Beyin Kan
Dolaşımının Anatomi ve Fizyolojisi
Sara Zarko Bahar, Göksel Bakaç
Son
Güncellenme Tarihi: 21.02.2009
Beyin Kan Dolaşımının Anatomisi
Beyin arcus
aorta* ve dallarından ayrılan karotis ve vertebral arterler aracılığı ile beslenir.
Oksipital lob dışında kalan serebral hemisferlerin kan akımını karotis interna
dalları, infratentoryel bölgede yer alan beyin sapı ve serebellum ile
supratentoryel yapılarından oksipital lob ile talamusun kan akımını vertebral
arter ve dalları sağlar.
*Arter adları gibi anatomik terimler Latince kaydedildikten sonra kullanım
kolaylığı nedeniyle kısaltmalar İngilizce karşılıkları göz önünde
bulundurularak yapılacaktır (A.carotis interna –ICA gibi)
Supratentoryel
bölgeyi besleyen a.carotis interna (ICA), a.carotis communis’in (CCA) dalıdır.
A.carotis communis solda doğrudan arcus aorta'nın dalı olarak çıkar. Sağ a.carotis
communis ise a.anonyma' nın bir dalıdır (Şekil 1a).
Şekil 1a. Arcus aorta ve dalları
A.carotis communis servikal bölgede dal vermeden dördüncü servikal vertebra
düzeyine kadar yükseldikten sonra tiroid kıkırdağın üst sınırına yakın bölgede
iki dala ayrılır. A.carotis externa (ECA) ve dalları tiroid bezi,
yüz, saçlı deri ve dura mater gibi yapıların kanlanmasını sağlarken a.carotis
interna servikal bölgede dal vermeden yükselerek kafa tabanında karotis
kanalına girer. İntrakranyal bölgede karotis kanalından çıktıktan sonra orta
kafa çukurundaki dura materi delerek kavernöz sinüsun içine girer. Arter daha
sonra kavernöz sinüsu oluşturan diğer dura yaprağını delerek subaraknoid
bölgeye ulaşır. Subaraknoid aralıkta uç dallarına ayrılmadan önceki parçasına
"supraklinoid segment " adı verilir. Arter intrakavernöz bölge
çıkışında oftalmik arteri daha sonra sırasıyla posterior komünikan arter (PCoA)
ve anterior koroidal arteri (AChA) verir (Şekil 1b).
Şekil 1b. Boyunda
büyük arterler (Netter’den)
Anterior koroidal arter küçük bir arter olmakla birlikte gl.pallidus, uncus
,capsula interna arka bacağının alt bölümü, anterior hipokampus, mezensefalon
rostral bölümü ile serebral pedonkulün kanlanmasını sağlar. Ayrıca optik
traktusu izleyerek corpus geniculatum laterale ve radiatio optici arka bölümünü
besler.
Supraklinoid
karotis interna frontobazal bölgede a.cerebri anterior (ACA) ve a.cerebri
media (MCA) olarak iki uç dala ayrılır. A.cerebri media sylvian yarık
içinde laterale yönelir. Ana trunkusu oluşturan ilk parçası M1 segmenti olarak
adlandırılır. MCA ana trunkusundan sayıları 6 ile 12 arasında değişen
lentikulostriat arterler (LSA) çıkar (Şekil 2 a,b,c).
Şekil 2a. A.
Cerebri anterior (Netter’den)
Şekil 2b. A.
Cerebri media (Netter’den)
Şekil 2c. Lentikülostriat
arterler (Netter’den)
Şekil 2d.
Karotis anjiogramı, AP
Şekil 2e.
Karotis anjiogramı, Lateral.
Lentikülostriat arterler n.lentiformis, caput n.caudatus'un dış bölümü,
capsula interna ön bacağı ile dorsal parçalarını ve gl. pallidus’un bir
bölümünü kanlandırır
Arterin
birinci parçası genellikle iki, bazen de üç uç dala ayrılarak sonlanır. Üst
dal (superior division); orbitofrontal, prefrontal, preRolandic
(presentral), Rolandic (sentral), anterior ve posterior parietal bölgelere dal
verir. Alt dal (inferior division); anguler, temporo-oksipital, arka,
orta, ön temporal ve temporopolar dalları ile adı geçen bölgeleri sular.
