilepsiler arasında sayılan ve çok nadir tablolar
olan primer okuma epilepsisi ve
sınıflamaya sonradan giren idyopatik
fotosensitif oksipital lob epilepsisi refleks epilepsiler
başlığı altında ele alınmıştır.
Özel bir semptomatik parsiyel sendrom:
"Epilepsia partialis continua" ve Rasmussen sendromu
ILAE
sınıflamasında, semptomatik epilepsiler arasında çocukluk
çağının kronik progresif epilepsia parsiyalis kontinuası
adıyla yer alan çok nadir ancak kötü seyirli bir tablodur.
Epilepsia parsiyalis kontinua genellikle hayatın ilk on
yılında başlayan, ancak hemen her yaşta görülebilen bir
parsiyel epilepsi şeklidir. Hastada neredeyse devamlı bir
şekilde süren basit parsiyel nöbetler görülür. Genelde bu nöbetin
başlaması Rasmussen ensefaliti adını taşıyan,
sadece bir hemisferi tutan kronik bir ensefalitin bulgusu olarak görülür.
Etyolojide bu kronik ensefalitten başka kortikal displazi, tümörler,
vasküler lezyonlar sorumlu olabilir.
Rasmussen ensefalitinde yavaş progresif bir nörolojik
kötüleşme izlenir. Hemiparezi, mental retardasyon ve dominant hemisfer
tutulmuşsa disfazi olur. Hastaların %50’sinde ilk yıl nörolojik
kötüleşme ile birlikte nöbetler başlar. Radyolojik olarak da
yavaş progresif seyirli, genellikle tek yanlı serebral atrofi
tipiktir (Şekil 4). Patolojik
olarak viral ensefalit bulgularının olması tanıyı
koydurur. Ancak Rasmussen ensefaliti tanımlandıktan sonra birçok
atipik olgu bildirimi olmuştur. İlk nöbetler jeneralize tonik klonik
nöbetler (%30), jeneralize veya fokal motor status epileptikus (%20)
şeklindedir. Tipik olgularda ilaçlara dirençli tek yanlı fokal motor
nöbetler ve/ veya temporal lob nöbetleri ortaya çıkar. En sık olarak
yukarıda da belirtildiği gibi, fokal motor status epileptikus olan
“epilepsia parsiyalis kontinua” tablosu görülür. Atipik olarak görece
yavaş seyirli olan, erişkin yaşta başlayan veya epilepsia
parsiyalis kontinuanın miyoklonik formları ile ortaya çıkan
klinik bulgular olabilir. Kranyal görüntülemede kontralateral atrofi bazen
beklenen kadar belirgin olmayabilir, bazen de bilateral tutulum görülebilir.
EEG’de etkilenen hemisferde en çok temporal ve santral olmak üzere polimorfik
delta frekansında yavaş dalgalar görülür. Klinik nöbetin
kontralateralinde elektrografik nöbetler izlenebilir. Beyin omurilik
sıvısının (BOS) incelemesinde olguların
yaklaşık %50’sinde protein artışı ve lenfosit
ağırlıklı hücre artışı vardır.
Oligoklonal band hastaların %0-67 sinde görülür. Glutamat reseptörü subunit
3’e karşı oluşan antikor (anti-Glu3R) saptanabilmekle birlikte
bu hastalık için spesifik değildir ve tanı için artık
kullanılmamaktadır. Beyin biyopsisi sadece şüpheli olgularda
klinik ve radyolojik destek yok ise tanıyı doğrulamak için
yapılır. Nöropsikolojik testlerin tanı için değeri yoktur,
ancak takipte progresyonu göstermek için önemli yer tutar.
Ayırıcı tanıda unilateral epileptik nöbetlere yol açan
tablolardan kortikal malformasyonlar, Sturge-Weber sendromu, inme,
hemikonvülziyon-hemipleji-epilepsi sendromu, gliomatozis serebri gibi tümörler,
metabolik bozukluklar (MELAS) veya inflamatuar durumlar (vaskülit, HIV, Rus
ilkbahar-yaz meningoensefaliti vb) düşünülmelidir. Tedavide antiepileptik
ilaçlar başlanır, ancak genelde ilaçlara dirençli nöbetlerdir.
Beraberinde kortikosteroid, intravenöz immünoglobulin, plazmaferez veya oral
takrolimus verilir. Olgu sayısı az olduğu için kontrollü
çalışmalar yapılamamaktadır. Ancak, önceden tavsiye
edilmiş olan hemisferektomi /hemisferetomi bu olgularda artık pek
tercih edilmemektedir. Uzun dönem immünoterapi şu an için cerrahinin
yerini almıştır.
Şekil
4a.
Rasmussen olgusunda MR örneği: 15 yaşında erkek, 3 yıl önce
başlayan jeneralize konvülzüyonlara, 2 yıl önce solda devamlı fokal
motor nöbetler eklenmiş. Sağ hemisferde frontal, temporal loblarda ve
derin ak maddede belirgin olmak üzere volüm kaybı dikkati çekmektedir.
Şekil
4b.
Aynı hastanın EEG incelemesinde sağ parietal bölgede sol
hemisfere de yayılan nöbet aktivitesi görülmektedir.
b. İdyopatik Jeneralize
Epilepsi Sendromları
Selim ailesel yenidoğan
konvülzüyonları
Çok
nadir görülmekle birlikte tamamen selim olması ve genetik açıdan
mutasyonlarının belirlenmiş olması nedeniyle önem
taşımaktadır. Hayatın 2. veya 3. gününde genellikle
jeneralize tipte günde 20'ye dek varan sıklıkta nöbetler görülür, 1-6
ay içinde kaybolur. Nörolojik açıdan normal gelişen bu
hastaların 1/7'sinde sonradan epilepsi gelişebilir. Otozomal dominant
(OD) ve yüksek penetranslı olan bu hastalığın geninin 20.
kromozomda olduğu saptanmıştır. Ardından başka
bir grup tarafından 8. kromozomda da bir defekt gösterilmiştir.
Sorumlu genlerin her iki kromozomda yer alan farklı (KCNQ2, KCNQ3)
potasyum kanal genleri olduğu 1998'de kanıtlanmıştır.
Selim yenidoğan konvülzüyonları
(5.gün nöbetleri)
Nadirdir,
sık klonik ve sinsi, örneğin apneik nöbetler görülür. Bebeklerin
gelişimi tamamen normaldir ve ardından epilepsi gelişimi
görülmez.
Piridoksin
bağımlılığı
Çok
nadir görülmekle birlikte spesifik tedavisi olduğundan önem
taşıyan bu tabloda nöbetler hayatın ilk 24 saatinde başlar.
İn utero veya birkaç ay içinde başlangıç bildirilmiştir.
Genellikle jeneralize tipte olan nöbetler tüm antiepileptik tedavilere
dirençlidir. IV 100 mg piridoksine çok hızla yanıt alınır
ve EEG'de normale döner. Bazı olgularda erken tedaviye rağmen mental
gerilik kalabilir. Şüphelenildiği durumlarda tedavi denemesi
yapılmalıdır. Piridoksin yani B6 vitamini inhibitör
nörotransmitter GABA'nın sentezinde rol alan glutamik asit dekarboksilaz
enziminin kofaktörüdür ve otozomal resesif eksikliğinin bu tabloya rol
açtığı düşünülmektedir.
Süt çocukluğunun selim miyoklonik
epilepsisi
Hayatın
ilk 2 yılı içinde jeneralize miyoklonus atakları ile
karakterizedir. Aile öyküsü genellikle vardır ve nöbetler kolayca kontrol
altına alınır. Genellikle başka nöbet tipleri eşlik
etmez ama ergenlik döneminde JTKN görülebilir. Tedavide valproat tercih edilir.
Çocukluk çağı absans epilepsisi
(piknolepsi)
Tipik
absans nöbetleri ile giden bu tablo çocukluk çağı nöbetlerinin
yaklaşık %4'ünü oluşturur. Başlangıç yaşı
3-9 arasıdır, kızlarda biraz daha sıktır. Nöbetler her
çeşit mental aktivitenin aniden durması ve saniyeler sonra
kaldığı yerden devam etmesi şeklinde olur. Bu sırada
hastanın cevapsız ve hareketsiz olduğu, boş bir
şekilde baktığı gözlenir. Sadece bilinç kaybı ile
seyreden nöbetlere basit absans;
bilinç kaybı ile birlikte hafif klonik, atonik, tonik, ve otonom
komponentlerin ve otomatizmlerin olduğu nöbetlere kompleks absans nöbetleri denir. Tipik absans nöbetlerinin EEG
bulgusu bilateral, genelikle düzenli ve simetrik 3 (2.5-4) Hz diken-dalga
kompleksleri; bazen multipl diken-yavaş dalgalar şeklindedir; temel
aktivite normaldir (Bakınız: Sinir Sistemi Semiyolojisi, EEG, Şekil 2).
Genellikle
normal zeka düzeyinde olan bu hastalar sık nöbetleri nedeniyle okul
başarısında düşme gösterebilirler. Tedaviye iyi cevap (%80
olguda tam kontrol) alınan bu tabloda uygun ilaçlar sadece absans nöbeti
olanlarda etosüksimid veya valproik asid, diğer nöbet tipleri eşlik
ettiğinde ise valproattır. Ender görülen dirençli absans nöbetlerinde
lamotrijin, etosüksimid veya diğer geniş spektrumlu anti-epileptikler
birlikte kullanılabilir.
Jüvenil absans epilepsi
Çocukluk çağı absans epilepsine (ÇAE) oldukça benzer. Absans
nöbetleri ÇAE'den uzun ve görece daha hafiftir. 8-16 yaş arası normal
çocuk ve ergenlerde görülen bu tabloda nöbetler yıllar içinde hafifler ama
ÇAE’deki gibi remisyon beklenmez, JTKN ve seyrek miyokloni olabilir ama geri
plandadır. EEG ÇAE’ye benzer ama multipl diken olabilir (Şekil 5).
Şekil 5. 12
yaşındaki olguda EEGde izlenen, 7 saniye süreli, 4 Hz jeneralize,
hemisfer ön yarılarında belirgin multi-diken-dalga
deşarjları sırasında dalma ve gözlerinde aralanma ve
kırpıştırma görülmüştür.
Jüvenil miyoklonik epilepsi
Genellikle
8-26 yaş arasında, en sık olarak 12-15 yaşlarında bir
hastada tipik olarak sabah uyandıktan sonra, şuuru yerindeyken,
yaygın, tekrarlayıcı, genellikle kollarda belirgin olan
miyoklonilerle başlar. Aniden uyandırılma ve uykusuzluk ile
tetiklenen bu nöbetler bazen hastanın elindekileri düşürmesine yol
açar. Miyoklonik nöbetleri sinirlilik, yorgunluk yüzünden elde titreme gibi açıklamalarla
çoğu hasta önemsemez ve bir doktora başvurmaz. Bu nedenle bu
nöbetlerin anlaşılabilmesi için ayrıntılı bir
şekilde sorgulanması gerekmektedir. Miyokloniler bazı hastalarda
tek nöbet tipi olarak kalabildiği gibi çoğu hastada bir yıl
içinde yine benzer tetikleyici etkenlere bağlı olarak ortaya
çıkan JTKN tabloya eklenir. Bu sendromda görülebilen 3. nöbet tipi
olguların yaklaşık 1/3'ünde görülen ve genellikle daha erken
yaşlarda ortaya çıkan absans nöbetleridir. Bazı hastalarda nöbet
sırasında hafif fokal bulgular saptanabilir. Işık uyarana
duyarlılık bu sendromda özellikle kadın olgularda sık
olarak görülmektedir.
Bu
idyopatik jeneralize epilepsi sendromu tüm epilepsilerin %4-10
kadarını oluşturmaktadır, buna karşın sık
olarak tanı konmasında gecikme ve güçlükler ortaya çıkar. İlk
tanı sorunu daha öncede belirtildiği gibi hastanın miyoklonileri
önemsemeyip genellikle ilk büyük nöbeti geçirince doktora başvurması
ve miyokloniler doktor tarafından sorulmazsa bahsetmemesi nedeniyledir. Bu
arada hasta çeşitli yanlış tanılar alabilir, örneğin
parsiyel bir epilepsi sanılabilir. Karbamazepin ve fenitoin tedavileri bu
sendromda olumsuz etki yaratarak absans ve miyoklonileri
arttırmaktadır. Doğru tanı konduktan sonra
yapılması gereken ilk önce hastanın nöbeti arttıran
faktörler açısından uyarılmasıdır. Bu faktörler
arasında uykusuzluk, ani uyanma, yorgunluk, alkol alımı, parlak
ışık uyarı, televizyon veya bilgisayar oyunları ve
nadir bazı olgularda bazı mental fonksiyonlar (okuma, oyun oynama
vb...) yer alır. Her hasta bu faktörlerin bir veya birkaçından
etkilenebilir. Kadın hastalar menstruasyon sırasında nöbet
artışından yakınabilirler.
Bu
sendromda doğru ilaç tedavisi valproik asid ile olur, fakat yan etkiler
nedeniyle sorun yaşanabilir. Yaklaşık %80 olgu bu ilaç ile tam
olarak kontrol altına alınır. Ancak ömür boyu sürdüğü
bilinen bu hastalıkta ilaç kesme ve tetikleyici faktörlere bağlı
olarak nüksler görülmektedir. EEG de tipik bulgu 3-6 Hz jeneralize çok
diken-dalga deşarjları görülmesidir, fotosensitivite de önemlidir
(Bakınız: Sinir Sistemi Semiyolojisi, EEG, şekil 7, 8).
