GENÇLERDE İNME
Rezzan TUNCAY
Son Güncelleştirme Tarihi: 28.5.2009
İNSİDENS
Kırkbeş yaşın
altında görülen inmeler genç inme olarak
sınıflandırılır. Gençlerde inme insidensi 2,5 - 40 /
100.000 arasında değişmektedir.
Bütün inmelerin % 4 -10 kadarı gençlerde görülür. Erkeklerde 30
yaşın üstünde, kadınlarda ise 30 yaşından daha genç
olanlarda inme insidensi yüksektir. Bu fark 30
yaşın altındaki kadınlarda gebelik, oral kontraseptif
kullanımına bağlı inmelerin daha sık görülmesindendir.
ETYOLOJİ
Çeşitli çalışmalarda inme
etyolojileri arasında büyük farklılıklar görülmektedir.
Etyolojik faktörler dikkatle araştırıldığında en
sık neden kardioembolizmdir. Bunu arteryel diseksiyon ve büyük damar
aterosklerozu izler. Gençlerde inmeye neden olan
etyolojik nedenlerin dağılımı Tablo 1de görülmektedir.
Tablo 1. Gençlerde inmeye neden olan
etyolojik nedenler (Kaynak 2den değiştirilerek)
I. ARTERYEL
HASTALIKLAR
1. ATEROSKLEROZA BAĞLI
2. NONATEROSKLEROTİK HASTALIKLAR
A-
NONİFLAMATUVAR
Diseksiyon
Fibromüsküler displazi
Moyamoya
B. INFLAMATUVAR
Takayasu hastalığı
İnfektif arterit (sifiliz, tbc, AIDS, vs.)
Sistemik vaskülit (poliarteritis nodosa, Behçet hast, SLE, romatoid arterit)
II-HEMATOLOJİK HASTALIKLAR
HİPERVİSKOZİTE ( Miyeloproliferatif hastalıklar )
KOAGÜLOPATİ ( protein C, protein S ve antitrombotin III eksikliği, Faktör V Leiden mutasyonu, antifosfolipid antikor sendromu, oral kontraseptif, gebelik, puerperium, trombositoz, polisitemia vera, orak hücreli anemi, homosistinemi ve homosistinüri )
ANEMİ
III- KALP HASTALIKLARI
VALVÜLER: Mitral stenoz, protez kapak, mitral kapak prolapsusu
DİĞER : Atrial fibrilasyon, hasta sinüs sendromu, akut miyokard infarktüsü, atriyal septal defekt, sol atrial miksoma,atrial septal anevrizma
IV- GENETİK HASTALIKLAR
CADASIL
MİTOKONDRİYAL HASTALIKLAR (MELAS )
V-
MİGREN / İNME
VI- DİĞER NEDENLER
İLAÇLAR (Antiinflamatuvar ilaçlar , sildenafil, atipik antipisikotikler vs)
KÖTÜYE KULLANILAN MADDELER ( Kokain, amfetamin vs )
PROGNOZ
Prognoz altta yatan etyolojik nedene
bağlıdır. Uzun süreli prognozda inme için risk faktörlerinin bulunup bulunmaması seyri etkiler.
Aterosklerotik vasküler hastalığa bağlı geçici iskemik atak
(GİA)larda inme, miyokard infarktüsü (MI) ve mortalite riski yüksektir.
Migren öyküsünün bulunmadığı, incelemelerin negatif olduğu
GİAlarda ise rekürren inme riski düşüktür. Gençlerde rekürren inme
oranı etyolojik nedene bağlı olmakla birlikte yılda %1den daha
azdır. İnmenin akut döneminde mortalite oranı %1,5-7,3
arasında değişmektedir. İzleme sırasında
hastaların yarıdan fazlası önceki aktivitelerine
dönebilir.