Kortikal dallar, serebral hemisferlerin iç yüzü, frontal pol ve üst
konveksitenin arka bölümleri dışında kalan tüm korteks bölgelerinin
kanlanmasını sağlar. Kortikal arterlerden subkortikal ak maddeyi besleyen,
uzunlukları 20 ile 50 mm. arasında olan meduller perforan dallar (pial
perforan) çıkar. Bu dallar end-arter özelliğinde olup derinde yan
ventriküllere yönelirler.
A.cerebri anterior,
karotis internadan ayrıldıktan sonra orta hatta yönelir. Arterin anterior
komünikan artere (ACoA) kadar olan parçasına A1 segmenti adı verilir. A1
segmenti bitiminde arter corpus callosum genu bölgesinde yukarı geriye
kıvrılarak hemisferlerin iç yüzünde yer alır. Arterin A1 segmenti ve ACoA' dan
ayrılan perforan dallar (anterior lentikulostriat arter) gl.pallidus,
n.caudatus ve putamenin ön alt bölümlerini, anterior hipotalamus ve capsula
interna’nın ön bacağı ile paraolfaktor bölge ve anterior komissurun medyal
bölümünü sular. Anterior serebral arter hemisferlerin iç yüzünde medyal
orbitofrontal, frontopolar, perikallosal ve kallosomarginal dallarını verir.
Perikallosal arterin dalları pariyetal lobun iç yüzü ile prekuneus bölgesini sular.
Kallosomarginal arterdan ayrılan assandan frontal dallar frontal lobun iç yüzü
ile parasentral lobül ve singulat girusun bir bölümünü sular.
Vertebrobaziler
sistem dolaşımını a.subclavia’nın dalı olan vertebral arterler (VA)
sağlar. Sağ a.subclavia, CCA gibi brakiosefalik trunkustan, solda
ise doğrudan arcus aorta’dan ayrılır. Vertebral arter a.subclavia’dan
ayrıldıktan sonra beşinci veya altıncı servikal vertebraların transvers
foramenleri içine girerek birinci servikal vertebraya kadar yükselir. Foramenler
dışındaki parça "V1", transvers foramenler içinde yer alan servikal
parça "V2 "segmenti olarak adlandırılır. Arterin atlas kemiği
transvers forameni çıkışından foramen magnumun anterolateral bölümünde durayı
delerek subaraknoid aralığa girene kadar olan parçası "V3" segmenti
adını alır. Subaraknoid aralığa girdikten sonra (V4 segmenti) öne yukarı
yönelerek bulbus ön yüzünde karşı taraftan gelen VA ile birleşerek baziler
arteri (BA) oluşturur. Vertebral arterin intradural segmentinden a.cerebellaris
posterior inferior (PICA) çıkar. PICA serebellumun alt bölümünü sular.
Bulbus lateral bölümü PICA veya V4 segmenti distalinden çıkan perforan dallarla
beslenir. Baziler arter beyin sapı boyunca beyin sapının ön orta bölümünü
sulayan kısa perforan dallar ile beyin sapını çevreleyen kısa ve uzun
sirkumferensiyal dallar verir. Baziler arterden ayrılan uzun sirkumferensiyal
arterler, a.cerebellaris anterior inferior (AICA) ve a.cerebellaris superior
(SCA) adını alır. AICA bulbus üst bölümü ile basis pontise dallar verdikten
sonra serebellumun ön alt bölümü ile brachium pontisi sular.Birçok olguda a.auditiva
interna AICA dalıdır. SCA baziler arter üst ucunda iki dala ayrılmadan
hemen önce çıkar. SCA superior serebellar pedonkül, mezensefalonun dorsolateral
bölgesi ile serebellar hemisferlerin üst yarısını sular. Baziler arter
genellikle a.cerebri posterior’leri (PCA) vererek sonlanır (Şekil 3).