Ancak 1/3 olguda ilk EEG normal bulunur. Kesin tanı için EEG’ nin
tekrarlanması yararlıdır. Bazı olgularda EEG’de asimetrik
ve fokal anomalilere rastlanabilir ve deneyimsiz bir göz tarafından
yanlış sonuçlara varılabilir. Genetik olarak yeri ilk
çalışmalarda 6. kromozomun kısa kolunda bulunmuş, ancak
başka lokuslar da eklenmiştir. Bir ailede GABRA1 gen
mutasyonları yanı sıra 2004 yılında EFHC1 geni, takip
eden yılda Ser1 reseptör geninde mutasyonlar saptanmıştır.
Uzun takip çalışmaları 40 yaşından sonra miyoklonik
nöbetlerin çoğu olguda ortadan kalktığını veya
hafiflediğini göstermiştir. Psikiyatrik ek sorunları olan ve 3
nöbet tipi olan olgular %15 oranında görülebilen dirençli seyir
açısından risk taşırlar.
Uyanırken gelen grand mal nöbetli
epilepsi
Genellikle
10-20 yaş arasında başlayan ve diğer idyopatik jeneralize
epilepsilerle ortak özellikler taşıyan bu sendromda nöbetlerin
%90'ı uyanma dönemleri ve uykusuz kalma ile ilişkilidir.
Akşamüstü dinlenme saatlerinde de nöbet görülebilir. Ailede epilepsi
öyküsü genellikle bulunur, iyi seyirlidir.
Tipik absans nöbetleri birbirinden farklı klinik tabloları,
prognozları ve tedaviye cevapları olan çeşitli epileptik
sendromlarda görülür. ILAE (Tablo 2)
tarafından tipik absans nöbetleriyle giden 4 sendrom
tanımlanmıştır:
Ancak son yıllarda göz kapağı miyoklonili absans
epilepsi sendromu başta olmak üzere bir çok farklı absans epilepsi
sendromunun olduğu Panayiotopoulos ve arkadaşları
tarafından bildirilmiştir. Bu tablo 2001 sınıflamasına
da nöbet tipi olarak girmiştir. Şekilde tipik EEG bulgusu gösterilmiş
olan bu sendromda hastaların göz kapamayı izleyen kısa süreli
absans nöbetleri sırasında göz kırpma ritmik olarak tekrarlar,
göz küreleri yukarı deviye olur, ayrıca fotosensitif oldukları,
sık JTKN geçirdikleri ve prognozlarının görece daha kötü olduğu
bilinmektedir. (Şekil 6). Diğer bazı yeni
tanımlanmış absans epilepsi sendromları arasında
perioral miyoklonili absans epilepsi, fantom absans ve geç
başlangıçlı jeneralize konvülzüyonlar gibi tablolar
sayılabilir.
Şekil 6. Göz
kapağı miyoklonili absans epilepsili bir olguda göz kapamayı
takiben ortaya çıkan 1.5-2 sn süreli jeneralize diken-dalga
deşarjları
Hasta ve ailelerini absans nöbetinin remisyona gireceği ya da
devam edeceği açısından aydınlatabilmek çok önem
taşımaktadır. Yapılan çalışmalar uzun takipli
hasta gruplarında normal IQ, normal nörolojik muayene, erken
başlangıç, JTKN olmaması (sadece absans nöbeti ile %64 remisyon,
JTKN varlığında ise %34 remisyon görülür), absans statusu
olmaması, ışığa duyarlılık olmaması,
aile öyküsü olmaması gibi faktörlerin prognostik açıdan olumlu
olduğunu göstermiştir..
GEFS+: Jeneralize epilepsi ve febril nöbet
artı sendromu
İdyopatik
jeneralize epilepsi özelliklerini taşıyan ve genetik
çalışmalar sayesinde yeni tanımlanmış heterojen
özellikte bir sendromdur. Febril nöbetler beklenenden daha erken veya geç
yaşta başlayabilir, 6 yaşından sonra da ateşli veya
ateşsiz olarak devam edebilir ve farklı epilepsi nöbetleri aynı
ailede farklı bireylerde izlenebilir. Absans, miyoklonik nöbetler, atonik
nöbetler ve bazen ağır olgularda miyoklonik-astatik nöbetler
görülebilir. Otozomal dominant kalıtım şekli gösteren, 6
yaşından sonra da devam eden sık febril nöbetler ve farklı
nöbet tipleri ile birliktelik gösteren ilk geniş aile 1997’de Scheffer ve Berkovic tarafından tanımlanmıştır. Voltaj kapılı sodyum kanalı
SCN1A ve SCN1B subünite genlerinde, GABA reseptör γ-2 subunit geninde
(GABRG2) ayrıca α-2 subunit geninde, SCN2A1 geninde mutasyonlar
bildirilmiştir. Bu konuda çalışmalar halen devam etmekte,
faklı ailelerde farklı mutasyonlar saptanmaktadır. Genetik çalışmaların
sendrom sınıflamasını etkilediğini göstermesi
açısından bu sendrom önemli bir örnek oluşturmaktadır.
Ancak şu an için tam olarak klinik özellikleri ve sınırları
anlaşılamamış geniş spektrumlu bir genetik sendrom
özelliği göstermektedir.
c. Kriptojenik veya Semptomatik
Jeneralize Epilepsi Sendromları
West sendromu
Bu tablonun tipik 3 ana belirtisi şunlardır:
Şekil
7.
West sendromlu bir olguda hipsaritmi örneği. EEG aktivitesinin yüksek
amplitüdlü, multifokal ve kaotik
özellikte olduğuna dikkat ediniz.
İnfantil spazmlar fleksör, ekstansör, klonik veya miyoklonik
tiplerde olabilir, bazen hafif bir baş hareketi şeklinde olup
başlangıçta ailenin ve doktorun dikkatinden kaçabilir. İnsidensi
yaklaşık olarak 5000'de 1 olarak bildirilen bu tablonun
başlangıç yaşı 3-12 aydır; 3-7 aylar arasında ve
erkek çocuklarda nispeten sık rastlanır. Olguların
yaklaşık 3/4ünde etyolojik bir neden gösterilebilir. Bu semptomatik
olarak adlandırılan West olgularında sık olarak saptanan
faktörler hipoksik-iskemik ensefalopati (perinatal asfiksi), serebral
malformasyonlar (özellikle tuberoz skleroz), merkezi sinir sistemi infeksiyonları
ve çeşitli metabolik-toksik nedenlerdir. Kriptojenik olarak
adlandırılan grupta ise yapılan tüm araştırmalara
rağmen etyolojik bir faktör bulunmaz. Bu grubun %5 kadarında ailede
infantil spazm öyküsü bulunmaktadır. Prognoz semptomatik grupta ve tedavi
gecikmesinde özellikle daha belirgin olmak üzere genellikle kötüdür.
İnfantil spazmlar antiepileptik ilaçlara genellikle direnç gösterirler.
Steroidler, tedavi mekanizması bilinmemekle birlikte (ACTH veya prednison)
daha iyi sonuçlar verir. Ancak son yıllarda özellikle vigabatrin tedavisi
ile olumlu sonuçlar bildirilmektedir.
Lennox-Gastaut sendromu
West
sendromunun bir uzantısı gibi düşünmek mümkündür. Bu tabloda
atipik absans, miyoklonik, tonik nöbetler, atonik ve tonik-klonik nöbet
tiplerinin birden fazlası bir arada görülür. EEG’de yavaş (1-2.5Hz)
diken-dalga görünümü tipiktir (Şekil
8). Olguların büyük kısmında belirgin motor-mental gerilik
söz konusudur. West sendromunun etyolojisinde söz edilen nedenlerin çoğu
aynı zamanda Lennox-Gastaut sendromuna yol açabilir. Bazı olgular
West sendromundan geçerek bu tabloya girerler. Nöbetler genellikle ilaç
tedavisine dirençlidir. Düşme nöbetleri özellikle kötü prognoza
işaret eder, morbiditeye yol açar ve bu tip bazı olgularda anterior
kallozotomi girişimi ile olumlu sonuçlar elde edilebilmektedir.
Şekil 8. Lennox-Gastaut sendromu için tipik
olan yavaş dalga dikenler ve yetersiz temel aktivite görülmektedir.
Tipik absans nöbetleriyle atipik absans nöbetleri klinik planda; atipik
absans nöbetlerinin başlangıç ve sonlanmasının çok kesin
olmaması, tonus değişikliklerinin çok daha belirgin olması
ile ayrılır. Ayrıca atipik absanslar genellikle mental retarde
ve diğer nöbet tipleri olan hastalarda görülür. Atipik absans nöbetlerinde
iktal EEG çok daha heterojendir; düzensiz, yavaş diken-dalga kompleksleri,
hızlı aktivite vb görülür, bilateral olmakla birlikte asimetrik ve
düzensizdir, zemin genellikle anormaldir.
Miyoklonik-astatik nöbetli epilepsi
Nadir
görülen bu sendromda normal bir çocukta aniden düşme nöbetleri
başlar. Nöbetler miyoklonik, astatik, miyoklonik-astatik ve tonik klonik
olabilir. Status epileptikus ve ailede benzer öykü sıktır. EEG'de
düzensiz hızlı diken-dalga veya çok diken dalga görülür. Seyir ve
prognoz çok değişkendir. Bazı olgular remisyona girerken
bazıları Lennox-Gastaut sendromu ile kesişme gösterir.
Miyoklonik absans epilepsisi
Nadir
rastlanan bu tabloda başlangıç genellikle 5-8 yaş
arasındadır, erkeklerde biraz daha fazladır. Tipik absanslara
ciddi bilateral klonik atmalar eşlik eder. EEG özellikleri ÇAE'den
farklı değildir. Tedaviye cevap çoğunlukla kötüdür ve bazı
diğer epilepsi tiplerine özellikle Lennox-Gastaut sendromuna ilerleme
görülebilir.
d. Semptomatik Jeneralize Epilepsi Sendromları
Spesifik
Sendromlar
Progresif miyoklonik epilepsiler (PME)
Başlangıç
yaşı erken çocukluktan erişkinliğe dek olabilen bu tablodan
altta yatan çeşitli, genellikle genetik geçişli nörodejeneratif
süreçler sorumludur (Tablo 6 ve 7). Çok sayıda etyolojik nedenlerin
tümü seyrek görülür ve PME tüm epilepsilerin yaklaşık %1’ini
oluşturur. Hepsinin ortak klinik özellikleri genellikle postür, aksiyon
veya dış uyarılar (ışık, ses ve dokunma) ile
tetiklenen ağır miyoklonustur,
buna JTKN ve diğer nöbetler eklenir. Tedaviye dirençli, giderek
şiddeti artan ve mental açıdan da yıkıma yol açan
tablolardır. Demans dışında başlıca serebellar
olmak üzere çeşitli nörolojik, oftalmolojik ve sistemik bulgular
görülebilir. EEG’de tipik olarak temel aktivitede yavaşlama ve jeneralize
epileptiform deşarjlar, ışık
duyarlılığı ve bazen fokal bulgular saptanır (Şekil
9). Klinik olarak başlangıçta jüvenil miyoklonik epilepsi gibi
selim epilepsi sendromlarıyla karışabilir ama EEG genelde bu
tablolara göre belirgin yavaştır.
En sık görülen PME nedenleri:
-Unverricht-Lundborg
hastalığı
-Lafora cisimli hastalık
-Mitokondrial
ensefalopati ve çatlak kırmızı lifler "rugged red
fibers" (MERRF)
-Sialidoz
(“cherry red spot”-miyoklonus sendromu)
-Seroid
Lipofuksinozlar olarak sayılabilir.
-Diğer
nadir nedenler; Gaucher tip III-a, Çölyak hastalığı,
‘’Ramsey-Hunt’’ Sendromu, Gangliozidozis, Hallervorden-Spatz,
dentatorubropallidoluysian atrofi (DRPLA:CAG trinükleotid tekrarı-
Japonya’da sıktır) olarak sayılabilir.
Şekil 9. Progresif miyoklonik
epilepsi için tipik EEG bulguları olan temel aktivitede yaygın
yavaşlama, ışığa duyarlılık ve jeneralize
düzensiz çok dikenli dalga deşarjları görülmektedir. Lafora olgusu
olan bu hastada ayrıca oksipital bölgede dikenler de dikkati çekmektedir.
