UYKU HASTALIKLARI
Candan Gürses
Güncelleme tarihi: 25.12.2009
GENEL BİLGİLER
Uyku merkezi sinir sisteminin (MSS)
yanı sıra, hemodinamik, ventilatör ve metabolik parametrelerin
dinamik dalgalanmalar gösterdiği aktif fizyolojik bir durumdur.
Türden türe değişen karakteristikleri olan uyku, dış
uyaranlara cevap eşiğinin yükseldiği ve özel bir postürde sakin
geçirilen bir süredir. Bu kompleks davranış kendine özel
elektrofizyolojik bulguları olan bir süreçtir.
Yunan mitolojisinde uyku ile ölüm
arasında fark olmadığı belirtilir. Uyku ve rüyaların
birçok tanrısı tanımlanmıştır. Gecenin
tanrıçası Nyks ve onun çocukları uyku tanrısı Hypnos
ve ölüm tanrısı Thanatos idi. Hypnos karanlık vadilerde
güneş ışığının girmediği yerlerde
yaşardı. Hypnosun Morpheus, Phobetor ve Phantasos
isimli üç oğlu vardı. Morpheus babası Hypnosu kanatlarında
taşıyarak insanların rüya görmesine ve uykuya girmelerine
yardımcı olurdu. Morpheus rüya
yaratıcılığından sorumluydu ve bu rüyaların
içeriğini diğer kardeşlerine gönderirdi. Bu iki kardeşi
Morpheusun rüya dünyasında yaşarlardı. Phantasos cansız
objelerden sorumluyken, Phobetor bunların canlılara, insan ve
hayvanlara dönüşmesini sağlardı. Morpheus özellikle kral ve
kahramanların rüyalarından sorumluydu. Phantasos fantastik rüyalar, Phobetor
ise kabusların görülmesini sağlardı. Morfin adını
Morpheustan ve onun rüya görmeye neden olan gücünden alır. Fobi
adını kabus görmeye neden olan tanrı Phobetordan alırken,
Phantasos ise fantazi kavramı ile eşleşmiştir. 1834
yılında uykunun filozofisi adında bir kitap yazmış
olan Robert MacNishe göre uyku, uyanıklık ile ölüm arasındaki
bir geçiş dönemini göstermektedir. Büyük düşünürlerden Aristo,
Hipokrat, Freud ve Pavlov da uyku ve rüyalar üzerine fizyolojik ve psikolojik
açıklamalar yapmaya çalışmışlardır. Uykunun
bilinmezliği geçen yüzyılın ortasına doğru yavaş
yavaş aralanmaya başlamıştır. Yapılan çok
sayıda yayın ile bu bilinmezlikler giderek azaltılmaya
çalışılmaktadır.
Geçen yüzyılın ikinci
yarısında uyku ile ilgili önemli keşifler oldu. Bunların en
önemlisi ise uykunun yavaş göz hareketi (non-rapid eye movement, NREM)
ve hızlı göz hareketi (rapid eye movement, REM) olmak üzere
iki bölümden oluştuğunun gösterilmesidir. Yaşam, sonuçta üç
evreden, uyanıklık, REM ve NREMden oluşmaktadır. Her
evrenin kendine özgü nöroanatomik, nörofizyolojik ve nörofarmakolojik
özellikleri vardır. Bu evreler için bilinen spesifik bölgeler yoktur.
Uyanıklık jeneratör olarak beyinsapında retiküler aktive edici
sistemde lokalize iken, NREM uykusunun bulbus ve önbeyin bölgesinde ve REM
uykusunun da ponsta olduğu söylenebilir. Ponsta vestibüler çekirdeklerin
REM uykusunun oluşumunu ve perilocus coeruleusun ise atoniyi
sağladığı bildirilmektedir. Ancak yukarıda belirtilen
bölgeler bu evrelerin fonksiyonlarını tam açıklamaya
yetmemektedir. Uyku sırasında MSSde yaygın reorganizasyon devam
eder. Aynı anatomik bölgenin stimülasyonu ile uyanıklık ve REM
uykusu dönemlerinde motor aktivite üzerine birbirinden farklı etkiler oluşturur.
REM uykusundaki en çarpıcı bulgulardan biri, duruma bağlı
olarak diyafram ve ekstraoküler kaslar hariç, tüm kasların aktif
paralizisidir. Beyinsapı inhibitör sistemleri hem motor eksitatör sistemi
baskılar hem de direkt olarak spinal motornöronları inhibe eder.
Duysal deaferentasyon uykuda sıklıkla önkoşul olarak
düşünülür. NREM uykuda talamus relay modundan (duysal uyaranın
hemisferlere ulaşmasına izin verilme dönemi) osilatör moduna
(duysal uyaranın geçişini önleme dönemi) çevrilir. NREMde talamik
retiküler çekirdek uyku iğciklerinin oluşumundan sorumludur. NREM
evre 3-4deki yavaş dalgalar hem talamus hem de korteks tarafından
oluşturulur. Ancak REM uykusunda talamus tekrar osilatör moddan relay
moda döner. REM uykusunda aynen uyanıklıktaki gibi duysal
uyaranların geçişi vardır, ancak korteks bu uyaranları
değerlendirmeye almaz. Rüyalarda ağrının
algılanmasının azlığı ile ilgili olarak,
spinoretiküler traktus aktivitesinin azalmasında REM uykusunun
katkısı tartışılmaktadır. Nörofizyolojik bulgular
açısından da bakılınca REM uykusu ile uyanıklık
arasında çok benzerlik vardır. Asendan retiküler aktive edici sistem
her iki dönemde de hem talamusun hem de korteksin etkinliğini
potansiyelize eder. Elektroensefalogram (EEG), uyanıklık ve REM
uykusunda desenkronize iken NREM uykusunda senkronizedir. NREM dört evreden
oluşur. Evre 1-2 hafif uyku ve evre 3-4 derin veya yavaş dalga uykusu
olarak isimlendirilir. NREMi takiben REM uykusu başlar ve gecede 4-5
siklus yaşanır. REM uykusu ise düşük amplitüdlü ve yüksek
frekanslı olması nedeniyle uyanıklığa benzer. REM
uykusunun uyanıklıktan farkı kas tonusu kaybı, arada nadir
kas seğirmesi, hızlı göz hareketleri, solunumun ve kalp
hızının düzensizliği ile otonomik bulguların
olmasıdır. Tonik ve fazik olmak üzere iki alt tipe ayrılır.
Fazik aktivite sırasında hızlı göz hareketleri başlar,
distal kaslarda seğirme, orta kulak kas aktivitesinde artma olur. REM
uykusunda görülen ponto-genikulo-oksipital dalgalar genellikle insanlarda
kayıtlanamaz. Rüyaların %80i REM uykusunda görülür. Uykunun
kontrolünden sorumlu olan iki mekanizma tanımlanmıştır.
Bunlar homeostatik ve sirkadyen mekanizmalardır. Bu mekanizmaların
henüz tam anlaşılamaması nedeniyle uyku paralizisi, katapleksi,
somnambulizm, REM uyku davranış bozukluğu gibi çok farklı
ve renkli klinik bulgu ve hastalıkların patofizyolojisini
bilememekteyiz.
Uyku ve uyanıklık
paternindeki majör değişiklikler kişinin yaşamı
boyunca devam eder. Yaşla ilişkili olarak hem uyku
uyanıklık siklusu hem de uykunun içindeki uyku evrelerinin
dağılımı değişir. Yaşa göre uykunun
gelişimine bakılacak olursa, yenidoğan yaşamın ilk
haftalarında günün 2/3nü uyuyarak geçirir. Bu polifazik uyku paterni
erişkin monofazik yapısına yavaş yavaş geçer.
Yenidoğan günde 16-20 saat arasındaki süreyi uykuda geçirirken
çocukta bu süre 10-12 saattir; ergen ve erişkinde 7-7.5 saat ve
yaşlı kişilerde 6.5 saate kadar iner. Normal kişilerde
toplam uyku süresi 4-10 saat arasıdır. Uyku süresi kişinin
genetik olarak uykuya ihtiyacına göre belirlenir. Bazı
erişkinlerde öğleden sonra uykusu devam eder. Uyku
uyanıklık siklusunu yaşa göre değerlendirirsek,
yenidoğanda uyku gece boyunca düzensiz olarak kesintili iken dört
yaşındaki çocukta artık kesintisiz gece uykusu ve gündüz bir kez
kısa süreli uyku vardır. İlerleyen yaşlarda önce kısa
süreli gündüz uykuları kaybolur, sonra gece uykularının
saatlerinde azalma başlar. Yenidoğanda EEG bulguları, göz,
vücut hareketleri ve solunum paterni ile uyku-uyanıklık ayırt
edilmeye çalışılır. Uyku REM veya aktif uyku ile
başlar. NREM veya inaktif uykuyla devam eder. Kol, bacak ve yüz
kaslarının spontan hareketi bu aktif uykuyla bir arada görülebilir.
Prematürelerde ise (<37 hafta) REM uykusunu uyanıklıktan
ayırt etmek zor olabilir. Yenidoğanda REM ve NREM uyku süreleri eşittir.
Uyku uyanıklık 3-4 saatte bir dönüşümlü olarak birbirini izler.
İlerleyen haftalarda gece-gündüz siklusuna uyum oluşur.
Isının sirkadyen ritminin görülmesi önemlidir. İlerleyen aylarda
REM uykusunun uyku içindeki oranı giderek azalmaya ve uykunun daha çok
ikinci yarısında ortaya çıkmaya başlar. NREM uykusu ise
çoğunlukla uykunun ilk yarısında görülür. Uyku siklusu (NREM ve
REM uykusu) yaşamın ilk yıllarında 60-70 dakikadır.
Verteks keskin dalgaları genellikle 5. ayda görülmeye başlar, ilk
aylarda rudimenterdir. Dördüncü haftadan itibaren uyku iğcikleri
görülmeye başlar, 6. ayda uyku iğciklerinin sayısı
artmış, ancak hala hemisferler arası asenkroni göstermektedir.
İki yaşından sonra asimetri beklenmez. K kompleksleri 3. aydan
itibaren başlar ve 2 yaşında gelişimini tamamlar. NREM evre
4, 6-12. ay arasında izlenmeye başlar. REM uykusu ise 3. ayda
elektrofizyolojik olarak belirmeye başlar (Erişkinlerdeki uykunun
elektrofizyolojik özellikleri için ayrıca kitabın Nörolojide
laboratuar incelemeleri; EEG bölümüne bakınız). Erişkinde uyku
NREM ile başlar. Uykuya girişte (NREM evre 1) alfa
dalgalarının amplitüdü yavaş yavaş düşer ve yavaş
dalgalar aralıklı olarak görülmeye başlar. İlerleyen
dakikalarda göz hareketleri yavaşlar, hızlı ritimler artar. POST
(positive occipital sharp transients of sleep) görülebilir. POST, bilateral
oksipital bölgede 4-5 Hz frekansındadır, ancak genellikle asimetrik
olarak ortaya çıkar (Şekil 1). Keskin karakterli olduğu
için çoğunlukla (hatalı olarak) anormal olarak
değerlendirilebilen bu dalgalar, NREM evre 1de görülür. NREM evre 1,
uykunun %2-5ni oluşturur. NREM evre 2de uyku iğcikleri, K
kompleksleri ve verteks keskin dalgaları görülür (Şekil 2).
Uyku iğcikleri 0.5-1.5 sn süren, 12-14 Hz frekansında
osilasyonlardır. K kompleksleri ise yüksek amplitüdlü, bifazik, en az 0.5
sn süren pozitif defleksiyonu takiben negatif defleksiyonlardan oluşan
yavaş dalgalardır. Verteks keskin dalgaları kısa süreli
yüksek amplitüdlü negatif dalgalardır. Santral bölgelerde belirgindir.
NREM evre 2 uykunun %45-55ni meydana getirir. NREM evre 3 derin uykuya
giriştir, EEGdeki frekanslar daha da yavaşlamış olarak
izlenir. K kompleksleri ve daha az miktarda uyku iğcikleri görülür.
Uykunun %3-8ni oluşturur. NREM evre 4de ise yavaş dalgalar genel karakteristiğini
oluşturur ve az miktarda K kompleksleri belirir (Şekil 3). Bu
evre uykunun %10-15inden sorumludur. REM uykusu NREM evre 1e benzer. Gecenin
ikinci yarısından sonra uyku daha çok REM
ağırlıklı olur. Amplitüd düşer, yavaş dalga
frekansı hakimdir ve kas tonusu süprese (atoni) olmuştur.
Hızlı göz hareketleri izlenir (Şekil 4). Sawtooth
dalgaları 3-7 Hz frekansında olup testereye benzediği için bu ad
verilmiştir. (Şekil 5). Uykunun %75-80ini NREM uykusu
ve %20-25ini REM uykusu oluşturur. Erişkinlerde uyku siklusu 90
dakikadır ve gece uykusunda 5-7 uyku siklusu görülür. Uyku NREM ile
başlar. Uyku sadece makro (NREM-REM) yapılanmadan
oluşmamaktadır, mikro yapılanması da vardır. İlk
kez Terzano tarafından tarif edilen siklik alternan patern
çoğunlukla NREM uykuda belirir. Derin uykunun geçici olarak
hafiflediği dönemlerde, aferent uyaranlardan bağımsız
olarak oluşur. A ve B fazı vardır. Her faz 2-60 saniye sürer.