PCA çıkışından ACoP ‘a kadar olan parçası "P1" segmenti olarak
adlandırılır. Arter, perimezensefalik sisterna içinde arkaya yönelir.
Tentoryumun medyal kenarına komşu gittikten sonra PCA supratentoryel bölgeye
geçerek anterior ve posterior temporal dallar ile kalkarin ve pariyeto
oksipital dallarını verir. PCA ve ACoP 'dan ayrılan perforan arterler
mezensefalon ve talamusun kanlanmasını sağlar.
PCA
proksimal parçasından çıkan talamoperforan arterler talamusun posteromedyal
bölümü ile rostral mezensefalonu besler.Talamoperforan arterler olguların %30
unda bir PCAdan tek trunkus halinde çıkarak her iki talamusu sular. Talamogenikulat
arterler PCA distal parçasından ayrılarak talamusun ventrolateral bölümünü
sular. PCA’nın posterior koroidal dallarından ayrılan arterler, pulvinar,
posterior talamus ile genikulat cisimlerin kanlanmasını sağlar. Talamusun
anteromedyal ve anterolateral bölümünü ACoP’dan ayrılan polar arterler sular.
Polar arterler olguların %30’unda bulunmayabilir. Bu durumda anteriyor
talamusun kanlanmasını talamoperforan arterler sağlar.
Şekil 3 a. Vertebral
anjiogram, AP
Şekil 3b. Vertebral
anjiogram, Lateral
Beyinin dolaşımını sağlayan arterler arasında çok sayıda anastomoz
olanakları vardır. İntrakranyal bölgede her iki karotis sistemi ve vertebrobaziler
sistem ile karotis sistemi arasında gerektiğinde devreye giren kollateral
dolaşımı Willis poligonu sağlar (Şekil 4). Supra ve
infratentoryel bölgelerde subaraknoid aralıkta yer alan ana damarların distal kortikal
dalları arasındaki leptomeningeal bağlantılar da kollateral dolaşımı sağlayan
fizyolojik anastomozlardır. Kranyoservikal damarların ekstrakranyal ve
intrakranyal parçaları arasında oluşan fizyolojik bağlantılar karotis ve
vertebral arterlerin tıkanması gibi durumlarda intrakranyal dolaşıma katkıda
bulunan anastomozlardır. Örneğin orbita bölgesinde ECA-ICA arasında oluşan
kollateraller ICA, oftalmik arter çıkışından önce tıkandığında intrakranyal
dolaşıma katkıda bulunur. Benzer şekilde ekstrakranyal bölgedeki tıkanmalarda
kranyoservikal damarların kas dalları iki yanlı ECA dalları ve vertebral
arterler ile ECA dalları arasındaki anastomozları oluşturur .
Şekil 4. Willis
poligonu (m: a. cerebri media, i: a. carotis interna, b: a. basilaris, p: a.
cerebri posterior, pc: a. communicans posterior)
Beyin Kan Dolaşımının Fizyolojisi
Bir beyin kan
damarının akut tıkanması veya kan akımının yavaşlaması sonucunda o damar
tarafından beslenen beyin bölgesinde ortaya çıkan fokal serebral iskemi hücre
ölümü ile sonuçlanan bir dizi olayı başlatır. Beyin damarlarının tıkanması
sonucu ortaya çıkan patolojik süreci anlayabilmek için beyin
metabolizması ve dolaşımı ile ilgili fizyolojik mekanizmaları bilmek gerekir.
Beyin,
metabolik ihtiyacı yüksek bir organdır. İnsan beyni metabolik ihtiyacını
karşılayacak olan enerjiyi diğer organlardan farklı olarak sadece glikozdan
elde eder. Glikoz kullanımı 100 gram beyin için dakikada 4.5 ile 7 miligram
arasında değişir. Beynin günlük glikoz gereksinimi 125 gramdır. Glikoz beyinde
glikolitik (anaerob) ve trikarboksilik siklüs (aerobik) yolu ile metabolize
olur. Aerobik metabolizma sırasında her bir glikoz molekülü 36 adet ATP ortaya
çıkarırken anaerobik metabolizma sırasında laktik asitle birlikte 2 adet ATP
molekülü oluşur. Nöronal bütünlüğün korunması, kalsiyum ile sodyumun
hücre dışında potasyumun ise hücre içinde tutulması için sürekli bir ATP
yapımına ihtiyaç vardır. Anaerob glikoliz ile ortaya çıkan enerji daha
küçüktür. Bu nedenle laktik asit hücre içi ve dışında birikir, mitokondri
kalsiyumu parçalama özelliğini kaybeder ve hücre içi kalsiyum miktarı artar.
