İSTEMSİZ HAREKETLER
Yazanlar: Sara
BAHAR, Edip AKTİN
Son güncelleştirme tarihi:
8.01.2001
İstemsiz hareketer çok hetorojen bir grup oluştururlar. Bir bölümü santral
sinir sisteminin birbirinden çok farklı yapılarının hastalığı sonucudur.
Bazılarından sorumlu nöral mekanizmalar ise iyi bilinmektedir. Büyükçe bir
bölümü beynin derinliklerinde yer alan ve bazal ganglionlar adı verilen gri
madde adacıklarının dejeneratif, kalıtsal, vasküler, iltihabi ve doğum
travmasına bağlı hastalıklarının sonucudur. Parkinson hastalığının tremoru,
kore, atetoz ve bazı tip distoniler bu gruba girer.Yine bu bölümde ele elınacak
olan intansiyonel tremor, serebellumun değişik etyolojik nedenlerle
hastalanmasına bağlıdır. Miyokloniler serebral korteksten m. spinalise kadar
uzanan çok geniş bir bölgedeki farklı anatomik yapıların lezyonuyla ilgilidir.
Klonik fasyal spazmın ise n. facialisteki iritativ olaylardan kaynaklandığı
ileri sürülmektedir. Tortikolis gibi bazı istemsiz hareketlerin nöral mekanizmalarına
ait bilgiler halen çok yetersizdir. Nöroleptiklerin yaygın şekilde kullanılmağa
başlanmasından sonra görülen akut ve tardiv diskinezilerle L-Dopa tedavisindeki
Parkinson hastalarında ortaya çıkan istemsiz hareketler de konunun sinaptik düzeyde
tartışılmasına yol açmıştır. Psikojen kaynaklı istemsiz hareketler de vardır.
İstemsiz hareketlerin büyük
bölümü uykuda kaybolur. Emosyonel gerginliklerde artar. Aşağıda bu hareketlerin
en sık görülenleri deskriptiv bir yaklaşımla ele alınacaktır.
Tremor
Tremor, birbirine
antagonist kasların istemsiz kasılmasına bağlı az veya çok ritmik bir
harekettir. Üç tipi vardır:
Statik
Tremor
Parkinson
hastalığında görülür. Saniyede 4-7 frekanslıdır. Ellerde hap yapma, para sayma
hareketine benzetilir. Ayaklarda olduğu zaman pedal hareketi görünümündedir.
Bazen dil, dudaklar ve çene de görülür. Heyecanla şiddetlenir, yani amplitüdü
artar. İstemli hareket sırasında bir süre için kaybolur.
İntansiyonel Tremor
Serebellum hastalıklarında
görülür. İstemli hareketin özellikle son aşamasında, yani hedefe yaklaşırken
ortaya çıkar. Örneğin parmağın burna dokunacağı sırada veya dolu bir bardağa
uzanıp tutarken iki yana doğru oldukça kaba osilasyonlar şeklindedir.
İstirahatte kaybolur. Bazen de baş ve gövdede öne arkaya sallanmalar
görünümündedir. Başın bu hareketine titübasyon denir.
Postüral Tremor
Normal insanlarda da yer çekimine
karşı bir postürü sürdüren kaslarda ince bir tremorun varlığı ortaya konmuştur.
Buna fizyolojik tremor adı verilir. Frekansı saniyede 10-12 dir. Heyecan, ruhi
gerginlik, korku, yorgunluk, hipoglisemi, egzersiz ve tirotoksikozda amplitüdü
artar, gözle görünür hale gelir.
Esansiyel Tremor
Postüral veya aksiyon
tremorunun oldukça sık görülen patolojik bir şeklidir. Kalıtsal yönü olduğu
zaman "familyal tremor", yaşlılıkta ortaya çıktığı zaman
"senil tremor" adını alır. Genç yaşlarda ve familyal özellik
olmadan görülen şekline ise "esansiyel tremor" adı verilir.
Postüral tremorun bu üç tipi muhtemelen birbiriyle ilişkili tablolardır. Bazı
yazarlar her üç tipi birden esansiyel tremor adı altında toplanmaktadır.