Makro uykunun yapısal parametrelerinde uyku hastalığı
olanlar ve normal kişiler arasında farklılık görülmez iken
siklik alternan patern uyku hastalığı olanlarda artar. Uykunun
fonksiyonlarını henüz tam bilmiyoruz, ancak hayvan deneylerinden elde
edilen sonuçlara göre total NREM ve REM deprivasyonu 3 hafta içinde veya izole
REM deprivasyonu altı hafta içinde fatal seyreder. Ölümlerin
mekanizması tam anlaşılamamıştır. Başka bir
bulgu ise uyku deprivasyonu yapılmış kişilerde deprivasyon
sonrası dönemde NREM evre 3-4 uykusunun tamamı ve REM uykusunun
%50si nin yerine konmasıdır.
Uykunun olası fonksiyonları:
1- yenilenme, 2-enerjiyi koruma, 3-yaşlanma sürecine direnç (foraging),
4-immünolojik, 5-termoregülasyon, 6-önemli beyin bölgelerinin korunması,
7-korneal anoksinin önlenmesi, 8- nöronal bütünlüğünün devamını
sağlamaktır.
Şekil 1. NREM evre 1 POST dalgaları
Şekil 2.NREM evre 2 uyku iğcikleri ve verteks keskin dalgaları
Şekil 3. NREM evre 4
Şekil 4. REM uykusu hızlı göz hareketleri
Şekil 5. REM uykusu sawtooth dalgaları
UYKU HASTALIKLARI
Uykuya bağlı
hastalıklar erişkin yaş grubunda sık görülür ve yaşla
birlikte artar. Medikal ve psikososyal komorbidite varlığında
prevalans daha da artar. Klinisyenlerin uyku konusunda yeterli bilgi ve
deneyimlerinin olmaması nedeniyle hastada uyku hastalıkları
sorgulamasının yapılmaması veya hastanın
yakınmalarının uykuyla ilgili olabileceğinin
düşünülmemesi işleri daha karmaşık hale getirmektedir.
Yaşlı kişilerde uyku hastalıkları ile diğer
ağır medikal problemleri arasında güçlü klinik ilişki
vardır. Hipertansiyon, depresyon, kardiyovasküler ve serebrovasküler
hastalıklarla uyku hastalıklarının çok yakın ilgisi
vardır. Primer uyku hastalıklarına göre bir başka
hastalığa bağlı ortaya çıkan sekonder uyku
hastalıklarıyla daha sık karşılaşmaktayız.
Uyku hastalıkları önemli bir halk sağlığı
sorunudur. Çünkü toplumun en az %10u uyku ile ilgili problem
yaşamaktadır. Tanımlanmış 100den fazla uyku
hastalığı vardır. Klinik pratikte en sık
karşılaşılanlar insomni, gün içi aşırı
uyuma, uyku apnesi, parasomni ve huzursuz bacak sendromudur.
İNSOMNİ
Son 50 yılda yapılan
araştırmalarda toplum içinde prevalansı en yüksek olan ve çok
ciddi ekonomik kayba yol açan hastalıklardan biridir. Uykuya dalmakta,
uykuyu devam ettirmede zorluk ve/veya istenilenden önce uyanma durumudur.
Uykusuzluğun doğası, önemi ve çok sayıda nedenin
olması ve klinisyenlerce yeterli derecede bilinip sorgulanmaması
durumu zorlaştırmaktadır. Toplumda hastaların çok büyük bir
kısmı tanı konmaksızın çaresiz halde
kalmaktadırlar. Uyku, aşırı endişe,
aşırı anksiyete ve depresif duygudurumu gibi birçok internal
faktöre hassastır. Dış faktörler açısından bakarsak,
geçici stresler, önemli yaşam olayları (hastalık, kaza, evlenme,
boşanma, eğitim, meslek edinme, gelir düzeyinde azalma, işsiz
kalma), aşırı gürültü, yüksek veya düşük ısılar,
rahatsız yatak, yüksek rakım, jet lag, ilaç bırakma,
alışık olunmayan koşullarda uyuma en çok görülen
nedenlerdir. Kadınlarda erkeklere oranla daha fazla insomni
yakınmaları belirlenmiştir. İnsomni primer ve sekonder
olarak ikiye ayırılır. Primer insomni, medikal veya
psikiyatrik bozukluklar olmaksızın ortaya çıkar. Sekonder
insomni; süregiden psişik stres, medikal veya psikiyatrik bir hastalık
veya başka bir uyku hastalığının (uykuda periyodik
ekstremite hareket bozukluğu, vardiyalı iş uyku bozukluğu,
jetlag, obstrüktif uyku apne sendromu) bir komponenti olarak görülür. Kötü
uyku hijyeni veya zarar verici çevresel ortamlar sonucu da olabilmektedir.
Keyif amacıyla alınan ilaçlar, alkol ve kafein de rol oynayabilir.
Etyolojik faktörlere yönelik olarak kronik uyuma zorluğu,
sirkadyen ritm bozuklukları, psikiyatrik hastalıklar, farmakolojik
ilaçlar, medikal hastalıklar, uykuya bağlı fizyolojik
bozukluklar, negatif şartlanma etkileri sayılabilir. Uyuyamama sorunu
olan bir kişide insomni tedavisi tek değildir. İnsomni alt
tipinin belirlenmesi tedavinin seçimini kolaylaştırır. Çok
sık görülen insomni, 30dan fazla tanı alt tipi olan klinik bir semptomdur.
Yetişkinlerin yaklaşık 1/3ünde yıl içinde bir veya daha
fazla dönem uykusuzluk problemi belirlenmiştir. Bir
çalışmada rastgele seçilen erişkinlerin %95i
yaşamlarının bir döneminde insomni
tanımlamışlardır. Toplumda %10-15 kişide mevcuttur. Yaşla
birlikte artış gösterir. Yaşlılarda prevalans
yaklaşık %25 ve daha fazladır. Yapılan bir
çalışmada 55 yaş üzeri erişkinlerin %67sinin haftanın
en az birkaç günü uyku problemi yaşadıkları belirlenmiştir.
Diğer bir meta analiz çalışmalarında kronik insomni
prevalansı yaklaşık %4.4-48 olarak izlenmiştir. Tedavisiz
insomni ciddi sosyal, mesleki, kognitif fonksiyon bozukluğuna neden olur
ve majör depresyon için artmış risk ile ilişkilidir. ABDde 1995
yılında insomni tedavisi için yaklaşık harcama 13,926,110,000
$ olarak bildirilmiştir.
Öykü çok önemli bulguları ortaya
çıkarır. Ayrıntılı uyku öyküsü sorgulama formunu hasta
görüşme öncesinde doldurur (Tablo 1). Görüşme
sırasında ise bu formun içeriği ayrıntılı
şekilde değerlendirilir. Yatak partnerinin hastanın uykusu
ile ilgili vereceği bilgiler tanı konmasına çok
yardımcı olacaktır. İnsomninin paterni, süresi, daha önce
veya halen kullanılan ilaçlar, madde ve alkol kullanımı, medikal
veya psikiyatrik hastalıklar ve diğer uyku bozukluklarının
bulgu ve belirtileri ayrıntılı bir şekilde
sorgulanmalıdır. Uyku sorununu ortaya çıkaracak özgeçmiş
değerlendirmesinde tüm sistemler ayrıntılı olarak gözden
geçirilir. Romatolojik hastalıklar (artrit, fibromiyalji), akciğer
hastalıkları (astım, kronik obstrüktif akciğer
hastalığı), kardiyak hastalıklar, gastrointestinal
hastalıklar (reflü, peptik ülser), nörolojik hastalıklar (nöbet ),
endokrin hastalıklar (hipertiroidizm) en sık uyku problemi ile
karşılaşılan durumlardır. Kronik
ağrının varlığı, menopozal dönemdeki kadın,
prostat hastalığı olan erkek hastada uyku sorununun olası
nedenleridir. Etyolojik faktöre göre
insomni tanısı Tablo 2de özetlenmiştir. Birçok
ilaç insomniye yol açar (stimülanlar, steroidler, antihipertansifler,
antidepresanlar) (Tablo 3). Bazı antidepresanlar insomninin
yanısıra uykuda periyodik ekstremite hareket bozukluğunu da
arttırabilir. Bu durumda sekonder insomniye yol açar. Sedatif veya
hipnotik ilaçların rebound insomniye neden olabileceği
anlatılmalı ve bu ilaçların kesilmesi konusunda hasta
bilinçlendirilmelidir. Birçok hasta kulaktan dolma yöntemlerle uyku
sağlamaya çalışır (melatonin, alkol ve antihistaminikler).
Yasal olmayan madde kullanımı özellikle sorgulanmalıdır.
Tam bir nörolojik muayene ve psikiyatri konsültasyonu
yapılmalıdır. Depresyon ve anksiyete semptomlarının
olması önemlidir. Hastanın kendisinin algıladığı
stres seviyesi sorgulanır. Kısa psikolojik değerlendirmenin
yanında bazı hastalarda problemi ortaya çıkarmak ve ileri
değerlendirme için psikometrik testler yapılır ve psikiyatrik
görüşmelere devam edilebilir. Hastalardan uyku günlüğünü
doldurması istenir. Bu, gün içi kısa gündüz uykuları veya
değişken yatma/uyanma saatlerinin tespiti için önemlidir. Tanı
konduktan sonra davranışsal ve/veya uygun farmakolojik tedavi verilir.
Yanıt vermezse primer uyku hastalığını
dışlamak ve uyku kesintilerini göstermek amacıyla polisomnografi
(PSG) yapılmalıdır. Öyküde ve fizik muayenede medikal veya
psikiyatrik hastalığı düşündürecek bulgular varsa ileri
tetkikler yapılmalıdır.
|
Tablo 1. İnsomnide klinik görüşme |
|
Uyku öyküsü ve değerlendirme |
|
· Yakınmanın patern, başlangıç, öykü, gidiş, süresi, şiddeti |
|
· Predispozan ve tetikleyici faktörler |
|
· İnsomniyi arttıran veya uykuyu düzelten faktörler |
|
· Etyolojik faktör |
|
· Uyku-uyanıklık paterni |
|
· Gün içi semptom varlığı (uyku hali, aşırı uyanıklık) |
|
· Deneyimlenen etki (sonuçları, bozulması) |
|
· Yatak odası ortamına uyumsuzluk |
|
· Yatma zamanı fizyolojik veya kognitif uyanma |
|
· Başka uyku bozukluklarına ait semptomlar |
|
· Uyku ortamı (yatma zamanı rutinleri, uykuyla uyumsuz davranışlar) |
|
· Uyku hijyen pratiği |
|
· Yaşam şekli (günlük aktivite, egzersiz paterni) |
|
· Tedavi öyküsü (kulaktan dolma çareler, başa çıkma yöntemleri, eski tedavilere cevap) |
|
· Tedavi beklentisi |
|
İlaç ve madde kullanımı |
|
· Uyku ilacı, ev yapımı veya bitkisel destekler |
|
· Reçete edilmiş ilaçlar |
|
· Reçetesiz ilaçlar (diyet ilaçları, antihistaminikler) |
|
· Alkol, tütün, kafein |
|
· Yasal olmayan maddeler |
|
Özgeçmiş |
|
· Uyku bozukluğu ile ilişkili medikal tıbbi hastalık |
|
· Kronik ağrı |
|
· Menopoz (kadın) |
|
· Prostat hastalığı (erkek) |
|
· İndikasyon varsa laboratuvar tetkiki |
|
Psikiyatrik öykü |
|
· Depresyon |
|
· Anksiyete |
|
· Diğer mental sağlık problemleri |
|
· Stres düzeyi |
|
Tablo 2. Etyolojik faktöre göre insomni tanısı |
|
1-Geçici veya kısa süreli |
|
· kaygı nedenli uyku bozukluğu |
|
2-Psikofizyolojik ve /veya önşartlanma faktörleri |
|
· psikofizyolojik insomni |
|
· idyopatik insomni |
|
· uykuyu hatalı algılama bozukluğu sendromu |
|
· yetersiz uyku hijyeni |
|
3-Psikiyatrik bozukluklara bağlı uyku bozuklukları |
|
· psikoz ile ilişkili uyku bozukluğu |
|
· duygudurum bozukluğu ile ilişkili uyku bozukluğu |
|
· anksiyete bozukluğu ile ilişkili uyku bozukluğu |
|
· panik bozuklukla ile ilişkili uyku bozukluğu |
|
· alkolizm ile ilişkili uyku bozukluğu |
|
4-Tedaviye, ilaca ve alkole bağımlı insomni |
|
· hipnotik bağımlılığı uyku bozukluğu |
|
· stimülan bağımlılığı uyku bozukluğu |
|
· alkol bağımlılığı uyku bozukluğu |
|
5-Sirkadyen ritim bozukluğu ile ilişkili uyku bozukluğu |
|
· gecikmiş uyku fazı sendromu |
|
· ilerlemiş uyku fazı sendromu |
|
· vardiyalı iş uyku bozukluğu |
|
· düzenli olmayan uyku-uyanıklık paterni |
|
6-Uyku bozukluklarına bağlı sekonder insomni |
|
· uykuda periyodik ekstremite hareket bozukluğu (UPEHB) |
|
· huzursuz bacak sendromu (HBS) |
|
· santral uyku apnesi |
|
· obstrüktif uyku apnesi |
|
· narkolepsi |
|
7-Nörolojik hastalıklara bağlı insomni |
|
· dejeneratif hastalıklar |
|
· demans |
|
· parkinsonizm |
|
8-Diğer dahili hastalıklara bağlı insomni |
|
· fibrozit sendromu |
|
· uykuyla ilişkili gastroözofageal reflü |
|
· kronik obstrüktif akciğer hastalığı |
|
9-Durumsal faktörlerle ilişkili insomni |
|
· çevresel nedenli uyku bozukluğu |
|
Tablo 3. İnsomniye yol açan sık kullanılan ilaçlar |
|
Antihipertansifler |
|
· Klonidin · Beta blokerler (propranolol, atenolol, pindolol) · Metildopa · Rezerpin |
|
Antikolinerjikler |
|
· İpratropium bromid |
|
Santral sinir sistemi stimulanları |
|
· Metilfenidat |
|
Hormonlar |
|
· Oral kontraseptifler · Tiroid preparatları · Kortizon · Progesteron |
|
Sempatomimetik aminler |
|
· Bronkodilatör (terbutalin, albuterol, salmeterol, metaproterenol) |
|
· Ksantin deriveleri (teofilin) |
|
· Dekonjestanlar (fenilpropanolamin, psödoefedrin) |
|
Antineoplastikler |
|
· Medroksiprogesteron · Löprolid asetat · Goserelin asetat · Pentostatin · Donorubisin · İnterferon alfa |
|
Diğerleri |
|
· Fenitoin · Nikotin · Levodopa · Kinidin · Kafein (reçetesiz) (anasin, ekserdin, empirin, öksürük/soğuk algınlığı preparatları)
|
İdyopatik İnsomni: Nadir görülen ve yaşam boyu süren bir insomnidir. Tipik olarak
doğumdan itibaren başlayacağı gibi ergenliğin erken
döneminde de başlayabilir. Uykunun regülasyonunu sağlayan merkezlerde
bir anormallik olduğu yönünde spekülasyonlar vardır. Kronik
uykusuzluk; genel iyilik halini, duygudurumu, motivasyonu, vijilansu,
konsantrasyonu ve enerjiyi azaltır, olumsuz yönde etkiler, yorgunluk etkileri
görülür. Hafif ve orta düzeyde idyopatik insomnide ise yukarıda
sayılan belirtiler normal sınırlar içinde kalabilir. Ancak
ağır düzeyde gidiş gösteriyorsa gün içi fonksiyonlarda belirgin
bozulma ve ağır depresif bulgular izlenebilir. Yaşam boyu
bir hastalık için tedavisi zordur. Öyküde sıklıkla
aşırı hipnotik ve alkol kullanımı vardır.