ETYOLOJİK
İNCELEMELER
Akut yerleşen fokal nörolojik bulgu ile gelen
genç hastaların yaklaşık 1/3inde beyin damar
hastalığı dışı nedenler söz konusudur. Akut
nörolojik bulgusu olan bir hastaya ilk olarak Bilgisayarlı Tomografi (BT)
veya kanamaya duyarlı sekansları da içeren magnetik rezonans
görüntüleme (MR) ( Bakınız: Beyin
Kanamaları ) ve Tablo 2de gösterilen incelemeler
yapılmalıdır. Bu şekilde iskemik, hemorajik inme
ayırımı yapılabilir. Ayrıca vasküler hastalık
dışı nedenler
dışlanabilir. Akut nörolojik defisitin beyin damar
hastalığına bağlı olduğuna karar verildikten
sonra inme mekanizmasını aydınlatmaya yönelik incelemeler
yapılmalıdır.
Tablo 2. Akut nörolojik bulgusu olan bir hastada ilk inceleme planı
Kranyal BT
Tam kan
sayımı
Trombosit
sayımı
Kan şekeri
Elektrolitler
Karaciğer
fonksiyon testleri
Kan üresi ve
kreatinin
PT ve aPTT
Sedimentasyon
, CRP
EKG
İdrar
tahlili
Trigliserid ve
kolesterol
Transtorasik
ekokardiyografi (TTE )
1. Vasküler
İncelemeler
Genç hastalarda iskemik inme en sık embolik
dal oklüzyonuna, büyük damar aterosklerozuna ve
arteryel diseksiyona bağlı olarak gelişir. İnmenin erken
döneminde konvansiyonel anjiografi yapılması iskemik inmenin nedenini
ortaya koyabilir. Eğer konvansiyonel anjiografi yapılacaksa, mümkün
olan en erken zamanda yapılmalıdır. Ekstrakranyal ve
transkranyal Doppler US incelemesi iskemik inmeli bir hastada tarama testi
olarak kullanılabilir. İntrakranyal Magnetik Rezonans Anjiografi
(MRA) ise intrakranyal dolaşımı göstermede her zaman yeterli
olmamaktadır.
2. Kardiyolojik
İncelemeler
Genç inmeli hastaların 1/3inde inme nedeni
kardiyoemboliktir. İncelemeler kardiyak değerlendirme, EKG, 24
saatlik ritim Holter monitorizasyonu ve ekokardiyografiyi içine
almalıdır. Transtorasik ekokardiyografi (TTE) normal ise veya
sol atriuma ait bir patoloji düşünülüyorsa, transözofageal ekokardiyografi
(TEE) , parodoksal emboliyi araştırmak için de intravenöz eko
kontrast ile TEE yapılmalıdır.
TEEde sağ atriumdan sola shunt gösterilebilir.
3. Hematolojik
İncelemeler
Başlangıçta yapılan tarama
testlerinde orak hücreli anemi, polisitemi gibi nedenler yoksa, iskemik inmenin
nedeni bulunamamışsa, hastada tekrarlayan inmeler varsa, inme
lokalizasyonu nadir görülen bir lokalizasyon ise, hastalar konjenital ve
edinsel koagülopati nedenleri yönünden değerlendirilmelidir. Bu nedenle Tablo
3 de yer alan ileri hematolojik incelemeler yapılmalıdır.
Tablo 3. Hematolojik
İncelemeler
Fibrinojen
Fibrin
yıkım ürünleri
D-dimer
Protein C,
Protein S, Antitrombin III
Lupus
antikoagulanı
Antikardiyolipin
antikorları
Faktör V
Leiden mutasyonu
Protrombin gen
mutasyonu
4. Diğer incelemeler
Akut yerleşen fokal nörolojik bulgusu olan
bir hastada sinir sistemi infeksiyonu veya beyin
damarlarına ait vaskülitik süreç düşünülüyorsa beyin omurilik
sıvısı incelemesi yapılmalıdır.
