KRANYAL NÖROPATİLER*
Jale
Salman Yazıcı
Son
güncelleştirme tarihi: 14.04.2010
*Ayrıca bakınız:
Sinir Sistemi Semiyolojisi, Kranyal Sinirler
Semiyoloji bölümünde de sözü
edildiği gibi, sağlı-sollu olmak üzere 12 çift kranyal sinir
vardır (Bakınız: Sinir Sistemi
Semiyolojisi, Kranyal Sinirler Şekil 1,2,3). Bunların ilk ikisi, merkezi sinir
sistemi yapısında olduklarından diğerlerinden
ayrılırlar. İşlevleri açısından kranyal
sinirleri; motor, somatik duyu, otonom ve koku, görme, işitme ve tad alma
gibi özelleşmiş duyu sinirleri olarak sınıflamak mümkündür.
Bazıları yalnızca özelleşmiş duyudan sorumluyken
bazıları motor-duysal-otonom ve özelleşmiş duyudan da
sorumludurlar. Bu bölümde; idyopatik-esansiyel
kranyal nöropatiler ele alınacaktır. Bunlar, sıklıkla
akut gelişen, açıkça saptanabilir etyolojik faktörlere bağlı
olmayan ya da oluşum mekanizmaları halen bir derece
tartışmalı olan nöropatilerdir. Travma, beyin sapında yer
kaplayan oluşumlar veya vasküler olaylar, kranyal sinirleri beyin
sapının dışında etkileyen tüberküloz menenjiti veya
meningeal karsinomatozis gibi nedenlere bağlı olan kranyal sinir
tutulmalarından söz edilmeyecek ya da bunlara yeri geldiğinde
kısaca değinilecektir.
I. Kranyal sinir; N. Olfactorius
Yalnızca koku almayı
sağlayan, özelleşmiş bir duyu siniridir. Koku ve tat alma
duyuları, görme ve işitme gibi diğer özelleşmiş
duyularla kıyaslandığında ikincil öneme sahiptirler.
Bazı
ortak özelliklerden dolayı koku ve tat alma duyusunun birlikte
değerlendirilmesi uygun olacaktır. Fizyolojik olarak her ikisi de kimyasal
uyarıya yanıt verirler. Kokusu alınmayan bir gıdanın
tadı yeterince anlaşılamaz. İnsanlarda tat duyusunun
gelişmiş olmasına karşın, koku alma görece olarak geri
plandadır. Olfaktor sinir, burun boşluğunun arka-üst
duvarını döşeyen muköz membrandaki serbest sinir uçlarından
başlar. Burada üç farklı hücre tipi bulunur. Bipolar olan olfaktor
(reseptör) hücreler, bazal hücreler ve destek hücreleri. Reseptör hücrelerin
santral uzantıları birleşerek olfaktor siniri yaparlar.
Koku alma bozukluğu ile ilgili
klinik tablolar dörde ayrılır:
1. Kantitatif bozukluklar: Anosmi,
hiposmi gibi koku duyusunda azalma veya bu duyunun hiç alınmamasına
verilen terimlerdir. Son yıllarda hiposmi ve anosmilerin bazı
dejeneratif hastalıklara eşlik ettiği, hatta hastalığın ilk belirtisi olarak
görülebildiği anlaşılmıştır. Bu durum koku alma
bozukluğunu sorgulama ve detaylı koku muayenesinin
kullanımını arttırmıştır. İdyopatik
Parkinson hastalığında (IPH) non-motor bulguların çerçevesi
belirlenmiş ve anatomik karşılıkları
gösterilmiştir. Bunlar motor bulgular kadar kişinin yaşam
kalitesini etkiler niteliktedirler ve özellikle hipo-anosmi motor semptomlar
ortaya çıkmadan yıllar önce saptanabilir. IPHda motor belirtilere
etkili olan ilaçlar bunda yararsızdır. Koku alma
bozukluklarının eşlik ettiği diğer dejeneratif hastalıklar
Alzheimer Hastalığı (AH) ve multipl sklerozdur (MS). Özellikle MSde
tekrarlayan atakları olan hastalarda koku alma kaybı atak
sayısı ile paralel seyreder. Koku alma kaybı artan yaşla birlikte
normal kişilerde de görülebilir. Bunların dışında anosmi
görülen edinsel nedenler de vardır ve altta yatan etyolojik bir süreç söz
konusudur. Kafa travmalarından sonra çift taraflı olarak ortaya
çıkan anosmi genelde geçicidir. Tek taraflı olanların lokalizasyon göstermeleri açısından önemi
vardır. Frontal lobun ön-alt kesiminde yerleşen lezyonlarında
görülür (yavaş gelişen meningiomlar gibi). Bunların dışında bazal
meninksleri etkileyen tüberküloz menenjiti ya da meningeal karsinomatozis
tablolarında diğer kranyal sinir tutulmaları ile birlikte
olabilir. Çok ender olarak hiperosmi, yani koku alma keskinliğinde artma
görülür.
2. Disosmi-parosmi gibi kalitatif bozukluklarda, koku duyusunda çarpık algılama
söz konusudur. Nasal sinuslerdeki ampiyem veya ozena gibi lokal nazofaringeal
hastalıklarda görülür. Örneğin, orta yaş ve üstü hastaların
depresyonlarında, her türlü yiyecek kokusu kötü algılanır buna kakosmi denir.
3. Olfaktor halusinasyonlar; her zaman santral orijinlidir. Temporal
lobun unkusu kaynaklı epileptik deşarjlarda, yalnızca hasta
tarafından duyulan kötü koku vardır ve bunu bilinç kaybı ve
diğer nöbet belirtileri izler.
4. Olfaktor agnozi; çok ender görülür. Koku almanın normal
olmasına karşın kişi kokuyu tanıyıp,
adlandıramaz. Çift taraflı temporal lob lezyonlarında ya da
alkol bağımlılığı sonucu gelişen Wernicke-Korsakoff sendromunda görülür.
Tat duyusu; dil yüzeyi, yumuşak damak,
larinks ve özofagusa yayılmış tat cisimcikleri (reseptör)
tarafından alınır, bunlardan dil 2/3 ön yarısından
gelenler VII. sinir, 1/3 arka yarı ve çevresinden kaynaklananlar IX.
kranyal sinirle taşınırlar. Tuzlu, ekşi, acı ve
tatlı olmak üzere dört farklı tat vardır. Bunlar kimyasal
uyarana duyarlı dört farklı reseptör aracılığı
ile ayırt edilirler. Santral bağlantıları çok iyi
belirlenememiş olmakla birlikte koku ile birlikte tat alma merkezinin
temporal lob unkusunda olduğu varsayılmaktadır. Hayvan
deneylerinde ise, sorumlu kortikal bölgenin postrolandik bölgede, dil-yüz
alanında olduğu gösterilmiştir. Tad alma bozukluğunun
klinik yansıması oldukça enderdir. En iyi bilineni ağır
periferik yüz felcine eşlik eden, dilin yüz felci ile aynı tarafta
tat alamama durumudur (agözi-hipogözi).. Tat alma azalması ağır
tütün içicilerde, Sjogren hastalığında, çeşitli ilaç
kullanımlarında, yaşlı kişilerde ve onların
depressif hastalıklarında da görülür.