Uykuyu Hatalı Algılama
Bozukluğu: Sübjektif olarak insomni tarif eden hastaların yapılan uyku
laboratuar incelemelerinde dikkat çekici bir özellik yoktur. Prevalansı bilinmemektedir.
Sübjektif ve objektif belirtilerdeki çelişkiyi açıklamak güçtür.
Muhtemelen uyku sırasında devam eden yaşanılmış
etraf algısının devam etmesi ve kişi tarafından bu
sürenin uyanıklık olarak algılanmasıdır. Standart uyku
kayıtları ve ölçülemeyen kognitif aktivite kişideki bu sorunu
gösteremez. Genellikle kabul gören açıklama, kişinin REM uykusu
sırasındaki rüyalarını kendi uyanıklık deneyimi
olarak algılamasıdır.
İnsomni Tedavisi: Farmakolojik ve farmakolojik olmayan ilaç tedavisi şeklindedir.
Farmakolojik olmayan tedavide davranışsal ve kognitif teknikler
uykunun başlatılması ve idame ettirilmesini sağlar.
Davranışsal tekniklerden en çok kullanılanlar arasında
gevşeme teknikleri (Tablo 4), uyaran kontrolü (Tablo 5),
uyku kısıtlaması (Tablo 6), biyogeribildirim (Tablo
7) ve uyku hijyen eğitimi (Tablo 8) sayılabilir.
Uykuya dalmakta sorun yaşayan kişilerde farmakoterapi kadar etkin
olan uyaran kontrolü ve uyku kısıtlaması en iyi tedavi seçimi
olabilir.
|
Tablo 4 . Gevşeme teknikleri |
|
Rehber |
|
Hastaya söylenmesi gereken |
|
· uzan, gözlerini kapa, rahatla |
|
· bazı kas gruplarını kasarak hissetmeye çalış |
|
· gerginliği azalt ve gevşemeye çalış |
|
· farklı kas grupları içinde aynı gevşemeyi tekrarla |
|
Kısa dönem etkisi |
|
· hafif gevşeme |
|
· gevşeme tekniklerinde ustalaşmak için zamana ihtiyaç olduğu belirtilmeli |
|
Uzun dönem etkisi |
|
· anksiyeteyi ve/veya uyku zamanı kas gerginliğini azaltma tekniklerini kullanabilir olma |
|
Tablo 5. Uyaran kontrol bilgilenmesi için gerekenler |
|
Rehber |
|
1- kendinizi uykulu hissediyorsanız, sadece o zaman uyumak için uzanın |
|
2- uyumak dışında yatağınızı ve yatak odanızı kullanmayın |
|
3- yaklaşık 20 dakika içinde uykunuz gelmediyse yataktan kalkıp başka bir odaya gidin. Tekrar uykunuz gelirse, gevşeme hareketlerini yaptıktan sonra yatağınıza gidin |
|
4- uyku hala yok ise veya uykudan uyanırsanız, 3. maddeyi tekrarlayın |
|
5- her sabah aynı saatte çalar saatı kurun ve uyuduğunuz süreyi dikkate almaksızın aynı saatte kalkın |
|
Kısa dönem etkiler |
|
· Hasta gecede birkaç kez kalkma ihtiyacı duyabilir ve uykusu kaçabilir |
|
Uzun dönem etkiler |
|
· Hasta uyumsuz uyku çağrışımlarını değiştirecek, uyku çağrışımları ile hızlı uykuya dalma arasındaki bağı yeniden kuracaktır |
|
Tablo 6 . Uyku kısıtlaması |
|
Rehber |
|
Hasta iki haftadan uzun bir süre ile günlük uyku patern kayıtlarını uyku günlüğüne doldurur |
|
İki haftalık sürede toplam
uyku zamanının ortalaması başlangıç olarak
alınır, yataktan kalkma zamanı ve yatağa yatma
zamanı arasındaki süre hesaplanır. Toplam uyku zamanı
dikkate alınmaksızın yatakta minimum kalma zamanı 4.5
saatin altında olmamalıdır. Hastalara istenen saatte
yatıp yatmadıklarına bakmaksızın belirlenen saatte
kalkmaları söylenmelidir. Belirlenen uyku saatleri
dışında uzanmaya veya kısa gündüz uykularına izin
verilmez. |
|
Hasta uyku günlüğüne yatma
zamanını ve tahmini total uyku zamanını yazar ve uykunun
etkinliği (tahmini toplam uyku zamanı/yatakta kalma
zamanı yüzde olarak hesaplanır) her hafta değerlendirilir. |
|
Başlangıçtaki sınırlı uyku sürecinden sonra yatma zamanını ayarlayın. Bu düzenleme aşağıdaki gibi yapılabilir |
|
Yatma zamanı 3 kritere göre ayarlanır: |
|
1. ortalama uyku etkinliği%90 ve üstünde ise (yaşlılarda %85) kişinin yatakta kalma zamanı 15 dakika arttırılır, yatağa yatma zamanı erkene çekilir |
|
2. uyku etkinliği ortalaması %85den düşük ise (yaşlılarda %80) yatakta kalma zamanı 15 dakika azaltılır |
|
3. uyku etkinliği %85-90 arasında ise yatakta kalma zamanında değişiklik yapılmaz. |
|
Kısa dönem etkiler |
|
· Hafif uykusuzluk, artan yorgunluk, huzursuzluk ve uykululuk hali beklenebilir. |
|
· Hasta yatakta daha fazla zaman geçirme arzusuna direnmekte zorluk çekebilir. |
|
· Hasta giderek daha derin ve kesintisiz uyuyabilecektir. |
|
Uzun dönem etkileri |
|
Yatakta kalınan zaman sistematik şekilde arttırıldıkça hasta sonunda yeterli miktarda kaliteli bir uykuya sahip olacaktır. |
|
Tablo 7. Biyogeribildirim |
|
Rehber |
|
Işık, ses vb. uyaranlarından uzaklaşmak veya uzaklaştırmak |
|
Kısa dönem etkileri |
|
· Hastalar fizyolojik parametreleri kontrol becerisini geliştirmek için bir çok eğitim seansına ihtiyaç duyabilirler. |
|
Uzun dönem etkileri |
|
· Hasta anksitesini ve/veya kas gerginliğini azaltmayı veya santral uyku mekanizmalarını arttırmayı ve daha iyi uyuyabilmeyi öğrenecektir |
|
Tablo 8. Uyku Hijyen Eğitimi |
|
Gün içi ve akşam alışkanlıkları |
|
· Günün ilerleyen saatlerinde aşırı kafein tüketmek |
|
· Sigara içmek |
|
· Akşam alkol kullanmak |
|
· Gün içinde ve akşamları kısa süreli uyku uyumak, uyuklamak, uyuyakalmak(sızmak) |
|
· Gün içinde gevşeyerek uzanma (rahatlama veya gevşeme amacıyla uzanmak) |
|
· Akşamın geç saatlerinde spor yapmak |
|
· Uyku korkusu/endişesi içinde olmak, akşamları uyuyamama endişesi yaşamak |
|
· Günlük koşuşturmayı yeterince azaltmamak |
|
· Uyku kaçıran yatma hazırlıkları |
|
· Uyku öncesi düzenli ritüel olmaması |
|
· Can sıkıcı uyku öncesi yatak konuşmaları |
|
· Akşam geç saatlerde yemek yemek ve sıvı almak (sık idrar çıkışına neden olabilir) |
|
· Işıkları kapamadan önce televizyon seyretmek, kitap okumak veya uyku uyumaya engel olabilecek davranışları yapmak |
|
Gece alışkanlıkları |
|
· Düzensiz uyku ve uyanıklık saatleri |
|
· Yatakta uyumak için uzun saatler geçirmek |
|
· Televizyon veya radyo açık uykuya dalmak |
|
· Uyumaya fazla gayret etmek |
|
· Yatak partnerinin horlaması |
|
· Gece boyu sürekli uykusuz geçen zamanı hesaplamak |
|
· Uyanıkken yatakta kalmaya devam etmek |
|
Sabah alışkanlıkları |
|
· Sabahları uyandıktan sonra yatakta kalmak |
|
· Hafta sonunda ekstra uyumak |
|
· Yatak odasında gürültü, güneş ışığı veya evcil hayvanların olması |
|
· İlerlemiş sirkadyen ritim fazına bağlı erken sabah uyanmayı kolaylaştıran sabah gün ışığına mazur kalmak |
Farmakolojik tedavi olarak benzodiazepin, benzodiazepin reseptör agonistleri, sedasyon yapan
antidepresanlar verilir (Tablo 9). Gün içi anksiyete olmadıkça
kısa ve orta etkili ilaçlar genellikle tercih edilir. Hastanın klinik
bulgu ve belirtilerine göre ilaç seçimi yapılır. Uykuya dalmakta
yakınmaları olan kişide çok kısa etkili ilaç yatmadan hemen
önce verilir. Depresyon semptomları olan hastalarda sedatif etkili
antidepresan seçimi en uygunudur. Uzun etkili ilaçların verilmesi
potansiyel tolerans ve bağımlılık yaptığı
için tercih edilmezler. Benzodiazepinler (BZD), GABA üzerinden
benzodiazepin reseptörlerine (BZD R) bağlanarak etki ederler. GABA
reseptör kompleksine bağlandığında klor
kanallarını açarak nöronları hiperpolarize eder. GABAAnın
5 alt tipi vardır. Alfa 1 alt tipi BZD R1dir. PSG ile BZDlerin uyku
latansını kısalttığı gösterilmiştir. Toplam
uyku süresini uzatır ancak hem NREM evre 3 ve 4 hem de REM uykusunu
kısaltır. Uyku iğciklerini arttırabilir. Geleneksel BZDler
etki sürelerine göre ayrılır. Uzun etkili olanlar uyanma süresini
geciktirir. Kısa etkililer ise rebound insomni yaparlar. BZD olmayan BZD R
agonistleri (zaleplon, zolpidem) kısa etkili olmalarına
karşın rebound insomni yapmazlar. BZD R agonistleri fiziksel
bağımlılık yapma olasılığı
olmasına karşın insomni şikayeti olanların önceden
ilaç bağımlılığı yoksa pek görülmez. Ancak
fiziksel tolerans ve etkinlik kaybı görülür. Hipnotik
bağımlısı insomnili hastalar çok önemli bir problem oluşturur.
Böyle bir durumda tüm hipnotikler yavaş yavaş azaltılıp
kesilir. Davranış tedavisi tek başına uygulanır.
Hastalar ilacın faydalı olmadığını (tolerans)
söylemelerine karşın ilaç kesildiğinde insomnilerinin
kötüleştiğini belirtirler. Diğer grup ilaç ise sedasyon yapan
antidepresanlardır. Bunlar arasında Doksepin, amitriptilin,
trimipramin, trazodon, nefzadon ve mirtazapin sayılabilir. Trazodon
serotonin tip 2 reseptör antagonisti ve zayıf serotonin gerialım
inhibitörüdür. Trisiklik ilaçlar gibi antikolinerjik ve kardiyotoksik yan
etkisi yoktur. Yan etki olarak postural hipotansiyon, priapism ve sabah
sedasyonu olabilir. Mirtazapin yan etki olarak kilo alımı yapabilir.
