Kafa Travması
Aykut Karasu, Altay Sencer
İ.Ü. İstanbul Tıp Fakültesi, Nöroşirürji Anabilim Dalı
Son Güncelleştirme tarihi: 16.07.2009

Dr. Aykut Karasu
1963-2009
Saygı ile
Epidemiyoloji
Son yıllarda
ağır kafa travmasına bağlı mortalite oranları
belirgin bir düşüş göstererek % 20-30lara kadar gerilemiştir.
Yine de, Kuzey Amerika verilerine göre yılda yaklaşık 150000
kişi travma nedeniyle hayatını kaybetmektedir ve bu ölümlerin
yaklaşık 1/3ü kafa travmasına bağlıdır.
Aynı konudaki çalışmalar, sadece kafa travması nedeniyle,
yılda yaklaşık 80000 kişinin sakat
kaldığını göstermektedir.
Sınıflandırma
Günümüzde en sık kullanılan sınıflandırmalar, kafa
travmasını, ağırlığına göre ayırır
ve bunun için Glasgow Koma Skalasını (GKS) temel alır
(Bakınız: Koma
ve Komalı Hastanın Muayenesi). İlk defa
Teasdalein 1974te önerdiği, bugün hem Kuzey Amerika ve Avrupada, hem de
ülkemizde yaygın olarak kullanılan bu skala, hastanın hem ilk,
hem sonraki değerlendirmelerinde, tedavinin yönlendirilmesinde ve
prognozun belirlenmesinde yararını ve
kullanışlılığını ispat etmiştir.
Kardiyopulmoner resüsitasyondan önceki değerlendirmenin
yanıltıcı olabilmesi, alkol gibi sedatif-hipnotik
almış olanlarda ya da farmakolojik sedasyon ve paralizi uygulananlarda
değerlendirmenin güçleşmesi gibi, bu skalaya özgü
dezavantajların, beyinsapı refleksleri, BT görüntüleme bulguları
ve klinik gidişatın takibi gibi faktörlerle ortadan
kaldırılması mümkündür. Çocuklar için ise, GKSyi temel alan
özel skalalar üretilmiştir.
Yukarıda da belirtildiği gibi, GKSnın sayısal
değerleri doğrultusunda kafa travmaları,
ağırlığına göre, hafif, orta ve ağır
şeklinde sınıflandırılmıştır:
Hafif Kafa Travması
Beyin işlevlerinde aşağıda belirtilen şekillerde
bir değişime yol açan travmalar hafif (ya da bazı kaynaklarda
belirtildiği üzere, minör) kafa travması olarak
sınıflandırılmıştır:
·
İspatlanmış
geçici bilinç kaybı (beş dakikadan kısa)
·
Olayın
öncesine veya sonrasına ait bellek kaybı
·
Travma
sırasında somnolans, konfüzyon veya dezoryantasyon şeklinde
bilinç değişiklikleri
·
GKSnin 14
veya 15 olması
·
Hemiparezi
gibi bir fokal nörolojik bulgunun olmaması
·
24 saati
geçmeyen posttravmatik amnezi
Kuşkusuz yukarıda belirtilen kriterler kesin değildir. Kimi
kaynaklar GKSsi 13 olan hastaları da hafif kafa travması içine
alırken, bazıları da, GKSsi 15 olan, bilinç kaybı veya
postravmatik amnezisi olmayan hastaları dahil ettikleri, minimal kafa
travması adı altında bir alt kategori oluşturmuştur.
Burada asıl önemli olan hafif kafa travmasının klinik bir
tanı olduğu ve BT gibi görüntüleme yöntemleri ya da laboratuar
sonuçları ile ilgisi olmadığıdır. Sonuç olarak hafif
kafa travması, kesinlikle ihmal edilmemesi, incelenmesi ve takip edilmesi
gereken bir durumdur. Minimal kafa travması olan hastalarda bile geç
semptomatik, kognitif sekeller bildirilmiştir.
Orta Şiddette Kafa Travması
GKS puanı 9 13 arası değerlendirilen hastalar orta
şiddette kafa travması olarak sınıflandırılır.
Hafif kafa travmalarına oranla bu hastalarda kontüzyon veya diffüz aksonal
hasar gibi lezyonlar daha sık görülür. Yine epidural ya da subdural
hematom ve kafa içi basınç artışı sendromu (KİBAS)
gibi komplikasyonların ortaya çıkma olasılığı
daha fazladır. Bu nedenle bu hastalar, bir yoğun bakım ünitesine
alınarak, yakından izlenmelidir. Prognozun genelde iyi olmasına
karşılık, uzun dönemde kognitif sekeller veya posttravmatik
epilepsi gibi komplikasyonlar görülebilir.