ARTER
DİSEKSİYONU
Tüm iskemik inmelerin yaklaşık % 2sini
arter diseksiyonları oluşturur. Populasyon
çalışmalarında yıllık diseksiyon insidensi 2.6
-2.9 / 100.000 olarak bildirilmektedir. Arter diseksiyonları spontan veya
travmatik olabilir. Biz burada spontan arter diseksiyonlarından söz
edeceğiz. Diseksiyonların en sık görüldüğü yaş 30-50
arasıdır. Erişkinler arasında sıklık
açısından her iki cinste fark yoktur. Ancak diseksiyon
sırasında kadınlar erkeklerden ortalama 5 yıl daha gençtir.
Arteryel diseksiyonların patogenezi bilinmemektedir. Büyük
kısmında önemsiz bir travma söz konusudur. Ani baş hareketleri,
öksürme, kusma, boyun manipulasyonu, intubasyon
uygulanması, tavan boyama, yoga ve çeşitli sportif aktiviteler
diseksiyon oluşumunda rol oynayabilir. Ayrıca fibromüsküler
displazi, Ehlers-Danlos sendromu, Marfan sendromu, otozomal dominant polikistik
böbrek hastalığı, osteogenezis imperfecta tip I gibi
arteriopatilerle birlikte görülebilir. Spontan arteryel diseksiyonlu
hastaların küçük bir kısmında aile üyelerinden en az birinde
diseksiyon öyküsü vardır. Migren, gebelik, oral kontraseptif
kullanımı, hiperhomosistinemi, sigara ve hipertansiyon da spontan
arter diseksiyonu için risk faktörleridir.
Arteryel diseksiyonlar intimal yırtılma
sonucu oluşur. Damar duvarı yırtıldığında
kan, arter duvarı arasına girerek yalancı lümen
oluşturur. Yalancı lümen içindeki kan artarak damar lümenini önemli
ölçüde daraltır veya lokal trombus oluşmasına neden olur.
Oluşan trombus sekonder olarak distal damarlarda embolizasyona yol
açar. Seyrek olarak yalancı anevrizma oluşumu görülebilir, ancak
anevrizmalar nadiren semptomatik olur.
Kranyoservikal Arteryel Diseksiyon
Spontan karotis diseksiyonlarının
büyük bölümünde hatırlanamayan önemsiz bir travma söz konusudur (
çeşitli sportif aktiviteler, aniden yapılan boyun hareketleri gibi
). Karotis diseksiyonlarında diseksiyon yeri a. carotis interna
(ICA) orijininin ilk 2 cmlik bölümünün üstündedir. Diseksiyon
çoğunlukla ICAnın intrapetrozal kısmında sona erer. Burası büyük damar aterosklerozu için tipik bir
bölge değildir. Arter diseksiyonu ve büyük damar aterosklozunun
ayırıcı tanısında lokalizasyon önemlidir. Hastalarda
ipsilateral yüz, baş veya boyunda ağrı vardır. Bu
şikayetler iskemik belirtilerden birkaç saat veya birkaç hafta önce
ortaya çıkabilir. İpsilateral Horner sendromu
görülebilir. Klinik bulgular ise ağrı ile birlikte ortaya çıkan
karotis alanına ait GİA veya inmelerdir.
Ekstrakranyal vertebral arter diseksiyonu spontan
arter diseksiyonlarının görüldüğü en sık ikinci
lokalizasyondur. Boyun manipulasyonları sırasında ortaya
çıkabilir. En sık görüldüğü yer ekstrakranyal vertebral arterin
C1-C2 düzeyindeki V3 segmentidir. Baş ve boyun ağrısı
ilk şikâyettir. Baş ağrısı sıklıkla
oksipital bölgede lokalizedir. İskemik
belirtiler arasında en sık lateral bulber ve serebellar enfarkt
görülür.