Antiepileptikler (gabapentin, tiagabin) ve antipsikotik (quetiapin) hipnotik
olarak kullanılır. Efektif antidepresanlar ( selektif serotonin
gerialım inhibitörleri, venlafaksin, bupropion) uykusuzluğu
arttırabilirler. Uyku problemi devam ettiği takdirde sedasyon yapan
antidepresanlara geçmelidir. Davranış tedavisi ilaç tedavisi kadar
önemlidir. Davranış ve psikofarmakolojik tedavilerle insomnide
iyi yanıt alınırken bu yöntemleri kullanan hasta
sayısı çok sınırlı kalmaktadır.
İnsomni toplumun 1/3ünü etkileyen önemli bir halk
sağlığı sorunudur. Çok sayıda kişiyi etkileyen
insomni için toplum eğitiminin verilmesi gereklidir.
|
Tablo 9. İnsomninin farmakolojik ilaç tedavisi |
|
|
|
||||
|
Sınıf |
İlaç |
Yarılanma zamanı |
Doz (mg) |
|
|||
|
Benzodiazepin |
Alprazolam |
Orta |
0.25-2 |
|
|||
|
|
klordiazepoksit |
Uzun |
10-25 |
|
|||
|
|
Klonazepam |
Uzun |
0.25-2 |
|
|||
|
|
Klorazepat |
Uzun |
7.5-15 |
|
|||
|
|
Diazepam |
Uzun |
2-10 |
|
|||
|
|
Estazolam |
Orta |
1-2 |
|
|||
|
|
Flurazepam |
Uzun |
15-30 |
|
|||
|
|
Midazolam |
Kısa |
7.5-15 |
|
|||
|
|
Lorazepam |
Orta |
0.5-2 |
|
|||
|
|
Oksazepam |
Orta |
15-30 |
|
|||
|
|
Temazepam |
Orta |
15-30 |
|
|||
|
|
Triazolam |
Kısa |
0.125-0.25 |
|
|||
|
BZDOBZDRA |
Zaleplon |
Kısa |
10-20 |
|
|||
|
|
Zolpidem |
Kısa |
5-10 |
|
|||
|
TSA |
Amitriptilin |
Uzun |
10-100 |
|
|||
|
|
Doksepin |
Kısa |
10-100 |
|
|||
|
|
İmipramin |
Orta |
10-100 |
|
|||
|
|
Nortriptilin |
Uzun |
10-100 |
|
|||
|
Triazolopridin |
Trazodon |
Orta |
25-100 |
|
|||
|
Antiepileptik |
Gabapentin |
kısa-orta |
100-600 |
|
|||
|
|
Tiagabin |
Orta |
4-32 |
|
|||
|
Dopamin antagonisti |
Quetiapin |
Uzun |
25-100 |
|
|||
|
|
|
|
|
|
|
|
|
BZDOBZDRA: benzdiazepin olmayan benzodiazepin reseptör agonisiti
TSA: trisiklik antidepresan
UYKUDA SOLUNUM ZORLUĞU
Çok önemli bir sağlık
problemi olmasına karşın tanı konamaması ve tanı
gecikmeleri bu hastalığın komplikasyon ve prognozunu kötü
etkilemektedir. En çok obstrüktif ve santral uyku apnesi ve Cheyne-Stokes
solunumu görülür. Birçok nörolojik hastalıkta uykuda ortaya
çıkan bu solunum zorluklarının hem obstrüktif hem de santral
tipte olabileceği unutulmamalıdır. Semptomlar detaylı
sorgulanmalıdır. Şüpheli bir durum varsa kesinlikle
polisomnografi (PSG) ile monitorizasyon yapılmalıdır.
Ayırıcı tanı kuşkusu kalmamalıdır. Uykuda
solunum zorluğunun anlaşılabilmesi için bazı
tanımların yapılması gerekmektedir. Apne en az 10
saniye süreyle solunumun durmasıdır. Hipopne ise
torakoabdominal hareketin en az %30 azalması veya en az %4 oksijen
desatürasyonunun olmasıdır. Tüm gece uykusundaki apne ve hipopnelerin
bir indeks (solunum bozukluğu indeksi, SBİ) ile hesaplanmasından
sonra uyku apne sendromunun şiddeti tanımlanmış olur. Hafif
uyku apnesi SBİ <15, orta derecede uyku apnesi SBİ 15-30,
ağır uyku apnesi SBİ >30 olarak değerlendirilir.
Obstrüktif Uyku Apne Sendromu (OUAS): Genel popülasyonda
prevalansı çok yüksektir (kadınlarda %2, erkeklerde %4). Irksal
olarak, obeziteye bakılmaksızın, zencilerde sık
olduğu belirlenmiştir. Yaklaşık diyabet veya astım
bronşiyale kadar sıktır. En sık erişkinlerde,
erkeklerde, horlayan kişilerde, postmenopozal dönemdeki kadınlarda ve
obez kişilerde görülür. Bunun dışında hipotiroidizm,
akromegali, alkol tüketimi ve nazal konjesyonu olanlarda da izlenmektedir.
Çocuk, genç kadın veya astenik kişilerde de görülebilir. OUAS için en
sık görülen iki klinik belirti yüksek sesle horlamak ve gün içi
aşırı uyumadır. Yatak partnerinin vereceği öykü
çok önemlidir. Yüksek sesle horlamanın ardından 15-30 saniye süren
apne (en fazla 60 saniye olur) ve apneyi izleyen dönemde nefes
açlığı ile uyanma öyküsü tanıyı koymak için çok
yardımcı olur. Gecede bazen 300den fazla uyanma görülür. Bu
uyanmalar gece uykusunun devamlılığını bozar, PSGde
nadiren NREM yavaş uykusu (evre 3-4) ile REM uykusu izlenebilir. Sabah
dinlenmiş olarak kalkmazlar. Bu durumda uyku eksikliğini tamamlamak
için gün içi aşırı uyuma atakları başlar. En çok
uyuklama yemek sonrası, televizyon seyrederken, yolculuk yaparken,
ders/konferans dinlerken olur. Bazen yemek yerken, konuşurken ve hatta
araba kullanırken bile kişi uykuya yenik düşebilir. Dikkat,
konsantrasyon, bellek ve muhakeme ve istenen işlerin
yapılmasındaki performansta bozulmalar başlar. Hastaların
%50si sabah veya akşam künt baş ağrısından
yakınırlar. Azalmış libido veya impotans gibi seksüel fonksiyon
bozukluklarından şikayetçi olabilirler. OUASlı
hastaların %80de hipertansiyon vardır. Diğer deyişle
primer hipertansiyonu olanların 1/3ünde OUAS vardır. Apne
sırasında ve sonrasında akut olarak kan basıncı
yükselir, bu muhtemelen akut hipoksi ve artmış sempatik aktivitenin
yansımasıdır. İdrar norepinefrin ve normetanefrin düzeyleri
hem uykuda hem de uyanıklıkta yüksek bulunmaktadır. Noktürnal
akut yükselen kan basıncı yıllar içinde tedavi edilmezse büyük
olasılıkla renin-anjiotensin sisteminin de etkilenmesi ile kalıcı
hale gelmektedir. OUASın kardiyovasküler hastalıklarla da
ilişkisi de vardır. Kardiyak aritmi, iskemik kalp
hastalığı ve miyokard infarktı OUASlı hastalarda
sık görülmektedir. Uykudaki apnenin ağırlık derecesi ile
kardiyovasküler hastalıklar arasında korelasyon vardır. Horlayan
bir kişide miyokard infarktı geçirme riskinin 2-4 kat
arttığı gösterilmiştir. Çocuklarda gün içi
aşırı uyumanın dışında gelişim
gecikmesi, okul başarısında düşüklük ve iritabilite
görülür. Bazen yanlışlıkla dikkat eksikliği ve
hiperaktivite bozukluğu tanısı konabilmektedir.
Uykuda boyun ve göğüsün üst
bölgesinde aşırı terleme olduğunu belirtirler. Nefes alma
çabasına bağlı dönüp durma ve debelenme olur. Üst solunum
yolunun obstrüksiyonuna bağlı negatif intratorasik basınca bağlı
sekonder venöz dönüşte artma ve sonuçta pulmoner damarlarda göllenme olur.
Bunun klinik göstergesi de dispnedir. Noktüri hastaların %28inde görülür.
Özafageal reflü, ağız kuruluğu ve ağızdan salya
akması da görülen diğer bulgulardır. Fizik muayenede çoğunluğun
obez olduğunu söylemek yanlış olmaz. Vücut kitle indeksi
>28kg/m2 bulunur. Boyun çevresi >40 cm, nazal konka
hipertrofisi, septal deviyasyon, yüksek yerleşimli ve dar sert
damak, uzun düşük yerleşimli uvula ve yumuşak damak,
genişlemiş ve belirginlemiş tonsiller ve adenoidlerle
kalabalık hale gelmiş orofarenks, makroglossi, dar maksilla ve
/veya mandibula, dişlerin maloklüzyonunun olması önemlidir.
Bu öykü ile gelen hastaya bir gecelik
PSG ve onu takibeden sabahta multipl uyku latans testi istenmelidir.
OUASlı hastanın PSG örneği Şekil 6da gösterilmiştir.
Şekil 6. Obstrüktif uyku apnesi: nazo-oral havayolunun akışının
durması (Kaynak 3ten)
Tedavi: Cerrahi ve cerrahi olmayan tedavi şeklinde ikiye ayırmak uygun
olur.
Cerrahi olmayan tedavi:
1. Kişinin kilo vermesi
2. Nikotin, benzodiazepin ve alkol kullanmamalı
3. Narkotik, barbitürat, narkotikler alınmamalı
4. Sırtüstü yatmamalı
5. Komorbid hastalıklar tedavi edilmeli
6. Oksijen (Apne süresini kısaltır, oksihemoglobin satürasyonu yeterli
düzeye gelir, bradikardi ortadan kalkar. Ancak apne frekansını
azaltmaz, gün içi uykuya etkisi yoktur. Asemptomatik veya minimal OUASlı
hastalarda kullanılabilir. )
7. Psikotropik ilaçlar (anksiyolitik, hipnotik), trisiklik antidepresan
protriptilin REM uykusunun süresini azaltarak ve üst solunum yolu
kaslarının tonusunu arttırarak OUAS bulgularını
azaltabilir. Apneler hipopne olarak görülmeye başlar. Otonomik ve kardiyak
bozulmalar geriye dönebilir. Serotonin gerialım inhibitörü de etkili
olabilir.
8. Devamlı nazal positif havayolu basıncı (CPAP: continuous
positive airway pressure)
9. CPAP almasına karşın halen gün içi aşırı
uyuma varsa Modafinil 200-400mg/gün verilebilir
CPAP, OUASlı hastaların
büyük bir kısmında üst solunum yolunun kollapsını önlemek
için kullanılan solunum cihazıdır. Üst solunum yolunun kas
tonusunu azaltır, fonksiyonel rezidüel kapasiteyi arttırır. Uyku
sırasında devamlı pozitif havayolu basıncı yavaş
olarak yükselir, obstrüksiyon ortadan kalkınca horlama da biter. Orta ve
ağır OUASlı olgular ile santral apnesi olan hastalarda standart
tedavi yöntemidir. Nadir yan etkileri dışında CPAPa
karşı tedavi uyumsuzluğu %40-80 oranında görülebilir.
Destek ve eğitim ile bu sorun da aşılabilir. Oksijen satürasyonu
%90ın üzerinde idame etmeye başlar. Bilevel PAP;
CPAPı tolere edemeyenlere ve OUAS ile beraber alveoler hipoventilasyona
yol açan hastalıkların varlığında endikedir. Özellikle
nöromüsküler hastalıklarında efektiftir.
Yapılan çalışmalarda,
solunum bozukluğu indeksi 5-30 olan ve gün içi aşırı
uyuması, kognisyon veya duygudurum bozukluğu, insomnisi, tanı
konmuş kardiyovasküler hastalığı (hipertansiyon ve iskemik
kalp hastalığı) bulunan veya inme geçirmiş olan
hastaların CPAP tedavisinden yararlandığı
gösterilmiştir. Kardiyovasküler hastalık tanısı
olmayan ve hafif OUASu olanlarda CPAP endikasyonu bulunmamaktadır.
Efektif CPAP tedavisi noktürnal solunum bozukluğunu, oksijenizasyonu, uyku
düzenini, gün içi uyumayı ve nörokognitif performansı düzeltecektir.
Cerrahi tedavi üst solunum yolunda
obstrüksiyona yol açan özel durumlara karşı uygulanır. Bu
obstrüksiyonlar üçe ayrılarak Fujita tip I-damak ile ilgili
obstrüksiyonlar, Fujita tip II-hem dil hem damak ile ilgili obstrüksiyonlarve
Fujita tip III- dil ile ilgili obstrüksiyonlar şeklinde
sınıflandırılır. Farklı etyolojilere yönelik
farklı operasyon yaklaşımları vardır.
Santral Uyku Apnesi: Uyku başlangıcında normal varyant olarak kabul edilir.