II. Kranyal sinir; N. Opticus
Görmeyi sağlayan,
özelleşmiş duyu siniridir . Klinik tablolar başlıca iki
çeşittir; vizyon azalmasıyla gidenler ve pozitif semptom olarak
değerlendirilen görsel ilüzyon ve halusinasyonlarla seyredenler. Görme
azalması; optik sinir tutulmasına veya diğer ön
yapıların/görme yollarının hastalığına
bağlı olarak ortaya çıkabilir.
a. Vizyon azalmasının nörolojik
olmayan nedenleri:
1. Miyopi, hipermetropi ve astigmatizm
gibi refraksiyon kusurları.
2. Kornea hastalıkları:
En sık görülen travma ya da infeksiyonlara bağlı
skarlardır. Lökom adı
verilen, ülserasyon ve çeşitli sistemik hastalıklar sonucu
korneanın şeffaflığını yitirmesi ikinci
sırayı alır.
3. Glokomda ön kamarada basınç
artması sonucu, ağrılı ve yavaş gelişen vizyon
azalması görülür. Ender olarak akut vizyon azalmasına yol açan
glokomlar da vardır.
4. Lens tutulumu: Diabet ve
çeşitli sistemik hastalıklar, klorpromazin -steroid gibi
ilaçların uzun süreli kullanımları, radyoterapi vb. sonucu
katarakt gelişir.
5. Vitrede siliyer veya retinal
arterlerin rüptürü sonucu hematom gelişebilir. Lenfoma infiltrasyonu
görülebilir.
6. Uveit: İris, siliyer cisim ve komşu yapıların
infeksiyöz, inflamatuvar hastalıkları sonucu görülür. İnfektif
nedenlerin başında toksoplasmozis ve sitomegalovirus
infeksiyonları vardır. Behçet hastalığı vb. gibi inflamatuvar,
otoimmun hastalıklar erişkinlerde daha sık görülür.
b. Nörolojik kökenli vizyon azalmaları:
Optik sinirden başlayarak,
optik kiazma, traktus, optik radyasyon ve görme merkezi olan oksipital
korteksden herhangi birini etkileyen bir lezyon görme alanı defektine yol
açar. Örneğin; optik kiazmada büyüyen bir kitle bitemporal hemianopsi ile
kendini belli eder.
Retinanın iskemik
lezyonları: Karotis
internanın ilk dalı olan oftalmik arter; gözün arka bölümü, retina
ile optik sinir başını sular. En önemli dalı santral
retinal arterdir. Karotis interna daralma ve tıkanmalarında; tek
taraflı körlüğe yol açan, gelip geçici iskemik ataklar (amaurosis
fugax) olur (Bakınız: Nörovasküler Sendromlar).
Embolik ya da trombotik süreçler sonucu santral retinal arter
tıkanması, akut körlüğe yol açar. Retinal ven trombozunda görme
bozukluğu düzelir. Migrende; retinada geçici iskemi vardır.
Polisitemi, orak hücre anemisi veya temporal arterit gibi hastalıklarda
gelişen körlük, optik sinir başındaki iskemiye bağlı
ve geri dönüşsüzdür. Diğerlerine oranla, yaşlılarda en
sık görülen ani körlük nedeni iskemik optik nöropatidir. Optik diskin
infarktına bağlı olarak gelişir. Özetlenecek olursa;
ağrısız, akut vizyon kaybı; ilk planda, santral retinal
arter ve/veya ven ile optik sinir başının iskemik
hastalığını akla getirmelidir.
Optik nöropatiler: Farklı nedenlerle oluşan,
genellikle akut görme kaybına yol açan optik sinir
hastalıklarıdır. Etyolojik faktör çok çeşitli olmakla
birlikte sekiz farklı gruba ayırmak uygun olacaktır.
1. İnflamatuvar ve demiyelizan kökenli
olanlar: bu gruba idyopatik, demiyelizan optik nörit ve sarkoidoz girer.
2. İnfeksiyöz olanlar: örneğin
sifiliz ve Lyme hastalığı
3. İskemik: ön ve arka iskemik optik
nöropati ile dev hücreli arterit
4. Basıya bağlı olanlar: menengiyom,
hipofiz adenomu, tiroide bağlı göz hastalıkları ve orbita
tümörleri
5. İnfiltratif tümörler: optik sinir gliyomu,
lökoz, lenfoma ve metastatik tümörler
6. Travmatik
7. Herediter: Leberin optik atrofisi, dominant
optik atrofi
8. Konjenital: optik disk anomalileri-hipoplazi,
drusen, koloboma, miyopik çekilme.
Optik nöropatide klinik tablo
açısından anamnez muayenenin önemli bir kısmını
oluşturur. Görme kaybının zamansal yerleşimi,
ani-yavaş progresyon, veya epizodik olması gibi bilgiler, total görme
kaybına kadar geçen sürecin saptanması önem taşır. Diğer
önemli nokta; eşlik eden belirtilerin varlığı;
ağrılı göz toparı hareketleri, kızarıklık,
fotofobi, çift görme, baş ağrısı, uyuşmalar gibi
belirtilerdir. İnfeksiyon, vasküler hastalıklar gibi altta yatan
sistemik hastalığa ilişkin bulgular incelenmelidir.
Burada, sık görüldüğü
için yalnızca demiyelinizan optik nöropatinin klinik tablosuna
değinilecektir.
Papillit
ve retrobulber nevrit; erken yaşlarda, akut ortaya çıkan
vizyon kaybıdır. Çocukluk çağında ve genç erişkinlerde
görülür. Hastanın göz çevresinde ağrı ve batma vardır. Bunu
izleyen birkaç gün içinde ipsilateral akut görme azalması ortaya
çıkar. Hasta bunu, tül perde, sis ardından görüyormuş gibi
şeklinde tanımlar. Sıklıkla renk görme de bozulur. Oftalmoskop ile muayenesinde optik disk normal
görünümde ise retrobulber nevrit tanısı geçerlidir. Eğer
fundoskopik muayenede ödem saptanırsa lezyon optik sinir başında
olduğundan papilla sınırları seçilmemektedir ve bu papillit
tablosuyla uyumludur. Sıklıkla tek taraflıdır. İki
yanlı ortaya çıktığı takdirde arada anlamlı bir
zaman aralığı vardır. Prognozu iyidir. Hastaların
büyük çoğunluğunun sekelsiz düzelmesine karşın,
yaklaşık %50'sinde, optik nöriti izleyen 15 yıl içinde multipl
skleroz (MS) gelişir (Bakınız: Merkezi Sinir Sisteminin Miyelin Hastalıkları).