Ağır Kafa
Travması
İlk muayenede GKS
puanı 8 veya daha düşük olan hastalar ağır kafa
travmalı olarak sınıflandırılır. Göz açmayan,
konuşamayan, emirlere uymayan bu hastalar komada olarak kabul
edilebilir. Bu değerlendirmede, motor muayene prognoz açısından
diğerlerine göre daha büyük önem taşır. Ağrılı
uyaranı lokalize eden hastaların hayatta kalma ve iyileşme
şansları ekstansör yanıt verenlere veya hiç yanıtı
olmayanlara göre çok daha fazladır. Yine, beyinsapı refleksleri,
özellikle de pupillaların ışığa yanıtı,
prognoz açısından çok değerlidir.
Fizyopatoloji
Kafa travmasının
fizyopatolojisi primer (birincil) ve sekonder (ikincil) beyin
hasarının iyi anlaşılmasına dayanır. Primer
hasar, cilt, cilt altı, kafatası ve beyinde travma anında
oluşan zararı gösterir. Bunların yol açtığı
fizyolojik ve metabolik bozukluklar nedeniyle, beyinde travma sonrası ilk
birkaç günde gelişen iskemi, ödem ve KİBAS gibi durumlar sonucunda
sonradan gelişen zararlar ise sekonder beyin hasarı olarak nitelendirilir.
Son 20 yılda yapılan deneysel ve klinik çalışmaların
önemli bir bölümü sekonder hasarın anlaşılmasına ve
önlenmesine odaklanmış ve bu alanda kaydedilen gelişmeler klinik
tedavinin yönlendirilmesinde büyük katkı sağlamıştır.
Gelecekte de, kafa travmasının patofizyolojisini daha da iyi anlamamıza
yönelik hücre biyokimyası ve genetiği düzeyindeki
çalışmalar, yeni tedavi şekillerinin ortaya
çıkmasını sağlayacaktır.
Travma
mekanizmaları: Dokunma kuvvetlerinin veya atıl kuvvetlerin beyin,
kafatası ve cilt-cilt altı gibi dokularda toleranslarının
üzerinde gerilmeye yol açması ile bu dokularda hasar oluşur. Dokunma
kuvvetleri hemen çarpmanın komşuluğunda cilt ve cilt altı
laserasyonları, kemik kırıkları, ve serebral kontüzyonlar
oluştururken; atıl kuvvetler translasyonel, rotasyonel veya angüler
olup ani akselerasyon/deselerasyon ile kafa travmasına neden olur.
Kafatası ve beynin yoğunlukları farklı olduğundan, bu
atıl kuvvetler, beynin kafatası içerisinde hareket etmesine ve
frontal ve temporal loblar gibi, daha çok düzensiz kemik yüzeylerine komşu
beyin bölgelerinde akselerasyon/deselerasyon sonucu kontüzyonlar
oluşmasına neden olur. Beyinle dura arasındaki köprü venler
yırtılarak subdural hematomlar oluşabilir. Rotasyonel
kuvvetlerin ise, gri madde ile ak madde arasındaki yoğunluk
farkı nedeniyle, bu geçiş bölgesinde diffüz aksonal hasara neden
olduğu düşünülmektedir. Translasyonel ve rotasyonel kuvvetlerin
kombinasyonundan doğan angüler akselerasyonlar ise trafik kazalarında
en sık ortaya çıkan atıl kuvvetlerdir.
Primer hasar: Cilt ve cilt altı
yaralanmaları, kafatası kırıkları (lineer, çökme, kafa
tabanı), intrakranyal kontüzyon ve kanamalar (subaraknoid kanama, epidural
hematom ve subdural hematom) ve diffüz aksonal hasar (DAH) gibi travma
anında oluşan yaralanmalar primer hasar olarak adlandırılır.
DAH, yukarıda da değinildiği gibi, rotasyonal akselerasyon/
deselerasyon kuvvetlerinin etkisiyle aksonlarda hasar ile ortaya çıkan,
histopatolojik bir tanıdır. Subkortikal ak maddeden (hafif form), korpus
kallozum ve beyinsapına dek (en ağır form) beynin her yerinde
yaygın olarak görülebilir ve genellikle kötü prognozlu, ağır
kafa travmasının habercisidir. Erken dönem BT incelemelerinde pek
bulgu vermediğinden (bazen derin yerleşimli birkaç ufak kontüzyon),
kafa travması geçirmiş, şuuru kapalı, BTsinde (serebral
ödem dahil) bunu açıklayacak lezyon olmayan hastalarda mutlaka akla
gelmelidir. Bu hastalarda kesin tanı beyin MR incelemesi yapılarak
subkortikal ak madde, korpus kallozum ve beyinsapında T2 ve FLAIR
sekenslarda hiperintens odakların saptanması ile mümkündür.