Sonuç olarak kendi oksijen ve glikoz rezervi düşük olan beyin dokusu, işlevsel
ve yapısal bütünlüğünü sürdürebilmek için yeterli oksijen ve glikoz
içeren sürekli (kesintisiz) kan akımına muhtaçtır.
Beyin için
gerekli sabit oksijen ve glikoz, kardiyak debinin %15’ini oluşturan ve dakikada
800 ml olan kan akımından karşılanır. Bu değerlere karşılık gelen beyin kan
akımı (CBF-cerebral blood flow) ihtiyacı 100 gram beyin için dakikada 40-60
mililitredir. İstirahat halinde beyin kan akımı, dokunun metabolik ihtiyacını
karşılayacak düzeydedir. Metabolik ihtiyacı fazla olan gri maddede bölgesel kan
akımı (regional cerebral blood flow-rCBF) metabolik ihtiyacı daha az olan ak
maddeden fazladır. Serebral korteksin oksijen kullanımı 6ml/100g/dak. olmasına
karşılık ak maddenin bir dakikadaki oksijen kullanımı 100 gram beyin için iki
mililitredir. Normal şartlarda beyindeki kan akımını kafa tabanındaki serebral
perfüzyon basıncı (CPP-cerebral perfusion pressure) ile serebrovasküler direnç
(CVR – cerebrovascular resistance) belirler. Serebrovasküler direnç kan
viskozitesi ve damar çapından etkilenir.
CBF = CPP/CVR
Ortalama
serebral perfüzyon basıncı (mean CPP), serebral dolaşımdaki ortalama arteryel
kan basıncı (MAP- mean arterial pressure ) ile venöz basınç (ICP-intracranial
pressure) arasındaki farka eşittir. Bu değer normalde 90 mmHg düzeyindedir.
CPP = MAP-ICP
Ortalama arter
basıncı, diyastolik kan basıncına nabız basıncının (sistolik basınç-diyastolik
basınç) üçte biri eklenerek hesaplanır.
MAP =
diyastolik KB + nabız basıncı/3
Serebral
perfüzyon basıncı normal olan istirahat durumundaki beyinde, beyin kan akımı,
dokunun metabolik ihtiyacını karşılayacak düzeydedir. Bu durumda, farklı beyin
bölgelerinde, kandan elde edilen oksijen ve glikoz değerleri genellikle
eşittir. İstemli hareket ile motor korteks uyarıldığında bu bölgenin metabolik
ihtiyacı artar. Beyin kan akımı bölgesel olarak artarak ihtiyacı
karşılar. Bu durumda dokunun kandan çektiği oksjen ve glikoz miktarında
bir değişiklik olmaz. Beyin kan akımı çeşitli nöronal ve kimyasal olaylardan
etkilenir. Örneğin kandaki oksijen basıncı, karbondiyoksit basıncı beyin kan
akımını etkilediği gibi, kan akımı kafa içi basınç değişikliklerinden de
etkilenir. Fizyolojik şartlarda, yukarıdaki denklemlerde görüldüğü gibi beyin
kan akımını sabit tutan mekanizmalar vardır. Ortalama arteryel basınç
azaldığında veya kafa içi basıncı arttığında serebral perfüzyon basıncı azalır.
Bununla birlikte prekapiler damarların çapındaki genişleme ile serebrovasküler
direnç düşer ve beyin kan akımı sabit kalır. Serebral perfüzyon basıncı
arttığında damar çapında daralma gerçekleşir, direnç artar ve beyin kan
akımı sabit kalır. Sistemik ortalama arter basıncı 60 ile 160 mmHg
değerleri arasında kaldığı sürece beyin kan akımının sabit kalmasını sağlayan
bu mekanizma otoregülasyon olarak adlandırılır (Şekil 5a).