Ekstrakranyal damar diseksiyonlarının
tedavisi, bu konuda yapılmış kontrollü randomize
çalışmalar bulunmadığından
tartışmalıdır. Akut dönemde intravenöz trombolitik
tedavinin emniyetle yapılabileceğini belirten az sayıda vaka
bildirisi vardır. Bir çok klinik 3 6 ay süre ile antikoagülan tedavi
uygulamaktadır. Biz de kliniğimizde 3 6 ay süre ile antikoagülan tedavi
uygulamaktayız . Antikoagülan tedavi uygulanan olgularda INR değeri 2
3 arasında tutulmalıdır.
İntrakranyal Arteryel Diseksiyon :
Karotis ve vertebro-baziler sisteme ait
intrakranyal damarlarda diseksiyon oldukça seyrektir. Vertebral arter ve baziler
artere ait intrakranyal diseksiyon, karotis sistemine ait intrakranyal
diseksiyonlardan daha sıktır. İntrakranyal diseksiyonlarda
serebral iskeminin yanısıra subaraknoid kanama da görülür. Özellikle
vertebro-baziler sistemdeki intrakranyal diseksiyon olgularında subraknoid
kanama sıktır. Bu nedenle intrakranyal diseksiyon olgularında
antikoagülan tedavi uygulanmamalıdır.
Diseksiyon düşünülen bir hastada ilk inceleme
olarak noninvasif bir inceleme olan Doppler US yapılabilir. Ancak yağ
baskılamalı T1 ağırlıklı aksiyal MR incelemesi
diseksiyonu göstermede oldukça başarılıdır (Şekil 1)
. Bu incelemeye MRA da ilave edilirse arter lümenindeki daralma veya
tıkanmanın dağılımı ve uzunluğu
hakkında daha iyi bilgi edinilebilir. Ayrıca yalancı anevrizma
oluşmuş ise görülebilir. Konvansiyonel anjiyografi de diseksiyon
tanısında başvurulabilecek yardımcı muayene
yöntemidir (Şekil 2).
Diseksiyon saptanan olgularda aynı veya
farklı arter ağacında rekürrens çok nadirdir. Ailesel vakalar
dışında yılda % 1 civarındadır.
Şekil
1. Karotis diseksiyonunda MR incelemesi. Servikal bölge yağ
baskılamalı T1 ağırlıklı MR incelemesinde aksiyal
planda alınan kesitlerde sağ ICAyı çevreleyen beyaz renkte
intramural trombüs görülüyor (ok)
Şekil 2. Karotis
diseksiyonunda konvansiyonel anjiografi. Karotis anjiografisinde (lateral
görünüm) sağ ICAnın incelerek tıkandığı
görülüyor (ok başı).
MOYAMOYA
HASTALIĞI
Moyamoya hastalığı serebral
anjiografide görülen, beyin bazalinde Willis poligonu çevresinde ve distalinde,
küçük anastomatik damar ağı ile birlikte her iki karotis arterinin terminal
parçalarının darlık ve oklüzyonları ile karakterizedir.
Kafa kaidesinde çok fazla sayıda küçük kollateralin oluşturduğu
görünüme moyamoya denmiştir. Moyamoya Japoncada sigara dumanı
anlamına gelmektedir. Moyamoya hastalığının nedeni
bilinmemektedir. En sık Japonlarda görülür. Bu toplumda çocuklarda
yıllık insidensi yaklaşık 3 / 100.000 olarak
bildirilmiştir. Diğer toplumlarda daha seyrek görülür (Avrupada
Japonların 1 / 10u). Erkek kadın oranı 1: 1.8 dır. Japon
araştırıcılar ailevi bir eğilimden de söz
etmişlerdir. En sık 10 yaşın altındaki çocuklarla,
40lı yaşların ortalarındaki erişkinleri
etkiler. Çocuklarda tekrarlayan iskemik olaylar, istemsiz hareketler,
yavaş ilerleyen mental yıkım ve epileptik nöbetler görülür.
Moyamoya hastalığı erişkinlerde iskemik inmenin
yanısıra intraserebral kanama, subaraknoid kanama, seyrek olarak da
intraventriküler kanamaya yol açar. Tanı için konvansiyonel anjiyografi
gereklidir.