Sekonder hasar: Son 20
yıldır çeşitli deneysel ve klinik araştırmalara konu
olan ve önemi giderek artan iskemi, eksitotoksisite, iyon homeostazında
bozulma, genetik farklılıklar ve iltihabi yanıt gibi fizyolojik
ve metabolik mekanizmalarla ortaya çıkan beyin kan akımında
azalma, beyin ödemi ve KİBAS, sekonder beyin hasarını
oluşturur. İlk travmadan saatler, bazen günler sonra ortaya
çıkabileceği için, sekonder beyin hasarını ve buna
bağlı nöron kaybını azaltmak teorik olarak mümkündür ve
günümüzde travma mahallinde başlayıp yoğun bakım ünitesinde
devam eden tedavi protokollerinden çoğu buna yöneliktir.
Özellikle ağır kafa
travmasında, travma anından yaralının tam teşekküllü
bir merkeze nakline dek geçen süre çok önemlidir. Bu süre zarfında hastada
solunum yollarının, solunum sisteminin ve hemodinaminin
stabilizasyonunun sağlanmasının sekonder hasarı önleyerek,
hem mortalite hem de morbiditenin azaltılmasında önemli rol
oynadığı; tam tersine hipotansiyon ve hipooksijenasyonun
önlenememesi durumunda mortalitenin %80lere yükseldiği bildirilmektedir.
Yaşamsal
fonksiyonların güvenceye alınmasının ardından, travma
hastasının ayrıntılı vücut muayenesi
gerçekleştirilir. En iyisi, bunu, olay yerindeki ilk yardımdan sonra,
ambulansta yapmaktır. Bu aşamada, öncelikle, Glasgow Koma
Skalası (GKS) ışığında, bilinç durumu ve
pupillalar, ek olarak da ağrıya motor ve sözlü yanıt tekrar
kontrol edilir. Ardından kafatası muayene edilir: Burun ve
ağızdan kan gelmesi, üst çenede anormal hareket ve orbita bölgesinde
deri amfizemi, yüz kemiklerinde kırığa işaret eden
bulgulardır. Ağır orta kaide kırıklarında doku
içine, fark edilmeyen büyük kanamalar olabilir. Ayrıca tek veya iki
taraflı periorbital (monokl veya gözlük tarzı) ekimozlar (rakun
gözü), dış kulak yolundan kanamalar ya da kulak arkasında ekimoz
(Battle bulgusu) kaide kırığı habercisi olabilir. Ardından
omurga, toraks (palpasyon ve oskültasyonla), batın, pelvis ve ekstremite
muayeneleri gelir. Ayrıca ciddi kafa travmasına yaklaşık %6
oranında servikal travmanın da eşlik edebileceği
unutulmamalı, boynun immobilizasyonu ve servikal grafilerin temini ihmal
edilmemelidir.
Hızlı nörolojik
değerlendirme ve temel kan testlerinden sonraki adım radyolojik
görüntülemedir. Ağır kafa travmasında kranyal bilgisayarlı
tomografinin yeri bugün artık tartışmasız olarak kabul
edilmiştir. Koma tablosundaki hastalarda yetişkinlerde
yaklaşık %46, çocuklarda da %24 oranında cerrahi girişim
gerektirecek kitle lezyonları bulunduğu göz önüne alınırsa,
hızlı bilgisayarlı tomografi (BT) temininin önemi daha iyi
anlaşılır. Ayrıca kranyal BT sırasında C1-C2
seviyesinin de görüntülenmesi, basit ve yararlı bir işlemdir.
Ağır koma tablosunda
(GKS=3-4) gelen veya hızla kötüleşen hastalara BT çekimi ile vakit
kaybetmeyip direkt burr-hole açılması zaman zaman gündeme
gelmektedir. Ancak cerrahi boyutta bir kitle bulunması ihtimalinin
düşük olması ve diğer tedavi girişimlerini geciktirmesi,
ayrıca günümüzde modern merkezlerde BTnin çok hızlı ve kolay
çekilebilmesi giderek bu yöntemden uzaklaşılmasına neden
olmuştur. Sonuçta bu işlem, hızlı ilerleyen ve fokal bir
lezyona işaret eden bulguların varlığında ve BTnin
kolay temin edilemediği durumlarda bir alternatif olabilir.
Diğer bir problem, hafif kafa travmasında ne zaman kranyal BT
çekilmesi gerektiğidir. Kısa süreli bir bilinç kaybı ile
başvuran, GKS=15 olan hastalarda bile yaklaşık % 3-5
oranında, cerrahi girişim gerektirebilecek intrakranyal patolojiler
saptanabilmesi nedeniyle, bu hastaların BT ile görüntülenmesi ya da
en az 12 saat gözlemde tutulması önerilmektedir. GKSnin 13ün
altında olması, 5 dakikadan uzun bilinç kaybı ve fokal nörolojik
bulgu ise kesin BT indikasyonlarıdır. Yine periorbital ekimoz ya da
kulak arkası morluk (Battle sign) gibi olası ön veya orta kafa
tabanı kırığını düşündüren bulgular da BT
çekilmesini gerektirir. Ayrıca ileri yaş grubundaki hastalarda ve
koagülopati şüphesinde de BT tercih edilebilir. Bu arada, BTnin
yaygın kullanımı ve ilk tercih edilen görüntüleme yöntemi haline
gelmesi, kranyografinin değerini oldukça yitirmesine ve bir çok merkez
tarafından kullanımına son verilmesine yol açmıştır.
