SİSTEMİK HASTALIKLARIN
NÖROLOJİK KOMPLİKASYONLARI
M. Barış BASLO
Son güncelleştirme tarihi: 01.03.2010
İnsan
vücudundaki özelleşmiş organ topluluklarından kurulu,
çeşitli sistemleri tutan hastalıklar, doğrudan ya da
dolaylı olarak sinir sistemini etkileyebilmektedir. Tüm organ
sistemlerinin ortak bir denge halinde (homeostasis) birbirleriyle uyumlu
çalıştıkları düşünülürse, böyle bir etkileşim
şaşırtıcı gelmemektedir. Ancak, sinir sistemi tüm
organ sistemleri arasında yüksek metabolizma hızı, birim doku
başına gösterdiği yüksek oksijen ve glikoz ihtiyacı ile
diğer organlardan ayrılmakta; başka bir deyişle vücutta
süregelen herhangi bir rahatsızlıktan, diğer organ sistemlerine
göre daha erken, daha ağır ve hatta daha uzun süreli
etkilenebilmektedir. Ek olarak, sinir sisteminin diğer organ sistemleri
üzerindeki kontrol edici ve düzenleyici işlevleri; vücudun herhangi bir
organında gelişebilecek rahatsızlıklara karşı
kayıtsız kalmasına engel olmakta; şu ya da bu şekilde
sinir sistemi patofizyolojik sürece katılmaktadır.
Bilinen
sistemik bir hastalığı olan kişilerde gelişebilecek
nörolojik komplikasyonlar hekim tarafından önceden tahmin edilebilir,
mümkünse tedbiri alınabilir niteliktedir. Bu tür bir komplikasyon
geliştiğinde de teşhisi ve tedavi yönelimi daha kolay
olmaktadır. Ancak sistemik hastalıklar; sıklıkla ilgili
organ sistemlerinden önce, ilk olarak sinir sistemine ait bulgulara yol
açarlar. Bu gibi durumlarda, doğru teşhis ve uygun tedavi
düzenlemeleri için; altta yatan sistemik hastalığın
saptanması esastır. Bu şartlar altında hekimin sistemik
hastalıkların nörolojik komplikasyonları hakkındaki bilgi
ve tecrübesi belirleyici olmaktadır.
Sistemik
hastalıkların nörolojik komplikasyonları çeşitli
şekillerde ele alınabilir. Hastalığın kendisinden yola
çıkıp, nörolojik tablo detaylandırılabileceği gibi;
sinir sisteminde etkilenen bölüm üzerinden veya altta yatan patofizyolojik
mekanizma temel alınarak detaylandırılabilir. Burada, sinir
sistemi tutulumuna yol açan patofizyolojik mekanizmalar üzerinden bir
tartışma sunulacaktır (Tablo
1).
Tablo
1. Sistemik Hastalıklarda Nörolojik Tutulum
I - Vasküler nedenli
A
- İskemik olanlar
Kardiyoembolizm
Senkop
ve kalp durması
Aort
ve dallarına ait hastalıklar
Hiperkoagülabilite
ile seyreden süreçler
B
- Hemorajik olanlar
Kanama
diyatezleri
II - İnflamatuvar nedenli
Bağ
dokusu hastalıkları
Vaskülitler
Granülomatöz
hastalıklar
III - İnfektif nedenli
Komşu
doku infeksiyonları (sinüs infeksiyonları venöz
tromboz/tromboflebit)
Hematojen
yayılım (sepsis, infektif endokardit)
IV - Toksik ve
Metabolik nedenli
Hipoksi,
hiperkapni, asit baz dengesi bozuklukları
Elektrolit
dengesizliği
Endokrin
bozukluklar
Detoksifikasyon
yetersizliği (böbrek karaciğer işlev kusurları)
VI - Neoplastik nedenli
Metastatik
yayılım
Paraneoplastik
süreçler
VII - İyatrojenik olanlar
Tanıya
yönelik başvurulan yardımcı laboratuvar işlemlerinin
komplikasyonları
Cerrahi
girişim sırasında etkilenme
Medikal
tedavi ile etkilenme
VIII - Multifaktöryel olanlar
VASKÜLER MEKANİZMA İLE GELİŞEN
NÖROLOJİK KOMPLİKASYONLAR
A İskemik olanlar
Kalp-damar
hastaları arasında nörolojik komplikasyonlar, önemli bir mortalite ve
morbidite nedenidir.