Esansiyel tremorun başlıca
belirtisi ellerdeki titremedir. Genellikle tek elden başlar ve yıllar içinde
çok yavaş ilerler. Hasta ellerini uzattığında belirgin hal alır. İlerlemiş
olgularda yazı bozulur, fakat Parkinson hastalığında olduğu gibi mikrografi
görülmez. Tanı bakımından önemli bir nitelik alkol alındığında tremorun azalıp
kaybolmasıdır.
Hastaların bir bölümünde
ellerdeki tremora ek olarak veya bağımsız şekilde başta tremor görülür. Bu
titreme vertikal veya horizontal plandadır. Bazı hastaların seslerinin
titrediği dikkati çeker. Gövde ve bacaklarda titreme nadirdir.
Asteriksis
Hasta elini ve parmaklarını
gergin bir şekilde tutarak kollarını öne uzattığında bileğin ekstensor
kaslarındaki tonik kontraksiyonun geçici olarak ortadan kalkmasıyla (periyodik
inhibisyon) eller aşağı doğru düşer ve hızla ilk pozisyonuna veya onun biraz
üstündeki bir plana çıkar. Kas kontraksiyonunun inhibisyonu sonucu olan ellerin
yere doğru düştüğü sırada ekstensor kasların EMG'sinde elektrofizyolojik bir
sessiz periyod görülür. Bu hareketler bir dakika içinde birçok kez tekrarlar.
İlk olarak hepatik ensefalopatisi olan hastalarda tanımlanan bu istemsiz
harekete, kanat çırpmaya benzetildiğinden "flapping tremor" adı
verilmiştir. Üremide, seyrek olarak bazal ganglionların lokal hastalıklarında
ve Wilson (14) hastalığında da görülebilir.
Şekil 12a. Asterixis. Her iki eldeki istemsiz hareketi gösteren videodan kaydedilmiş durağan görüntüler.
Şekil 12b. Asterixis sırasında önkol ekstensor kasları üzerine konan yüzeyel elektroddan kaydedilen EMG aktivitesinin kayboluşu görülmekte (oklar).
Hareketli görüntü: Asteriksis
14. Samuel Alexander Kinnier Wılson (1878-1937): Amerika Birleşik
Devletlerinde doğdu.Tıp öğrenimini İskoçya da yaptı. Hayatının büyük bölümünü
Londra'daki National Hospital for Nervous Diseases'de geçirdi.Wilson Hastalığı
olarak bilinen progressiv lentiküler dejenerasyonu otuz üç yaşında
tanımladı.Ekstrapiramidal sistem terimini ortaya atan Wilson'dur.
Kore
Amaçsız ve
düzensiz ani ve hızlı hareketlerdir. Ellerde ayaklarda oranla daha sık görülür.
Bazen de dil, dudak, yüz ve omuz hareketleri görünümündedir. Ağır şekillerinde
hastanın yazı yazma, yemek yeme gibi günlük aktiviteleri etkilenebilir.
Sydenham koresi:
Akut eklem romatizmasının major
belirtilerindendir. Kızlarda daha sık olmak üzere çocukluk yaşlarında ortaya
çıkar. Tekrarlamalar nadir değildir.
8. Thomas SYDENHAM (1624-1689): On yedinci
yüzyılın ünlü İngiliz hekimi. Adıyla anılan chorea minor'u, ayrıca gut,
kızamık, kızıl ve malarya hastalıklarını etraflı olarak tanımlamıştır.
Huntington(15) Koresi
Otosomal dominan geçişli kalıtsal
bir kore şeklidir. Çoğunlukla 20-50 yaşları arasında başar. Özelliği,koreik
hareketlere ilerleyici bir demansın eşlik etmesidir. Mental belirtiler
sinirlilik, geçimsizlik, kavgacılık gibi kişilik değişiklikleriyle
başlayabilir.