Serebral anjiografide moyamoya görünümü
nörofibromatozis, kranyal ışınlama, tuberoz skleroz, tuberküloz
menenjiti, vaskülitler, Down sendromu ile
birlikte bulunabilir.
Moyamoya hastalığının kesin
bir tedavisi yoktur. İnme için risk faktörlerinin kontrolü, hipotansiyon
ve hiperventilasyondan kaçınmak iskemik inmeden korunmak için önemlidir.
Cerrahi olarak direkt ve indirekt revaskülarizasyon yöntemleri ile koruyucu
tedavi girişimleri önerilmektedir. Direkt revaskülarizasyon için en sık superfisyal
temporal arter ile a.serebri media arasında bypass
yapılmaktadır. İndirekt revaskülarizasyonda EDAS (ensefaloduroarteriosinanjiosis)
ve EDAMS (ensefaloduroarteriomiyosinanjiosis) gibi yöntemler
kullanılmaktadır. Cerrahi revaskülarizasyonların
hastalığın prognozu üzerine olan etkileri kesin olarak
bilinmemektedir.
TAKAYASU HASTALIĞI
Takayasu hastalığı
(Nabızsızlık hastalığı, idyopatik aortitis) aorta
ve dalları ile seyrek olarak pulmoner arterleri tutan nedeni bilinmeyen
kronik inflamatuvar granülomatöz arterittir. Hastalık büyük ve orta boy
arterleri tutar. Karotisler, subklavya, brakiyosefalik arterler etkilenir.
İntrakranyal damarlar nadiren tutulur. Sıklıkla 11-30 yaş
arasındaki genç kadınlarda (% 75) görülür. En sık Asya
toplumlarında rastlanır.
Yorgunluk, miyalji, artralji, ateş, anemi ve
kilo kaybı gibi akut faz belirtileri vardır. Aynı dönemde veya
daha sonra arterlerin stenoz ve oklüzyonlarına veya hipertansiyona
bağlı olarak hastaların yaklaşık % 70 inde
kardiyovasküler ve serebrovasküler belirtiler gelişir.
Kol klodikasyosu, baş dönmesi (dizziness ) ve
senkop en sık belirtilerdir. Baş dönmesi ve senkop postüral
değişikliklerden sonra ortaya çıkabilir (yatar pozisyondan
oturur duruma geçme veya ayağa kalkma gibi). Geçici görme
bulanıklığı, amorozis fugaks gibi vizüel belirtiler de
erken dönemde sık görülür. Subklavya çalma sendromu sık görülmesine
karşın, muhtemelen Willis poligonunun iyi çalışması
sonucu arka sistem iskemisine pek rastlanmaz.
Beyin infarktına hastalığın
ileri dönemlerinde rastlanır. Radyal nabızın palpe edilememesi
erken dönemde önemli bir belirtidir. Ayrıca her iki kol arasında
belirgin kan basıncı farkı saptanabilir.
Kol ve bacak kan basınçları arasında da asimetri görülür.
A.subklavya stenozuna bağlı olarak üst ekstremitelerde kan
basıncı daha düşüktür. Hipertansiyona bağlı olarak
intraserebral kanamalar gelişebilir. Supraklaviküler bölge ve karotisler
üzerinde üfürüm duyulabilir. Konjestif kalp yetmezliği ve hipertansiyon
gelişir. Hipertansiyon en sık belirtilerden
biridir ve renal arterlerin stenozuna bağlıdır. Erken dönemde ve
akut fazda sedimentasyon yüksektir. Sedimentasyon sıklıkla kronik
dönemde veya kortikosteroid tedavisi ile normale döner. C reaktif protein
hastalığın aktivitesini izlemek açısından önemli bir
indikatördür.
Erken ve akut dönemde glikokortikoidlerin
inflamasyonu önlemede etkili olduğu belirtilmiştir. Siklofosfamid
veya metotreksat kortikosteroidlere iyi yanıt vermeyen hastalarda
kullanılabilir. Kronik dönemde çeşitli cerrahi rekonstrüksiyonlar
uygulanmaktadır. Son zamanlarda renal arterlere ve beyin damarlarına
stent uygulaması yapılmaktadır.