Kranyal MR görüntüleme incelemesi bazı olgularda optik sinir lezyonunu (Şekil 1), bazılarında
ise serebral ak maddede yer alan MS ile uyumlu demiyelinizan plakları
gösterebilir. Diğer optik nöropatiler arasında; alkol alımı
ve beslenme bozukluğuna bağlı olarak gelişenler, çift
taraflı olması ve daha yavaş gelişmesiyle
ayrılır. Radyoterapi sonrası optik sinir dejenerasyonuna
bağlı olarak da görülebilir.
Şekil 1. Sağ optik nevriti olan
hastada koronal planda alınan yağ baskılamalı T2
ağırlıklı MR kesiti. Solda normal optik sinir (O) ve onu
çevreleyen kılıf içindeki beyin omurilik
sıvısının yüksek sinyal yoğunluğu (S) izlenmekte.
Sağ optik sinirdeki sinyal artışına dikkat ediniz (*:
ekstraoküler kaslar).
III., IV. ve VI. Kranyal
sinirler (oküler motor sinirler); Nn.
Oculomotorius, Trochlearis ve Abducens
Başlıca motor fonksiyonu
olan bu kranyal sinirlerin ortak özellikleri göz toparı
kaslarının hareketlerini sağlamaktır (Bakınız:
Sinir Sistemi Semiyolojisi, Kranyal Sinirler Şekil 11). Ayrıca
okülomotor sinir, siliyer cisim ve iris gibi intraoküler kasların
parasempatik innervasyonunu da yapar. Santral ve nükleer-infranükleer olmak
üzere ekstraoküler kasları tutan iki tip paralizi söz konusudur. Santral
yolları tutan lezyonlarda klinik olarak konjuge bakış
paralizileri görülür. Buna karşılık infra-nükleer izole sinir
tutulumları, oküler motor sinirlerin izole felçleri şeklindedir. Oküler
motor sinirlerin tümünün tutulması total, en az birinin tutulmuş
olması ise parsiyel oftalmopleji-oftalmoparezi olarak
adlandırılır. Bazı kas ve nöromüsküler iletim
bozukluğu hastalıklarında
da oftalmopleji görülür.
Konjuge Bakış Paralizileri
Frontal lobu tutan santral
lezyonlarda (infarkt, kanama, abse, tümöral oluşumlar gibi) kontralateral
konjuge bakış bozulur. Gözler lezyon tarafına bakar durumdadır
ve bu hemen her zaman karşı beden yarısındaki hemipleji ile
birliktedir. Beyin sapı lezyonlarında vertikal konjuge
bakış etkilenir. Üst beyin sapı orta hat lezyonları,
vertikal bakış paralizisine yol açar. Yukarı vertikal
bakış kusuru aşağıya doğru olana oranla daha
sık görülür. Bunların dışında; KİBAS,
yaşlılık, hafif bilinç bulanıklığı halleri
gibi supranükleer tutulumlarda yukarı vertikal bakış
kısıtlılığı gelişir. Pontin horizontal
bakış merkezi lezyonlarında; ipsilateral (infranükleer) abdusens
tutulumuna eşlik eden, karşıya horizontal bakış felci
vardır. Genellikle bu tabloda da hemipleji bulunur.
Oftalmoplejiler
Okülomotor sinir nüveleri, üst
beyin sapında akuaduktus Sylviinin ventralinde, orta hattadır. III.
ve VI. Sinirden çıkan lifler beyin sapında görece uzun yol
katederler. IV. sinirin yolu ise kısadır. III. sinir beyin
sapını terkettikten sonra superior serebellar arter ile posterior
serebral arterlerin arasından geçer. Bu arterlerden biri üzerindeki
anevrizmanın rüptürü veya temporal lob unkusunun herniasyonu ipsilateral
okülomotor sinir felcine yol açar. Bu acil bir nörolojik tablodur, hızla
gerekli girişim yapılmadığında hasta kaybedilir (Bakınız: Kafa İçi
Basıncı Değişiklikleri). Retrokavernöz
yerleşimli lezyonlarda oküler motor sinirlerin tümünün felci ile birlikte
trigeminusun üç duyusal dalı birden tutulur. İntrakavernöz
lezyonlarda ise diğerlerine yalnızca V. sinirin birinci dalının
tutulması eşlik eder. Tek taraflı, yavaş gelişen
ağrılı oftalmoplejilerde etyoloji olarak; anevrizma, yer
kaplayan lezyon, inflamatuvar veya granülomatöz bir neden düşünmek uygundur.
Oftalmoplejik migren ayırıcı tanı listesinde
bulunmalıdır. Diğer yandan, ağrısız
oftalmoplejiler oldukça ender görülür ve genelde diabetik hastalarda
oluşan, iskemik nöropati kapsamında tanımlanır. Buna
pupilla tutulumu eşlik etmez. Akutça gelişen, ağrısız
oftalmoplejilerde miyastenia gravis hastalığı akla gelmelidir.
Yukarıda sözü edilen farklı klinik tablolarda
hastalığın etyolojisi ve yerleşimine göre değişen
nörolojik belirti ve bulgular saptanır. İzole IV. sinir lezyonu oldukça
enderdir ve muayene ile klinik tanısını koymak zordur. Hasta
özellikle merdiven inme sırasında çift gördüğünden
yakınır. Olguların çoğunda etyolojik faktör saptanamaz.
V.Kranyal sinir; N. Trigeminus
Mikst bir sinir olan V. sinirin
işlevi öncelikle duyusaldır. Motor lifleri çiğneme
kaslarını innerve eder. Travmalara bağlı kafa kaidesi
kırıkları, infeksiyonlar, yer kaplayan lezyonlar ve
beyinsapı vasküler sendromlarında V. sinir tutulumu görülür. Ağrılı
trigeminal nöropatilerin görüldüğü
sendromlar şunlardır:
1.Trigeminal
nevralji
2.Postherpetik
nevralji
3.Post
travmatik nevralji
4.Atipik
yüz ağrıları
5.Tümör
ve anevrizmaya bağlı nevraljiler
Ağrılı Trigeminal Nöropati (ATN) - Nevralji (Tic
Doloreux)
ATNnin çok eski çağlardan
beri bilinmesine karşın klinik tanımlamanın
yapılması ve tic doloreux: ağrılı tik olarak
tıp literatürüne geçmesi 18. yüzyıl ortalarında
gerçekleşmiştir. Yüz nevraljileri içinde görülme
sıklığı en fazla olandır. Olguların çoğunda
altta yatan herhangi bir neden bulunmaz (idyopatik).
Bazı olgular altta yatan MS, tümör, anevrizma gibi nedenlere
bağlı olabilir (semptomatik ATN).