Tablo 6. Miyoklonus, nöbetler, ataksi ve demansla
giden klinik sendromların ilişkisi ve kesişmesi
|
|
Nöbetlerle
giden progresif ensefalopatiler |
Progresif
miyoklonik epilepsiler |
Progresif miyoklonik ataksiler |
|
Erken klinik bulgular |
Demans |
Miyoklonik
nöbetler tonik-klonik
nöbetler |
Ataksi miyoklonus |
|
Eklenen klinik bulgular |
Nöbetler
veya miyoklonus (görece seyrek ve hafif) |
Ataksi
veya demans, progresyon |
Demans,
tonik-klonik nöbetler hafif veya yok |
|
Başlangıç yaşı |
Genelde
erken çocukluk |
Geç
çocukluk veya ergenlik
dönemi |
Tipik
olarak erişkin |
|
Ana nedenler |
Bir
çok kalıtımsal metabolik hastalık |
Unverricht-Lundborg MERRF Lafora
Hastalığı Nöronal
Seroid Lipofuksinozlar Sialidozlar |
MERRF Spinoserebellar
dejenerasyon Çölyak
hastalığı |
Tablo 7. Progresif Miyoklonus
Epilepsileri
|
Hastalık |
Başlangıç |
Klinik
özellikler |
Tipik
laboratuvar özelliği |
Genetik
tanı |
Tedavi |
|
Unverricht- Lundborg
Hastalığı |
6-18
yaş |
Uyarana
duyarlı (ışık, ses, dokunma)
kısıtlılık yaratan ağır miyokloniler; ataksi
hafif, JTK kontrolü görece kolay, demans hafif/ yok |
Yok Tüm
PME lerde görülebilen EEG, dev SEP ve diğer bulguları var |
Otozomal resesif 21q22.3; EPM1 Sistatin
B geninde mutasyon (Dodekamer ekspansiyonu veya nokta mutasyonları) |
Palyatif,
semptomatik (valproik asit, +klonazepam, yüksek doz pirasetam, levetirasetam,
zonisamid, topiramat). Karbamazepin,
fenitoin gibi ilaçlardan kaçınılmalı! |
|
Lafora
Hastalığı |
10-19 |
Miyokloni,
oksipital nöbetler, atipik absanslar, atonik, kompleks parsiyel nöbetler,
ağır demans |
Deri, karaciğer veya
beyin biyopsisinde ışık mikroskopisiyle Lafora cisimleri |
Otozomal resesif EPM2; Laforin ve malin
genlerinde mutasyonlar -Delesyonlar -Nokta
mutasyonları |
Palyatif,
semptomatik (valproik asit, +klonazepam, yüksek doz pirasetam, levetirasetam,
zonisamid, topiramat) Karbamazepin,
fenitoin gibi ilaçlardan kaçınılmalı! |
|
MERRF |
Her yaş |
Serebellar ataksi, miyokloni, miyopati, nöropati, işitme
kaybı, demans geri planda, kısa boy, optik atrofi, işitme
kaybı |
Kan veya BOS laktat á, anormal kas MR spektroskopisi Kas biyopsisinde
kırmızı çatlak lifler (%90)
|
Maternal
kalıtım, mitokondrial DNA’da tRNA da nokta mutasyonları |
Ampirik
; antioksidan vitamin kombinasyonları ve koenzimQ ve L-karnitin Nöbet
tedavisi için VPA’dan kaçınılmalı |
|
NSL
Geç infantil |
2,5-4 |
Miyoklonik, tonik-klonik, atonik, atipik absans nöbetleri |
Deri,
rektal/beyin biopsisinde elektron mikroskopisiyle kurvilinear profiller -Fibroblast/lökositlerde azalmış/ saptanamayan
TPP1 enzim akt. |
11p15
Lizozomal proteaz nokta mutasyonları, |
Semptomatik,
palyatif |
|
NSL
Jüvenil |
4-10 |
Görme bozukluğu, demans, dizartri, ataksi, ekstrapiramidal
özellikler |
Kanda
vakuollü lenfositler, deri biyopsisinde/lenfositlerde parmak izi profilleri |
16p12 Membran protein 1
kb delesyonu -Nokta mutasyonları |
Semptomatik,
palyatif |
|
NSL Erişkin |
11-50 |
Demans, ataksi, ekstrapiramidal bulgular, Miyokloni |
Garanüler
osmiofilik depositler/ Parmak izi profilleri |
? |
Semptomatik,
palyatif |
|
Sialidozlar Tip
I Tip
II |
8-20 10-30 |
ağır
miyokloni, fundusta cherry-red spot, tonik-klonik nöbet, ataksi dismorfizm,
korneada bulutlanma, hepatomegali, iskelet
displazisi, öğrenme bozukluğu |
İdrar kromatografide artmış siyalil-oligosakkaritler,
-lökosit/ fibroblast kültürlerinde lizozomal enzim defekti (ağır
nöroaminidaz eksikliği (tip I ve II) ve parsiyel b-galaktosidaz eksikliği (tipII) |
Otozomal
resesif; 6p21.3
nokta mutasyonları |
Semptomatik,
palyatif |
|
DRPLA |
Her yaş |
Serebellar
atrofi, ataksi, koreatetoz, miyokloni, epilepsi, demans, psikiyatrik
semptomlar |
MRG
bulguları destekleyici |
12p13
-CAG
ekspansiyon Anormal CAG tekrarının gösterilmesi |
Semptomatik |
e. Fokal veya Jeneralize Olduğu
Belirlenemeyen Bazı Epilepsi Sendromları
Süt çocuğunun ağır miyoklonik
epilepsisi
Genellikle
ilk aylarda veya ilk yıl içinde normal bir bebekte jeneralize veya fokal
miyoklonik nöbetler gelişir. Febril bir status epileptikus olarak
başlayabilir. Psikomotor gelişim ikinci yıl içinde geriler.
Tablo ilaçlara dirençlidir. EEG’de jeneralize diken-dalga, fokal bulgular ve
fotosensitivite görülür. Ailesel olgular sıktır. Bu tablonun Ohtahara
sendromu (EEG'de burst-süpresyonlarla giden erken infantil epileptik
ensefalopati) ve erken miyoklonik ensefalopati ile kesişen yönleri
olduğu düşünülmektedir.
Landau-Kleffner sendromu
Çok
nadir olan bu tablo konuşmayı normal olarak öğrenmiş olan
3-10 yaş arası bir çocukta konuşmanın kaybolması (edinsel epileptik afazi) ve bunu genellikle
izleyen parsiyel motor ve JTK tipte epileptik nöbetlerle ortaya çıkar. EEG
bulguları tanı koydurur (Şekil 10). Patofizyolojisi
aydınlatılamamış olan bu tabloda ilerleyen yaşla
birlikte genellikle remisyon görülür. Ancak hastalarda bazı
davranış problemleri ve iletişim güçlüğü kalıcı
olabilmektedir. Tedavisinde klinik deneyimlerimize göre en etkili ilaç
steroidin yanı sıra klonazepamdır. Bazı olgularda CSWSS
(continiuous spike and waves during slow wave sleep) tablosu görülebilir.
Şekil 10. Landau-Kleffner Sendromu
tanısı ile izlenen 9
yaşındaki erkek hasta; 7
yaşında başlayan jeneralize tonik klonik nöbetlerine 7 ay sonra
eklenen edinsel afazi nedeniyle çocuk nörolojisi birimine
başvurmuştur. EEG incelemesinde uykuyla aktive olan, frontotemporal bölgelerde
birbirinden bağımsız diken-dalga deşarjları ile Şekil10a.
yavaş uyku sırasında devamlı diken-dalga aktivitesi
izlenmektedir Şekil10b.
f.
Özel (Özgün) Sendromlar
Duruma
Bağlı Nöbetler
Febril nöbet (febril konvülzüyon,
ateşli havale)
Merkezi
sinir sistemi infeksiyonu veya kronik bir beyin hastalığı
olmaksızın, 6 ay-5 yaş (3ay-6 yaş) arası normal
çocuklarda ateşli dönemlerde ortaya çıkan nöbetlerdir ve görülme
sıklığı toplumlara göre değişmekle birlikte % 3-5
arasıdır. Febril nöbet (FN) geçiren bir olguda nörolojik durum ve
gelişim, koinsidental olabilecek bazı bulgular dışında
tümüyle normal olmalıdır. FN’lerin yaklaşık ¾ 'ü basit FN
olarak gruplanabilir. Bu grupta konvülzüyon 15 dakikadan kısa sürer,
kasılmalar jeneralizedir ve nörolojik bulgu yoktur. Komplike FN olarak
sınıflanan grubun ise nöbeti uzundur (ya da status epileptikus
şeklindedir), fokal kasılma görülür ve Todd parezisi gibi bazı
nörolojik bulgular eşlik edebilir. Olguların %30’unda FN tekrarlar ve
bunlarında yine 1/3'ünde 3. bir nöbet daha görülür. FN geçiren olgularda
epilepsi gelişme riski %2-5 olarak bildirilmiştir. Bu bu oran normal
popülasyonun riskinden çok da yüksek değildir. Ancak komplike FN öyküsü
ile dirençli bir mezyal temporal lob epilepsisi geliştirme
açısından anlamlı bir bağlantı olduğu
gösterilmiştir. Bu ilişkide neden-sonuç bağlantısı
şu anda tam olarak aydınlatılamamıştır. FN'de
profilaktik tedavi verilmesi tartışmalıdır. Profilaksinin
nöbet tekrarını ve epilepsi gelişimini engellediğini
gösteren somut bir kanıt gösterilememiştir. Tekrarlayan ve uzun
FN'leri olan olgularda nöbeti durdurmak için rektal diazepam uygulaması
kolay ve etkili bir yöntem olarak kabul edilmektedir. Aileler ateş
kontrolü açısından eğitilmelidir.
Refleks Nöbetler ve Epilepsi
Refleks epilepsi herhangi bir duysal dış uyarana
bağlı olarak gelişen ve tekrarlayan epileptik nöbetler
durumudur. Refleks nöbetler ise özgün
bir uyarana karşı daima veya hemen daima ortaya çıkan
nöbetlerdir. Duysal algıların refleks nöbetleri tetiklediği
19.yüzyıldan önce de bilinmektedir. Yıllar içinde çeşitli
refleks epilepsi sendromları tanımlanmıştır, en
sık görüleni %75-80 oranıyla ışığa duyarlı
gruptur.
İlk kez 1989 ILAE sendrom sınıflamasında, özel
uyaranlarla ortaya çıkan epilepsi tanımı konulmuştur. 2001
yılındaki sınıflamada refleks nöbetleri ortaya çıkaran uyaranlar; görsel uyaranlar
(yanıp sönen ışıklar, paternler, diğer görsel
uyaranlar), düşünme, müzik, yemek yeme, praksi, somatik duysal, propriyoseptif,
okuma, sıcak su, “startle” olarak belirtilmiştir. Refleks epilepsiler; idyopatik fotosensitif
oksipital lob epilepsisi, diğer görsel sensitif epilepsiler, primer
okuma epilepsisi ve “startle” epilepsisi olarak 2001 sınıflama
önerisinde yer almaktadır. Refleks
epilepsi sendromlarında görülen epileptik nöbetler fokal veya jeneralize;
erken veya geç latanslı; basit uyarana bağlı veya
karmaşık uyaranlara bağlı olabilir. Spontan nöbetler de
eşlik edebilir. İzole refleks nöbet görüldüğünde bu kişinin
epilepsi tanısı almasını gerektirmez. Alkolün
bırakılması veya ateş gibi özel durumlarda ortaya
çıkmış olan nöbetler refleks nöbet değildir.
Fotosensitivite: Klinik olarak ışık
uyaranlarla tetiklenen nöbetler refleks fotosensitif nöbetlerdir. Epileptik
hastaların yaklaşık %5’inde EEG’de ışık
duyarlılığı görülür Bu oran idyopatik jeneralize
epilepsilerde %21’ e kadar yükselir. İJE sendromları içinde özellikle
JME ve sabah uyanırken olan jeneralize tonik-klonik nöbetlerde; ÇAE ve
diğer İJE sendromlarına göre daha fazladır.
Fotosensitivitenin yaş ve cinsiyete bağlı penetrans gösteren,
otozomal dominant bir kalıtım paterni vardır.
Aralıklı ışık uyaranına karşı
oluşan yanıta göre ışığa duyarlılık 3
alt grupta incelenebilir:
Işığa duyarlılık belirgin olarak yaşa
bağımlılık gösterir ve en fazla görülme yaşları
10-15 yaş arasındadır. Kadınlarda 10-25
yaşlarında görsel uyaran ile ortaya çıkan nöbet ve EEG’de
fotoparoksismal yanıt sık görülür. Kadın/Erkek oranı 1.5-2
civarındadır. Fotosensitif epilepsinin tüm dünyada
tanınması Pokemon isimli çizgi film ile olmuştur. Bu yüksek kontrastlı
güçlü ışık uyaran içeren çizgi filmi 16 Aralık 1997
yılında Japonya’da seyreden yaklaşık 685 çocuk nöbet
geçirme nedeniyle acillere başvurmuştur.
Işığa duyarlı refleks epilepsili
olgularda çeşitli ışık kaynakları rol oynayabilir. En
sık bildirilen ışık kaynağı TV’dir. TV ile
birlikte veya ayrı olarak bilgisayar ekranı, video oyunları da
uyaran olarak rol oynamaktadır. Güneş
ışığının direkt şekilde veya
ağaçlı bir yolda aralıklı yansıması, lamba
ışığı, eğlence yerlerinde yanıp sönen renkli
ve parlak ışıklar, paternler, fotosensitif olgularda diğer
uyaranlardır.
Patern
duyarlılığı: Aralıklı ışık uyaranının
ardından en sık görülen görsel tetikleyicidir. Patern
duyarlılığının fotosensitivite ile yakın
ilişkisi bilinmekte ve patern-fotosensitif birlikteliği %70’e varan
oranda bildirilmektedir. Hastalar çizgili duvar kağıtları,
döşemeler, üniformalar, yürüyen merdiven, ızgaralar, radyatörler, üst
üste duran tabakları uyaran olarak bildirmektedir. Paterne duyarlı
hastalar ile ışığa duyarlı hastalar arasında
demografik farklılık, klinik farklılık bildirilmemiştir.
Ailesel özellik sıktır.