15. George Summer HUNTINGTON (1850-1916): New York
eyaletinde East Hampton'da doğdu. Büyükbaba ve babası da aynı yerde hekim
olarak çalışmışlardı. Nörolojiye katkısı o bölgede görülen, kalıtımla geçen ve
demansla birlikte giden, kendi adıyla anılan koreyi tanımlamasıdır. Bin altıyüz
otuz yılında İngiltereden göçen iki kardeşin soyundan gelenlerde görülen bu
hastalığa tutulanlar bir zamanlar "Hazreti İsa'nın çarmıha gerildiği zaman
yaptığı hareketleri alaylı bir şekilde taklit ettikleri" gerekçesiyle mahkemeye
verilip cezalandırılmışlardır. Huntington akademik ünvanı olmayan bir
pratisyendi. Bütün ömrünü hastalarına ve onların sorunlarına vermişti. Flüt
çalmayı, resim yapmayı sever, ormanlarda uzun uzun dolaşmaya bayılırdı.
Atetoz
Çoğunlukla ellerde ortaya çıkan, birbirini
izleyen kıvrılma hareketleri şeklindedir. Ayaklar ve yüzde de görülebilir. Bu
yavaş ve dalgalanan hareketler Cavalı dansözlerin kol ve el hareketlerine
benzetilir. Koreik hareketlerden ani ve hızlı olmayışlarıyla ayrılırlar.
Bununla beraber, bazı istemsiz hareketlerin hem koreye hem de atetoza
benzeyebileceğini unutmamak gerekir. Bu durum da koreatetozdan söz edilir.
Doğuştan beyin hasarlı çocuklarda
kernikterusta ve bazı dejeneratif bazal ganglion hastalıklarında görülür.
Hemibalismus
Vücudun bir yarısında görülen,
kol ve bacağı tümüyle tutan, geniş amplitüdlü, şiddetli istemsiz hareketlerdir.
Hareketin şiddetinden hasta kolunu-bacağını duvara çarpıp kendini
yaralayabilir, yatak yüzeyine sürtünme sonucu derileri soyulabilir.
Şekil 13. Solda hemiballismus (videodan kaydedilmiş durağan görüntü dizisi).
Dystonia musculorum deformans,
torsiyon distonisi adları
da verilir. Ekstremiteler, gövde ve boynun uzun aksları üzerinde geniş
amplitüdlü yavaş kıvrılma hareketleri şeklindedir. Baş bir tarafa döner ve
hasta vücudunun torsiyon hareketleriyle bükülüp garip bir postür alır. Torsiyon
hareketlerine katılan kasların zamanla hipertrofik bir görünüm aldığı dikkati
çeker (Şekil 14).
Şekil 14. Torsiyon distonisi
Spazmodik
Tortikolis
Boyun kaslarının ve özellikle
sterno-mastoid kasın zaman zaman ortaya çıkan spazmodik kasılmalarıyla başın
karşı tarafa doğru dönme hareketleridir. Bazı hastalarda ise boynun geriye
doğru büküldüğü görülür. Bu tabloya da retrokolis adı verilir.
Nedeni çok iyi bilinmemektedir.
Bazılarının, torsiyon spazmının parsiyel bir şekli olduğu, bir bölümünün de
psikojen nedenlerden kaynaklandığı ileri sürülmektedir. Ayrıca boyun
vertebraları ve sterno-mastoid kasın lokal patolojilerine bağlı sürekli
tortikolis olguları da vardır.
İlaçlara Bağlı İstemsiz
Hareketler
Nöroleptiklerin hekimlikte yaygın
şekilde kullanılmasıyla birçok akut ve kronik diskinezi ve distoni tabloları
bildirmeğe başlanmıştır. Özellikle, fenotiazin ve butirofenon gruplarından ilaç
alanlarda görülen bu yatrojenik istemsiz hareketlerin birkaç tipi vardır.
Akut Distoniler
Bunlar ilaca karşı bir tür
idyosenkrazi belirtisi olarak tedavinin ilk günlerinde ve hatta tek bir doz
almakla ortaya çıkarlar. Yüz, boyun, dil ve çenede ağır distoniler şeklindedir.