Ender familyal vakalar bildirilmiştir. Klinik tablo tanı koyduracak
kadar karakteristikdir. Bu, yüzün bir tarafında, sıklıkla trigeminal
sinirin bir dalının duyu alanına sınırlı, ani,
şiddetli, şimşekvari bir ağrıdır. Tanı
anamnez ve semptomatik ATNe yol açabilecek etyolojik faktörlerin
dışlanmasıyla doğrulanır. Seyrek görülür. Orta
yaş üzeri, 60-70li yaşlarda ve kadınlarda görülme
sıklığı fazladır (K/E=1.6/1). Kırk yaş
altında görülen olgular sıklıkla semptomatik gruptadır.
Klinik olarak ağrının başlıca iki özelliği
vardır; maksiller ve/veya mandibüler bölgeye sınırlı olan
ağrı şiddetli geldiğinde, kişinin aynı taraf yüz
yarısında kasılma benzeri acı ifadesi oluşur ve
ağrı geçinceye kadar o şekilde kalır (ağrılı tik). Ağrı; çiğneme, yutkunma,
esneme, konuşma ve öksürme gibi işlevlerle tetiklendiğinden
kişi bunları yapmaktan kaçınır. Spontan görüldüğü
gibi, tetikleyici (trigger) noktaların uyarılması da
ağrıyı oluşturur. Ağrı, erken dönemde tek duyu
alanındayken zaman içersinde diğer dallara da yayılma özelliği
gösterebilir. Hastalığın erken evresinde ağrı
sıklığı seyrek ve süresi kısadır. Zaman içinde
sıklık artar ve süre uzar. Nörolojik muayeneleri tümüyle normaldir.
Eğer bulgu varsa; ağrılı dalda objektif duyu kusuru
şeklindedir. Motor zaaf son derece nadirdir. Tat duyusu fasiyal sinirin
görevi olmakla birlikte, bazı hastalarda tat duyusu değişebilir.
Tanı
kriterleri; tek
taraflı, alt yüz yarısında, kısa-elektrik şoku benzeri
ağrı, V. sinir alanına yakın bölgelerin
uyarımıyla ağrı oluşması, karbamazepine olumlu
yanıt ve spontan remisyonların varlığıdır. Ağrının
şiddeti ve sıklığı hastanın günlük yaşam
kalitesini etkileyebilir. Tedavide; önce
hastaya bunun kendini sınırlayan bir rahatsızlık
olduğu anlatılmalı ve başlıca amacın
ağrının şiddet ve sıklığını azaltmaya
yönelik olduğu belirtilmelidir. Medikal tedavide çeşitli ilaçlar
kullanılır. En yararlı olduğu bilinen karbamazepin günümüzde
de A sınıfı kanıtını korumaktadır. Sedasyon
başta olmak üzere çeşitli yan etkilerinden dolayı, 200
mglık tabletlerden 2 defa yarımla başlanır. Ortalama günlük
doz 3-4 defa 200mg.dır. Ender vakada günde 1200 mga çıkmak
gerekebilir. 24-48 saat içinde etkisi görülür. Grup A sınıfına
giren diğer ilaçlar; tizanidin,baklofen (antispastik) ve
lamotrigindir. Difenilhidantoin, klonazepam,
valproat ve pregabalin gibi
antiepileptikler tedavide kullanılan diğerleridir. Medikal
tedavinin yeterli olmadığı durumlarda cerrahi devreye girer. Günümüzde
üç farklı cerrahi teknik bulunmaktadır. Konvensiyonel olan ganglioliz
; trigeminal (Gasser) gangliyonun alkol ya da gliserol vb maddelerle
yapılan blokajıdır. Diğeri suboksipital açık
kraniyektomi yöntemiyle mikroskop altında V. sinir dekompresyonudur. Genel
anestezi gerektirir ve mortalitesi diğerinden yüksektir. Son yıllarda
gamma knife ile radyo-cerrahi yapılmaya
başlanmıştır. Bu yeni yöntem diğer cerrahi
tekniklerine oranla etkili gibi görünmektedir.
Postherpetik Nevraljiler
Trigeminus, fasyal ve diğer
kranyal sinir duyusal gangliyonlarının herpes zoster infeksiyonunun
ardından ortaya çıkan, sıklıkla devamlı, bazen paroksizmal
nitelik gösteren ağrılardır. V. Sinir tutulduğunda bu
öncelikle oftalmik divizyondadır. Herpes zosterin döküntülerinin bitimi
ardından kalan pembe-kırmızı-kahverengi deri bölgeleri
dokunmaya duyarlıdır ve ağrılı, hiperestezik-hiperaljezik
duruma gelir. İki tip ağrı görülür; birisi yanıcı-batıcı-süregelen,
diğeri paroksizmal ve bıçak saplanır gibi. Görülme
sıklığı yaşlı hastalarda fazladır. Tedavi
farklılık gösterir. Öncelikle amitriptilin ve serotonin geri
alım inhibitörleri gibi antidepresanlar, gabapentin-pregabalin ve opioidler
kullanılır. Lokal anestetik merhemler
kapsaisinmerhemleri ve lidokainli bantlar denenebilir.
Uyuşuk çene sendromu; mandibula kemik metastazına bağlı
inferior alveoler sinir tutulumu ya da beyin sapı metastazlarında
görülür.
VII. Sinir; N.Facialis
Başlıca yüzün mimik
kaslarının motor innervasyonundan sorumludur. Dilin 2/3 ön bölümünün
tad alma duyusu, göz yaşı ve tükrük bezlerin parasempatik
innervasyonu ile kulak ardında sınırlı bir bölgenin somatik
duyusunu verir. Yüz sinir hastalıklarını, sinirin işlev
kaybı (felç-paralizi) ve yüz kaslarının aşırı
hareketliliğine yol açanlar olmak üzere iki ana gruba ayırmak
mümkündür. İkinciye örnek hemifasyal spazm, post-paralitik sinkineziler
gibi istemsiz hareketlerin eşlik ettiği hastalıklardır.
Fonksiyon kaybına yol açan tablolar infeksiyon, inflamasyon, yer kaplayan
lezyon, travma, gibi çeşitli nedenlerle gelişen yüz felçleridir. Yüz
felçlerinin günlük pratikte en sık görülen şekli idyopatik yüz felci (Bell felci) dir.
Bell Felci ve
Herpes Zoster Oticus (Ramsay-Hunt sendromu)
VII. sinirin en sık görülen
hastalığı Bell felci ile görece seyrek olan herpes zoster oticus
(HZO) viral orijinli hastalıklardır. Hemen her yaşta,
anlamlı bir kadın/erkek farkı olmaksızın,
yılın her mevsiminde ortaya çıkabilmektedir. Normal popülasyona
oranla, diabetiklerde ve hipertansiyonlularda görülme
sıklığı fazladır. Bell felci etyolojik fatörleri
arasında viral etken varlığının kanıtlanması
ancak 1990lı yıllarda gerçekleşmiştir. Bu hastalarda Herpes
simpleks (HSV) tip I ve ardından varicella zoster virusu (VZV) gösterilmiştir.