“Startle” Epilepsi: Startle epilepsi ani, beklenmedik ses veya
somatosensoryel uyarı ile tetiklenen nöbetlerle karakterizedir. Nöbetler
genellikle jeneralize toniktir, fakat parsiyel olabilir ve genellikle
semptomatik kökenlidir. Startle nöbetlerinin epileptojenik bir fokusun
proprioseptif uyaran ile aktivasyonuna bağlı olduğu
düşünülmektedir. Startle epilepsi epileptik kökenli olmayan startle
(irkilme) reaksiyonlarından ayırt edilmelidir.
Sıcak Su Epilepsisi: Banyo sırasında sıcak suyun
etkisiyle oluşan epilepsi, sıcak su epilepsisi veya banyo epilepsisi
olarak adlandırılmaktadır. Avustralya, Japonya, İngiltere
gibi ülkelerden izole olgular bildirilmektedir. Buna karşılık
Satichandra ve ark. 4 yıl içinde saptanan 279 vaka ile Güney Hindistan’dan
geniş bir seri bildirmişlerdir. Bu bölgenin iklim
koşulları, banyo sırasında aşırı sıcak
su ile başın üstüne dökünülerek yıkanılması ve genetik
özelliklerin etkisi vurgulanmaktadır. Bu nedenle toplumlar arası
kültürel farklılıklar, coğrafi özellikler, genetik faktörler ve
sosyal alışkanlıkların rolü
tartışılmaktadır. Sıcak su epilepsisi, özgün bir
dış uyaran olan “sıcak su ile yıkanma” sırasında
ortaya çıkan kompleks parsiyel nöbetlerle karakterize refleks epilepsi
türüdür. En sık erkek çocuklarda rastlanır, iyi seyirlidir, aylar ya
da yıllar içinde remisyon beklenir. Ancak 40 yaşından sonra dahi
ortaya çıkabilir. Diğer taraftan spontan nöbetler de
gelişebilir. Nöbetten yoğun haz duyma ve bilinç kaybı
oluşuncaya kadar kompulsif bir şekilde su dökünmeyi sürdürme yani
self-indüksiyon çoğu olgular için en dikkat çekici özelliklerinden
biridir. Nörolojik muayene normaldir, strüktürel lezyon genellikle
bulunmamaktadır. Yurdumuzda Avrupa ülkelerine göre sık rastlandığı
görülen bu tabloda genelde temporal bölgede epilepsi odağı dikkati
çekmektedir ve genetik özellik olduğunu düşündüren ailesel olgular
vardır. En sık banyo sırasında sıcak suyun baştan
aşağı dökülmesiyle ortaya çıkar. Çok defa fokal belirtilere
yol açan nöbetlerdir. Uyaranın özellikleri kişiden kişiye
değişkenlik gösterebilir; soğuk su ile veya küvette
yıkanma, duş alma, hatta elini soğuk su dolu kovaya sokma,
yağmur damlasının vücuda değmesi vb. nöbet için
uyarıcı olabilir. Doktora az başvurulması ve banyodaki
self-indüksiyonla tetiklenen nöbetlerin gizlenmesi söz konusu olabilmektedir.
Okuma Epilepsisi: Okuma epilepsisi, idyopatik (primer) ve daha
az oranda semptomatik epilepsi olarak alt gruplara ayrılır. Primer
okuma epilepsisinde spontan nöbetler olmaksızın sadece okuma ile
ortaya çıkan çenede atma kasılma şeklinde nöbetler görülür.
Genellikle başlangıç yaşı ergenlik dönemidir. %40-50’sinde
herediter özellik görülmüştür ve JME’li bazı olgularda
görülebildiğine dikkat çekilmiştir. Erkek/Kadın
oranı:1.8’dir. Gelişim öyküsü, nörolojik muayene, interiktal EEG ve
görüntüleme tetkikleri (BT; MRG) normaldir. Nöbetlerin sessiz veya yüksek sesle
okuma ile ortaya çıkmasının dışında; 1/4’inde
heyecanlı veya tartışmalı bir konuşma
sırasında da nöbet görülebilir. Olguların bir kısmında
yazı yazma sırasında kullandığı kolda ya
sıçrama ya da kasılma olur (grafojenik epilepsi). Sekonder okuma
epilepsisi olanlarda ise spontan nöbetler ile birlikte okuma ve
ışık uyaran ile indüklenen nöbetler görülür. Oral miyoklonik
atmalar yoktur ve interiktal EEG anormaldir. Görüntülemelerde lezyon
görülebilir.
Yemek yeme
epilepsisi: Epilepsi
sınıflamalarında henüz ayrı bir epilepsi sendromu olarak
yerini alamamıştır. Çok nadir görülür. Epilepsisi olanlarda
prevalansı 1/1000-2000 olarak bulunmuştur, ancak Sri Lanka’dan hayli
yüksek değerler bildirilmiştir. Daha kısa latanslı yutma
ile tetiklenen ve uzun latanslı kompleks tetik gerektiren tipleri
bildirilmiştir. Genelde sol temporal bölgede aktif epileptiform anomali
saptanır ve özgeçmişte bir tetikleyici olay öyküsü vardır,
erkeklerde sıktır. Yemek yeme epilepsisi olan hastalarda spontan
nöbetler de görülebilir.
Müzikojenik
Epilepsi: Müzik ile tetiklenen nöbetlerdir,
ilk kez 1936 yılında tanımlanmıştır. Müzikojenik
epilepsi çok nadirdir, prevalansı 1/10.000.000 olarak tahmin edilmektedir
ve tanıda güçlük nedeniyle az tanı konduğu düşünülmektedir.
Erkeklerde (%76) daha sık görülmektedir. Başlangıç
yaşı 11-39 arasında, ortalama yaş 14 dür. Farklı müzik
çeşitlerinde (caz, klasik müzik, folk parçaları vb) kişiye göre
değişen, sesin yüksekliği, ortamdan etkilenme, afektif
içeriği de olabilen farklı uyaranlar bildirilmiştir.
Düşünme
ve belli uzaysal görevlerle ortaya çıkan nöbetler: Uyaranlar; matematik, yazı yazmak, resim yapmak, karar
vermek, kağıt oyunu oynamak, satranç vb oyunları oynamak ve
düşünmektir. Çok ender rastlanan tablolardır.
EPİLEPSİLİ HASTANIN
DEĞERLENDİRİLMESİ
ANAMNEZ
VE MUAYENE
Epilepsi
nöbeti bir semptomdur. Altta yatan çok sayıda sebepten hangisinin sorumlu
olduğunu bulmak kimi zaman sadece iyi alınmış
ayrıntılı bir anamnezle (örneğin tipik genetik geçişli
idyopatik jeneralize ve parsiyel epilepsi sendromlarında olduğu gibi)
mümkündür. Bazen en ayrıntılı MRG gibi yapısal görüntüleme
yöntemleri uygulanmış bir hastada kan kalsiyum düzeyi
bakılmadığı için gerçek etyoloji
anlaşılamayabilir. Epilepsi tanısı ve
değerlendirmesinde anamnezde hastanın perinatal öyküsü, gelişme
basamakları, kafa travması, MSS infeksiyonu, ailede epilepsi ve
diğer sık görülen hastalıkların defalarca ve
ayrıntılı bir şekilde sorgulanması çok önem
taşımaktadır. Hastalığın başlangıç
yaşı da etyolojik açıdan önem taşır. Epilepsi nöbeti
beynin hemen her hastalığının sonucu olabileceği gibi
sistemik birçok hastalıkta ve iyatrojenik çeşitli nedenlerle de
epileptik nöbet oluşabileceği (intoksikasyonlar, postoperatif
metabolik anoksik nedenler, çeşitli ilaçların terapötik dozda bile
epilepsi eşiğini düşürmesine bağlı olarak vb.)
unutulmamalıdır. Bu nedenle çok ayrıntılı anamnez
alınmasını izleyerek detaylı bir nörolojik ve sistemik
muayene mutlaka yapılmalıdır.
ETYOLOJİ
Epilepsiye
yol açan başlıca nedenler:
•
Bilinmeyen
(muhtemelen genetik)
•
Bilinen
genetik-kromozomal anormallikler
•
Perinatal
hasarlar
•
MSS
infeksiyonları
•
Tümörler
•
Serebrovasküler
hastalıklar
•
Kafa
travması
•
Dejeneratif
beyin hastalıkları
•
Metabolik
ve hormonal hastalıklar
•
İlaçlar
ve alkol yoksunluğu
•
Diğerleri
(porfiri, eklampsi vb)
Epileptik
hastanın tanısında ve takibinde klinik değerlendirmenin
önceliği ve vazgeçilmez olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Bununla
birlikte günümüzde çeşitli laboratuvar yöntemleri bu konuda hekime çok
yararlı bilgiler sunacak duruma gelmiştir.
Elektroensefalografi (EEG)
İlk
olarak 1940'larda kullanılmaya başlayan bu yöntem bugün için de
epilepsi biliminin temel direğini oluşturmaktadır. EEG beyindeki
geniş bir nöron grubunun elektriksel aktivitesindeki dalgalanmanın
kayıtlanması ilkesine dayanmaktadır. Saçlı deriden
kayıtlanan potansiyellerin çoğu piramidal hücrelerdeki toplam
sinaptik potansiyellerin ekstrasellüler akımlarla ilişkisinin
sonucudur (ayrıca bakınız: Sinir Sistemi Semiyolojisi, Elektroensefalografi).
Rutin
EEG ilk nöbetle gelen hastada en önemli testtir. Zemin aktivitesinde belirgin
asimetri veya yavaşlama, epileptiform deşarjlar (diken, keskin ve
diken-dalga deşarjları) elektroklinik sendromlar hakkında bilgi
verir. Her EEG anomalisinin epilepsi ile eşdeğer
olmadığı ve normal bir EEG’nin epilepsiyi dışlamayacağı
unutulmamalıdır. İlk EEG’de % 50 oranında tipik
epileptiform anomali saptanırken tekrarlanan EEG’lerde ise bu oran
yükselmekte ve %80-90’a ulaşmaktadır. Aktivasyon yöntemlerinin iyi
uygulanması esastır, gerekirse uyku kayıtları, nöbetler
sıksa video-EEG monitörizasyonu yapılmalıdır. EEG zemin
aktivitesi postiktal dönem dışında idyopatik epilepsilerde
normaldir, yavaşlama semptomatik epilepsiyi düşündürür. Epileptiform
deşarjlar fokal, lateralize ve jeneralize olabilir.
EEG'nin
epileptik olgunun değerlendirilmesine başlıca
katkılarını 3 ana maddede özetlemek olasıdır:
·
Klinik
olarak konulmuş olan tanının desteklenmesi ve doğru
tanı konmasına yardım
·
Nöbet
kaydı yapılabilirse veya dolaylı bazı bulgularla nöbet tipi
ve buradan hareketle epilepsi sendromunu belirlemesi
·
Odağın
lateralizasyon-lokalizasyonu hakkında bilgi verebilmesi
Giderek geliştirilen ve bilgisayarlarla bağlantılı
hale getirilen klasik EEG cihazlarının yanı sıra telemetrik
incelemeler ve video-EEG cihazları ile epilepsi elektrofizyolojisi
konusundaki bilgilerimiz giderek artmıştır. Bu incelemeler
aynı zamanda nöbet semiyolojisinin de çok ayrıntılı
analizine olanak sağlamaktadır (Şekil
11). Epilepsi cerrahisindeki ilerlemelere paralel olarak invazif ve
yarı-invazif yöntemlerle değişik derin/intrakranyal elektrod
yerleşimleri de epilepsi cerrahisi yapılan merkezlerde rutin
kullanıma girmiştir.
Şekil 11. Çeşitli epilepsili
olgularının, tanısal veya preoperatif hazırlık
amaçlı video-EEG incelemeleri sırasında kaydedilen nöbet
semiyolojisi açısından tipik video kesitleri: Üst sırada en
solda: Sağ mezyal temporal lob epilepsisi (MTLE) olan hastada tipik
başta sağa doğru ipsiversiyon ve sağ elde ipsilateral
otomatizmaya eşlik eden kontralateral distoni; üst sıra ve ortada:
Startle epilepsisi olan bir hastada kaydedilen asimetrik tonik nöbet görünümü;
üstte en sağda: Frontal lob epilepsili bir hastada uyku
sırasında ortaya çıkan hipermotor tipte bacak
otomatizmaları; Altta en sağda: Lennox-Gastaut sendromlu bir olgunun
uykuda ortaya çıkan tonik nöbeti; altta ortada: MTLE’li bir olguda
sekonder jeneralize tonik-klonik bir nöbetin ilk asimetrik başlangıç
anı; altta en solda nadir görülen bir absans nöbeti tipi olan miyoklonik
absans nöbeti geçiren bir olgunun omuzlarındaki miyoklonik hareket
Nöropsikolojik Değerlendirme
Epileptik
hastaların normallere oranla kognitif defektler gösterebildikleri
bilinmektedir. Bu defektler yapısal lezyonlarla bir ölçüde
açıklanmakla birlikte, gösterilebilen bir yapısal lezyonu bulunmayan
olgularda da kognitif defektlerin varlığına dikkat
çekilmiştir. Antiepileptik tedavi, özellikle difenilhidantoin,
barbitüratlar, yeni ilaçlardan özellikle topiramat bu kognitif fonksiyon
bozukluğunun sorumlusu olarak suçlanmış; ancak bazı çalışmacılar
bu görüşe karşı çıkmışlar ve henüz ilaca
başlanmamış epileptik olgularda da normallerle
kıyaslandığında belirli davranış ve kognitif
parametrelerde bozukluk olduğunu göstermişlerdir. Bu nedenle epilepsi
hastalarının unutkanlık gibi yakınmaları
olduğunda ayrıntılı nöropsikolojik testlerle değerlendirilmesi,
takip ve tedaviyi yönlendirmek açılarından çok yararlıdır.