Tortikolis, çenenin bir tarafa kayması, dilin dışarıya çıkması gibi istemsiz
hareketler sık görülür. Bazen de göz kürelerinin bir yöne doğru zorlu
deviyasyonu dikkati çeker. Buna akut okülojir distonik kriz adı verilir.
Bütün bu hareketlere hastada büyük bir huzursuzluk ve panik hissi eşlik eder.
İlaca Bağlı Parkinson Sendromu
Bazı hastalarda nöroleptik
tedavisinin genellikle ilk ayı, bazen de ilk haftası içinde akinezi, rigor ve
tremordan oluşan yatrojenik bir parkinsonizm tablosu ortaya çıkabilir.
Tardiv Diskinezi
Aylarca süren, genellikle yüksek
dozda nöroleptik tedavisi sırasında veya tedavi bittikten sonra ortaya çıkan
istemsiz hareketlerdir. Başlıca ağız ve dili tutan çiğneme ve yalanma
hareketleri şeklindedir. Ekstremitelerde koreik ve koreatetoid hareketler
görülebilir. Antiparkinson ilaçlarla daha da şiddetlenirler. Nöroleptik
arttırılınca geçici olarak durmaları tanı koydurucudur. Nöroleptik tedavisi
devam ederken ortaya çıkanlar genellikle kalıcı niteliktedir.
L-dopa Tedavisinde Görülen
Diskineziler
L-Dopa tedavisi sırasında ortaya
çıkan diskineziler ayrı bir grup oluşturur. Kol ve bacaklarda koreik, atetoid
veya karışımı hareketler dikkati çeker. Ayaklarda pedal hareketi, omuz
oynatmalar, dil ve çene hareketleri görülür. Hareketler, ilacın etkisi ortadan
kalkınca kaybolur. L-Dopa dozunun azaltılmasıyla kontrol altına alınabilir.
Miyokloni
Miyokloni veya miyoklonus bir
kasın veya bir kas grubunun ani ve şimşekvari kasılmasıyla ortaya çıkan
genellikle aritmik sıçrayıcı harekete verilen addır. Miyoklonus bazen çok küçük
bir hareket şeklindedir. Bazen de hastanın elindekini düşürmesine veya yere
yıkılmasına neden olacak amplitüdde bir hareket doğurur. Miyoklonusların bir
bölümü ani ses, ışık, dokunma gibi uyaranlarla provoke edilebilir. Bazen de
aktif bir hareket sırasında ortaya çıkarlar (action myoclonus).
Uykuya dalarken bacaklarda birkaç
miyoklonik kasılma görülmesi fizyolojik sınırlar içinde kabul edilir. Fakat
bunlar bazen hastanın uykuya dalmasını engelleyecek düzeye erişirler (nocturnal
myoclonus).
Miyokloniler bazen epileptik bir
fenomendir. Miyokloni ile birlikte konvülsiv nöbetler de görülebilir. Bunlardan
bir bölümünde nörolojik bozukluk yoktur. Bir bölümü ise sinir sisteminde
ilerleyici dejeneratif değişiklikler ve demansla birlikte giderler. Familyal
progresif miyoklonus epilepsisi (Unverricht-Lundborg) buna örnektir.
Burada uyarana duyarlı miyoklonus ve epilepsi nöbetleri bir arada bulunur.
Sinir sisteminin bazı yavaş virüs
infeksiyonları(ve prion) hastalıklarının seyrinde de miyoklonik sıçramalar
ortaya çıkar. Bunlardan biri çocukluk yaşlarında görülen ve kızamık virüsüne
bağlı olduğu düşünülen subakut skerozan panensefalit (SSPE). Diğeri de
ilerleyici bir demans tablosu olan Creutzfeldt Jacob hastalığı'dır (Demans bölümüne bakınız).
Yumuşak damak miyoklonisi (palatal
myoclonus) palatumun sürekli kasılmalarına verilen addır. Özelliği, ritmik
oluşu ve kesintisiz bir şekilde uykuda da devam etmesidir.