Benzer olarak yüksek rakımlı yerlerde de santral apne
görülebilir. Karbondioksitin yükselmesine değişken yanıt
gösteren idyopatik santral uyku apnesi olabilmekle birlikte en çok
karşılaşılan durum konjestif kalp yetmezliği olanlarda
Cheyne-Stokes tipi santral apnedir. Obstrüktif apneye göre santral apne daha
nadirdir. Heterojen bir gruptur. Otonomik fonksiyon bozukluğu olan
Shy-Drager sendromu, familyal disotonomi veya diabetes mellitusta da santral
apne sendromu görülebilir. Ayrıca poliomiyelit, postpolio sendromu ve
kronik nöromüsküler hastalıklarda izlenebilir (Tablo 10). Santral
uyku apnesinin PSGdeki bulgusu Şekil 7de belirtilmiştir.
Tedavi altta yatan nedene göre yapılır. CPAP uygulamasına cevap
verebilir, ancak cevapsız kalanlarda BPAP uygulanır.
Şekil 7.
Santral uyku apnesi (Kaynak 3ten)
|
Tablo 10. Santral uyku
apnesi ile ilişkili hastalıklar |
|
Nörolojik nedenler |
|
v Periferik sinir sistemi |
|
· Miyopatiler · Distrofiler (Becker, fasyoskapulo-humeral, miyotonik , Duchenne, kavşak tipi distrofileri) · İnflamatuvar miyopatiler · Metabolik miyopatiler (asit maltaz eksikliği) · Nöromusküler kavşak hastalıkları · Myasthenia gravis · Frenik sinir tutulumu yapan nöropatiler (Charcot-Marie-Tooth, difteri, varicella zoster, poliradikülopati, Guillian-Barré) |
|
v
Santral sinir sistemi ·
Servikal omurilik lezyonu ·
Kanser ağrısına yönelik kordotomi ·
Travma, neoplazma, ensefalit/ menenjit sekeli ·
Siringomiyeli ·
Siringobulbi ·
Arnold-Chiari malformasyonu ·
Baziler invajinasyon ·
Platibazi ·
Vasküler lezyonlar infarktlar, anjiomlar ·
Neoplazmalar- glioma, ganglioglioma ·
Beyinsapına bası yapan serebellar
lezyonlar- hematom, subdural veya epidural hematom ·
Beyinsapına bası yapan kortikal ve
subkortikal lezyonlar- subdural veya epidural hematom, serebral kontüzyon,
intrakranyal abse, neoplazma
|
|
v
Kombine lezyonlar ·
Leigh ensefalopatisi ve mitokondriyal miyopati · Poliomiyelit · Amyotrofik lateral skleroz |
|
v Otonomik sinir sistemi · Konjenital santral hipoventilasyon sendromu · Kazanılmış santral hipoventilasyon sendromu · Ailesel disotonomi (Riley-Day) · Shy-Drager sendromu · Diyabet, kronik böbrek yetmezliği ile ilişkili otonomik nöropati · Obezite-hipoventilasyon sendromu (Pickwick sendromu) |
|
Nörolojik olmayan nedenler |
|
· Kronik obstrüktif akciğer hastalığı · Konjestif kalp yetmezliği · Metabolik hastalıklar (Üremi, hipotiroidizm) · Yüksek rakım · İlaçlar (opiyat, çocuklarda fenotiyazin kullanımı, preterm bebeklerde spinal anestezi)
|
Üst Solunum Yolu Rezistans
Sendromu: Yeni tanımlanmış olan
bu sendrom, uykuda önemli solunum anormalliği veya hemoglobin oksijen
desatürasyonu yapmaksızın uykunun aralıklarla bölünmesi ile
karakterizedir. Hastaların sıklıkla yakınmaları
uykusuzluk, uyku bölünmesi ve yorgunluktur. Yüksek oranda anksiyete
gösterirler. Fizik muayenede soğuk ekstremiteler, postural hipotansiyon,
bitkin kalma, düşük kan basıncı, tilt table testinde
ortostatik hipotansiyon bulunması, miyalji ve fonksiyonel somatik
şikayetler olur. Gece uykusunda uyanma eşiği OUASlılara
göre daha düşüktür. Solunumda çok az bir zorlanma bile uyanmalarına
neden olur. Bu hastalarda uykuda alfa ritmiyle beraber delta
frekansında yavaş dalgalar görülür. Bu hastaların PSG incelemesi
sırasında özafageal basınç monitorizasyonu yapılarak
solunum bozukluğu indeksi hesaplaması yapılmalıdır.
Obezite Hipoventilasyon Sendromu: OUASlı hastaların çoğunluğunda gün içi
hipoventilasyon olmaz. Akciğer hastalığına
sekonder gelişmeyen obez kişide üst solunum yolu obstrüksiyonu,
obeziteye bağlı azalmış solunum sistemi kompliyansı ve
intrensek veya kazanılmış solunum anormallikleri etyolojideki en
önemli nedenlerdir. İlk defa Pickwick sendromu olarak tariflenmiştir.
Apne veya hipopne olmamasına karşın hipoventilasyon vardır.
Çok heterojen bir sendromdur. Bazı hastalar sadece CPAP ile yeterli
şekilde tedavi edilirken, bazılarında ise diğer tedavi
seçenekleri BPAP, sadece mekanik ventilasyon, veya mekanik ventilasyon
desteğinde oksijen iyi gelebilir. Gün içi hipoventilasyonu varsa azaltmak
için solunum uyarıcısı olan medroksiprogesteron verilebilir.
Ancak bu ilaç solunum bozukluk indeksini azaltmaz.
NARKOLEPSİ
İlk kez 1880 Gelineu
tarafından primer psikiyatri hastalığı olarak
tariflenmiştir. Prevalansı 1/2000 olup Parkinson ve Multipl skleroz
kadar sık görülen bir hastalıktır. Japonyada beş kat
yaygın iken İsrailde 1/500.000 dir. Ancak, çok iyi
sorgulanmadığı için tanısı konamayan bir
hastalıktır. Bazen hastalığın fark edilmesi
yılları alabilir. Cinsiyet farkı görülmez. Narkolepsi
uyku-uyanıklığın belirlenmesindeki kontrolün
kaybolduğu bir bozukluktur. İdyopatik ve semptomatik olarak ikiye
ayrılır. İdyopatik olanlarda nörolojik muayene ve kranyal görüntülemenin
normal olması gereklidir. Semptomatik olanlarda patolojik süreç genellikle
hipotalamik bölgeye yakın tümörler nedeniyle oluşur ve çok nadirdir.
Katapleksi ile beraber narkolepsisi olan kişilerin
%90ından fazlasında spesifik olarak HLA DR2/DQ1( HLA-DR15 ve
HLA-DQ6) izlenmektedir. Bu aday gen toplumun < %30 görülür. Narkolepsisi
olanların kardeşlerinde hastalık görülme riski 60 kez artar.
Genetik komponent kesin olsa da bu komponent hastalık için ne gereklidir
ne de yeterlidir. İnsanların dışında kedi, köpek, at
ve Guernsey boğalarında da bildirilmiştir. Narkolepsi ve
katapleksisi olan köpekler insanlar için çok değerli hayvan modellerini
oluşturmaktadırlar. Bu modeller ve insanda yapılan
hipokretin gen ve reseptörlerin belirlenmesi katapleksi ile giden narkolepsinin
lateral hipotalamusta hipokretin üreten nöronların kaybına
bağlı olduğunu ortaya koymuştur. Hipokretin (oreksin),
uyanıklığın devamı, uyku-uyanıklık siklusu,
kas tonusu regülasyonu, lokomosyon, nöroendokrin ve otonomik
mekanizmaların da içinde olduğu birçok farklı fonksiyona sahiptir.
Uyanıklık, REM ve NREM arasındaki uygunsuz geçişleri
önleyerek anahtar rolü oynayan hipokretin terimi, köken olarak hipotalamusun
hipo- ve sekretinin kretininden oluşmuştur. Katapleksisi olan
narkoleptik hastalarda BOSta hipokretin düzeyi düşüktür veya hiç
bulunmamaktadır. Hipotalamusta hipokretin salgılayan nöronların
nörodejeneratif veya otoimmün bozukluğa bağlı olarak ortaya
çıkabileceği yönünde görüşler belirmiştir. İnme,
hipotalamik neoplazma (kranyofarengioma), hipotalamusu içine alan ADEM veya
multipl skleroza sekonder semptomatik hipersomnilerde de BOS hipokretin düzeyi
düşük çıkabilir. Çok nadir olarak Prader-Willi sendromu ve
Niemann-Pick hastalığının C tipinde de (katapleksiye benzer
epizodlarla birlikte) düşük BOS hipokretin düzeyleri bildirilmiştir.
Başka uyku bozukluklarında da BOS hipokretin düzeyleri ölçülmüş,
yapılan meta analizlerde idyopatik hipersomnilerin %8inde, obstrüktif
uyku apnesi olanların %3ünde BOS hipokretin düzeyi düşük bulunmuştur.
Huzursuz bacak sendromu ve Kleine-Levin sendromu olanlarda düzeyin normal
olduğu saptanmıştır.
Başlangıç yaşı
genellikle ergen ve genç erişkin çağ olmakla birlikte 3 ile 72
yaş arasında görülebilir. Hastalığın en önemli
semptomlarından birisi, gün içi aşırı uyku
ataklarıdır. Bu uyku atakları beklenmedik veya istenmedik
yerlerde ve uygunsuz zamanlarda saniyeler veya dakikalar sürer. Özellikle
çevresel uyaranın azaldığı kitap okuma, televizyon seyretme
sırasında, bisiklet veya araç kullanırken veya sınıfta
ders dinlerken ortaya çıkar. Kısa gündüz uykusu uyumak
dinlendiricidir. Uyaranın çok olduğu dönemlerde de önüne geçilemeyen
uyku atakları olabilir. Örneğin yemek yerken, dişçi
koltuğunda müdahale yapılırken veya çok heyecanlı bir
maçın son dakikalarını izlerken kişi uyuyabilir. Uyku
atakları öncesi kişi çift görme ve bulanık görme sonrası
uykuya dalar. Bu şikayetle genellikle ilk olarak oftalmologa giderler.
Diğer semptom katapleksidir. Bilinçte değişiklik olmadan
istemli kaslarda ani başlangıçlı paralizi ya da güç kaybı
olmasıdır. Hastaların %65-70i gülme, heyecanlanma, sinirlenme
veya bir sürprizle karşılaşma sonrası ani kas tonusu
kaybı ile düşme veya olduğu yere yığılma tarif
eder. Postiktal konfüzyon olmaz, tüm olayı hatırlarlar. Semptomlar
çok hafif olup fokal kalabilir ve sadece bazı kasları tutabilir.
Solunum kasları tutulmaz. Ağızda kayma,
konuşmanın peltekleşmesi, ekstremitede lokalize zaaf veya
dizlerinin çözülmesi gibi klinik belirtiler verebilir. Saniyeler sürer ve bilinçte
değişiklik olmaz. Hastanın katapleptik atak
sırasındaki muayenesinde yaygın hipotoni ile birlikte paralizi,
derin tendon reflekslerinin kaybolduğu, kornea refleksinin
azaldığı, ışık refleksinin korunduğu ve
fazik kas seğirmelerinin olduğu görülür. Geçici iskemik atak, nöbet
veya psikojenik bir atak zannedilebilir. Katapleksi sırasında rüya
görülebilir ve bu durum hekim tarafından yanlış
değerlendirilerek halüsinasyon zannedilip şifozreni tanısı
bile konabilir. Narkolepsili hastaların %30unda katapleksi hiç olmaz,
olanlarda da aşırı uyku ataklarının öncesinde veya
yıllar sonrasında ortaya çıkabilir. Narkolepsili hastaların
%60ında uyku paralizisi olur. Genellikle uykudan REM evresi ile uyanma ve
bunun ardından tüm vücutta paralizisi olur. Olay sırasında
aşırı korku duyar. Solunum ve göz hareketlerinin korunduğu
uyku paralizisi saniyeler ile dakikalar arası sürer. Sadece
dışarıdan basit bir dokunma ile uyku paralizisi sonlanır.
Uyku paralizisinin REM uykusu sırasında oluşan motor inhibisyon
ile aynı mekanizmadan kaynaklandığı
düşünülmektedir. Uykusuz kalmış sağlıklı
bireylerde de narkolepsi olmadan uyku paralizisi olur. Depresyon
hastalarında sık rastlanır. Hipnogojik (uykuya
dalarken) ve hipnopompik (uykudan uyanırken) halüsinasyonlar
diğer klinik belirtilerdendir. Hastaların %12-50sinde izlenir. Bu
halüsinasyonlar uyku ve uyanıklık dönemi arasındaki geçiş
sırasında canlı ve çoğunlukla ürkütücü olabilir. Uyku
paralizisi ile birlikte olunca korku daha yoğun yaşanır. Basit
veya kompleks görsel, işitsel veya taktil şekilde olabilir. Uyku
paralizisinde çevrenin farkında olmalarına karşın bu
halüsinasyonları gerçekten ayırt etmekte zorluk çekebilirler. Normal
kişilerde de uyku yoksunluğu, ilaçlar ve alkol nedeniyle aynı
tip halüsinasyonlar görülebilir. Hastaların %80inde otomatik
davranışlar vardır. Uyanıklığı mikro
uykularla kesintiye uğradığı dönemlerde uzun süreli
kendisinin hatırlamadığı bellek boşlukları veya
film kopması olarak tariflenen kompleks davranışlar yapar.