Belirgin bilinç kaybı,
ciddi ve ısrarlı baş ağrısı, ısrarlı
kusmalar veya nöbet, çocuk suistimali kuşkusu, uzamış
posttravmatik amnezi, patolojik BT bulguları, delici yaralanmalar, rinore
veya otore, kaide kırıkları, BT temininin mümkün olmaması,
hastanın evden geri getirilmesinin güç oluşu veya evde yeterli
bakım ve gözetimin olmaması hafif kafa travmalı hastalar için
genelde kabul gören hastaneye yatırma kriterlerdir
Günümüzde kafa travmasında manyetik rezonans görüntüleme (MRG),
özellikle destek tedavi yöntemlerini ve prognoz belirleme amacıyla giderek
daha sık kullanılmaktadır. MRGde özellikle diffüz aksonal hasar
ve benzeri nöral hasar sonuçlarının ortaya konması için yeni
sekanslar geliştirilmekte ve aynı zamanda MR spektroskopi, MR
perfüzyon çalışmaları ile beyindeki travmatik hasarın (yaygınlık,
hasar derecesi, vazospazm ve perfüzyon bozukluklarının
varlığı, vb) daha doğru olarak ortaya konmasına
çalışılmaktadır.
Kafa Kemiği
Kırıkları
Kuzey Amerika ve Avrupa
ülkelerinde yapılan istatistiklere göre, özellikle çocuklarda kafa kemiği
kırıklarının %90nını lineer kırıklar
oluşturmaktadır. Tanı için en duyarlı yöntem direkt
kranyografilerdir. Buna karşın, kaide kırıkları direkt
kranyografi ile gösterilemeyebilir. Ayrıca BT, zaman zaman lineer
kırıkları kaçırabilse de, asıl önemli olan beyin
parenkim hasarı hakkında yeterli bilgiyi vermektedir. Bu nedenle
günümüzde, kafa travması sonrası görüntüleme için BT ilk seçilmesi
gereken yöntemdir. Aksiyel kesitlere paralel bir lineer kırık atlansa
dahi buna bağlı bir komplikasyon gelişmediği
bildirilmektedir.
Lineer kırıklar: Lineer
kırıklar genellikle özel bir tedavi gerektirmez. Ancak ortada ciddi
bir travma olduğunu ve nörolojik muayenesi normal hastalarda bile,
kırık saptanmasının, intrakranyal kanama ihtimalini yüz kat
arttırdığını göz önüne almak gerekir. Kranyal BTde ek
bir patolojinin saptanmadığı izole lineer fraktürlü hastalar ise
bir çok merkezde evde izlenmek üzere önerilerle taburcu edilmektedir.
Çökme
kırıkları: Çökme kırıkları genellikle düşmeler
veya fokal darbeler sonucu ortaya çıktığından bilinç
kaybı pek görülmez. Yenidoğanlarda ise, çoğunlukla
düşmelere bağlı olarak, alt yüzeyin yumuşak olduğu
ping-pong kırığı olarak da adlandırılan, beyin
parenkiminin genellikle normal olduğu çökme kırıkları
sık görülür. Çökme kırıkları palpasyonla tanınabilirse
de subgaleal hematomlar aldatıcı olabilir. Tanı için kranyal BT
günümüzde en uygun seçimdir. Cerrahi tedavi indikasyonunun konmasında ve
uygun yöntemin seçiminde çökme fraktürünün yeri, çökmenin miktarı, cildin
durumu ve hastanın genel klinik tablosu göz önüne alınır. Genel
olarak kemiğin tüm kalınlığını aşan
çökmelerin cerrahi olarak düzeltilmesi gerektiği kabul edilir. Ayrıca
estetik kusura ya da beyin omurilik sıvısı (BOS) veya beyin
parenkim fistülüne neden olan çökme kırıkları da ameliyat
edilmelidir.
Kafa tabanı
kırıkları: Yaralının hastaneye yatırılması
ve menenjit, BOS fistülü ve kranyal sinir (özellikle I, II, VII, VIII.
sinirler) bulguları açısından takip edilmesi gerekir.
Profilaktik antibiotik kullanımı hakkında görüş
birliği sağlanamamıştır. Kendiliğinden düzelmeyen
BOS fistüllerine ya da kranyal sinir (özellikle II.sinir) dekompresyonuna
yönelik cerrahi girişimler gerekebilir .
Büyüyen
kırıklar (leptomeningeal kistler): Tüm kırıkların
yaklaşık %1inde rastlanır. Genellikle 3 yaşın
altındaki çocuklarda, dura ve parenkimde yaralanmaya yol açacak,
çoğunlukla arası 3 mmden fazla, ciddi konveksite
kırıklarından sonra görülür.