Epileptik
olgularda kognitif fonksiyonu etkileyen faktörleri 7 noktada toplamak
mümkündür:
1. Etyolojiye ilişkin faktörler
2. Nöbet aktivitesi
§
nöbetlerin
başlangıç yaşı
§
nöbet
sıklığı
§
nöbet
süresi
§
nöbet
tipi
§
EEG
anomalisinin tipi
3. Antiepileptik tedavinin yan etkileri
4. Beyin fonksiyon bozukluğunun tarafı
5. Diğer yeti kayıpları ve nöropsikolojik bozukluklar
6. Çevresel faktörler, aile yapısı
7. Emosyonel faktörler ve kişilik gelişimi
Bilgisayarlı Tomografi
(BT) ve Magnetik Rezonans Görüntüleme (MRG)
X
ışınlarını kullanan bilgisayarlı tomografi
yönteminin nöroloji pratiğinde yerini alması özellikle semptomatik
parsiyel epilepsiler açısından bir devrim niteliğinde olmuştur.
Günümüzde ise beyin anatomisini çok detaylı bir şekilde gösteren MRG
epileptik hastalarda ilk tercih edilecek görüntüleme yöntemi olarak BT'nin
yerini almış durumdadır. Kranyal tomografi incelemesinde bulgu
saptanmayan %20-30 hastada MRG pozitiftir (ayrıca bakınız: Sinir
Sistemi Semiyolojisi, Nöroradyoloji).
Bazı
glial tümörler, vasküler malformasyonlar, kavernoma, hamartoma, lokalize atrofi
ve nöronal migrasyon anomalileri gibi çeşitli yapısal lezyonları
göstermede MRG'nin BT'den üstün olduğu saptanmıştır (Şekil 12 ve 13). Buna
karşın serebral kalsifikasyonları gösterme açısından
BT MRG'ye üstün konumdadır. Kompleks parsiyel nöbetlerin etyolojisinde
%70-80 civarında görülen mezyal temporal sklerozun MRG ile tespitinin
mümkün olabildiği ortaya konmuştur. MRG'nin radyasyon içermemesi,
kontrast madde verilmesine çoğu zaman gerek olmaması, BT'ye oranla
kemik artefaktlarının olmaması nedeniyle mezyal temporal lobu ve
arka çukur yapılarını daha iyi görüntülemesi ve rekonstrüksiyonla
her planda görüntünün kolayca elde edilebilmesi diğer üstün
yanlarıdır. Ancak MRG’nin epilepsi protokolüne uygun
yapılması sağlanmalıdır. Bu protokol
olabildiğince yüksek Tesla gücünde bir cihazla, FLAIR
sekanslarını ve sagital kesitleri, gereğinde volümetrik görüntü
elde edilebilecek şekilde ince kesitli, aralıksız T1A koronal
kesitleri de içermeli, temporal ve frontal loblar ayrıntılı
incelenmelidir.
İdyopatik
epilepsilerde bu yapısal görüntüleme yöntemlerinin yardımı
oldukça azdır. Bazı çalışmalarda %10 gibi oranlarda
rastlantısal patolojik bulguya rastlandığı
belirtilmektedir. MRG’de görülen lezyonun EEG ve klinikle korelasyonu
yapılmalıdır. Bulguların kolay gözden kaçabileceği ve
tekrar tekrar incelenmesi gerekliliği unutulmamalıdır.
Önemli
bir nokta ise kimi zaman geçici BT veya MRG anomalilerine rastlanabilmesidir.
Bu görüntülerin fokal nöbet veya status aktivitesi sırasındaki ödeme,
lüks perfüzyona veya bölgesel kan beyin bariyeri yıkımına
bağlı olabileceği düşünülmektedir.
Şekil
12. Nörogörüntüleme yöntemleri ile
çeşitli epilepsi olgularında gösterilmiş olan ve epilepsiye yol
açtığı düşünülen lezyonlar A: Mezyal temporal lob
epilepsisi tanısıyla izlenen bir olguda ok ile işaretli olan mezyal
temporal sklerozu düşündüren MRG’de T2 hiperintensitesi ve normal
hipokampal içyapının kaybı (normal görünüm
sağılıklı olan karşı hipokampusda
izlenebilmektedir), B: Semptomatik parsiyel epilepsili olguda kavernom
ile uyumlu heterojen lezyon, C: Tuberoz sklerozlu bir olguda izlenen
multifokal kortikal tuberler, D: Lipoid proteinoz tanılı
hastada BT’de diagnostik bilateral meziyal temporal kalsifikasyonlar, E:
Sturge-Weber sendromu tanılı olguda BTde tipik oksipital lob
yerleşimli kalsifikasyon, F: Herpes simpleks ensefaliti olgusunda
tipik meziyal temporal yerleşimli lezyon
Şekil
13. Epilepsiye sık neden olan
nöronal gelişimsel bozukluk örnekleri: A: Fokal kortikal displazi, B:
Nodüler heterotopi, C: Bilateral (bir yanda açık dudaklı
diğer yanda kapalı dudaklı tipte) şizensefali, D:
Bilateral perisilviyen displaz,i E: Hemimegalensefali, F: Çift
korteks sendromu.
Fonksiyonel Görüntüleme
SPECT (Single
Photon Emission Computed Tomography): PET olanağı bulunmayan
yerlerde fonksiyonel görüntüleme amacıyla başvurulabilecek yegane
yöntemdir. Geniş klinik kullanım olanaklarıyla epileptik
hastaların incelenmesinde BT, MRG, EEG ile birlikte klinik bilgilere
katkısı olabileceği düşünülmektedir. Epileptojenik
odağın lokalizasyonu açısından kullanılan hiç bir
yöntem tek başına tam güvenilir değildir ve bu çeşitli
yöntemlerin kombinasyonunu gerektirmektedir. SPECT bu multidisipliner yelpaze
içinde epileptik odak belirlenmesinde, invazif tanı yöntemlerine geçmeden
önce katkı sağlayabilecek tamamlayıcı bir yöntemdir.
Özellikle iktal SPECT ile saptanan hiperperfüzyon ile odak lokalizasyonu
açısından çok yararlı bilgiler elde edilir.
SPECT, beyin kan akımının Tc-hexamethylpropylenamine
oxime (HMPAO) veya başka işaretleyiciler ile görüntülenmesidir. Bu
maddenin 1 dakikada %70’i tutulur, 6 saat boyunca stabil kalır.
İntraselüler glutatyon ile etkileşir, hidrofilik hale geçer ve
kan-beyin bariyerini geçemez. Bu nedenle iktal kayıt yapmak daha
kolaydır, bu noktada PET'e üstündür. % 65-90 oranında EEG
odağıyla uyumlu beyin kan akımı
artışını gösterir, interiktal dönemde ise aynı bölgede
hipoperfüzyon (azalmış kan akımı) gözlenir.
PET (
Positron Emission Tomography): Beyin kan akımının haritalamasında 15 O’e
bağlı su, bölgesel serebral glikoz metabolizması için 18
Florodeoksiglikoz FDG kullanılır. Flumazenil’in santral
benzodiazepin-GABA-A reseptör kompleksine bağlanışı gibi
spesifik ligandların bağlanışını da gösterir.
SPECT'e göre daha iyi rezolüsyon sağlar. MRG-PET arasında
yapısal-fonksiyonel korelasyonu kurmak her zaman kolay olmaz.
İnteriktal olarak epileptojenik odağın işareti,
azalmış glikoz metabolizması ve azalmış kan
akımı olmasıdır ve genellikle patolojik bölgeden daha
geniş görünmektedir. Bunun nedeni epileptojenik odak çevresindeki
nöronların inhibisyonudur. Parsiyel nöbet sırasında ise;
epileptojenik odakta bölgesel glikoz metabolizması ve kan
akımında artış ile karakterizedir, ancak iktal kayıt
sağlanması çok güçtür. 15 O'in yarılanma ömrü 2 dk, FDG'nin
alınımı ise 40 dakikadır. Özellikle temporal ve frontal lob
epilepsilerinde cerrahi tedavi düşünülen vakalarda kullanımı
önemlidir. Jeneralize epilepsilerde kullanımı açısından
interiktal çalışmalar dikkat çekici değildir. Sık
absansların varlığında serebral glikoz
metabolizmasında yaygın artış görülür, bu artış
daha çok çocuklarda olur. Absans statusta ise beyin glikoz
metabolizmasında azalma olur. Fokal anomali yoktur ve metabolizma
hızı ile diken dalga aktivitesi arasında bağlantı
kurulamaz. Absans sırasında beyin kan akımında global %15
ve talamusta %4-8 artış vardır.
Sonuç
olarak PET de odak konusunda genel bir bilgi verir, spesifik değildir ve
gerçek patolojik alandan daha geniş görünür. Dirençli epilepsiler ve
malinite taramalarında indike olan bir incelemedir (Şekil 14).
Şekil 14. Epileptik bir hastanın PET
inceleme örneği: 15 yaşındaki kadın hasta 3
yaşından beri tedaviye dirençli kompleks parsiyel nöbetler
geçirmektedir. MRG‘si tamamen normal olan hastanın sol temporofrontal
bölgede hipometabolizma gösteren PET bulguları (oklar), EEG
bulgularına destek oluşturmuş ve invazif incelemenin
planlanmasını sağlamak açısından çok değerli
olmuştur.
Epilepside
tanı öncelikle klinik olarak konur ve dolayısıyla geçirilen
atakların çok ayrıntılı olarak hasta ve görenler
tarafından tarif edilmesine dayanır. Eğer olay şüpheli
kalırsa yanlış bir etiket yapıştırmaktansa sadece
gerekli araştırmaları yapıp izlemek daha doğru bir
yaklaşımdır. Yanlış konan epilepsi tanısı
hastayı ciddi biçimde çok boyutlu (ömür boyu epilepsi hastası
sayılmak, doğru tedavinin gecikmesi, uzun süre antiepileptik
ilaçların maddi yükü ve yan etki olasılıkları vb.)
sıkıntılarla karşı karşıya bırakmak
demektir. Bu nedenle epilepsi tanısı koyarken ayırıcı
tanıya çok önem vermek gerekmektedir (Tablo
8). Epilepside nöbet tiplerinin ne kadar çok çeşitli ve
değişken olduğu düşünüldüğünde ayırıcı
tanı yelpazesinde yer alan hastalıkların da ne kadar çok ve
çeşitli olacağı açıktır. (Ayrıca
bakınız: Sinir Sistemi Semiyolojisi, Epizodik Bilinç
Bozuklukları) En sık karşılaşılan
ve sorun yaratan diğer olasılıklar senkop ve yalancı
nöbetlerdir (Tablo 9). EEG
tanıda çok yardımcı olabilir ama bazen yeterli bilgi sahibi olmayanlar
tarafından yorumlandığında ciddi yanılgılara da
yol açar. Örneğin yavaş dalgalar gibi spesifik olmayan
bozuklukların epilepsi lehine yorumlanması sık rastlanan bir
yanılgıdır. Bunun dışında epilepsisi olmayan
normal kişilerde de %5'e varan oranda epileptiform anomalilerin
görülebildiği ve epilepsi olgularında ilk EEG' nin 1/3'lere varan
oranda normal bulunabildiği unutulmamalıdır.
Tablo 8. Epilepside Ayırıcı
Tanı
A) Çocukluk Çağı
B) Erişkin dönem
-refleks: postüral, valsalvaya
bağlı, miksiyona bağlı vb
-kardiyak: disritmi (kalp bloğu, taşikardi vb);
valvüler (en sık aort stenozu); kardiyomiyopati; şantlı
hastalıklar vb
-perfüzyon yetmezliği: hipovolemi, otonom yetmezlik
-yalancı nöbet
-panik atak
-hiperventilasyon
Tablo 9. Epilepsinin
Ayırıcı Tanısında Önemli Noktalar
|
|
Senkop |
Epilepsi |
Yalancı nöbet |
|
Postür |
Ayakta |
Her postür |
Her postür |
|
Terleme |
Sık |
Seyrek |
Değişken |
|
Renk |
Beyaz |
Morarma |
Değişken |
|
Başlangıç |
Yavaş (presenkop belirtileri) |
Ani/aura |
Değişken |
|
Yaralanma |
Sık |
Sıkça |
Çok seyrek |
|
Konvülzüyon |
Seyrek |
Tipik |
Atipik kasılmalar |
|
İdrar inkontinansı |
Seyrek |
Sık |
Çok seyrek |
|
Bilinçsiz süre |
Saniyeler |
Dakikalar |
Genelde yok veya uzun |
|
Düzelme |
Hızlı |
Yavaşça |
Değişken |
|
Postiktal konfüzyon |
Çok seyrek |
Sık |
Yok/seyrek |
|
Sıklık |
Seyrek |
Değişken |
Genelde sık |
|
Arttıran faktörler |
Açlık, heyecan, sıkıntı |
Uykusuzluk, stres, tipik refleks uyaranlar |
Stresli olay, kalabalık |
|
Pelvik hareket |
Yok |
Seyrek |
Sık |
|
Asenkron hareket |
Yok |
Seyrek |
Sık |
|
Yuvarlanma |
Yok |
Seyrek |
Sık |
|
Stereotipik atak |
Seyrek |
Sık ve tipik |
Seyrek |
|
Göz açmaya direnç |
Yok |
Seyrek |
Sık |
|
İndüklenebilme |
Yok |
Yok |
Sık |
|
EEG iktal bulgu |
Yok |
Hemen her zaman var |
Yok |
|
İnteriktal bulgu |
Spesifik olmayan |
Sık |
Yok/seyrek |
EPİLEPSİLERİN
GENETİĞİ
Epilepside
genetik eğilimin önem taşıdığı Hipokrat
döneminden beri bilinmektedir. Tüm epilepsilerin %40-60'ının etyolojisinde
genetik faktörler rol oynamaktadır. Özellikle idyopatik epilepsi
sendromlarında aile öyküsünün pozitifliği semptomatik epilepsilere
oranla daha belirgindir. Genel olarak toplumdaki epilepsi prevalansı %0.5
iken örnek olarak idyopatik absans nöbetleri olan anne veya babanın
çocuğunda epilepsi olasılığı % 9 oranında
bildirilmiştir. Epileptik olguların akrabalarında epilepsi
olasılığının artmasının yanısıra,
% 50'ye varan oranlarda EEG anomalisi varlığı da
bildirilmektedir.