Bu nedenle idyopatik sözcüğünü bu hastalık için artık kullanmamak
uygun olacaktır. Familyal yatkınlık özellikle
tekrarlayıcı vakalarda ve %5 oranındadır.
Burgess ve
arkadaşları 1994de yüz felcinden altı hafta sonra ölen
yaşlı bir erkek hastanın genikülat gangliyonunda herpes simpleks
virusunu (HSV) saptadılar. 1996 yılında ise, Murakami ve
arkadaşları Bell felçli 14 hastadan 11inin VII. sinirinin endonöral
sıvısında polimeraz zincir reaksiyonu tekniği ile HSV tip
Iin varlığını gösterdiler. Aynı grup, farelerin
kulaklarına inoküle ettikleri HSV ile hayvanlarda yüz felci
oluşturdular. Ayrıca fasiyal sinir ve genikülat gangliyonda virusa
karşı antijen varlığı gösterildi. Ramsay Hunt
sendromlu sekiz hastada varicella zoster virusu (VZV) bulunmasına
karşılık, Bell felçli hiçbir hastada VZV saptanmamıştır.
Klinik tablo bu hastalığa
özeldir. Genellikle öncesinde eşlik eden viral infeksiyonun ardından
yerleşen felç, alt motor nöron tipindedir. Kural olarak başlangıç
akuttur. Sıklıkla bazı hastalar felç öncesi günlerde aynı
taraf kulak ve çevresinde ağrı tanımlar. Kişi sabah
kalktığında yüzünün sağlam tarafa kaymış
olduğunu fark eder. Genellikle tablonun tamamlanması, bir başka
deyişle felcin yerleşmesine kadar geçen süre 48 saattir. Bu 48 ile 72
saat arasında değişim gösterebilir. Ender olarak bazı hastalarda
maksimum düzeye ulaşması bir haftayı bulabilir. Genellikle paralizinin
gelişimi kulak ardındaki ağrının kesilmesini izler. Az
sayıda hastada ağrı şiddetli ve uzun sürelidir. Bazı
hastalarda hafif düzeyde eşlik eden
ipsilateral V., IX. ve XI. kranyal sinir belirtileri vardır. Tam
yerleşmiş bir yüz felcinde; kaş kalkmaz-çatılamaz, göz kapanmaz-göz
aralık kalır, sıkamaz ve ağız sağlam tarafa
kaymıştır (Bakınız: Sinir Sistemi Semiyolojisi, Felçler, Şekil 3).
Bu tablo kişinin günlük yaşamına; göz yaşarması,
dizartri, ağız kenarından yiyecek kaçırma şeklinde
yansır. Ramsay Hunt sendromu varicella zoster virusunun genikülat gangliyonu
infekte etmesi sonucu ortaya çıkan yüz felcidir (herpes zoster oticus).
Dış kulak yolunda veziküller görülmesi ve yüz felcini daha
ağır seyretmesiyle Bell felcinden ayrılır. Diğerinden
daha ağır seyrettiği için vertigo, diplopi, işitme
azalması gibi eşlik eden diğer kranyal sinir tutulmaları da
fazladır. Tat duyusunda değişim korda timpaninin tutulduğu
durumlarda ortaya çıkar. İpsilateral kulakta hiperakuzi ya da
seslerin farklı biçimde algılanması, stapedius kasının
etkilendiğini gösterir. Az sayıda olguda BOSta hafif mononükleer
hücre artışı gözlenir. Hemen her zaman tek taraflı olan
Bell felci, iki taraflı ortaya çıktığı takdirde,
mutlaka arada anlamlı bir zaman aralığı vardır. Birbirine
yakın zamanda ortaya çıkan iki yanlı periferik yüz felçlerinde
altta yatan diğer nedenlerin aranması gerekir (Tablo 1). Tanı klinik ve gerekirse elektrofizyolojik olarak
konulur. Kendine sınırlı bu hastalıkta düzelme kural
olmakla birlikte bazı hastalar sekelsiz tam iyileşme gösterir, bazıları
ise sekelli kalır. Olguların %80-85 inde, haftalar içinde, en fazla
bir ya da ikinci ayda düzelme görülür. Tat duyusunun düzelmesi, hiperakuzinin
gerilemesi ya da ilk iki hafta içinde hastanın kaşını
oynatabiliyor, gözünü kapatabiliyor olması iyi prognozu gösterir. O
nedenle Bell felci tanısı alan bir hasta, ilk on gün içinde
günaşırı, daha sonra haftada bir kontrole
çağırılmalıdır. Prognozunu belirlemek amacıyla
klinik muayenenin yanı sıra EMG incelemesi gerekebilir. EMG
ağır akson tutulumu ile uyumlu ise düzelme sekelli olacaktır.
Tam düzelme olmayan ağır vakalarda, aylar içinde gelişen
kontraktür-sinkineziler; post-fasyal sinkinezi görülür. Reinnervasyonun
hatalı olması sonucu, kişi gözünü kapatırken ağız
kenarı çekilir ya da kontraktür gelişir (Şekil 2).
Tablo 1. Yüz
felcinde ayırıcı tanı kriterleri (MJ Morrowdan adapte
edilmiştir)
Viral
nedenler dışı etyolojisi olan fasiyal paralizilerin klinik özellikleri
Fasyal
zaafın çift taraflı olması
Diğer
kranyal sinirlerin tutulumu
Bir
haftayı aşan progresyon
Üç
ay sonunda iyileşme görülmemesi
Eşlik
eden sistemik hastalık
Diğer alternatif tanılar
Travma
Sarkoidoz
Lyme
hastalığı
Tüberküloz
Otitis
medya
Arka çukur
ve parotis tümörleri
Şekil 2. Post-fasyal sinkinezi. Şekil 2a da daha önce sağ periferik
yüz felci geçirmiş olan hastanın istirahat hali görülüyor. Sağ
nazolabyal oluğun derinleşmiş oluşuna dikkat ediniz
(kontraktür). Şekil
2b de ise aynı hasta istemli kaş kaldırma hareketi
yaparken sağ göz açıklığının daralması ve
sağ ağız köşesinin çekilmesi izlenmekte (sinkinezi).
Yüz felçli bir hastada düzelme tam
olmadığı takdirde gelişecek sekel kişinin yüzünde post-fasyal sinkinezi olarak bilinen
istemsiz hareketlere yol açabilir. Bu durumda tedavi protokolü ne olmalıdır?
Öncelikle hasta yüz felciyle karşınıza geldiğinde bunun yalnızca
yüze sınırlı olduğunu anlatmak gerekir. Hastaların
çoğu gelişebilecek hemiplejiden endişe etmektedir. Bell ile HZO
arasında ayırıcı tanı yapılması tedavi ve
prognoz açısından önem taşımaktadır.