Delici Cisimle Yaralanmalar
Yetişkinlerde ateşli
silahla yaralanmalar sıkken, kemiği henüz yeterince
gelişmemiş olan çocuklarda tornavida, çivi, tığ gibi
cisimlerle, kolayca delici yaralanmalar görülebilir. Transorbital yaralanmalar
da çocukluk çağında sıktır. Parenkim hasarı ve
arteriovenöz fistül, psödoanevrizma gibi vasküler komplikasyonlar yönünden
gerekli radyolojik incelemeler yapılmalı, infeksiyonu önlemek için
özenli bir yara debridmanı ve kısa süreli antibiotik profilaksisi
uygulanmalıdır.
Tüm EDHların
yaklaşık %60ının 20 yaşın altında,
özellikle de trafik kazası geçirmiş erkeklerde, görüldüğü
bildirilmektedir (Şekil 1). Akut EDHnin yavaş
gelişebileceğini, bilinç kaybı - lusid interval - bilinçte
kötüleşme, hemiparezi ve anizokoriden oluşan klasik seyrin
görülmeyebileceğini unutmamak gerekir. Genellikle kırık
hattının, meningea media arterini çaprazladığı
yerlerde görülür ve tedavinin başarısı hastanın ameliyat
öncesi nörolojik durumuyla doğrudan ilişkilidir. EDHlarda genelde
kabul gören cerrahi tedavi indikasyonları aşağıda
özetlenmiştir:
· Fokal nörolojik bulgu, bilinç
bozukluğu
· Belirgin korteks
basısı (genellikle 15mmden fazla kalınlık)
· 30-35 mlyi geçen hacim
· Özellikle temporal lob
yerleşimli, orta hatta itilmeye veya unkal herniasyona yol açan hematom
· Eşlik eden intraparenkimal
lezyon veya kitle etkisi olan subdural hematom
Ayrıca arka çukur
EDHlarında daha düşük bir hacim, 4. ventrikül basısı,
ventriküler dilatasyon gibi kriterlerin göz önüne alınması gerekir.
ASDHli hastaların %42-50sinde yaralanmadan itibaren bilincin kapalı
olduğu ve hastaların yaklaşık yarısının
komadan çıkamadığı bildirilmiştir. Ameliyat öncesi
dönemde, hastanın GKSsi ne kadar düşükse, mortalite de o oranda
yüksektir. Ayrıca yaş, pupilla anomalisi, parezi, artmış
intrakranyal basınç (İKB), hematomun hacmi, hematoma eşlik eden
diğer intrakranyal ve ekstrakranyal lezyonlar ile ameliyat
zamanlaması mortaliteye etki eden önemli faktörlerdir (Şekil 2).
Genel olarak, BTde kalınlığı 10mmyi aşan veya orta
hatta 5mmden fazla itilmeye yol açan ASDHlerin, hastanın GKSsi ne
olursa olsun, ameliyat edilmesi önerilir. GKSsi 9dan kötü hastalarda, hematom
kalınlığı veya orta hattaki itilme ne olursa olsun
anizokori varlığında, intrakranyal basınç 20mm Hgnin
üzerine çıktıysa veya travma sonrası izlemde GKSde iki veya
daha fazla puanlık düşüş olduysa, yine ameliyat gereklidir.
Şekil 2a ve Şekil 2b. Akut subdural hematomlu olgu örnekleri
KİBAS ve hemisferik şişme, ASDHli hastaların gerek
ameliyat sırasında gerekse ameliyat sonrası takibinde,
nöroşirürji uzmanlarının sık karşılaştıkları
komplikasyonlardır ve ASDHli hastalarda mortalitenin belirleyici
faktörleridir. Bu nedenle akut subdural hematomu olan tüm komalı
hastalarda (GKS<9) intrakranyal basınç monitörizasyonu önerilmektedir.
Bu komplikasyonların oluşumunda, hematomun alttaki korteks üzerine
etki etmesi sonucu gelişen iskeminin önemli rolü olduğu görüşü
savunulmaktadır. İlk 4 saatte ameliyat edilmiş ASDHli
hastalarda prognozun daha iyi olması da yine bu görüşü
desteklemektedir.
Kronik Subdural Hematom
(KSDH)
KSDH, nöroşirürji
pratiğinde sık rastlanan, düşük morbidite ve mortaliteye sahip,
tedavisi oldukça kolay bir patolojidir. Yaşlılarda beyin
ağırlığında yaklaşık 200g azalma ve
ekstraserebral hacimde %11 oranında artış meydana gelmesine
bağlı olarak genellikle orta yaştan sonra ve özellikle ileri
yaşta görülen bir hastalıktır. Genelde akut subdural hematomdan
geliştiği düşünülse de, geçirilmiş travma öyküsü
vakaların %50-70inde, hatta kimi serilere göre %50sinden azında
mevcuttur. Diğer olası nedenler arasında, aşırı
alkol kullanımı, epilepsi, şant ameliyatları, araknoid
kistler ve koagülopatiler sayılabilir. Olguların %15-25inde KSDH iki
taraflıdır.