Özellikle
son yıllarda genetikte kaydedilen büyük ilerlemeler sonucunda epilepsi
genetiği ile ilgili bilgiler giderek artmaktadır. 1980’lerin
ortalarından bu yana devam eden İnsan Genom Projesi ile insan
DNA’sının yapısı, düzeni ve işlevleri konusunda birçok
bilgi hazır hale gelmiştir. (Ayrıca
Bakınız: Sinir Sistemi Semiyolojisi, Klinik Nörogenetik).
Epilepsiler bir çok diğer sık rastlanan sistemik (hipertansiyon) ve
nörolojik (Alzheimer, Parkinson Hastalığı, migren) hastalık
gibi kompleks bir kalıtım gösterirler ve moleküler genetik
çalışmalar bu durumda güçtür. Ancak özelllikle otomozomal dominant
geçiş gösteren bazı epilepsilerin genetik temelleri son yıllarda
bulunmuştur (Tablo 10).
İdyopatik
epilepsi sendromlarının çoğunluğu poligenik “kompleks”
kalıtım paterni’’ gösterir. Aynı ailede fenotipik varyasyonlar
görülebilir: Bir olgu çocukluk çağı absans epilepsili (ÇAE),
diğeri jüvenil miyoklonik epilepsili (JME) olabilir. Aynı aile
ağacında farklı İJE formlarının bir arada bulunması,
ortak bir genetik temel olduğunu düşündürmektedir. Bazı genlerin
nöbet tipine, bazı genlerin diğer fenotip özelliklerine yol
açtığı düşünülebilir. Şu anda bilinen ondan fazla
epilepsi geninin çoğu iyon kanal subünitelerini kodlamaktadırlar. Bu
iyon kanalları ligand kapılı ya da voltaj
kapılıdırlar. Yani idyopatik epilepsileri bugün için ailesel
kanalopatiler olarak düşünmek olası görünmektedir. İyon
kanalları nöronal eksitabilitede majör rol oynamakta ve genetik
epileptojenik değişikliklerin ana nedeni olarak görünmektedir.
Ayrıca idyopatik parsiyel epilepsiler, kortikal malformasyonlar, PME gibi
hastalıklarda kanal dışındaki genlerde mutasyonlar yer
almaktadır. Birçoğunun tam olarak etkisi bilinmemekle birlikte nöronal
uyarılabilirlik artışına yol açan veya inhibisyonu azaltan
mutasyonlar oldukları düşünülmektedir.
Epilepside genetik araştırmalar son yıllarda bilim
adamlarının gözde uğraşı olmuştur. Fare deneyleri
ve insanda yapılan çalışmalar ile epilepsilerin moleküler
genetiği konusunda ilerlemeler kaydedilmektedir. Avrupa Birliği 6.
çerçeve projesi kapsamında ülkemizin de içinde yer aldığı
EPICURE (Fonksiyonel Genomik ve Epilepsi Nörobiyolojisi) projesi buna önemli bir örnek
oluşturmaktadır (www.epicure.eu). Epilepside
hastalığa neden olan moleküler mekanizmaların ve genetik
faktörlerin belirlenmesi, tanımlanan veriler
ışığında yeni tedavi
yaklaşımlarının geliştirilmesi özellikle ilaca
dirençli epilepsilerde, ilaca direnç mekanizmalarının açığa
kavuşturulması açısından önemlidir.
Genetik çalışmalar; hastalıkların kesin
tanısı (bazen klinik ve laboratuvar bulguları yetersiz
kalabilir), prenatal tanı ve taşıyıcıların
tanınması, sağlık ve hastalıkta genetik faktörlerin
rolü, diğer faktörler ile etkileşimi, kalıtsal hastalıklara
yatkınlıkların ortaya konulması, ilaçlara direnç ve cevap,
epilepsilerin sınıflandırılması, fizyopatolojinin
anlaşılması, farklı tanı yöntemleri ve yeni tedavi
önerilerine ışık tutmaktadır. Örnek olarak yeni geliştirilen bir
antiepileptik ilaç olan Retigabine, potasyum kanal mutasyonlarının
epilepsi ile ilişkisinin gösterilmesi üzerine, nöronal potasyum (KCNQ)
kanallarının etkisini arttırarak spesifik etkinlik göstermek
üzere geliştirilmiş olması nedeniyle önemlidir. Gendeki mutasyona
bağlı patolojinin fonksiyonel incelemesi, hedefe yönelik tedaviyi
oluşturmak için zorunludur. İlaç metabolizmasından sorumlu
genler toplumlararası, hatta bireysel farklılıklar
gösterebilmekte, bazı olgularda ilaca dirence yol açabilmekte ve
hastanın tedavi seçeneklerini değiştirebilmektedir. Bu alanda
yapılan araştırmalar farmakogenetik çalışmaları
oluşturmaktadır. Sonuç olarak genetik alanındaki gelişmeler
epileptogenez mekanizması hakkında ciddi bilgi
sağlamış olmakla birlikte, bunların klinik pratiğe
yansımaları henüz şekillenme aşamasındadır.
İnsan epilepsilerinin genetik temellerinin
araştırılmasında şu basamaklar söz konusudur:
Epileptik nöbetlerin fenotipin yalnızca bir
parçasını oluşturduğu, ek olarak birçok nörolojik bulgu
saptanan ve seyrek görülen çok sayıda klinik tablo içinden
bazılarının basit (Mendeliyen ) geçiş gösterdiği ve
genleri saptanabilmiştir. Bunların başlıca örnekleri
progressif miyoklonik epilepsilerin ana nedenleri arasında yer alan
Unverricht-Lundborg hastalığı (sistatin B geninde mutasyonlar)
ve Lafora cismi hastalığı (tirozinfosfataz mutasyonları)
olarak verilebilir (Tablo 7). Bir
diğer ilginç grup da; ailesel subkortikal band heterotopisi (doublecortin
mutasyonları) ve ailesel periventriküler heterotopi (filamin 1
mutasyonları) gibi çeşitli gelişimsel kortikal malformasyonun
yer aldığı gruptur (Tablo
11) .
Kromozomal anomali ve nonkonvülzif status epileptikus ile seyreden
ilginç bir tablo Inoue ve arkadaşları tarafından 1997 de
tanımlanmış halka kromozom 20’dir. Ana klinik özelliği
epilepsi olan nadir bir kromozomal anomalidir. Kromozomun 2 kolunun füzyonu söz
konusudur. Translokasyon veya distal parçaların delesyonu olabilir.
Kısa kolun delesyonu epilepsiye yol açmazken, uzun kolun terminal
delesyonu epilepsiye yol açar. Epilepsiyle olan ilişkisi
Basit (Mendeliyen) kalıtım paterninin rol oynadığı
idiyopatik epilepsilerden olan otozomal noktürnal frontal lob epilepsisi (ilk
bulunan gen, 1995), benign ailesel yenidoğan konvülziyonları (ilk
başarılı "linkage", 1989) ve febril nöbet artı
jeneralize epilepsinin gen mutasyonları saptanmıştır.
Otozomal dominant noktürnal frontal lob epilepsisi yeni genetik
araştırmalarla ortaya konan kalıtsal parsiyel epilepsi
sendromları için prototipik bir örnektir. Erken çocukluktan
erişkinliğe dek hemen her dönemde görülebilir, en sık 10
yaş civarında başlar. Nöbetler hemen tümüyle uykuda görülür.
Avustralya’da yapılan bir çalışma ile sorumlu genin nöronal
asetilkolin reseptörünün alfa-4 subünitesini kodladığı
anlaşılmıştır.
Bu gelişmelere karşın kompleks kalıtım
paterninin rol oynadığı düşünülen ve geniş bir grubu
oluşturan idyopatik jeneralize epilepsilerin ancak bazılarında
gen lokalizasyonları saptanabilmiştir. Bununla birlikte aynı
hastalık için farklı gen lokalizasyonlarının bildirilmesi
tartışmalara yol açmaktadır. Aynı aile bireylerinde
farklı idyopatik epileptik sendromun birlikte bulunduğu gözlenmekte,
bu nedenle ortak etyopatogenezde iyon kanal patolojilerinin rol
oynadığı düşünülmektedir. İdyopatik jeneralize
epilepsili hastalarda hastalığın başlangıcı,
seyri, tedaviye yanıtı, süresi gibi özellikler sendromun tek bir alt
tipinde dahi önemli farklılıklar gösterebilmektedir. Örneğin
jüvenil miyoklonik epilepside hastaların belli bir kısmının
(1/3) ışığa duyarlı olduğu bilinmektedir.
Fotosensitiviteden bir endofenotip olarak yararlanmaya yönelik
çalışmalar da yapılmaktadır. Öyleyse aynı alt gruptaki
klinik değişkenlikleri açıklayabilecek genetik
farklılıklar olduğunu düşünmek gerekecektir. Bugün için
saptanmış bulunan epilepsi genlerinin lokalizasyonları Tablo 10’da görülmektedir. Soru
işaretlerinin ve tek bir çalışmanın sonucu olanların
çokluğu dikkati çekmektedir. Bugün için oligogenik model üzerinde
durulmaktadır. Son yıllarda çeşitli lokalizasyonlarda
mikrodelesyonlar ve kopya sayısı değişimleri
saptanmış ve epilepsi ile ilişkisinin üstünde durulmaya
başlanmıştır.
Hayvan modellerinden yola çıkılarak gen tedavisinin insanda
uygulanabileceği düşünülmektedir. Nöropeptid-Y ve Galamin ile ilgili
önemli ipuçları vardır ve bunlar nöbet baskılanması
sağlamaktadırlar. Ancak daha birçok teknik aşamanın
sağlanması gerekmektedir. Başarılı gen tedavisi için
hedef nörona transgenin taşınabilmesi gerekir. Yeni geliştirilen
vektörler nörona çekim, toksisitenin olmaması, nöronda persiste etmesi
sonucunda transgenin uzun süreli dayanıklılığını
sağlayarak birçok basamağın başarıya
ulaşmasını sağlamıştır. Ancak bu alanda faz
1 çalışmaların başlamasına epilepside henüz çok zaman
vardır.
Şekil 15. Epilepsi genetiğine
ilişkin bilinenlerin şematik anlatımı
Tablo 10. İdyopatik Epilepsilerin Moleküler Genetiğine
İlişkin Örnekler
|
Sendrom |
Gen |
Gen fonksiyonu |
|
Otozomal dominant noktürnal frontal lob epilepsisi |
CHRNA4 |
Asetil kolin reseptörü subünitesi |
|
Otozomal dominant noktürnal frontal lob epilepsisi |
CHRNB2 |
Asetil kolin reseptörü subünitesi |
|
Otozomal dominant noktürnal frontal lob epilepsisi |
CHRNA2 |
Asetil kolin reseptörü subünitesi |
|
Jeneralize epilepsi febril nöbet plus |
SCN1B |
Sodyum kanalı subünitesi |
|
Jeneralize epilepsi febril nöbet plus 2 |
SCN1A |
Sodyum kanalı subünitesi |
|
Jeneralize epilepsi febril nöbet plus 3 |
GABRG2 |
GABA reseptör subünitesi |
|
Benign
neonatal/infantil ailesel
konvülziyonlar |
SCN2A |
Sodyum kanalı subünitesi |
|
Benign ailesel neonatal nöbetler |
SCN1A |
Sodyum kanalı subünitesi |
|
Dravet Sendromu (SMEI) |
SCN1A |
Sodyum kanalı subünitesi |
|
Çocukluk çağı absans epilepsisi ve febril nöbet |
GABRG2 |
GABAA reseptörü subünitesi |
|
Çocukluk çağı absans epilepsisi ve febril nöbet |
CLCN2 |
Klor kanalı subünitesi |
|
Febril nöbet ve temporal lob epilepsisi |
GABRA1 |
GABAA reseptörü subünitesi |
|
Lateral temporal lob epilepsisi |
LGI1 |
Fonksiyonu bilinmiyor |
|
Otozomal dominant juvenil miyoklonik epilepsi |
GABRA1 |
GABA reseptör subünitesi |
|
Jüvenil miyoklonik epilepsi |
EFHC1 |
R tip Ca akımı |
|
Jüvenil miyoklonik epilepsi |
Ser 1Areseptörü |
|
|
Erken başlangıçlı absans epilepsisi |
GLUT1 |
Glikoz transport geni |
Tablo 11. Kortikal Gelişim Anomalileri
ile İlgili Bazı Gen Lokalizasyon ve Mutasyonları
|
Sendrom |
Lokus |
Gen |
|
İzole
lisensefali sekansı |
Xq22.3-q23 |
DCX
(doublecortin) |
|
|
17p13.3 |
LIS1 |
|
Subkortikal band
heterotopisi (SBH) |
Xq22.3-q23 |
DCX
(doublecortin) |
|
|
17p13.3 |
LIS1 |
|
Miller-Dieker
sendromu (MDS) |
17p13.3 |
“Contigious” gen
defektleri |
|
Serebral
hipoplazi ile lisensefali |
7q22 |
RELN |
|
Kas-göz-beyin
hastalığı (MEB) |
1p32 |
Bilinmiyor |
|
Bilateral
periventriküler nodüler heterotopi |
Xq28 |
FLN1 (filamin 1) |
|
Tuberoskleroz 1
(TSC1) |
9q32 |
TSC1 (hamartin) |
|
Tuberoskleroz 2
(TSC2) |
16p13.3 |
TSC2 (tuberin) |
Epilepsi
tedavisinde ilk basamak, tanının doğru konması ve ilaçla
tedaviye gerek olup olmadığının belirlenmesidir. Tedaviye
gerek görüldüğünde nöbet şekli, sendrom özellikleri, kısmen de
etyolojisine göre hangi ilacın verilmesi gerektiği belirlenir.