ANTİFOSFOLİPİD ANTİKOR
SENDROMU ( APS )
Antifosfolipidler belirli fosfolipidlere
karşı oluşan poliklonal antikorlardır. En sık
görülenleri lupus antikoagülanı (LA) ve antikardiyolipin
antikorlarıdır. Antifosfolipid antikorları bazen sistemik lupus
eritematozus (SLE) ile birlikte olabilir. Ancak hastaların büyük bir
kısmında SLEnin serolojik ve klinik özellikleri görülmez. Buna
primer antifosfolipid sendromu adı verilir.
Sağlıklı kişilerde
antifosfolipid antikorlarının prevalansı % 0-2
arasındadır. Bunun yanısıra SLE, diğer kollagen
vasküler hastalıklar, maliniteler, lenfoma, paraproteinemiler, HİV ve
diğer infeksiyonlar, bazı ilaçların kullanılmasında
(fenotiazin, fenitoin, valproat, prokainamid, kinidin) da antikorlar yüksek
bulunabilir. Ancak iskemik inmeli genç hastalar arasında
prevalans yüksektir. APASS (Antiphospholipid Antibodies in Stroke Study Group)
grubu, ilk iskemik inmeli olgularda antikardiolipin
antikorlarının yüksek olmasının bağımsız
risk faktörü oluşturduğunu göstermiştir. Antifosfolipidler
IgG, IgM, IgA gibi immunoglobulinlerdir. Çeşitli
çalışmalarda retinal veya serebral iskemili hastalarda IgGnin IgMye
göre anlamlı derecede yüksek bulunduğu gösterilmiştir.
Primer antifosfolipid antikor sendromunda
tekrarlayan düşükler, ölü doğumlar, değişik çaptaki
damarlarda arteriyel ve venöz trombozlar, livedo retikülaris, kalp
kapağı vejetasyonları, migrene benzer baş
ağrıları, trombositopeni, yalancı pozitif sifiliz testi
başlıca bulgulardır. İskemik olayların nedeni
sıklıkla trombotiktir. Ancak kalp
kapaklarında oluşan vejetasyonlara bağlı olarak embolik
inmeler de oluşabilir. En sık mitral kapak tutulur. APS
düşünülen bir hastada, antikorlar normal ise, birkaç hafta sonra inceleme
tekrarlanmalıdır. Akut atak sırasında antikor titresi
düşük bulunabilir. Primer APSli hastaları trombozdan korumak için
sıklıkla antikoagülan tedavi uygulanmaktadır. INR degeri
yaklaşık 3 . 0 civarında tutulmalıdır. APSli iskemik
inmeli hastaları rekürren inmeden korumak için antiagregan veya
antikoagülan tedavinin üstünlüğü konusunda kesin bilgi yoktur.
SNEDDON SENDROMU
İskemik inme ve livedo retikülarisin
birlikte bulunmasına Sneddon sendromu adı verilir. Ancak bu
tanıyı koyabilmek için livedo retikülarise neden olabilen konnektif
doku hastalığı, inflamatuvar hastalıklar ve
infeksiyonların dışlanması gerekir. Livedo retikülaris
morumsu-kırmızı renkte, retiküler paternde kütane lezyondur.
Gövde ve ekstremitelerde yer alır.Yüzde görülmez. Hastaların % 40
ında antifosfolipid antikorları ve antiendotelyal antikorlar
saptanabilir.
Sneddon sendromlu hastalarda livedo retikülaris
inmeden çok önce görülebilir. Hastaların büyük çoğunluğu
kadın ve hipertansiftir. Beyin damar hastalıkları
sıklıkla 40lı yaşlarda görülür. Beyin damar
hastalıkları içinde en sık görülen tekrarlayan inmelerdir.