KSDH, duranın
altında, bir iç ve dış membran arasında oluşmuş
kanla dolu bir boşluk olarak tanımlanabilir. Dış membran,
kolayca zedelenen ve tekrarlayıcı fokal kanamalarla hematomun
büyümesine yol açan sinuzoidal damarlardan zengindir. Pıhtılaşma
faktörleri ile fibrinolitik ajanlar arasındaki uyumsuzluğun veya
hematomdan yüksek miktarda salgılanan doku tipi plazminojen aktivatörünün
hematomun koagülasyonunu önlediği düşünülmektedir.
Klinik tablo hafiften
ağıra farklı şekillerde görülebilir. Hastalar
başağrısı, konfüzyon, konuşma güçlüğü gibi
yakınma ve bulgularla ya da geçici iskemik atakları andıran
bulgularla başvurabilir. Daha ağır durumlarda nöbet (genellikle
fokal), hemipleji veya koma görülebilir. Yaşlılarda kognitif
fonksiyon kayıplarının daha sık görüldüğü, buna
karşılık gençlerde başağrısı gibi
artmış kafaiçi basınç bulgularının ön plana
çıktığı bildirilmektedir.
Tanı için
başvurulacak görüntü yöntemleri arasında hızlı ve kolay
ulaşılabilir oluşuyla kranyal BT ilk seçimdir. KSDH
çoğunlukla hipodens olarak izlenmesine rağmen bazen izo-hatta
hiperdens olarak izlenebilir; aynı hematomda farklı kanama evrelerine
bağlı olarak farklı densiteler görülebilir. Özellikle izodens
hematomları gözden kaçırmamak için çok dikkatli olmak, kortikal
sulkusların nerede sonlandığı gibi ipuçlarından
yararlanmak gerekir. Kranyal MR, hem izodens hematomların hem de hematom
içindeki farklı evrelerdeki kanamaların ayrıntılı
görüntülenmesinde ve buna bağlı olarak ameliyat stratejisinin
belirlenmesinde yararlıdır (Şekil 3).
Şekil 3a ve Şekil 3b.
Kranyal BT incelemesinde (3a) yer yer izo-hipo-ve hiperdens görülen, kitle
etkisiyle lateral ventrikülü silmiş bir kronik subdural hematom. Aynı
hastanın kranyal MR incelemesinde (3b) hematom içerisinde çeşitli
evrelerdeki kanamalar daha net görülmektedir.
Asemptomatik ve ince hematomu
olan (orta hatta itilmeye yol açmamış, 1cmden ince) hastalarda
kortikosteroid ve/veya mannitolle medikal tedavi uygulanabilmesine rağmen
KSDHın tedavisi genellikle cerrahidir. Nöbetin intrakranyal
basıncı arttırarak herniasyona yol açabilme ihtimali ve geç
dönem epilepsi oranını düşürmesi olasılığı
gibi nedenlerden dolayı birçok nöroşirurji merkezi profilaktik
antiepileptik ilaç kullanımını tercih etmektedir. Cerrahi
tedavide çeşitli seçenekler olmasına karşın en sık
uygulanan yöntem iki delikle hematomun boşaltılması ve kavitenin
yıkanmasıdır. Genellikle ameliyat sonrasında klinik tablo
hızla düzelir. Erken dönem kontrol kranyal BTler hemen her zaman bir
miktar hematomun devam ettiğini göstereceğinden tedavinin
başarısına hastanın klinik durumuna göre karar vermek
gerekir. Ameliyat sonrası dönemdeki en önemli problemlerden biri hematomun
yeniden toplanmasıdır ve özellikle çok yaşlılarda, genel
durumu kötü olanlarda, serebral atrofisi ya da çok büyük hematomu olanlarda, böbrek
ya da karaciğer hastalığı olanlarda, antikoagulan
kullananlarda ve farklı evrelerde kanaması olanlarda daha sık
görülür.
İntraserebral kanama
ağır kafa travmasının sık görülen ve zaman zaman
cerrahi müdahale gerektiren bir sekelidir. Minik bir kontüzyondan veya diffüz
aksonal hasardaki mikroskobik bir kanamadan dev bir hematoma ulaşan
geniş bir spektrumda görülebilirler. Tedavi için genel KİBAS tedavi
ilkeleri uygulanmalıdır.