Ortalama arteryel kan basıncı 60 mmHg’nın altına düştüğünde prekapiler
damarların genişleme kapasitesi aşılır. Damarlar daha fazla genişleyemez ve
sonunda CPP ve buna bağlı CBF da azalır. Ortalama arteryel kan
basıncı 160 mmHg üzerine çıktığında ise damarlardaki daralma en üst
düzeyine ulaşır. Damar çapı daha fazla daralamaz ve hiperemi , vazojenik
ödem gelişir. İntrakranyal basınç artar ve hipertansif ensefalopati
bulguları ortaya çıkar. Her iki durumda da artık otoregulasyon bozulmuş ve CBF
kan basıncına bağımlı hale gelmiştir. Uzun süredir hipertansiyonu olan
insanlarda otoregulasyon değerlerinin alt ve üst sınırları da yükselir. Yani
otoregulasyon eğrisi yukarıya kayar. Hipertansiyonu olan kişilerde yüksek kan
basıncı değerlerine tolerans artarken hipotansiyona da duyarlılık artar.
İskemik inme, subaraknoid kanama, kafa travması, kanda parsiyel karbondiyoksit
basıncının artması gibi serebral otoregulasyonun bozulduğu durumlarda da beyin
kan akımı, perfüzyon basıncındaki değişikliklere bağımlı duruma gelir.
Serebral infarkt gibi, dokunun işlevini yerine
getiremediği ve metabolik ihtiyacının azaldığı durumda bölgedeki kan akımı
azalır. Beyin kan akımı azaldığında dokunun kandan aldığı O2 (OEF-oxygen
extraction fraction) ve glukoz (GluEF- glucose extraction fraction ) miktarı
artarak normal metabolizmayı ve beyin fonksiyonlarını korur. Bu dönemde klinik
semptom görülmez. Gerektiğinde OEF artışı normalin 3, GluEF artışı ise normalin
10 katına kadar çıkabilir (Şekil 5b). Beyin kan akımı 100 gram beyin
için dakikada 20 mililitrenin altına düşerse elektrofizyolojik sessizlik hali
ortaya çıkar. Bu durumda iskemik dokunun enerji ihtiyacı alt düzeydedir.
Böylelikle bir süre için de olsa hücre bütünlüğünü korur. İskemi süresi uzarsa
hücre ölümü başlar. Bu sırada dokunun kandan aldığı oksijen miktarı (OEF) daha
fazla artamaz ve dokunun oksijen kullanma kapasitesi (CMRO2- cerebral metabolic
ratio for oxygen) düşmeye başlar. Beyin kan akımı 100 gram beyin için 15ml/dak.