Araba kullanımı sırasında kaybolabilir. Anlamsız
cümleler söyleyebilir, acayip cümleler yazabilir, garip davranışlar
sergileyebilir. Yanlışlıkla kompleks parsiyel nöbet veya
psikojenik füg olarak değerlendirilebilir. Tanıyı koymak için
tıpkı diğer nöroloji hastalıklarında
yapıldığı gibi hikayeyi ayrıntılı dinlemek
gereklidir. Katapleksi, narkolepsi için patognomoniktir. Ancak her hastada
görülmez. Narkolepsiyi düşündüren öyküsü olan hastada objektif uyku
laboratuar testlerinin yapılması ile tanı konur. PSG başka
uyku bozukluklarının tanısı için de kullanılır.
Gece yapılan PSGde kısa uyku latansı ve bozulmuş uyku
kalitesi ile birlikte NREM evre 1de artma ve NREM evre 3-4de ise azalma
görülür. REM uyku süresinde değişiklik olmaksızın toplam
uyku zamanı azalmış olabilir. Yapılan
çalışmalarda narkolepsisi olanlar ve normal kişilerin toplam
uyku zamanları arasında bir farklılığın
olmamasına karşın narkolepsisi olanların gün içinde geceye
göre daha fazla uyudukları belirlenmiştir. Tüm gece PSG ve sonraki
gün ise multipl uyku latans testi (MULT) yapmak gereklidir. MULT narkolepsi
tanısı koymakta ve uykululuğu değerlendirmede standart
objektif bir testtir. MULT incelemesinde uyku latansı tipik olarak 5
dakika veya 5 dakikanın altına inmiştir. Genellikle uykuya
giriş REM uykusu ile olur.
Narkolepsi hastalığı
hem hasta hem de aile için çok önemli sosyal, ekonomik ve eğitime ait
sorunlar oluşturabilir. Zekalarında bir sorun olmamasına
karşın bu potansiyellerini gösteremezler. Eğitim, meslek ve
evliliklerinde sıkça sorunlar çıkar. Bu kişileri
değerlendiren aile bireyleri ve arkadaşları bu durumları
genellikle tembellik, hırslı olmamak, olgunlaşma ve psikolojik
sorun olarak açıklamaya çalışırlar.
Tedavi: İlaç dışı tedavide yapılması gerekenler
yeterli uyku uyumak, iyi uyku hijyenini sağlamak ve
programlanmış kısa gündüz uykuları uyumaktır. İlaç
olarak uyaran özellikli droglar seçilir. Metamfetamin, dekstroamfetamin ve
metilfenidat çok etkilidir. Modafinil orta düzeyde, pemolin ise daha az
etkilidir. Ancak metamfetamin, dekstroamfetamin ve metilfenidatın etkileri
alımdan 1-3 saat sonra başlar. Yan etki sinirlilik,
başağrısı, iştahsızlık,
çarpıntıdır. Tolerans gelişebilir. Yüksek dozlarda bile
etkisini kaybedebilir. İlaç tatili verilerek tekrar başlanabilir. Kan
basıncını arttırabilirler. Bu ilaçların yatarken
alınmaması gereklidir. Uzun etkili olduklarından insomni
yapabilir. Halüsinasyon ve paranoya olabilir. Modafinil etki mekanizması
pek bilinmeyen ve uyaran özelliği olmayan bir ilaçtır. Ekstrasellüler
GABA konsantrasyonunu azaltır. Uyanıklığı arttıran
tuberomammiller nöronları aktive eder. Yan etki
başağrısı, bulantı ve sinirliliktir. MAO-B inhibitörü
selejilin diğer bir alternatiftir. Hipertansif krize karşı
tiramin alımı düşük tutulmalıdır. Narkolepsi ile
katapleksisi olan hastalarda kullanılacak ilaçlar diğer
semptomları da (uyku paralizisi, hipnogojik halüsinasyonları)
baskılar. Trisiklik antidepresanlar (protriptilin, klomipramin,
imipramin), selektif serotonin gerialım inhibitörü (fluoksetin), selektif
olmayan serotonin gerialım inhibitörü (venlaflaksin), ve
diğer ilaçlar (selejilin, sodyum oksibat) etkili olurlar. Epworth uyku
skalası ile tedavi etkisi değerlendirilir.
İdyopatik Hipersomni: Heterojen bir gruptur. Sabah uykudan uyanmada zorluk, kısa gündüz
uykuları ile kendine gelememe halidir.. Bazı hastalarda buna ilave
uyku paralizisi ve hipnogojik halüsinasyonlar vardır. Yapılan
incelemelerde (PSG ve MULT) objektif hipersomnolansın
dışında anormallik görülmez.
Reküren hipersomniler olarak
Kleine-Levin sendromu, menstruasyona bağlı hipersomni, idyopatik
reküran (endozepin) stuporu diğer hipersomniler arasında
sayılabilir.
HUZURSUZ BACAK SENDROMU (HBS, Restless
Legs Syndrome):
İlk kez 17. yüzyılda
tanımlanan HBS, sık görülen ve uyku bozuklukları içinde önemli
nedenlerinden biridir. Ekstremitelerde en çok bacaklarda hoş olmayan ve dizestezi
ile karakterize bir sendromdur. Bu hoş olmayan ve rahatsızlık
verici hisse karşı konulmaz hareket etme ihtiyacı vardır ve
hareket yapmak kişiyi motor huzura kavuşturur. Semptomlar
çoğunlukla istirahat halinde iken olur ve kişi hareket ettiğinde
bu anormal duyumun ortadan kalkması tipik, tanı koyduran özelliktir.
HBS idyopatik ve semptomatik olarak ikiye ayrılırlar. En çok
idyopatik grup HBS görülür ve bu gruptaki hastaların birinci derece
akrabalarının %50den fazlasında bu hastalığın
görülmesi genetik geçişi desteklemektedir.
Ekbom tarafından yapılan
çalışmada tahminen prevalansın %5.2 olduğu
belirtilmiştir. Daha sonraki çalışmalarda %9.8-27 olarak
gösterilmiştir. Yaş arttıkça prevalansın yükseldiği
belirlenmiştir. Yapılan bir çalışmada hastaların
%45inde 20 yaşından önce ilk semptomların ortaya
çıktığı belirtilmektedir. HBS semptomlarının
ortalama başlangıç yaşı 27 olarak bildirilse de %13ünde
semptomlar 10 yaşından önce ortaya çıkmaktadır. Yüksek
penetransı olan otozomal dominant geçiş göstermektedir.
Bağlantı analizlerinde HBS için kromozom 12 q ve 14 q ile
ilişkili bulunmuştur. Yeni kuşaklarda antisipasyon
izlenmektedir.
Dopaminerjik hipofonksiyon
bozukluğunu ilk kez Dr Şevket Akpınar tarafından ortaya
konmuştur. L-Dopa tedavisi ile semptomların ortadan
kalktığının gösterilmesi hem patofizyoloji hem de
nörofarmakoloji açısından yeni bir ufuk açmıştır.
Dopaminerjik hipofonksiyon görüntüleme çalışmaları ile de
desteklenmiştir. Bu hastalıkta bir başka önemli nokta ise
sirkadyen ritm özelliğidir. Patofizyolojisine ait özellikle fonksiyonel
görüntülemelerle yapılan çalışmalarda etyolojik faktör
gösterilememiştir. Yapılan çalışmaların sonucu HBSnin
patofizyolojisinde omurilik ile bazal ganglionlar arasında kalan sinir
sistemi bölgesinin rol oynadığı düşünülmektedir.
HBSnun beyinsapı düzeyinde ortaya çıkan ve spinal
eksitabilitede değişikliklere neden olan supraspinal ritmin
parçası olduğu ve burada dopamin ve demir
azlığının rol oynadığı belirtilmektedir.
Yapılan beyin omurilik sıvısı çalışmalarında
ferritin ve transferrin değerlerinin düşük olduğu ve bu da
düşük beyin demirinin indirekt bulgusu olduğu iddia edilmiştir.
Tanı kriterleri:
Uluslararası HBS
çalışma grubunun 1995 yılında belirlediği klinik
özellikler, 2002 yılında ABD Ulusal Sağlık Enstitüsündeki
çalıştayda tekrar gözden geçirilerek düzenlenmiştir. Dört
temel kriter ve bunlara ilave olarak destekleyici ve yardımcı
özellikler belirlenmiştir. HBS tanısı için laboratuvar testi
yoktur.
1-Bacaklarda hoş olmayan ve
rahatsızlık verici his ile birlikte olan hareket etme isteği (
bazen hoş olmayan his olmayabilir veya bazen bacaklara ek olarak kollar
veya diğer vücut bölgelerinde de olabilir)
2-Hareket etme isteği veya
hoş olmayan his, hareketsizlik veya istirahat dönemlerinde, yatma ve oturma
sırasında artar.
3-Hareket etme isteği veya
hoş olmayan his hareketle (yürümek ve gerinmek gibi) kısmen veya
tamamen rahatlar ve en azından hareket devam ettiği süresince
azalır.
4- Hareket etme isteği veya
hoş olmayan his akşam veya gece ortaya çıkar veya gündüze göre
artış gösterir (semptomlar çok şiddetli ise geceleri
kötüleşme belirgin olmayabilir, fakat hastalığın önceki
dönemlerinde bu kriter mutlaka olmalıdır).
Destekleyici özellikler:
1-Dopaminerjik tedaviye yanıt
2-Periyodik ekstremite hareketlerinin
olması (uyanıklık veya uykuda)
3-Aile öyküsü
Yardımcı özellikler
1-Progresif klinik gidiş
2-Fizik muayene
3-Uyku bozuklukları
Hoş olmayan ve
rahatsızlık verici hisler yanıcı, batıcı, krampa
benzer, tırmanıcı şekilde ve ağrının da
eşlik ettiği durumlardır.. Tek bacak, iki bacak veya bazen tüm
ekstremitelerde olur. Sadece kollarda olması çok nadirdir. Bazı
hastalar hoş olmayan ve rahatsızlık verici hisler
olmaksızın sadece bacaklarını hareket ettirme
isteğinden bahsederler. Diğer hareket bozukluklarından
farklı olarak HBSde istirahatte veya inaktif durumdayken semptomlar
kaçınılmaz bir şekilde ortaya çıkar. Bu hissin yok
olması için ayakları ovuşturmak veya sert bir zemine vurmak
işe yarayabilir. En çok yürümek semptomları ani şekilde
durdurur. Semptomlar günün 24 saati içinde her saat olabilir. Genellikle
hastalığın ileri dönemlerinde gün içinde de semptomlar görülmeye
başlar. Uzun dönemde gündüz ve gece arasında semptomlar
açısından fark yoktur. Bazı hastalar bacaklarının
istemsiz olarak hareket ettiğini bildirirler. HBSlu hastalar
hoş olmayan bir his ile uyanıp semptomları rahatladıktan
sonra uyuyabilirler. Bu durum gece içinde tekrarlayabilir ve uyku sorunu ortaya
çıkar. Hastaların %94ünde uykuya dalma ve uykuyu sürdürmede zorluk,
%87sinde sadece uykuya dalmakta zorluk, %86sında ise sadece uykuyu
sürdürmede zorluk yakınması olur.
Semptomatik HBS: İdyopatik grubun dışında çok az hastada bazı
hastalıklarla birlikte bulunmaktadır. Üremi, nöropati ve demir
eksikliği anemisi en sık görülmekle birlikte, daha nadir olarak
romatoid artrit, diabetus mellitus, hiper ve hipotiroizm, kronik akciğer
hastalıkları, lösemi, Isaacs sendromu görülür. Ayrıca nörolojik
hastalıklar açısından periferik nöropati, radikülopati,
miyelopati, omurilik tutulumu ile giden multipl skleroz, omurilik
basıları, Parkinson hastalığı, L-dopaya
yanıtlı distoni, nöroleptik kullanımına bağlı
akatizi, stiff-person sendromu, Huntington hastalığı ve amiyotrofik
lateral skleroz sayılabilir. Tourette sendromu ve çocuklarda dikkat
eksikliği hiperaktivite sendromu ile HBS birlikteliği
bildirilmiştir. Hemodialize giren üremik hastaların %15-40ında
HBS görülür ve semptomları çok ağırdır. Hemodializ
süresince uzun süreli immobilizasyon bu hastalar için çok dramatiktir. Üremik
hastalarda beraberinde nöropati ve aneminin de olmasında hemodializin rol
oynadığı düşünülmektedir. Başarılı böbrek
transplantasyonu sonrası HBS semptomları tamamen kaybolur.
Semptomatik HBS düşünülen hastaların öyküsü derinleştirilmeli,
fizik ve nörolojik muayenesi ayrıntılı şekilde
yapılmalı ve tetkikleri tamamlanmalıdır. Fizyolojik bir
durum olan gebelikte de HBS görülebilir.