GİA,epilepsi nöbeti ve demans da bildirilmiştir. Vakaların çoğunda hiperkoagülabilite önemli
rol oynar.
HOMOSİSTİNEMİ
Homosistinemi başlıca cystathionine
beta synthase eksikliğinin yol açtığı
metiyonin metabolizması bozukluğu sonucu ortaya çıkan,
otozomal resesif bir bozukluktur. Serebral arteryel ve venöz tromboz
eğilimini arttırır. Sistatiyonin beta sentaz
eksikliğinin prevalansı 1/80.000- 1/200.000 arasında
değişmektedir, homozigot ve heterozigot olmak üzere iki tipi
vardır.. Homozigot tipinde marfanoid tipte vücut yapısı, lens
dislokasyonu, mental retardasyon ve epileptik nöbetler görülür. Heterozigot
tipi veya edinsel metiyonin metobolizma bozuklukları sonucu ortaya
çıkan homosistinemilerde inme riskinde artış görülür.
Edinsel homosistinemi ise ileri yaş, hiperlipidemi, sigara, diabetes
mellitus, kronik renal yetesizlik, hipertansiyonla birlikte görülebilir.
Ayrıca vitamin eksikliğinde de ortaya çıkabilir. (B6, folik
asit, B12 gibi). Edinsel homosistineminin tedavisinde B6, folik asit ve B12
vitaminleri verilmelidir.
MELAS (Mitochondrial Myopathy, Encephalopathy, Lactic Acidosis
and Stroke like Episodes)
MELAS, mitokondriyal miyopati, ensefalopati, laktik asidoz, inmeye benzer epizodlarla karakterize, mitokondriyal DNAda mutasyon sonucu ortaya çıkan, herediter bir hastalıktır. Kısa boy, tekrarlayan inmeye benzer epizodlar, epilepsi, migren tipi baş ağrıları başlıca belirtileridir. Migren tipi baş ağrıları inme epizodlarından önce ortaya çıkar. Hastalarda daha sonra demans gelişir. Çocuklarda, gençlerde veya orta yaşlı kişilerde görülebilir. Serumda ve beyin omurilik sıvısında laktat düzeyi yüksektir. BTde bazal ganglia kalsifikasyonu, serebral hemisferlerin gri ve beyaz maddesinde hipodens alanlar vardır. Akut dönemde kitle etkisi olan ve kontrast madde tutan bu lezyonlar daha sonra kaybolur. Bu bulgular kranyal MRda daha belirgin olarak gösterilebilir. Kas biopsisinde, kasta mitokondriyal hastalıkla uyumlu ragged red fiberlar görülür (Bakınız: Kas ve Nöromüsküler Kavşak Hastalıkları). Spesifik bir tedavisi yoktur.
CADASIL (Cerebral Autosomal Dominant Arteriopathy with Subcortical Infarcts and Leukoencephalopathy)
Ondokuzuncu kromozomdaki
notch 3 geninde mutasyon sonucu ortaya çıkan herediter, otozomal dominant,
küçük damarları tutan bir hastalıktır. Genetik lokus ilk olarak
2 Fransız ailede gösterilmiştir. Orta yaşta başlar. Tekrarlayan
iskemik epizodlar görülür. İskemik belirtiler GİA veya laküner inme
şeklindedir. Daha sonra psödobulber belirtiler ve subkortikal demans
gelişir. İlk iskemik belirtilerin görülmesinden
yaklaşık 10 yıl sonra hastalar kaybedilir. Hastaların
%40ında auralı veya aurasız migren atakları vardır.
Bunlar hastalığın ilk belirtisi olabilir. İskemik
belirtilerin görülmesinden yıllar önce psikiyatrik belirtiler ve
davranış değişiklikleri görülebilir.
MR hastalığın tanısında
çok önemlidir. Semptomatik kişilerde hemen daima patolojiktir .