olduğunda elektroensefalografide aktivite kaydedilmez ve uyarılmış
potansiyeller kaybolur. Beyin kan akımı 10ml/dak/100gr olduğunda hücre
harabiyeti başlar. Normal şartlarda hücre içinde bulunan potasyum iyonu ile
ekstrasellüler bölgede yer alan sodyum ve kalsiyum iyonları arasındaki dengeyi
sağlayan iyon pompasının ihtiyacı olan enerji sağlanamadığından potasyum hücre
dışına çıkar. Bu sırada kalsiyum ve sodyum iyonu, su ile birlikte hücre
içerisine girerek sitotoksik ödem ve giderek geriye dönüşümsüz hücre ölümü
süreci başlamış olur. Elektriksel sessizlik ile hücre zarının iyon dengesini
koruyamayacak duruma gelmesi için gereken zamanı iskeminin şiddeti ve süresi
belirler. Akut iskemik olaylarda, merkezde iskemiden en çok zarar gören bir
alan ile çevresinde enerji metabolizması bozulan ve bu nedenle elektriksel
aktivitesini sürdüremeyen buna karşılık hücre içi ve dışı arasındaki iyon
dengesini koruyabilen irreversibil hücre ölümünün başlamadığı bir bölge
vardır.İşte elektriksel olarak sessiz, ancak yaşamını sürdürmekte olan bu beyin
bölgesi iskemik penumbra olarak adlandırılır (Şekil 6). İskemik
penumbra bölgesine ait bilgiler hayvan deneyleri ve insanda pozitron emisyon
tomografi (PET) çalışmalarından gelmektedir. Akut iskemik inmeli bir hastada
iskemik penumbra bölgesinin sınırlarını veya bu bölgedeki nöronların canlı
kalma sürelerini tam olarak belirlemek mümkün değildir. Kurtarılabilir bir doku
olan iskemik penumbra bölgesi, akut iskemik inmede erken tedavi çalışmalarının
önde gelen ilgi alanıdır. Günümüzde akut iskemik inmede magnetik rezonans
görüntülemede (MRG ) diffüzyon ağırlıklı yöntem (DWI
=diffusion weighted images) ve perfüzyon ağırlıklı yöntem ( PWI =perfusion
weighted images ) birlikte kullanıldığında PWI de saptanan perfüzyonun
kısıtlı olduğu alan DWI ile saptanan difüzyon defekti alanından
daha geniş ise bu iki alan arasında kalan beyin dokusunun bir bakıma iskemik
penumbra bölgesini yansıttığı kabul edilmektedir. Magnetik rezonans yöntemi
iskeminin geliştiği erken döneme ait yeni ve yararlı bilgiler vermekle
birlikte, uygulanan tekniğin hangi özelliğinin gerçekte fizyolojik süreci daha
iyi yansıttığı henüz açıklığa kavuşmuş değildir.
Şekil 5 a ve b.
Serebral Otoregülasyon.
Şekil 5a.
Serebral perfüzyon basıncı ( CPP- cerebral perfusion pressure ) düştükçe
otoregulasyon kapasitesi aşılana kadar vazodilatasyon beyin kan akımı ( CBF-
cerebral blood flow) nı korur (Continuum 2005 ; 11 (1) : 91-113,
değiştirilerek).
Şekil 5b. Bu kapasite aşıldıktan sonraki
CPP düşmeleri artık CBF’da azalma ile sonuçlanır. Bu durumda OEF (oxygen
extraction fraction ) ve GluEF ( glucose extraction fraction ) artarak normal
metabolizmayı ve beyin fonksiyonlarını korur. OEF artışının beynin metabolik
gereksinimlerini artık karşılayamaz hale geldiği noktaya kadar klinik semptom
görülmez. CBF düşüşü ve OEF artışı bir noktadan sonra ( CBF <
20ml/100gr/dak) beynin metabolik gereksinimlerine yanıt veremez ve bu
durumda artık CMRO2 (cerebral metabolic ratio for oxygen ) de azalır ve klinik
semptom ortaya çıkar.
MAP (mean arterial
pressure-ortalama arter basıncı )
CVR (cerebrovascular
resistance- serebrovasküler direnç )
CVP (central venous
pressure- santal venöz basınç )
Şekil 6. İskemik
Penumbra.
Grafik (solda): Elektriksel yetmezlik için beyin kan
akımın (CBF- cerebral blood flow) eşik değeri < 20ml/100 gr/dak.dır.
OEF ((oxygen extraction fraction ) maksimum düzeydedir ve CMRO2 (cerebral metabolic
ratio for oxygen) düşmeye başlar. Bu dönem revesibldir. CBF
<10ml/100gr/dak’a düşerse membran yetmezliği gelişir. Semptomlar artık
irreversibldir.
Şekil (sağda): İnfarkt dokusunun çevresinde, hücrelerin
elektriksel aktivitesinin durup membran potansiyelinin korunduğu, yani
fonksiyonel olarak bozulmuş ancak kısa sürede reperfüzyon gerçekleşirse
irreversibl hasar oluşmadan kurtarılabilir beyin dokusu vardır. Bu doku iskemik
penumbra olarak adlandırılır (J Neurosurg. 1981; 54:773-782, değiştirilerek).