Kardiyoembolizm
Kalp
kapak hastalıkları (konjenital ya da edinsel), ritim kusurları,
miyokard infarktüsü gibi hayatı tehdit edebilecek kalp
hastalıkları; kalp odacıkları içerisinde kan
akımını bozarak, kimi kez kanın göllenmesine yol açarak
trombüs oluşumuna neden olmaktadır. Sistol sırasında bu
trombüsten kopmuş parçaların merkezi sinir sistemi arterlerine
atılması ile birlikte, genel serebral hipoperfüzyon ve senkop, inme
hatta ani ölüm ile sonlanan nörolojik tablolar gelişmektedir.
Mitral stenoz ve atrial fibrilasyon kalp kökenli serebral emboliye yol açan nedeler arasında en önde
gelir. Ayrıca, prostetik kalp kapakları, atrial miksoma, hasta sinüs
sendromu da kardiyoemboliye yol açmaktadır. Ekokardiyografi (transtorasik
ve transösofageal) ve EKG ile teşhis edilen bu hastalıkların
mutad tedavilerine antiagregan ve/veya antikoagülan ilaçların eklenmesi
önerilmektedir.
Miyokard infarktüsü sonrası 2 ay içerisinde, özellikle infarktüsten sonraki ilk
haftada kalp kökenli serebral emboliye rastlanabilir. İnfarktüs
alanının miyokardın apikal, anterolateral segmentlerini
içerisine alması ya da geniş bir miyokard segmentini ilgilendirmesi
embolizm riskini arttırmaktadır. Geç dönemde, miyokard dokusunda
hipo-akinetik segmentlerin oluşumu ve hatta anevrizma teşekkülü,
kardiyoembolizm için yüksek risk taşımaktadır.
Mitral valf prolapsusu da düşük olasılıkla kardiyoembolizme sebep olabilir.
Ancak, beraberinde atrial fibrilasyon varsa ya da öncesinde kardiyoembolik bir
olay yaşanmışsa antikoagülan tedavi önerilmektedir.
İnfektif endokardit seyri sırasında kardioembolik inme görülebilir. Embolinin
içeriği septik olduğundan, bu hastalarda; serebral mikotik anevrizma,
septik arterite bağlı hemorajik inme, serebral apse ve menenjit
gelişebilir. İnfektif endokardite bağlı gelişen
serebral embolilerde bu nedenle sistemik antibiyoterapi tercih edilmeli ve
antikoagülasyondan kaçınılmalıdır.
Senkop
ve kalp durması
Sıklıkla
kardiyak aritmiler (ventriküler taşikardi-fibrilasyon, hasta sinüs
sendromu, paroksismal taşikardiler) ya da sol ventrikül
çıkış yolu obstrüksiyonları geçici global serebral
hipoperfüzyona yol açar, bu da senkop ile sonuçlanır. Hasta şuurunu
kaybetmeden evvel göz kararması, baş dönmesi olabilir. Senkop
sırasında kas tonusunun kaybı esastır, ancak uzun süren
iskemi, tonik kasılmalara, bazen miyokloni benzeri sıçramalara yol
açar. Hasta idrarını kaçırabilir. Bu tablo (Adams-Stokes sendromu)
yanlışlıkla jeneralize konvülzüyon olarak
değerlendirilmemelidir.
Kardiyak
debinin %15'ini alan merkezi sinir sisteminde, asistoli halinde geri
dönüşümsüz iskemik-anoksik hasarlar meydana gelir. Hasarın derecesini
belirleyen iskeminin süresidir. Bu durumda metabolizması daha
hızlı olan serebral gri madde öncelikle etkilenir. Perfüzyonun
kısıtlı olduğu sınır sulama alanları da
iskemiye duyarlıdır.
Beş
dakikadan kısa süren dolaşım kollapsı, kısa süreli
bilinç kaybının ardından sekelsiz ya da hafif bilişsel
fonksiyon bozuklukları ile düzelir. Daha uzun süreli serebral iskemi
halinde bilişsel ve diğer kortikal işlev bozuklukları,
nöbetler, amnestik sendromlar ve kişilik değişiklikleri sekel
olarak kalabilir. Daha nadiren locked-in
sendromu, parkinsonizm ve diğer ekstapiramidal sendromlar, aksiyon
miyoklonileri gelişebilir. Uzun süreli kalp durması ve yaygın,
geri dönüşümsüz serebral hasarlanma kendisini koma ve bitkisel hayat ile
gösterir.
Kardiyovasküler
sistem hastalıklarının teşhisi ve tedavisi
sırasında başvurulan invazif yöntemlerin (kalp kateterizasyonu
ve anjiografi, anjioplasti, valvuloplasti) de bir komplikasyonu olarak sinir
sistemi etkilenebilir. Ayrıca, medikal terapötik ajanların da sinir
sistemi üzerine istenmeyen etkileri olmaktadır. Örneğin, amiodaron
tremor, duysal-motor polinöropati, miyopati, optik nöropati yapabilir;
prokainamid miyastenia gravisi belirgin kılar, kalsiyum kanal blokerleri
nadiren ensefalopati yapabilir.