Çocuk suiistimali,
sallanmış bebek ya da dövülmüş bebek sendromu gibi adlar da
verilen kaza olmayan beyin travmaları son 20 yılda giderek daha fazla
önem kazanmıştır. Kuzey Amerika istatistiklerine göre iki
yaşın altındaki beyin yaralanmalarının %10u, bir
yaşın altındakilerin ise yaklaşık %50si kaza
dışı travmalara bağlıdır. Ülkemizdeki durumu,
sağlıklı olarak değerlendirmek mümkün olmasa da, çok
farklı olduğunu düşünmek için bir neden yoktur. Hastaneye
getirilen çocuklarda bilinç bozukluğu, nöbet, KİBAS bulguları,
yaşamsal bulgularda bozukluklar ve kafatası kırıkları
görülebilir. Retinal kanamalar, vücudun çeşitli yerlerinde farklı
evrelerde morluklar ve yanık izleri saptanabilir. Genellikle yaralanmalar
hakkında tatmin edici anamnez alınamaz. Retinal kanamaları,
farklı evrelerde subdural hematomları, açıklanması zor
fiziksel yaralanmaları olan bir çocukla
karşılaşıldığında resmi makamları
haberdar etmeyi ihmal etmemek gerekir.
Ağır Kafa Travmasında Tedavi Prensipleri
Ağır ve hatta orta
şiddette kafa travması hastanın yoğun bakım birimine
yatırılmasını gerektirir. Hasta yoğun bakıma
alınırken GKSyi, pupil büyüklüğünü ve ışık
cevabını, göz hareketlerini, ekstremitelerin ağrıya
cevabını ve beyinsapı reflekslerini içeren bir nörolojik
değerlendirme genellikle yeterli bilgiyi verir. Bu sırada rutin
resüsitasyon işleminin (ABC) hızla ve özenle gerçekleştirilmesi
ikincil beyin hasarlarının önlenmesinde de yardımcı olur.
Bir taraftan da akciğer ve kalp kontüzyonları, dalak rüptürü gibi
sistemik yaralanmalar ve kırıkları gözden kaçırmamak için
hızlı bir fizik muayene yapmak gerekir. Hipotansiyon genellikle
kanamaya bağlı hipovolemiye işaret eder ve ağır kafa
travmasının bulgusu değildir. Sadece beyin ölümünde, belirgin
omurilik hasarında ve küçük çocuklardaki intrakranyal kanama ile hipotansiyon
görülebilir. Burada yenidoğan ve süt çocuklarının subgaleal bir
hematom ile bile hipovolemik şoka girebileceklerini unutmamak gerekir.
Serebral perfüzyonun korunabilmesi içi mutlaka yeterli sıvı
replasmanı sağlanmalı, sıvı
kısıtlamasından şiddetle kaçınılmalıdır.
Ağır kafa
travmasında yapılacak işlemler, günümüzde genellikle Kuzey
Amerika ve Avrupadaki Kafa Travması Vakıflarının
yayınladığı tedavi ilkelerine göre yürütülmektedir. Bunlara
göre, bugün ağır kafa travmalı hastanın getirildiği
nörotravma merkezinde yapılacak ilk işlem, cerrahi boyuttaki
kitlelerin boşaltılması dışında, intrakranyal
basınç (İKB) monitörizasyonu olmalıdır. Bunun için
parenkimal problar kullanılabileceği gibi, gerektiğinde BOS
drenajına olanak veren intraventriküler kateterler de seçilebilir.
Monitörizasyon sağlandıktan sonra tedavi, İKBnin kontrolü ve
yeterli serebral perfüzyon basıncının (SPB)
sağlanmasına yönelik olarak şekillendirilebilir. İlk
olarak, ateş kontrolü, juguler venöz dönüşün rahatlatılması
ve yeterli oksijenasyonun sağlanması gibi bazı genel önlemlerin
alınması gerekir. Başlangıçta PaCO2 normal
değerin alt sınırında (yaklaşık 35mmHg)
tutulmalıdır. Ayrıca, İKB ne olursa olsun, yeterli SPBnin
sağlandığından emin olunmalıdır.
KİBAS
saptandığında öncelikle sedasyon ve analjezi kontrol edilmeli,
gerekirse arttırılmalıdır. Hasta övolemikse,
yatağın başı yaklaşık 300 kaldırılır
ve İKByle SPB gözlenerek etkisi beklenir. Tedaviye nöromüsküler inhibitör
ekleme seçeneği de bu aşamada değerlendirilmelidir.
Nöromüsküler inhibisyon olsun
olmasın sedasyon, analjezi ve yatağın başının
yükseltilmesi gibi önlemlere rağmen İKB yüksek seyretmeye devam
ettiği takdirde uygulanacak ilk girişim BOS drenajı olmalıdır.
Eğer İKB monitörizasyon cihazı buna uygun değilse, ventrikül
drenajı denenebilir.
BOS drenajı İKB
kontrolünde yeterli olmazsa hiperozmolar tedavi düşünülmelidir. Bu amaçla
bugün mannitolün yanı sıra hipertonik tuz çözeltileri de
kullanılmaktadır. Bu tedavi sırasında hem hastanın sıvı
dengesi, hem de kan osmolaritesi yakından izlenmelidir. Hiperozmolar
tedavi yetersiz kalırsa ventilasyon arttırılarak PaCO2
30 mmHg düzeyine dek düşürülebilir. Hiperventilasyon
uygulandığında serebral kan akımı ve juguler venöz
saturasyonun takibi gereklidir.