MRda patolojik sinyal değişiklikleri hasta semptomatik olmadan önce
de saptanabilir. MRda subkortikal beyaz maddede ve bazal gangliada küçük
derin infarktlar görülebilir. CADASILde kortikal tutulum ve infratentoryal
lezyonlar çok nadirdir. Ayrıca periventriküler ve subkortikal beyaz
maddede fokal veya diffüz patolojik sinyal artışı vardır.
Temporal loblarda görülebilen patolojik sinyal değişikliği
ayırıcı tanıda önemlidir.
Beynin perforan ve leptomenengeal
damarlarında eozinofilik materyal depolanması vardır. Elektron
mikroskobunda etkilenen damarların bazal laminasında granüler
osmiofilik materyal birikimi gösterilmiştir. Benzer
değişiklikler deri, kas ve sinirde de bulunabilir Hastalığın
bilinen bir tedavisi yoktur.
PATENT
FORAMEN OVALE VE ATRİAL SEPTAL ANEVRİZMA
Patent foramen ovalenin (PFO)
sağlıklı kişilerdeki prevalansı %20-25
arasındadır. Genç iskemik inmeli hastalarda sık görülmesine
karşın, parodoksal emboli yoluyla iskemiye yol açması çok
nadirdir. Tek başına PFOsu bulunan
hastalarda ise inme rekürrensi düşüktür (%1 2 / yılda). Ancak
beraberinde atriyal septal anevrizma (ASA) varsa veya hasta birden fazla inme
geçirmiş ise rekürrens riski belirgin olarak artmaktadır. PFO
tedavisinde antiagregan, antikoagülan tedaviler ile septumun cerrahi veya
endovasküler olarak kapatılması önerilmektedir. Varfarin ile aspirini
karşılaştıran bir çalışmada varfarinin hem PFOlu
hem de PFO ve ASA nın birlikte bulunduğu hastalarda rekürren inmeyi
önlemede ilave bir katkı sağlamadığı gösterilmiştir.
İnme rekürrensinin yüksek olduğu düşünülen hastalarda atriyal
septal anevrizma olsa da olmasa da PFOnun endovasküler olarak
kapatılması önerilmektedir ve bunun medikal tedaviye göre inme
riskini azalttığı ileri sürülmektedir. Ancak bu konuda randomize
klinik çalışmalara ihtiyaç vardır.
MİTRAL VALV
PROLAPSUSU (MVP)
Mitral valv prolapsusu ( MVP )
sağlıklı kişilerde klinik ve ekokardiografilerde sık
rastlanan bir bulgudur. Familyal olabilir. Tanı kriterleri çok
değişik olabildiği için MVP prevalansı çeşitli
serilerde değişiklik göstermektedir. MVP kadınlarda %20,
erkeklerde %10 oranında bildirilmektedir. İskemik inmeli hastalarda
MVP sıklığı beklenenden daha sık bulunmamıştır.
MVPde inme riski yılda %0.001den daha az olarak hesaplanmaktadır.
Komplike olmayan MVP emboli kaynağı olarak düşünülmemektedir.
MVP ile birlikte, belirgin mitral regürjitasyon, atriyal fibrilasyon veya
infektif endokardit varsa, MVP emboli kaynağı olarak
düşünülmektedir.
MİGREN
/ İNME
Migrene bağlı inme oldukça nadirdir.
Auralı migreni olduğu bilinen bir kişide, tipik migren
atağı sırasında inme gelişirse, migren ile inme
arasında ilişki kurulabilir. Ancak ortaya çıkan nörolojik
defisitin daha önceki migren atakları sırasında görülen belirti
ile benzer olması ve inmeye yol açabilecek tüm etyolojik nedenlerin
dışlanması gerekmektedir. Migren ile ilişkili inme en
sık a. cerebri posterior sulama alanında görülür. İnme,
migren atağı sırasında ortaya çıkabileceği gibi
bir migren atağını da başlatabilir. Toplumda gerek migren,
gerekse inme sık görüldüğünden her iki durum rastlantısal olarak
bir arada olabilir.
KAYNAKLAR