Hastalığın erken evresinde (ilk iki hafta) hastayı sık
görmek seyir ve prognoz konusunda anlamlı bilgi verecektir. Pratik kolaylığı
bakımından yüz felcini parsiyel ve total olarak iki gruba
ayırmak uygun olacaktır. Hafif düzeyde, parsiyel bir felcin sekelsiz düzelmesi
kuraldır. Bu bilgi ağır parsiyel ve total yüz felçleri için
tersinedir. Bugün için steroid kullanımının
yararlılığına ilişkin çalışmalar
yapılmış olmakla birlikte,lı sonuçlar
yararlığı olası
şeklinde nitelemektedir. Halen steroid kullanımının
yararına ilişkin net, oturmuş bir bilgi bulunmamakla birlikte
kontrindikasyonu olmayan total yüz felçli olgularda, özellikle HZOda kullanmak
uygundur. Özellikle erken dönemde indikasyonu vardır. Hastalığın
yedinci gününde doktora gelen bir hasta için steroid kullanımı gereksizdir
ve tedavi verme süresi ilk beş günle sınırlıdır. Kısa
süreli, düşük doz prednizolon tedavisi, 20-40mg/gün ilk hafta, ikinci
haftadan başlayarak azaltıp kesme şeklinde
planlandığında steroidin kronik kullanımına
ilişkin yan etkilerden de kurtulunmuş olunur. Olguların %80inin
viral etkene bağlı olduğu göz önüne alındığında
antiviral ajanların (asiklovir-famsiklovir ve valasiklovir gibi) kullanımı
öngörülmelidir (Tablo 2). Masaj,
aktif hareket egzersizleri, fizyoterapi uygulanması yararlıdır. Cerrahi
tedavi yöntemi olarak yüz siniri dekompresyonun etkili olduğu
gösterilmiş değildir. Ancak ağır sekel kalan hastalarda
estetik amaçlı cerrahi düşünülebilir.
Tablo 2. Viral
fasyal paralizide medikal tedavi (MJ Morrowdan adapte edilmiştir)
Genel koruma
tedavisi
Suni
gözyaşı, oftalmik pomadlar
Koruyucu
göz maskesi
Tarsorafi
(göz kapağının cerrahi dikilmesi)
İlaçla
Tedavi
Prednizolon
40-60mg/gün ; 5-7 gün boyunca, sonraki hafta içinde azaltarak kesme
Asiklovir 2000-4000mg/gün (beş eşit doza bölünerek)? (HZO da daha yüksek doz kullanılmalı)
veya Famsiklovir
500mgX3/gün, 7 gün (HZO da daha yararlı)
veya Valasiklovir 1000mgX 3/gün, 7gün
Genikülat nevralji, fasyal sinirin
duyu dalı olan nervus intermediyusun nevraljisidir. Sürekli ya da paroksismal
olan bu ağrı dış kulak yolu, kulak çevresi, bazen de yüzde
hissedilir. Atipik yüz ağrılarıyla tanı güçlüğü
yaratabilir. Medikal tedaviye yanıtı iyi değildir.
Yüz Felcinin Diğer Nedenleri
İnfeksiyonlar: Borrelia burgdorferi infeksiyonu olan Lyme
hastalığı, lepra, HIV infeksiyonu, meningitis tüberkülozada ve
karsinomatoz menenjitlerde yüz felci görülebilir. Çift taraflı dipleji fasiyal
tabloları sarkoidoz ve Guillain-Barré sendromuna eşlik eder.
Şekil 3. Ramsay Hunt (HZO) sendromunda
dış kulak yolu ve kulak kepçesinin görünümü
Travma: Kafa travmalarında özellikle temporal
kemiklerden geçen fraktürler yüz felçlerine yol açabilir.
Şekil 4. Travma ardından bilateral
periferik fasiyal paralizi gelişen hastanın BT kesitinde her iki
petroz kemikten geçen fraktür hatları görülüyor (^).
Tümörler: Meme, akciğer, prostat gibi kemik
metastazı yapan tümörlerin temporal kemiği tutmaları sonucu,
yavaş gelişen yüz felçleri görülür. Ponto-serebellar köşe
tümörleri de yavaş gelişen yüz felcine yol açar.
Hemifasiyal Spazm
Bir yüz yarısında ortaya
çıkan, irregüler, ağrısız, klonik çekilmelerdir. Herhangi
bilinen bir neden olmaksızın ortaya çıkan, sıklıkla 5.
ve 6. dekadda, kadınlarda daha çok görülen klinik bir antitedir.
Sıklıkla göz çevresi kaslarından başlayarak
aşağı yüz yarısına yayılır. Klonik
kasılmalar tüm yüz kaslarında eş zamanlıdır ve paroksizmal
halde gelirler (Bakınız: Sinir Sistemi Semiyolojisi, İstemsiz Hareketler,
Şekil 4).
Kişi heyecanlı, stresli ise kasılma
sıklığında artma görülür. Kranyal BT ve MR
görüntülemelerinde, kalın bir baziler arterin hemifasyal spazm
tarafındaki ponto-serebellar köşeye doğru kıvrım
yaptığı gözlenir. Olguların büyük bir kısmında
fasyal sinirin beyin sapından çıktığı bölgede kronik
bir arteryel basının yol açtığı demiyelinizasyonun
istemsiz hareketleri başlatan faktör olduğu düşünülür.
Görüntüleme incelemeleri ile bazen basıya yol açan damarı belirlemek
mümkündür (Şekil 5). Daha az sayıdaki hastada ponto-serebellar
bölge yerleşimli yer kaplayıcı bir süreç hemifasiyal spazmdan
sorumludur. Medikal tedavide difenilhidantoin, karbamazepin ve klonazepam gibi
antikonvülzif ajanlar denenmekle birlikte bu ilaçların yararı
sınırlıdır. Yaşı, genel durumu ve
kişisel tercihi bir arka çukur operasyonuna uygun olan hastalarda, fasyal
siniri bası oluşturan damardan uzaklaştıran cerrahi
girişimden başarılı sonuçlar alınır. Hastalar
sıklıkla diğer medikal tedavilerden
yararlanmadığı için botulinum toksin tedavisi ilk seçenek haline
gelmiştir. Hastasına göre değişmekle birlikte özellikle
perioküler yerleşimli mimik kaslara yapılan botulinum toksini
injeksiyonu, 2-4/yıl olarak tekrarlandığında oldukça yüz
güldürücü olmaktadır.
Şekil 5. Hemifasyal spazmda T2a transversal MR kesitleri. Şekil
5ada. Sol pontoserebellar köşeye doğru kıvrımlanan
baziler arter izleniyor(*). Şekil
5bde sol pontoserebellar köşede ponstan internal akustik kanala
doğru uzanan VII-VIII sinir kompleksi (v ^ işaretleri arasında),
Şekil
5cde ise bu sinirlerle yakın ilişkisi olan damar
kıvrımı görülmekte (<).
VIII. Kranyal Sinir; N. Stato-Acusticus
Kokleovestibüler sinir,
işitmeyi sağlayan koklear parça ile denge ve bedenin uzamsal konumunu
düzenleyen vestibüler komponent olmak üzere iki ayrı sinirden oluşur.