Artmış İKBnin
tedavisi sırasında her zaman hastada ameliyat edilmesi gereken yeni
bir kitle lezyonunun gelişmiş olabileceği unutulmamalı,
tedaviye yeterli cevap alınamadığı veya İKBnin
kontrolden çıktığı durumlarda mutlaka BT tekrar
edilmelidir.
Yukarıda belirtilen tüm
tedavilere cevap alınamadığı durumlarda, doktor da
hastanın İKBnin düşmesinden yarar göreceğini
düşünüyorsa, ikinci sıra tedavi yöntemleri düşünülebilir. Yüksek
doz barbitürat koması, tek veya iki taraflı kranyektomi ve
duroplasti, ciddi hiperventilasyon (PaCO2 <30 mmHg) ve
ılımlı hipotermi (32-340C) gibi, zaman zaman
yararlı olduğu yönünde yayınlar yapılan, ancak geniş
ve karşılaştırmalı çalışmalarda henüz kesin
yararı kanıtlanamamış yöntemlerin seçim ve uygulanmasını
daha çok sorumlu doktora bırakmak uygun olur.
Kaynaklar
1. Atkinson JLD: Traumatic intracerebral hematoma. İçinde: Textbook of Neurological Surgery. Batjer HH, Loftus CM (Editörler). Lippincott, Williams&Wilkins, Baltimore, 2002: 2846-2851
2. Bullock MR, Chesnut R, Ghajar J, Gordon D ve ark. Surgical management of acute subdural hematomas. Neurosurgery 2006;58: S2-S24
3. Bullock MR, Povlishock JT. Guidelines for the management of severe traumatic brain injury. J Neurotrauma 2007; 24: Supplement 1 S1-98
4. Carney NA, Chesnut R, Kochanek PM, American Association for Surgery of Trauma; Child Neurology Society; International Society for Pediatric Neurosurgery; International Trauma Anesthesia and Critical Care Society; Society of Critical Care Medicine; World Federation of Pediatric Intensive and Critical Care Societies. Guidelines for the acute medical management of severe traumatic brain injury in infants, children, and adolescents. Pediatr Crit Care Med 2003;4(3 Suppl): S1-491
5. Flannery AM, Houle P. Epidural hematoma. İçinde: Textbook of Neurological Surgery. Batjer HH, Loftus CM (editörler). Lippincott, Williams&Wilkins, Baltimore 2002:1091-1095
6. Gelabert-Gonzalez M, Iglesias-Pais M, Garcia-Allut A, Martinez-Rumbo R. Chronic subdural haematoma: Surgical treatment and outcome in 1000 cases. Clin Neurol Neurosurg 2005; 107: 223-9
7. Hsiang JN, Yeung T, Yu AL, Poon WS. High-risk mild head injury. J Neurosurg 1997; 87:234-8
8. Jagoda AS, Bazarian JJ, Bruns JJ Jr, Cantrill SV ve ark. Clinical policy: Neuroimaging and decision making in adult mild traumatic brain injury in the acute setting. Ann Emerg Med 2008; 52: 714-748
9. Jennett B: Epidemiology of head injury. J Neurol Neurosurg Psychiatry 1996; 60: 362-369
10. Keskil IS, Baykaner MK, Ceviker N, Kaymaz M. Assessment of mortality associated with mild head injury in the pediatric age group. Childs Nerv Syst 1995; 11:467-473
11. Proctor MR, Barrow MC. Neurosurgical aspects of nonaccidental travma in children. İçinde: Textbook of Neurological Surgery. Batjer HH, Loftus CM (Editörler). Lippincott, Williams&Wilkins, Baltimore 2002: 1065-1072
12. Rivara FP: Pediatric injury control in 1999: Where do we go from here? Pediatrics 1999; 103:883-888
13. Robertson C: Critical care management of traumatic brain injury. İçinde: Marshall LF and Grady MS (Editörler). Youmans Neurological Surgery, 2004, Dördüncü cilt, Saunders, Philadelphia :5065-5081
14. Servadei F, Merry GS: Mild head injury in adults. İçinde: Marshall LF and Grady MS (Editörler). Youmans Neurological Surgery, 2004, Dördüncü cilt, Saunders, Philadelphia :5065-5081
15. Tong KA, Ashwal S, Holshouser BA, Shutter LA, ve ark. Hemorrhagic shearing lesions in children and adolescents with posttraumatic diffuse axonal injury: improved detection and initial results. Radiology 2003; 227:332-339
16. Wijdicks EFM: Traumatic brain injury. İçinde: The Clinical Practice of Critical Care Neurology. Oxford University Press; New York 2003: 369-388