HBSnin şiddetini belirlemek ve
tedavi altında izlenmesini kolaylaştırmak amacıyla
kullanılan John Hopkins şiddet skalasına göre semptomlar
0-3 arasında değerlendirilir. 0: semptomsuz, 1: sadece gece
semptomların olması, 2: sadece akşam saatlerinde (18:00den
sonra), 3: saat 18:00den önce semptomların ortaya çıkması
Tedavi: Semptomatik grupta altta yatan neden tedavi edildiğinde HBSde
iyileşecektir. Tam düzelme bile olabileceğinden ilaç dozunun
düşük tutulması gereklidir. Dopaminerjik ilaçlar (L-dopa, pergolid,
pramipeksol, ropinirol), sedatif-hipnotikler (klonazepam, estazolam, oksazepam,
temazepam, triazolam, zaleplon, zolpidem), antikonvülzanlar (karbamazepin,
gabapentin), opioidler (propoksifen, hidrokodon, kodein, tramadol, oksikodon,
metadon, morfin sulfat) HBSde kullanılır. Dopaminerjik ilaçlar
düşük dozda alımdan kısa süre sonra etkisini gösterir. Opioidler
çok güçlü etkiye sahiptir ve tedaviye dirençli olgularda oldukça etkili
ilaçlardır. Ancak bağımlılık açısından
kısa süreli kullanım tavsiye edilir. Benzodiazepinler ve özellikle
klonazepam semptomları belirgin düzeltse de bağımlılık
ve tolerans yan etkileri nedeniyle sürekli kullanılamamaktadır.
Sürekli tedavi edilmesi gerekmeyen hastalarda düşük dozlarda önerilir.
Antiepileptikler etkili bulunmuştur, karbamazepin ile ilgili birçok
çalışma vardır. Yan etkileri nedeniyle kullanımı
sınırlı kalabilir. Diğer alternatif olarak gabapentin
vardır. Serum ferritin düzeyi 50ng/mlnin altında olan hastalarda
oral veya intravenöz demir verilmesi etkin olabilmektedir. Tramadol,
magnezyum sülfat ve baklofen gibi ilaçların etkinliği
kanıtlanamamıştır. Hastaların kullanmaması gereken
ilaçlar kafein, alkol, nöroleptikler, trisiklik antidepresanlar, serotonin
gerialım inhibitörleri olan antidepresanlar, metoklopramid,
proklorperazin, droperidol ve bazı kalsiyum kanal blokörleri, buproprion
ve sedasyon yapan antihistaminiklerdir.
UYKUDA PERİODİK
EKSTREMİTE HAREKET BOZUKLUĞU (UPEHB)
İlk
tanımlandığında noktürnal miyoklonus denmiş ancak
periyodik hareketin karakteri ve EMG bulguları ile yeniden tanı
kriterleri belirlenmiştir. Uyku sırasında periyodik tekrarlayan,
stereotipik ayak, bacak ve /veya kol hareketlerinin olduğu bir
hastalıktır. Huzursuz bacak sendromu (HBS) ile sıklıkla
birlikte görülür. Bu iki hastalığın patofizyolojik olarak ortaya
çıkışında benzer mekanizmaların rol
oynadığının ortaya konması ve HBSnin tedavisinde
kullanılan ilaçların bu hastalıktaki semptomları ortadan
kaldırması bu görüşü desteklemektedir. HBS ve UPEHBnun
patofizyolojisinde dopaminerjik, opioderjik ve noradrenerjik nörotransmitterler
ilk sıralarda rol almaktadırlar. HBSda bahsedilen
patofizyoloji mekanizmalarının tamamına yakınının
UPEHB içinde geçerli olduğu bilinmektedir. Patofizyoloji: HBS
kısmına bakınız
Klinik Özellikler: UPEHB tanı koydurucu tipik klinik özellikler yoktur. Bazı
hastalar kol ve bacaklarda atmalar ile uyandıklarından
yakınırlarken, çoğu sabahları bacaklarda ağrı,
dinlenmemiş ve yorgun uyanma veya nadiren gündüz uykululuk halinin
olmasından yakınırlar. Bazen hastanın hiç
yakınması yok iken yatak partneri kol ve bacak hareketlerinden
dolayı uykusuzluk sorunu yaşayabilir. Uykusuzluk sorunu ile
başvuran hastasıklığı %18 iken, gündüz uykululuk hali
olan hasta %11 dir. HBS ve UPEHB hem bir arada hem de diğer
bozukluklar ile komorbid olabilirler. UPEHB en sık NREM uykuda
oluşur. Diğer hareket bozukluklarının aksine uykuyla
hareketler başlar.
Tanı kriterleri:
1-polisomnografide
aşağıdaki özelliklerde tekrarlayan, çok stereotipik ekstremite
hareketleri gözlenir
a. 0.5-5 saniye süreli
b. Ayak başparmağı dorsifleksiyonu (kalibrasyonun %25ine
eşit veya daha büyük amplitüdlü)
c. 4 veya daha fazla hareket içeren hareket sekansı
d. 5 saniyeden uzun ve 90 saniyeden daha kısa aralıkla tekrarlayan
hareketler (ekstremite hareketi başlangıcından ekstremite
hareketi başlangıcına kadar)
2-periyodik bacak hareketi indeksi
çocuklarda saatte 5in, yetişkinlerde saatte 15in üzerindedir.
3-klinik olarak uyku
bozukluğu veya gündüz yorgunluk yakınması olur
4-UPEHB olanlarda başka bir uyku
bozukluğu, medikal veya nörolojik bozukluk, mental bozukluk, ilaç
kullanımı veya madde kullanımı ile açıklanamaz (klinik
apnelerin sonunda ortaya çıkan periyodik ekstremite hareket bozukluğu
UPEHB olarak değerlendirilmemelidir)
Tedavi: HBSye bakınız
ÇEŞİTLİ NÖROLOJİK
HASTALIKLARDA GÖRÜLEN UYKU BOZUKLUKLARI
Parkinsonizm: Uyku yakınması, bozulmuş yaşam kalitelerinin
daha da bozulmasına neden olur. Bu hastalığın
patofizyolojisindeki dopaminerjik nöron kaybı hem Parkinson
hastalığına yol açarken hem de uyku-uyanıklık bozukluklarına da neden olur. Tablo 11 de Parkinson
hastalığında görülen semptomların neden sonuç ilişkisi
gösterilmiştir.
Tablo 11.Parkinson
hastalığında görülen semptomların neden sonuç ilişkisi
|
Neden |
Sonuç |
|
Kolinerjik ve monoaminerjik sistemlerin nörokimyasal etkilenmesi |
Bozulmuş uyku-uyanıklık kontrolü, azalmış REM uykusu |
|
Bradikinezi ve rijidite |
Uyku sırasında normal vücut dönme hareketi azaldığı için uyanma, gece tuvaleti kullanmada zorluk nedeniyle rahatsızlık duyma |
|
Periyodik bacak hareketi, tremor, ilaca bağlı miyoklonus |
Uyanma |
|
REM uyku davranış bozukluğu |
Bozulmuş REM uykusu |
|
Motor aktivitenin bozulması solunum ve üst havayolu kaslarını etkiler |
Uykuda solunum bozuklukları |
|
İlaç etkisi |
Gece artmış uyanma zamanı, azalmış REM uykusu |
|
Depresyon ve anksiyete |
Uykuya dalmakta zorluk, sabah erken uyanma |
|
Demans |
Noktürnal konfüzyonel epizodlar |
Hastanın semptomlarının doğru tanınıp gerekli tetkikleri yapıldıktan sonra uygun ilaçlarının verilmesi gereklidir.
İnme: En çok morbidite ve mortaliteye yol açan üçüncü nedendir. Risk
faktörlerine bakıldığında yaş, hipertansiyon, iskemik
kalp hastalığı, diyabet, hiperkolesterolemi ve sigara
kullanımı vardır. Yaş dışında yukarıda
sayılan nedenler değiştirilebilirdir. Ancak bu nedenlerin
arasında çok sayılmayan ve ihmal edilen bir neden de uykudaki solunum
zorluklarıdır. Hem inme hem de miyokard infarktüsü için risk
sayılmaktadır. Uyku apne bozukluğunun dolaşımın
değişimine ve vasküler hasar gelişimesine yol
açtığı bilinmektedir. Daimi, şiddetli, yüksek volümlü
solunum eforu ile horlama epidemiyolojik çalışmalarda, diğer
risklerden bağımsız olarak, inme için önemli risk
oluşturmaktadır. Kişinin solunum zorluğu ile horlama
dışında obezite ve gün içi uyuklaması varsa riski daha
belirginleştiriyor. Apne veya hipopneleri olan kişide hipertansiyon
gelişme riski tedavisiz kaldığı sürece yüksektir. Apnenin
bitimine yakın uyanma döneminde kalp hızında artma, sempatik
otonomik aktivitede ani artma olur. Apnenin düzelme fazında sistemik
tansiyonda geçici yükselme izlenir. Bu gece boyunca devam eden tansiyon
yükselme dönemleri, altta yatan solunum zorluğu tedavi edilmeyince giderek
kişide kalıcı hipertansiyon halini alır. Artan hiperkapni
ile uzamış apneler ve progresif oksihemoglobin desaturasyonu kardiyak
debiyi ve kalp hızını azaltarak kardiyak aritmiye neden olur.
REM uykusu bu kişilerde daha da riskli hale gelir. REMde farengeal
kaslarda atoni ve kemoreseptör refleks aktivitede apne sürelerinin daha
da uzamasına neden olur. Hipoksemiye eşlik eden kardiyak ritm
değişiklikleri beyinde kan akımının
sağlanmasını da etkileyecektir. Hemodinamik rezervlerin kötü
olmasına bağlı olarak iskemik değişiklikler
kaçınılmazdır. REM uykusunda artmış parasempatik
aktivite kalp hızını düşürür, asistollerin ortaya
çıkmasınnın ve özellikle açıklanamayan ani gece ölümlerinin
muhtemel nedeni olabilir. Geçici iskemik ataklar ve sessiz infarktlar
uykudayken olur. Embolik kaynaklı retinal infarktlar uyku
sırasında ortaya çıkar. Uykuda embolizm,obstrüktif apne
sırasında torasik negatif basınç oluşumuna sekonder
hemodinamik bozuklukların oluşması ve serebral kan
akımının da azalmasına neden olur. İnme öncesi
uykudaki solunum zorlukları inme için risk olurken inme sonrasında da
uykuda solunum zorluklarının görülme prevalansı artar. CPAP veya
BiPAP uygulaması riski azaltabilir.
Nöromusküler
Hastalıklar: Spesifik olmamakla
birlikte erişkin yaşta başlayan nöromusküler
hastalıkları olanlarda artan yorgunluk, bitkinlik veya bozulmuş
gece uykusu ilk bulgular olabilir. Amiyotrofik lateral skleroz (ALS) için
uykuyu regüle eden alanların etkilendiği gösterilememiştir,
ancak klinik olarak uykuda problemleri görülmektedir. Uykuda solunum
zorluğu ve UPEHB ilişkili uyanmaların olması en sık
bulgulardır. Frenik sinir tutulumu olmadan solunuma bağlı uyku
bozuklukları önemsizdir. REM uykusunda yoğun hipoventilasyon ve
oksijen desatürasyonu olur. Kaçınılmaz olarak sonuçta ventilatör
ihtiyacı olacaktır. Ancak bazı hastalarda solunum problemi veya
UPEHB olmaksızın uyku bölünmeleri olabilir. Anksiyete,
depresyon, ağrı, aşırı sekresyon, tükrüğün
boğaza kaçması, fasikülasyonlar, kramplar ve yatak içinde tek
başına dönememek uyku düzeninin bozulmasındaki diğer
faktörler olabilir. Bunlar içinde en sık
karşılaşılan yakınma ortopnedir. Poliomiyelit hem
santral hem de periferik solunum fonksiyonlarını değiştirebilir.
Kas atrofisi ve immobiliteye bağlı kifoskolyoz potansiyel olarak
ventilasyonu kısıtlar. Anatomik deformitelere bağlı olarak
kronik ağrı ve sonucunda uyku problemleri başlayabilir. Bulber
tutulum üst solunum kaslarının etkilenmesine ve pons tegmentumundaki
nöronların hasarlanmasında REM latansının uzamasına
neden olur. Postpolio sendromunda görülen yorgunluğun, kas zaafına
mı yoksa uyku bozukluğuna mı bağlı olduğu uyku
incelemeleri yapılmadan anlaşılamaz. Siringomiyelide ise
santral, mikst veya obstrüktif tipte apneler görülebilir. Bulber veya yüksek
servikal yerleşimli siringomiyeli ise hipoventilasyon ve santral apne
gelişiminden sorumludur. Platibazi, Chiari malformasyonları da uykuda
solunum zorluğu yapabilirler. Polinöropatilerden en çok herediter motor ve
duysal nöropati (Charcot-Marie-Tooth hastalığı) uykuda solunum
zorluğuna farengeal veya diyafragmatik tutulum ile neden olur. Klinik
olarak obstrüktif apne ve üst solunum yolu rezistansı şeklinde
sık karşılaşılır. Nöromüsküler kavşak
hastalıklarından en sık miyastenia gravisde diyafragma
zaafına sekonder uykuda solunum zorluğu olur. Özellikle restriktif
akciğer sendromu, gün içi alveolar hipoventilasyonu ve diyafragma
zaafı olanlarda risk artmaktadır. Yaşla birlikte total
akciğer kapasitesinin azalması, gün içi kan gazlarının
anormal olması REM uykusunda hipopne veya apnelerin gelişmesine yol
açar. Konjenital miyastenik sendromlar, botulizm, hipermagnezemi ve kene
paralizisi de uyku problemi yaratırlar. Dispne, sabah baş
ağrısı, paroksismal noktürnal dispne, bölünmüş uyku ve gün
içi somnolans diğer klinik bulgulardır. Kas
hastalıklarından miyotonik distrofide solunum kaslarının
yanı sıra farengeal ve larengeal kaslar da tutulur.