Kokleadaki spiral gangliyon hücreleri bipolardır. Periferik bölümü, iç
kulaktaki spiral korti organında bulunan nöroepitelyumda ses olarak
algıladıklarını sinir impulsuna çevirmek üzere
özelleşmişlerdir. Santral lifler sekizinci sinirin koklear bölümünü
oluşturur. İç kulak skarpa gangliyonundaki bipolar hücrelerin
periferik uzantıları, labirentte (semisirküler kanal, utrikulus ve
sakkulus) özelleşmiş duysal epitel hücrelerinde sonlanır. Spiral
ve vestibüler gangliondan çıkan santral uzantılar, kranyum içine
internal odituvar meatustan birleşik olarak girerler (Şekil 5b). Burada fasyal sinirle komşudurlar.
Serebello-pontin açıyı geçerek pons-bulbus bileşkesinden
beyinsapına girerler. Koklear lifler, temporal lobdaki primer işitme
korteksinde, vestibüler lifler ise dört adet olan vestibüler nüvelerde
sonlanır. Semisirküler kanallardan çıkan bazı lifler
doğrudan serebellumun flokülonodüler lobu ve komşu vermiyan kortekse
gider (vestibüloserebellum). Serebellumla vestibüler nüvelerin ilişkisi
ipsilateraldir. Ayrıca vestibüler nüvelerden serebruma, özellikle
intraparietal sulkus ve superior sylvian girusa projeksiyonlar vardır.
Akustik sinir lezyonlarında
işitme kaybolur (sağırlık). Başlıca üç tip
sağırlık görülür.
1.İletim tipi
sağırlık: Dış ya da orta kulak
hastalıklarında sesler kokleaya iletilemez. Örneğin: kronik
otitis media vb gibi.
2. Sinirsel tip
sağırlık: Koklea ya da sekizinci sinirin koklear
dalını tutan bir lezyon söz konusudur.
3. Santral tip
sağırlıkta ise, koklear nüveler ya da onların santral
bağlantıları veya temporal lobdaki primer işitme
korteksinin bağlantılarını tutan bir lezyon söz konusudur.
Kulak Çınlaması (Tinnitus)
Subjektif
çınlama: Yalnızca
hasta tarafından duyulan bu tip oldukça sık görülür. Orta ve iç kulak
hastalıklarında ortaya çıkar. Persistan olanlara
sıklıkla sağırlık eşlik eder. Ménière hastalığı
ve palatal miyoklonusta görülen bu tiptir.
Objektif
çınlama: Ses muayene
eden tarafından da duyulur. Burada iç kulak, baş-boyun
yapılarındaki hastalıklar işitsel nöronları
uyarırlar ve bu ses olarak algılanır. En sık görüldüğü
tablolar; kafa içi basınç artması, glomus tümörleri ve karotis hastalıklarıdır.
Baş Dönmesi (Ayrıca bakınız: Vertigo ve Dengesizlik)
Vertigo baş-sırt ağrısı ve
yorgunluk gibi sık görülen bir yakınmadır. Psödovertigo, hasta
tarafından sersemlik hissi, havada ya da bulutlarda yürümek gibi
aktarılır. Gerçek vertigoda ise etrafta herşey döner, yer
altından kayar gibi sözcüklerle anlatılır ve hemen her zaman
eşlik eden bulantı, kusma, yürümede zorlanma vardır. İyi
bir anamnezle iki farklı tip ayırt edilir. Psödovertigonun en
sık görüldüğü tablolar; anksiyete atakları, ağır
anemiler, aort stenozu, ortastatik hipotansiyon ve hipoglisemilerdir.
Nörolojik Kökenli Vertigo
Temporal lob posterolaterali ya da
inferior parietal lobül kaynaklı epileptik nöbetlerde vertigo görülür.
Enderdir. Diplopiye yol açan akut oftalmoplejilerde uzamsal oryantasyon
bozulduğundan sersemlik ve bulantı ortaya çıkabilir. Serebellar
hemisferler ve vermis ile alt beyinsapı lezyonlarında vertigo ile
buna eşlik eden nistagmus vardır.
Labirent
Kaynaklı Vertigolar:
En sık görülen vertigo
nedenleri bu grupta yer alır.
Ménière hastalığı: Yineleyici vertigo atakları, kulak
çınlaması ve zaman içerisinde süregelen ataklarla yerleşen
sağırlıkla karakterizedir. Ellili yaşlarda, her iki cinste
eşit oranda görülür. Sporadik olmakla birlikte herediter formu da
bildirilmiştir. Tipik bir atakta; ani başlayan, birkaç dakika ile saatler
arasında süren vertigo ve değişen şiddette kusma bulunur.
Kişi yataktan kalkamaz. Kulakta dolgunluk hissi ve çınlama
vardır. Akut atağa, horizontal ve yavaş fazı hasta
kulağa vuran nistagmus eşlik eder. Tedavi, atak sırasında
yatak istirahati ile antiemetik ve dimenhidrinat (dramamine) gibi
antihistaminiklerdir. Hasta vertigosunu azaltacak en uygun yatış
pozisyonunu bulur. Atak sıklığı, ayda 2-3 veya senede bir
gibi hastadan hastaya faklılık gösterir.
Benign paroksizmal pozisyonel
vertigo: Başın
ani pozisyon değiştirmesine gövde uyum sağlayamaz ve yatma,
yataktan kalkma, başın çevrilmesi vb nedenler paroksismal vertigo
ataklarını ortaya çıkarır. Buna eşlik eden nistagmus
vardır. Ataklar bir dakikadan az sürer. Periyodik olarak günler-aylar
içinde görülse de atak sıklığının yılları
bulması enderdir. İşitme kusuru ve çınlama gelişmez.
Tanısında Nylén-Barany testinden yararlanılır. Benign pozisyonel
vertigoya dislokasyona uğrayıp semisirküler kanallar içinde serbestçe
hareket eden otolitlerin neden olduğu bilinmektedir. Başa
ardışık pozisyonlar verdirilerek yapılan repozisyonel (Epley) manevralar tedavide öncelik
taşır. Yaşlılarda görülen, atağın birkaç saniye
gibi kısa süreli ya da yıllarca süregelen tiplerinde tedavi gerekmez.
Vestibüler nöronit (nöropati): Paroksizmal, sıklıkla tek bir
vertigo atağı ile beliren, selim bir tablodur. Buna çınlama ve
sağırlık eklenmez. Hastalar genelde genç-orta yaş
erişkinlerdir. Cins ayırımı yoktur. Akut ortaya çıkar,
bazı hastalar birkaç hafta öncesinde geçirilmiş non-spesifik üst
solunum yolu infeksiyonu anamnezi verirler. Etyolojisi bilinmemekle birlikte,
Bell felci gibi viral orijinli olduğu varsayılmaktadır. Vertigo
atağı ve kusma günler içinde şiddetini azaltarak geçmekle
birlikte ani baş hareketiyle oluşan fenalık hissi haftalarca
kalır. Tedavi semptomatiktir.