Miyokloni üremik ve anoksik
ensefalopatilerde de görülür. Anoksik ensefalopati kalp durması gibi ağır
hipoksi veya anoksileri izleyen bir tablodur. Buradaki miyokloniler aktif
hareket girişimi sırasında ortaya çıkar ve bazen ardarda tekrarlayarak
jeneralize konvülsiv bir nöbetle sonlanabilirler.
Tik
Sıklıkla yüzde, boyun ve omuzda
görülen istemsiz hareketlerdir. Göz kırpma, alın kırıştırma, burun çekme, omuz
silkme sık görülür. Çocukluk yaşlarında ve gerilimli durumlarda ortaya çıkar. Kompülsiv
bir yönü vardır. Yani, hasta tikini kontrol altında tutmak isterse gerilim
artar, tikin ortaya çıkması ise geçici bir rahatlık sağlar. Tikler genellikle
stereotipe hareketler halindedir. Fakat bir dönem aynı tiki tekrarlayan çocuğun
bir zaman sonra bunu terkedip yeni bir tike başladığı görülür.
Gilles de la Tourette Sendromu
Bu sendromda, mültipl tiklere
küfür ve ayıp sözler söyleme (koprolali) eşlik eder. Tiklerin bir bölümü
homurtu, boğaz temizleme gibi solunum tikleri niteliğindedir. Familyal yönü
vardır.
Klonik Fasyal Spazm
(Hemifasyal Spazm)
Yüzün
bir yarısına zaman zaman gelen kasılma nöbetleridir. Birden başlayıp birden
biter. Ağız komisürü bir tarafa çekilmiş, m.orbicularis oculi�nin
kontraksiyonu ile göz kısılmıştır. Bu spazmodik zemin üzerinde kasların kesikli
(klonik) kasılmaları dikkati çeker. Heyecan ve gerginlik durumlarında artar. N.
facialis üzerindeki iritativ bir olaya bağlı olduğu düşünülmektedir.
Şekil 13b. Sağda hemifasyal spazm (videodan alınmış durağan görüntü dizisi).
Blefarospazm
Bazı ağrılı göz hastalıklarında
görülen refleks blefarospazmdan ayrı olarak hiçbir lokal neden olmadan ortaya
çıkan blefarospazm olguları da vardır. Bunlara esansiyel blefarospazm adı
verilmektedir. Hastalar, gözlerinin zaman zaman istemsiz olarak kapandığından;
okuma, yemek yeme ve hatta yürümenin imkansız hale geldiğinden yakınırlar.
Nedeni iyi bilinmemektedir. Bir bölümünün ağız, çene ve dildeki istemsiz
hareketlerle birlikte bulunduğu dikati çeker. Meige sendromu veya blefarospazm-oromandibüler
distoni adı verilen bu tablo hakkında bilinenler de yetersizdir. Bazı
blefarospazm olgulları ise psikojen kaynaklıdır.
Fasikülasyon
Kas fasiküllerinin dil mukozası
veya deri üzerinden seçilebilen hızlı, soluncası hareketleridir. Spondan olarak
görülmediği durumlarda kaslara kısa darbelerle vurarak provoke etmek mümkündür.
Ön boynuz hücresinin (II. motor nöron) kronik hastalığını gösteren önemli bir
belirtidir. Dildeki fasikülayon da n. hypoglossus nukleusunun hastalığına
işaret eder. Fasikülasyonun yaygın bir ön boynuz hastalığı olan motor nöron
hastalığında sık görülen ve tanı değeri taşıyan bir bulgu olduğundan söz
edilmişti (Felçler veKas Erimeleri bölümlerine bakınız). Bu grubun içindeki bir
hastalık olan amiyotrofik lateral sklerozda kaslardaki erime ve
fasikülasyonların yanısıra I. motor nöron lezyonu sonucu çene ve tendon
refleksleri artar, Babinski ve Hoffmann delili gibi patolojik refleksler de
ortaya çıkar.
Fasikülasyon, ön radiksin bazı
iritatif lezyonlarında da görülebilir.
Hareketli görüntü: Dilde ve üst ektremitede fasikülasyon