Aşırı uyuma vardır. Bu hastalarda dorsal rafe nukleusu ve
superior santral nukleusta serotonin kaybı ve hipotalamik hipokretin
sisteminde fonksiyon bozukluğu olması ile hipersomni ve MULTde
anormal sonuçlar gösterir. Alveolar hipoventilasyon REM uykusunda ortaya
çıkar. Hem obstrüktif hem de santral tipte uyku apnesi vardır.
Diğer miyopatilerden konjenital ve metabolik miyopatiler hem uyku hem de
solunum zorluğu yaratırlar.
Epilepsi: İnme ve Alzheimer hastalığından sonra en çok görülen
üçüncü nörolojik hastalıktır. Uyku, uyku hastalıkları ile
epilepsinin sıklıkla ilişki içinde olduğunu gösterir. Uyku
ve uyku deprivasyonuun hem parasomnileri hem de nöbet aktivitesini
arttırdığı iyi bilinmektedir. NREM uyku nöbetlerin ortaya
çıkışını kolaylaştırırken, REM uykusu
antiepileptik etki gösterir. Nöbetler sonrasında hipersomni, insomni ve
parasomniler görülebilir. Özellikle OUAS olan kişilerde nöbetlerin kontrol
altına alınması güçleşebilir. Antiepileptik ilaçların
yan etkisi olarak hipersomni görülebilir. Ayırıcı tanıda
OUAS, narkolepsi, veya idyopatik hipersomni dışlanmalıdır.
Sirkadyen
ritm uyku bozuklukları
Endojen sirkadyen ritm ile çevresel
faktörler arasındaki uyumun bozulması ile ortaya çıkar.
Memelilerde sirkadyen ritmi sağlayan hipotalamustaki suprakiyazmatik
nükleuslardır. Sirkadyen ritim için en güçlü senkronizasyonu sağlayan
etmen ışıktır. Işık dışında
melatonin, fiziksel ve sosyal aktivitelerde rol oynamaktadırlar. Faz
kayması sırasında melatonin ışığın tam
tersi etki gösterir. Akşamüzeri verilen melatonin sirkadyen ritmin
ilerlemesine, sabah erken dönemde verilmesi ise gecikmesine neden olur.
Sirkadyen ritm ile 24 saatlik fizik çevre veya iş ve sosyal
programların arasında uyumsuzluk başladığında
sirkadyen ritm uyku fazı bozuklukları daha sık olmak üzere
başlar. Bitkiler, hayvanlar ve hatta tek hücreli canlıların bile
metabolik aktivite, hareketlilik, beslenme ve diğer fonksiyonları
için günlük düzenleri vardır. Tüm canlılarda bu intrensek ritmi
sağlayan sirkadyen ritim vardır. Bu ritmin birçok değişkeni
vardır. Yapılan çalışmalarda ısı, uyku,
serum sodyum, potasyum ve kalsiyum düzeyi, idrar çıkışı,
lökosit sayısı, dikkat, hesaplama gibi değişkenler
tanımlanmıştır.
Fizyolojik sistemlerde
olduğu gibi hastalıkların ortaya çıkışında
da kronobiyolojik etkiler mevcuttur. En sık görüldükleri saatler
açısından ele alınırsa; astım krizi, inme ve diyabetik
ketoasidoz olguları gece saat 03den sonra görülür. Anjina ve miyokard
infarktüsü sabaha karşı daha sık izlenir. Osteoartrite ait
şikayetler akşam saat 18den sonra belirir. Serebral hemoraji saat 21
gibi görülür.
Gecikmiş uyku fazı sendromu: Uykunun başlaması ve uyanıklık zamanı
arasında 3-6 saat gecikme oluşur. Tipik olarak gece saat 02 ile
06dan önce uyumakta zorlukları olur. Uyku süresi normaldir. Hastalar
akşamın ilerleyen saatlerinde kendilerini daha uyanık
hissettiklerini belirtirler. Bu kişiler uyanıklık
döneminde kalmaya zorlanırsa, kronik olarak gece uyku
yetersizliği ve gün içinde aşırı uyumaları olur.
Ergenlerde bu sendrom okul başarısızlığına,
erişkinlerde iş performansının bozulmasına, parasal
zorluklara ve evlilik sorunlarına yol açabilir. Tanıyı koymak
için en az 7 gün uyku günlüğü tutulmalı veya aktigrafi
yapılmalıdır. Uyku zamanındaki gecikme gösterilmelidir.
Noktürnal PSG diğer uyku patolojilerini dışlamak için bazen
gerekebilir. Vücut ısısı ve melatoninin plazma veya tükürükten
ölçümü ile laboratuar olarak tanıyı destekler. Tedavide amaç
sirkadyen iç ritmi tekrar senkronize hale getirmektir. Hastalar kronoterapi
kullanımı kadar ışık tedavisinden
faydalanırlar. Ekzojen melatonin endojen sirkadyen ritmi
değiştirebilir.
İlerlemiş uyku fazı
sendromu: Beklenen uyku ve uyanıklık döneminin 3 saatten daha fazla erkene
kayması ile ortaya çıkar. Akşamın erken saatlerinde önüne
geçilemez uyku nedeniyle kendisinden beklenen akşam aktivitelerine
katılamaz. Tipik örnek televizyon karşısında akşam
yemeği sonrası önüne geçilemeyen uykusunun olmasıdır.
Gecikmiş uyku fazına göre gün içindeki faaliyetlere
katılmasında daha az sorunla karşılaşırlar.
Tanı için gecikmiş uyku fazına bakınız. Tedavide
bazı zorluklar vardır. Kronoterapiye hızla nüks
gelişebilir. Işık tedavisi ve melatonin verilmesi ile ilgili
bilgi birikimi fazla değildir.
Düzensiz uyku
uyanıklığın ortaya çıkardığı diğer
durumlar arasında vardiyalı iş uyku bozukluğu ve jetlag
sayılabilir.
Parasomni
İstenmeyen ve hoş olmayan,
çoğunlukla uykuda yaşanan basit veya kompleks motor, otonomik veya
davranışlarla karakterize olan durumlardır. Ancak uyanma,
kısmi uyanma ve uyku evre geçişi sırasında da görülebilir.
Otonom sinir sistemi ve iskelet sistemi bulguları ön planda etkilenir.
Taşikardi, pupillerde dilatasyon, terleme olur. Primer ve sekonder olarak
iki gruba ayrılır. Normal insanlarda da NREM ve REMde parasomniler
görülür (Tablo 12).
Tablo 12. Primer parasomniler
|
REM |
|
|
Normal |
Kabus |
|
|
Uyku paralizisi |
|
|
Hipnogojik ve hipnopompik halüsinasyonlar |
|
Anormal |
REM uyku davranış bozukluğu |
|
|
REM ile ilişkili sinüs arresti |
|
|
Uyku ile ilişkili ağrılı ereksiyon |
|
NREM |
|
|
Normal |
Hipnogojik düşler |
|
|
Uykuda sıçrama |
|
Anormal |
Konfüzyonel uyanma |
|
|
Uyurgezerlik |
|
|
Propriospinal miyoklonus |
|
Diğer (her uyku evresinde görülebilen durumlar) |
|
|
|
Bruksism |
|
|
Enürezis |
|
|
Ritmik hareket bozukluğu |
|
|
Periyodik ekstremite hareket bozukluğu |
|
|
Posttravmatik stres bozukluğu |
|
|
Uykuda konuşma |
NREM Uykusu Parasomnileri
Konfüzyonel uyanma: Çocuklarda sık görülür. Klinik olarak yavaş
başlayıp kötüleşir. Yatakta çırpınma hareketleri ve
durdurulamayan, teskin edilemeyen ağlamalar olur. Uyku
sarhoşluğu varyasyonu olarak düşünülebilir. Erişkinlerde
prevalansı %4tür. Yorgun bir günün ardından sıklıkla
uyuduktan bir saat sonra görülür. Tetikleyici olarak kulak infeksiyonu, grip,
ateş, tıkanmış burun, uyku apnesi sayılabilir. Süresi
5 ile 15 dakika arasındadır, ancak 45 dakikaya kadar uzayabilir. Uyku
teröründen ayırmak gereklidir. Uyku terörü ani
başlangıçlıdır. Konfüzyonel uyanma, yüksek düzeyde stresli
dönemde sessiz, uyumlu, duygularını açığa vurmayan okul
çağı çocuklarında sıktır. Nadiren tedavi gerekir..
Uyku terörü: Uykudan korkunç bir çığlık ile aniden ve çok
korkmuş bir şekilde ağlayarak uyanır. Başını
duvara çarpma, etrafta koşma veya yataktan düşme gibi motor bulgular
olabilir. Genellikle selim olmakla birlikte kendini ağır
yaralayabilir. Uyanık görünmesine karşın konfüzyondadır.
Sabah uyandığında olanların hepsine karşı
amneziktir. Uykuda yürüme ile beraber görülmesi sıklıkla rastlanan
bir durumdur.
Uykuda yürüme: Çocuklarda prevalansı %1-17 arasında iken
erişkinlerde yaklaşık %4dür. Sakin yürüyüş ile ajite
koşma arasında değişen derecelerde kompleks
davranışlar sergilerler. Uyanıkmış gibi görünür,
buzdolabından yemek alıp yer, kapıların kilitlerini açar,
evi terk eder. Genellikle konuşması anlaşılmazdır. Bu
kişileri uyandırmak oldukça zordur. PSG en iyi tanı koydurucu
araçtır.
Ritmik hareket bozukluğu: Eskiden jactatio capitis nocturna diye bilinen
genellikle baş ve boyun kaslarının tekrarlayıcı
stereotipik hareketleridir. Başı anteroposterior olarak vurma/çarpma
ile yaralanma olur. Diz ve ellerinin üstünde iken vücutta sallanma, bir yandan
diğer yana yuvarlanmalar gözlenir. Nadir olmakla birlikte subdural
hematom, korneal abrazyon, retinal peteşiler olabilir. Epilepsi
ayırıcı tanıda düşünülmelidir.
REM Uykusu Parasomnileri
REM uyku davranış
bozukluğu: Erişkin yaşta görülen
bir parasomnidir. REM uykusunda beklenen atoninin olmaması ile canlı
rüyalara eşlik eden ve çoğunlukla tehlikeli motor hareketlerin
eşlik ettiği ataklardır. Atakların sıklığı
değişken olmakla birlikte haftada birkaç kez ile gecede birkaç kez
olabilir. En tipik olarak kendine ve yatağı
paylaştığı kişiye zarar veren hareketler yapar.
Kendisine saldırılması, kendisinin saldırması veya
kaçmaya çalıştığı şeklinde kabusu sabah en ince
detayına kadar hatırlar. Erkeklerde kadınlara göre daha sık
görülür. Görülme yaşı 50 yaş sonrasıdır. PSGde REM
evresinde artmış kas aktivitesinin gösterilmesi ve EEGde nöbet
aktivitesinin olmaması tanı koydurucudur. İdyopatik
olabileceği gibi nörodejeneratif hastalıklarda da ( Parkinson
hastalığı, Lewy cisimcikli demans ve multisistem atrofi ve
diğer tip demanslarda) görülebilir. Başka nörolojik
hastalıklardan sonra ortaya çıkabilir. İnme, subaraknoid kanama
ve Guillain-Barré sendromu sayılabilir. Patofizyolojik olarak dopaminerjik
striatal fonksiyon bozukluğu olabileceği ileri sürülmektedir. Akut
formlarında ani alkol veya sedatif-hipnotiklerin
bırakılması neden olarak görülür. Trisiklik antidepresanlar, MAO
inhibitörleri ve serotonin gerialım inhibitörlerinin kullanımı
sırasında da ortaya çıkan olgular vardır. Tedavide
klonazepam etkindir. Yatarken 0.5-1 mg (0.25-4mg) alınması
yeterlidir. Ancak uzun dönem yaşlı kişilerde benzodiazepin
kullanımının kognitif fonksiyonlara kötü etkisi olabilir.
Diğer alternatif tedaviler karbamazepin, L-dopa ve dopamin agonistleridir.
Klonazepama göre etkinlikleri daha azdır.
Kabus: Rüya gördüğü sırada REM uykusundan gecenin ikinci
yarısında korkmuş olarak uyanır. Uyanık ve
rüyanın tüm detayını hatırlar ve anlatır. Uyku terörü
gecenin ilk yarısında NREM uykuda ve otonomik bulgularının
çok belirgin olması ve ertesi sabah olayı hatırlamaması ile
kabuslardan ayrılır.
REM ile ilişkili sinüs arresti : Asistoller 9 saniyeye kadar
uzayabilir. Patofizyolojisinde otonomik fonksiyon bozukluğu vardır.
Sekonder parasomniler ise uykuda
spesifik organa bağlı olarak anormal veya aşırı
otonomik/fizyolojik olayların görülmesidir.
Kaynaklar
1. Carney PR, Berry RB, Geyer JD. Clinical Sleep Disorders. Lippincott Williams & Wilkins 2005
2. Guillenminault C. Clinical Neurophysiology of Sleep Disorders. Handbook of clinical neurophysiology series eds Daube JR, Mauguiere F. vol 6 Elsevier 2005
3. Kryger MH, Roth T, Dement WC. Principles and Practice of Sleep Medicine. Elsevier Saunders 4th edition 2005.