Tanı doğru da olsa verilen ilacın uygun olmaması, takiplerde
olgunun yanlış olarak dirençli epilepsisi olduğunu
düşündürebilir. Epilepside genel olarak verilen uygun ilk antiepileptik
ilaçla (AEİ) nöbet kontrolü % 65-75 civarındadır. Tedavi
alanlarda 2 yıl nöbetsiz kalma oranı % 74.7 olarak
bildirilmiştir. İlaç
tedavisine cevapsız olduğu söylenerek epilepsi cerrahisi uygulanan
merkezlere gönderilen olguların arasında dahi %15 kadarının
video-monitorizasyon incelemeleri sonunda “yalancı nöbet” tanısı
aldığını anımsamak ayırıcı tanı ve
doğru tanının önemini vurgulamak açısından
anlamlıdır.
AEİ tedavisi
en az 4-5 yıl süren, erken veya geç dönemde çıkabilecek,olası
hafif veya ağır yan etkilerin görülebileceği bir tedavidir.
Hastanın bireysel özellikleri iyi belirlenmelidir. Hastanın tedaviye
göstereceği bireysel farklılıklar, tedaviye uyumu, uzun süreli
takip gerekliliği konunun önemini göstermektedir. Ayrıca komorbid
hastalıkları ve bu hastalıkları için kullanması
gereken ilaçların da rolü unutulmamalıdır.
İyi bir
antiepileptik tedaviden beklenen özellikler yan etkisinin olmaması, iyi
bir biyoyararlanımının olması, basit lineer kinetiğe
sahip olması, ilaç etkileşimlerinin olmaması, proteinlere az
veya hiç bağlanmaması, ilacı metabolize eden sistemleri
etkilememesi, günde 1 veya en fazla 2 kerede kullanılabilmesi ve
maliyetinin düşük olmasıdır. Teratojen olmaması ve
farklı formüllerde alınabilmesi de önemlidir (şurup, kapsül,
tablet vb). Karaciğerde metabolize
olan ve enzim indükleyicisi olan AEİ’lar, birbirleriyle ve diğer
ilaçlarla etkileşmektedir. Bu özellikler eski kuşak ilaçlarda daha
belirgindir. Genel olarak yeni kuşak ilaçlar bu amaçla
geliştirilmiştir ve daha az etkileşim gösteririler. Gabapentin,
pregabalin ve levetirasetam hemen hemen hiç etkileşime girmeyen ilaçlar
olarak öne çıkmaktadır. 1993’ten sonra lamotrijin, okskarbazepin,
levetirasetam, vigabatrin, klobazam, topiramat, felbamat, gabapentin, tiagabin,
zonisamid, pregabalin, lakozamid gibi pek çok ilaç dünyada ve ülkemizde
kullanıma sunulmuştur. Yeni kuşaktan başlıca beklenti
yüksek etkinlik, yani daha az yan etki ve daha çok etkili olmaları iken,
yeni AEİ’larla da birçok sorunun varolduğu ve devam ettiği
görülmektedir. Yakın geçmişe kadar kısıtlı sayıda
ilaçlarla zorlu bir tedavinin üstesinden gelinmeye
çalışılmaktaydı. Son yıllarda bu yeni moleküller
tedavi seçeneklerini arttırmakta, özellikle tedaviye dirençli epilepsi
olgularında başlıca başvuru ilaçları olmaktadır.
Ayrıca, yan etkilerin varlığında yerine konabilecek
diğer tedavi olasılıklarının olması hekimi pratikte
rahatlatıcı bir unsurdur.
Bu
gelişmelere rağmen yeni AEİ’lar epilepsinin zorlu tedavisinde,
arzu edildiği kadar etkin olmaktan henüz uzaktır. Eski kuşak
AEİ’ların eskileri kadar iyi tanınmamaları ve beklenmedik
yan etkilere rastlanma olasılığı bir diğer sorunudur.
Ayrıca ülkemiz koşullarında etkin ve ucuz tedavilerin yerini
almadan önce, titizlikle değerlendirilmeleri gerekmektedir.
Epilepside hedef
farmakolojik tedavi 3 basamakta düşünülebilir:
Nöbetleri
baskılamak, ANTİEPİLEPTİK tedavi (şu an için kullanılan ilaçlar)
Epilepsiyi
tedavi etmek, ANTİEPİLEPTOJENİK tedavi
Hücre
ölümünü engellemek, NÖROPROTEKTİF
tedavi
Antiepileptojenik
bir ilaç epilepsili hastalarda kalıcı remisyon sağlamalı,
epilepsinin progresyonunu ve farmakorezistans
(ilaca direnç) gelişimini
durdurmalı, risk grubundaki
hastalarda epilepsinin başlamasını önlemelidir (profilaktik
etki). Antiepileptik ilaçların epileptogenezi yani epilepsiyi
oluşturan temel mekanizmaları engelleyemediği, sadece
kullanıldıkları süre için nöbetleri azaltabildiği veya
ortadan kaldırabildiğini bilmek tedaviyi belirlemek
açısından önemlidir.
İlaca
direnç mekanizmasının, nöbetlerin nörobiyolojik
sonuçlarının ne olduğu halen belirsizliğini
korumaktadır. Ancak nöbetlerin önlenmesiyle nöronal ölümün önlenme
sürecine katkı da potansiyel antiepileptojenik etki olarak kabul edilebilir.
Benzer
olarak nöroprotektif etkiler de tartışmalıdır.
Nöroproteksiyonun amacı nöronal fonksiyon bozukluğu/ölümü
sınırlayarak beyinde mümkün olan en yüksek hücre interaksiyonunu
sağlamak ve nöral fonksiyonun bozulmasını önlemektir. Ancak
epileptogenez mekanizmasının halen bilinmemesi, başlangıç
hasarı ve sürecin zamanlamasının yapılamaması
nöroprotektif stratejileri de yetersiz kılmaktadır. Klinikte genelde
kronik epilepsi oluştuktan sonra hastalarla karşı
karşıya kalınmaktadır. İnsanda yapılan nöroproteksiyon çalışmaları
yetersiz ve dolaylı bilgi sağlamaktadır.
AEİ
tedavisinde bazı tartışmalı klinik durumlar şöyle
sıralanabilir:
·
İlk
nöbet
·
Çok
seyrek nöbetler (5-10 yılda bir nöbet gibi)
·
Çok
hafif nöbet (sadece deja vu vb.)
·
Profilaksi
amaçlı kullanım (post-travmatik, postoperatif dönemlerde)
·
Özel
durumlara bağlı nöbetler (uykusuzluk, alkol alımı,
aşırı yorgunluk, ateş ile tetiklenen nöbetler)
·
Akut
semptomatik, toksik/metabolik nöbetler (genellikle 3-6 ay tedavi yeterli
sayılabilir)
·
Yalnızca
uykuda olan nöbetler
·
Dış
uyaranlara bağlı refleks nöbetler
İlk
epileptik nöbet ile başvuran bir hastada tedaviye başlama konusu
bugün için halen tartışmalı bir konudur. İlk nöbet kronik
bir epilepsi hastalığına bağlı ortaya çıkan ilk
atak mıdır? Akut semptomatik bir nöbet midir? Altta yatan bir neden
var mıdır? sorularına yanıt aranması gerekir. Bu
sorulara yapılmış az sayıda olan klinik
çalışmadan dolaylı olarak öğrendiklerimiz ile
yaklaşmaktayız. Hemen tedavi başlanan hasta grubunda, tedavi
başlanmayan gruba göre yeni nöbet riski ilk 1-2 yıl için daha az
olmasına rağmen, uzun süreli remisyon açısından 3-5
yıl sonra belirgin bir fark görülmemektedir. MESS
çalışmasında nöbet tekrarı açısından belirlenmiş
olan en önemli risk faktörleri hastanın başvuru sırasındaki
nöbet sayısının birden fazla olması, nörolojik bir
hastalığın eşlik etmesi ve anormal bir EEG bulgusunun
olmasıdır. Ayrıca fokal
başlangıç varsa, belirgin bir neden (görüntülemede lezyon
varlığı), fokal nörolojik bulgu, ailede epilepsi öyküsü, anormal
EEG bulgusu olarak jeneralize diken dalga, fokal yavaş veya epileptiform
aktivitenin varlığı rekürens riskini arttırmakta, buna
karşın belirli bir neden yok, EEG ve görüntüleme normal ise risk
düşmektedir.
Nöbet
tekrarının getireceği fiziksel (yaralanma, kaza-sakatlık
vs) ve psikososyal (iş kaybı,
mahcubiyet duygusu, dışlanma vs) zararlar ile tedavinin
olumsuz etkileri (sistemik ve/veya psikiyatrik yan etkiler, ilaç
etkileşimleri, doz ayarlama, uyum güçlükleri) iyi değerlendirilmeli
ve denge iyi oluşturulmalıdır. Burada hastanın meslek ve
yaşam koşulları da belirleyici rol oynamaktadır.
Örneğin yalnızca gece uykusunda nöbet geçiren bir ev hanımı
ile ışıklı ortamlarda nöbet geçiren bir televizyon
spikerinin epilepsi tedavisi aynı bağlamda ele alınamaz.
Bazı
olgular ömürleri boyunca tek bir nöbet veya uzun yıllar arayla seyrek
olarak nöbet geçirmektedirler. Bir epileptik nöbetin tekrarlama riski ilk 3 ay
içinde en yüksektir. İlk yıl içinde tekrarlamadığında
bir nöbetin tekrarlama riski düşmektedir. Bu nedenle bazı durumlarda
uzun sürecek, yan etkileri olabilecek ve belki de gereksiz olan bir tedaviye
başlamadan önce epilepsinin doğal seyrini izlemek akılcı
olabilir. Ancak bu durumda da hasta ayrıntılı olarak etyolojik
açıdan araştırılmalı ve mutlaka izlemeye alınmalıdır.
Önemli bir diğer nokta da hastaya durumun anlatılması ve
verilecek karara katılımının sağlanmasıdır.
Bazı çok iyi seyirli, hafif ve yaşamı etkilemeyen ve nöbetleri
sadece uyku sırasında olan sendromlarda (örneğin çocukluk
çağının selim santrotemporal dikenli epilepsisi) hastanın
ve ailesinin görüşü de alınarak tedavi yapılmayabilir. Burada
önemli noktalardan biri de düzenli, yıllar süren bir tedaviye uyum
sağlamak açısından hastanın iş birliğinin mutlaka
sağlanmasıdır. Özel durumlara bağlı nöbetler eğer
tekse tedavi verilmeyebilir.
Bugün
için post-travmatik ya da postoperatif dönem gibi riskli zamanlarda AEİ
verilmesini destekleyen veri yoktur, ancak özellikle nöroşirürjiyenler
tarafından erken dönem risklerini önlemek için verilmektedir.
Başlanmış profilaktik amaçlı tedavinin de mutlaka dikkatle
izlenmesi ve rasyonel bir şeması olması gerektiğini
unutmamak gerekir. Benzer şekilde saptanmış toksik/metabolik
nedene bağlı nöbetler tedavi gerektirmez, eğer
tekrarlamış ve AEİ başlanmışsa da genellikle 3-6
ay tedavi yeterli sayılabilir. Saf refleks nöbetlerde uyarıdan uzak
durarak kontrol yoluna gidilebilir. Spontan nöbetler eklenirse ya da
uyarıyı kontrol etmek yeterli değilse nöbet tipine göre tedavi
başlanır.