IX. Kranyal sinir; N. Glossopharingeus:
Motor, somatik duyu, viseral motor
ve duyusal innervasyonu vardır ve dil 1/3 arka kısmının tat
duyusunu sağlar. Alt beyinsapından çıktıktan sonra, vagus
ve aksesoriyus sinirleri ile birlikte foramen jugulareden kafatasını
terkederler. Bu nedenle izole lezyonu yok gibidir. Juguler forameni tutan
glomus jugulare tümörlerinde her üç kranyal sinirin felci görülür (Şekil
6).
Glossofaringeal Nevralji;
IX. sinir kökenli
ağrının trigeminal nevraljiye benzer formudur. Diğerine
oranla çok seyrek görülür. Tek taraflı, dil kökünden gırtlağa
yayılan, şiddetli, şimşekvari, paroksismal
ağrılar klinik tabloyu belirler. Bazen, vagal bölgeye
yayıldığı zaman, ağrı çene ve dış kulak
yolunda hissedilir. Vagal yayılımı olan hastaların
bazısında, ağrıya eşlik eden bradikardi, senkop
atakları olabilir, ani ölümler de bildirilmiştir. Öksürme,
hapşırma, yutma gibi işlevler ağrıyı provoke
eder. Tanı, diğer etyolojik faktörlerin dışlanmasıyla
konur. Tedavi trigeminal nevraljide belirtildiği gibidir.
X. Kranyal sinir, N.Vagus
Kranyal sinirler içinde en uzun
olan X. sinirde; viseral motor ve duysal komponent en belirgindir. Ayrıca
motor ve somatik duyusal innervasyonu vardır. Boyunda; karotis
kılıfının içinde, karotisle juguler ven arasında yer
aldığı için spontan karotis diseksiyonlarında izole, tek
taraflı vagus felci görülür. Mediasten yönünden de basıya
uğratılabilir. En sık görülen felci, Wallenberg sendromunda
olduğu gibi, akut gelişen alt beyinsapı vasküler
lezyonlarına bağlıdır.
XI. Kranyal sinir; N. Accessorius
Sternokleidomastoid ve trapezi kası
üst parçasını çalıştıran, saf motor bir sinirdir .
Pratikte en sık görülen, boynun lokal cerrahi girişimlerinde ortaya
çıkan lezyonudur (Şekil 8.21). Kanat skapula tablosunun
ayırıcı tanısında izole aksesuvar sinir lezyonu
düşünülmelidir. Uzun torasik sinir lezyonuna bağlı olarak
gelişen kanat skapulada kanatlaşma, kol öne doğru
kaldırıldığında belirginleşir ve skapulanın
medial kenarı ortaya çıkarken, aksesuvar sinir felcine
bağlı olanda kolun abdüksiyonu ile belirgin hale gelir ve skapula
yukarı doğru hareket eder (Şekil 6).
Şekil 6. Sağda glomus jugulare tümörü. Şekil
6ada tümörün kafa tabanı sağ tarafında
oluşturduğu kemik destrüksiyonu izleniyor (*). Şekil
6bde koronal planda alınmış kontrastlı T1a MR
kesitinde kontrast tutan glomus jugulare tümörü görülmekte. Şekil
6cde hastanın kollarına abduksiyon yaptırma
girişimi sırasında sağ skapulanın yukarı hareketi
dikkati çekiyor (XI. Sinir felcine bağlı skapular hörgüçlenme) (vvv).
Aynı hastada XII. Sinir felcine bağlı dilin sağ
tarafındaki atrofi için Şekil
8.22ye bakınız)
XII. Kranyal sinir; N. Hypoglossus
Dilin intrensek ve ekstrensek tüm
kaslarını çalıştıran, saf motor bir sinirdir.
İzole lezyonları seyrek olmakla birlikte, pratikte oksipital kondili
tutan kemik metastazlarında ipsilateral atrofi ortaya çıkar (Şekil
8.22). Karotis arterin anevrizma ve diseksiyonlarında, motor nöron
hastalığında hipoglosus tutulması görülür.
Multipl Kranyal Sinir Felçleri
Çok sayıda kranyal sinir tek
bir etkenle hastalanabilir. Burada en önemli soru felcin beyinsapının
içinde veya dışındaki bir lezyona bağlı
olmasıdır. Beyinsapını tutan intrensek lezyonlarda kranyal
sinirlerin yanı sıra, inen motor ve çıkan duysal yollara ait
belirti ve bulgular vardır. Çoğunluğu beyinsapı
yapılarının lezyonlarına bağlı olarak
gelişen ve çapraz sendrom olarak bilinen bu lezyonlar sıklıkla
serebrovasküler nedenlere bağlıdır.
Beyinsapı
dışındaki multipl kranyal sinir tutulmaları farklı
etyolojik nedenlerle ortaya çıkar. Çeşitli travmalarda akut,, herpes
zoster infeksiyonu, difteri, sarkoidoz, Wegener granülomatozu, nasofaringeal
tümörlerde, menengeal karsinamotozis, anevrizma gibi arter
hastalıklarında ise subakut yerleşimli, yani daha yavaş gelişen
kranyal sinir tutulmaları söz konusudur.
Şekiller Dr.
A. Emre ÖGE tarafından sağlanmıştır.
KAYNAKLAR
1.
Adams RD, Victor M, Ropper AH (editörler). Principles of
Neurology, 7th edition. Mc Graw Hill, New York, 2003.
2.
Asbury AK, Thomas PK (eds): Peripheral Nerve Disorders 2.
Oxford: Butterworth-Heinemann, 1995.
3.
Finelli PF, Mair RG. Disturbances of Taste and Smell. İçinde:
Bradley WG, Daroff RB, Fenichel GM and Marsden CD (eds). Neurology in Clinical
Practice. 3rd ed. Boston: Butterworth-Heinemann, 2000: 263-270.
4.
Hanson MR, Sweeney PJ. Disturbances of Lower Cranial
Nerves. İçinde: Bradley WG, Daroff RB, Fenichel GM and Marsden CD (eds).
Neurology in Clinical Practice. 3rd ed. Boston: Butterworth-Heinemann, 2000:
271-284.
5.
Rowland LP. Merritts Textbook of Neurology, 9th Ed.Wiliams
and Wilkins, Philadelphia, 1995
6.
Troost BT, Arguello LC. Hearing Loss and Tinnitus Without
Dizziness or Vertigo. İçinde: Bradley WG, Daroff RB, Fenichel GM and
Marsden CD (eds). Neurology in Clinical Practice. 3rd Ed. Boston: Butterworth-Heinemann,
2000: 253-262.
7.
Noseworthy JH (Ed). Neurological Therapeutics. Principles
and Practice. 2.Ed. Oxon: Informa Healthcare, 2006