Epilepside ilaç
tedavisinin temel ilkeleri şu sekilde özetlenebilir:
o
Hasta
ile tedavinin gerekliliği ve riskleri konusunda konuşularak uzun
süreli bir izleme planı yapılmalı
o
Altta
yatan bir neden varsa (örneğin, intrakranyal tümör/arteryovenöz
malformasyon) veya komorbid başka bir hastalığı varsa
epilepsi ile birlikte tedavi edilmeli
o
Sendroma
ve nöbet tipine uygun seçilen tek ilaç ile tedavi uygulanmalı (monoterapi
ilkesi)
o
En
düşük etkili dozla başlanmalı ve ilacın yan etkisi en az
veya hiç olmamalı
o
Doz tam
nöbet kontrolu sağlanana ya da yan etkiler görülene dek
arttırılmalı
o
İlaç
kan düzeyi toksik etki veya tedaviye uyumsuzluk şüphesi olursa kontrol
edilmeli ve bunun dışında nöbet kontrolü
sağlanmış hastada sadece kan düzeyine bakılarak doz
değişikliği yapılmamalı
o
Kullanılacak
diğer ilaçlarla (örneğin antibiyotikler, oral kontraseptifler vd.)
ilacın etkisinin kaybolabileceği ya da toksik düzeye
ulaşabileceği hastaya mutlaka belirtilmeli
o
İlacın
aniden kesilmesi, unutulmasının riskleri ve ilaç alımındaki
uyumsuzluk nedeniyle doğabilecek riskler hakkında bilgilendirilmeli
o
İlk
ilaca yanıt alınmazsa ikinci uygun seçim ile monoterapi; buna da
yanıt alınmazsa uygun ilaç kombinasyonuna gidilmesi veya diğer
tedavi seçenekleri (epilepsi cerrahisi, vagal sinir stimulasyonu, vb)
düşünüleceği konusunda hasta bilgilendirilmeli
o
Sadece
ilaç alımının yetmeyebileceği, nöbeti tetikleyecek
durumlardan uzak durulması konusunda bilgilendirilmeli (uykusuzluk, alkol
alımı vb)
o
Epilepsi
nöbetlerinin tedavisi ile özellikle psikiyatrik hastalıkların
(depresyon, anksiyete vb) gerileyip kaybolabileceği ve sosyal
integrasyonun tekrar sağlanacağı anlatılmalı
o
Tedavi
şartlarının hastanın yaşam kalitesini yükseltmeye
yönelik olduğu unutulmamalı (örneğin nöbet kontrolü
sağlanmasına rağmen yan etkilerin hastayı kötü durumda
bırakmasının engellenmesi gibi)
İLAÇ SEÇİMİ
Antiepileptik
ilaç seçimi için ilk önce hastanın nöbetlerinin ve epilepsi tipinin
sınıflanması gerekir. İlaç seçiminde rol oynayan en önemli
faktörler etkinlik, toksik etkilerin olmaması veya daha gerçekçi
yaklaşımla en az yan etki ve ucuzluk olarak özetlenebilir.
Bunların yanı sıra kullanım kolaylığı
(örneğin günde tek doz kullanma vb) önemli bir faktördür. En ucuz
antiepileptikler fenitoin ve barbitürat grubu ilaçlardır. Yeni
antiepileptikler diye adlandırdığımız grubun çok daha
pahalı olması kullanımlarını
kısıtlayıcı en önemli faktördür. Yan etki profilleri de göz
önüne alındığında bugün için ilk basamakta seçilecek
antiepileptikler idyopatik jeneralize epilepside valproik asid ve izleyerek
lamotrijin, levetirasetam, topiramat veya zonisamiddir. Sadece absans nöbeti
olan hastalarda etosüksimid yeğlenebilir. Parsiyel epilepside ise ilk
seçenek karbamazepin veya okskarbazepindir. Lamotrijin ve levetirasetam
diğer sık kullanılan ve parsiyel epilepsilerde monoterapi endikasyonu
almış olan ilaçlara örnek olarak verilebilir. Yeni antiepileptiklerin
çoğu parsiyel epilepside ek tedavide kullanılmaktadır. Fenitoin
ve valproat hızlı yükleme avantajı nedeniyle status epileptikus
ve statusa eğilim durumlarında başvurulabilecek seçeneklerdir.
İlaç
seçiminde monoterapiler denenip ilaca yanıt görülmezse bu ilaçların
kombinasyonları hastaya verilebilir. Ancak dirençli epilepsilerde en çok
yapılan hata monoterapi denenmeden gereksiz polifarmasi veya yüksek doz
ilaç kullanımıdır. İlaç çok çabuk titre edilerek
yükseltilmemelidir. Ayrıca daha önce yüksek doz denenmiş ilaçlar veya
aynı kombinasyondaki ilaçlarda ısrarcı olmamak, farklı
kombinasyonda düşük dozda ilaç vermek yan etkilerin ortaya çıkmasını
önler. Yüksek dozda ortaya çıkabilecek nöbetlerin de önüne geçilmiş
olur.
Yerleşmiş
antiepileptik ilaçlar
Bu
grupla ilgili ana özellikler Tablo 12 ve
13’te kısaca özetlenmiştir. Miyokloni ve absans nöbetleriyle
seyreden sendromlarda valproatın ilk seçenek olduğu ve
yanlış tedaviyle örneğin karbamazepin veya fenitoin
kullanıldığında bu nöbetlerin artabileceği
bilinmektedir. Bu durum tedavi seçiminde doğru sınıflamanın
önemini açıkça ortaya koymaktadır.
Tablo 12. Yerleşmiş Antiepileptik İlaçların
Farmakokinetikleri
|
İlaç |
Emilim (Bioyararlanım) |
Proteine bağlanma |
Yarılanma süresi (saat) |
Atılma yolu |
Özellikler |
|
Karbamazepin |
yavaş (%75-85) |
%70-80 |
24-45(tek doz) 8-24 (kronik) |
hepatik (%95) metabolizma aktif metabolit |
enzim indüksiyonu otoindüksiyon |
|
Na-Valproat |
hızlı (%100) |
%88-92 |
7-17 (chrono formu dışında) |
Hepatik metabolizma aktif metabolit |
enzim
inhibisyonu konsantrasyona
bağlı protein bağlanması |
|
Fenitoin |
Yavaş |
%90-93 |
9-40 |
Doyurulabilen hepatik metabolizma |
enzim
indüksiyonu konsantrasyona
bağlı yarılanma |
|
Fenobarbital |
Yavaş |
%48-54 |
72-144 |
Hepatik (%75) metabolizma ¼’ü değişmeden atılır |
enzim
indüksiyonu, sedasyon, tolerans ve rebound |
|
Klonazepam |
hızlı (%80-90) |
%80-90 |
30-40 |
Hepatik metabolizma |
sedasyon,
tolerans ve rebound |
|
Etosüksimid |
hızlı (%90-95) |
0 |
20-60 |
%80 hepatik, %20 renal,
|
¼
değişmeden atılır çocuklarda daha hızlı klirens |
Tablo 13. Yerleşmiş
Antiepileptik İlaçların Endikasyonları ve Dozları
|
İlaç |
Endikasyonları |
Başlama dozu |
Ortalama doz (gün) |
Kullanıldığı devam
dozları |
Doz aralığı |
Hedef düzey |
|
Karbamazepin |
parsiyel epilepside 1. seçenek |
200mg |
600-800mg |
400-1600mg |
Günde 2/1(?)* |
4-10mg/L |
|
Na-Valproat |
jeneralize epi.de 1. seçenek +parsiyel ep. |
500mg |
1000mg |
500-3000mg |
günde 2/1* |
50-100mg/L |
|
Fenitoin |
parsiyel epi. +status epileptikus |
200mg |
300mg |
100-400mg |
günde 2 |
10-20mg/L |
|
Fenobarbital |
parsiyel + jeneralize epi + status epi. (2.) |
60mg |
120mg |
60-240mg |
günde 2/1 |
10-40mg/L |
|
Klonazepam |
Jeneralize epi (miyokloni) + status epileptikus |
1mg |
4mg |
2-8mg |
günde 2/1 |
yok |
|
Etosüksimid |
absans nöbetleri için spesifik |
500mg |
750mg |
500-1000mg |
günde 2/1 |
40-100mg/L |
*od-bd sadece kontrollü
salınım formları ile
Yeni antiepileptik ilaçlar (Tablo 14)
Günümüzde
kullanılmakta olan yerleşmiş antiepileptik ilaçların tüm
olgularda tam nöbet kontrolü sağlamaması ve yan etkilerin olması
yeni antiepileptik ilaçların geliştirilmesine neden olmaktadır.
Epileptik hastaların yaklaşık %15-25 kadarında tüm ilaç
tedavisi seçeneklerine rağmen etkili nöbet kontrolü sağlanamamaktadır.
Yeni AEİların etki mekanizmaları (iyon kanallarının
blokajı, GABAerjik transmisyonu artırmaları, eksitatör
transmisyonun antagonizması) temelde, daha önceki bazı ilaçların
mekanizmalarıyla büyük ölçüde çakışmaktadır (Tablo 15). Bununla birlikte, moleküler
düzeyde meydana getirdikleri etkiler kesin olarak bilinmemektedir. Bu
ilaçların bazıları, metabolik transformasyon ve düşük
etkileşim potansiyeli (levetirasetem, vigabatrin ve gabapentin) gibi
özelliklerle eskilerden ayrılmaktadır; bazıları ise yoğun
bir şekilde metabolize olmakta ve ilaç etkileşimlerinde yaygın
bir rol oynamaktadır (felbamat, lamotrijin) Bazı yeni
antiepileptikler aktivite spektrumu açısından, sadece parsiyel
nöbetlerin tedavisinde kullanılırken (okskarbazepin, vigabatrin,
pregabalin, gabapentin gibi); bazıları ise hem parsiyel hem de
jeneralize nöbet tipleri üzerinde etkinlik göstermektedir (levetirasetam,
lamotrijin, topiramat, zonisamid, ve felbamat). Ayrıca, bu ilaçların
infantil spazmlar (özellikle vigabatrin) ve ilaca dirençli epilepsilerin
tedavisinde ve nöbet sıklığının düşürülmesinde de
etkili oldukları görülmektedir.
Yeni
antiepileptik ilaçların yerleşmiş diğer antiepileptiklere
oranla en büyük şanssızlıkları yoğun
araştırmalar sonucu geliştirilmelerine bağlı olan çok
yüksek maliyetleridir. Bunun dışında eskiden beri kullanılan
ilaçların olası tehlikeli yan etkilerinin zaten biliniyor olması
oysa yeni antiepileptiklerle bilinmeyen tehlikeli yan etkilere rastlama
olasılığı da yerleşmiş antiepileptiklere tercih
edilmelerini engellemektedir. Bugün için yeni ilaçların (karbamazepin
benzeri okskarbazepin hariç) ilk basamak tedavide net yeri
bulunmamaktadır. Yerleşmiş antiepileptiklere dirençli veya yan
etki görülen hastalarda yeni antiepileptikler kullanılabilir. Türkiye’de
yeni antiepileptiklerden lamotrijin, vigabatrin, okskarbazepin, topiramat,
gabapentin, pregabalin, levetirasetam, zonisamid, lakozamid piyasada
bulunmaktadır. Klobazam, tiagabin, progabid, brivarasetam, karisbamat
yakın gelecekte piyasaya verilecektir.
Tablo 14. Yeni antiepileptik ilaçların farmakokinetikleri
|
İlaç |
Atılma yolu |
Proteine bağlanma |
Yarılanma süresi (saat) |
Kullanım sıklığı |
Kararlı düzeye ulaşma |
Not |
|
Felbamat |
%50 hepatik, %50 renal |
%25 |
20-23 saat |
2 veya 3 |
5-10 günde |
VPA ve DFH klirensini azaltır |
|
Gabapentin |
%100 böbrek |
%0 |
5-7 |
En az 3 |
1-2 |
Doza bağlı emilim gösterir |
|
Lamotrijin |
% 90 karaciğer |
%50-55 |
10-15, Enzim indükleyici ilaçla 40-60 |
2 |
15 |
Gliküronidasyon
ile temizlenir. İndükleyicilerle artar, VPA ile azalır. Metaboliti
inaktif |
|
Levetirasetam |
%66
böbrek, % 34 asetamid gruplarına hidroliz |
%10> |
7-8 |
2 |
3-4 |
Karaciğer dışında metabolize
olur. Metaboliti inaktif |
|
Okskarbazepin |
%60-70 karaciğer, kalanı renal |
%40 |
8-10 |
2
veya 3 |
3-4 |
Majör metaboliti 10 hidroksi karbazepin |
|
Pregabalin |
Böbrek %95 |
0 |
6 |
2 veya 3 |
2 |
Etkileşim yok |
|
Tiagabin |
%90 karaciğer |
96 |
5-9 |
2-3-4 |
3 |
Oksidatif metabolizma ile inaktif metabolitlere
dönüşür |
|
Topiramat |
%40-70 böbrek |
9-17 |
20-24 |
2 |
5-7 |
Karaciğerden de metabolize, enzim
indükleyicilerle artar. İnaktif metabolit |
|
Zonisamid |
%70 karaciğer |
40-60 |
50-68 |
Günde 1 veya 2 |
12-14 |
Enzim indükleyici ile klirens artar |
Tablo
15. Antiepileptik İlaçların Etki Mekanizmaları ve Etkili
Oldukları Nöbet Tipleri
|
İlaç |
Na
kanalı |
Ca
kanalı |
GABA
sistemi |
Glutamat
reseptörü |
Fokal
başl. nöbet |
Primer
jener. nöbet |
Absans |
Miyokloni |
|
Fenitoin |
+ |
|
|
|
+ |
+ |
- |
- |
|
Karbamazepin* |
+ |
|
|
|
+ |
+ |
- |
- |
|
Lamotrijin |
+ |
HVA |
|
+ NMDA AMPA |
+ |
+ |
+ |
+/- |
|
Zonisamid |
+ |
T tipi |
|
? |
+ |
+ |
(+) |
(+) |
|
Fenobarbital ve primidon |
|
HVA |
GABAA
res* |
AMPA |
+ |
+ |
- |
+/- |
|
Benzodiazepin |
|
|
GABAA
res |
|
+ |
+ |
+ |
(+) |
|
Vigabatrin |
|
|