Aort
ve Dallarına Ait Hastalıklar
Beyin-omurilik
kanlanması aort ve dalları ile sağlanır. Desendan aortun
konjenital ya da edinsel hastalıkları; omurilik iskemisi, iskemik transvers
miyelopati (anterior spinal arter sendromu) ve klodikasyon ile ortaya
çıkar.
Arkus aorta ve major dalları ise serebral perfüzyonu sağlarlar. Bu vasküler yapıların
hastalıkları geçici iskemik atak ya da inme ile sonlanır. Aort
anevrizmaları (disekan aort anevrizması, sifilitik ya da
aterosklerotik aort anevrizmaları), aortit (sifiliz, Takayasu arteriti,
kollajen doku hastalıkları), ateroskleroz ve aort koarktasyonu bu
grupta sayılan başlıca hastalıklardır.
Subklavyen
arterin vertebral arter çıkışından daha proksimalde
tıkanması; o taraf ekstremitesinin aynı taraf vertebral
arterinden retrograd bir kan akımı ile perfüzyonuna sebep olur.
Hastalar, özellikle o ekstremitelerini gayretli kullandıklarında
belirginleşen vertebrobaziler sistem sulama alanına ait iskemik
bulgular ile hekime başvururlar. Bu özel klinik tablo Subklavyen
çalma sendromu olarak bilinir. Hasta tarafta nabız
azalmıştır ve iki kol arasında
Hiperkoagülabilite
ile seyreden süreçler de iskemik natürde serebrovasküler hastalıklara neden olabilir.
Bunlar; kanın şekilli elemanlarını etkileyen, plazmada
anormal proteinlerin bulunduğu veya pıhtılaşma
pıhtı eritme sistemlerine ait kusurların bulunduğu
patofizyolojik süreçlerdir. Polistemia
vera hastalarında yüksek
değerlere ulaşan kanın şekilli elemanları, kan
akımında yavaşlama ile birlikte iskemik vasküler belirti ve
bulguların nedeni olabilmektedir. Orak hücreli anemi hastalarında,
hipoksi, sistemik infeksiyonlar, dehidratasyon ve asidoz ile tetiklenen ataklar
sırasında iskemik serebrovasküler hastalıklar görülebilir. Lökoz vakalarında da hiperviskozite
ile birlikte geçici fokal nörolojik defisitler ve inme gelişebilir. Waldenström makroglobulinemisi ve kriyoglobulinemilerde artmış
viskozite iskemik serebrovasküler komplikasyonlara neden olabilir. Koagülasyon
ve fibrinoliz döngülerine ait proteinlerin eksiklikleri veya işlevsel
kusurları (Protein C, S ve
antitrombin III) özellikle genç yaş grubunda iskemik serebrovasküler
hastalık ile ortaya çıkabilir.
B Hemorajik Olanlar
Pıhtılaşma
mekanizmasının doğuştan kusurları (hemofili gibi), trombosit sayı
eksikliği veya işlevsel kusurları; intrakranyal, parenkim içi
veya dışında yerleşmiş kanamalara neden
olmaktadır. Lenforetiküler sistem maliniteleri arasında lösemiler de sistemik bulguların
yanı sıra merkezi sinir sisteminde hemorajik komplikasyonlara yol
açabilen süreçlerdir. Kronik
karaciğer hastalıkları pıhtılaşma sisteminde
görevi olan proteinlerin edinsel eksikliği üzerinden; kronik böbrek yetmezliği de trombosit agregasyonu ve
pıhtı oluşumunda neden olduğu ikincil işlev
kusurları ile merkezi sinir sistemi kanamalarına neden olabilir.
İNFLAMATUAR MEKANİZMA İLE GELİŞEN
NÖROLOJİK KOMPLİKASYONLAR
Bağ
dokusu hastalıkları ve vaskülitlerin seyri sırasında sinir
sistemini ilgilendiren komplikasyonlar gelişebililir. Bu
hastalıkların nörolojik komplikasyonları sıklıkla
bilişsel işlev bozuklukları, fokal nörolojik bulgular ve periferik
sinir hastalıkları ile karakterizedir.
Vaskülitik nöropatinin önemli bir özelliği taraf
sinirlerini tek tek giderek artan sayıda ve rasgele tutmasıdır.
Bu klinik tablo mononöropati multipleks olarak
bilinir. Periferik sinirlerde vaso nervorumların vaskülitik süreç
içerisinde tutulmaları, sinirlerin perfüzyonunun az olduğu
sınır sulama bölgelerinde etkilenmesine yol açar (önkol, kol ya da
uyluk bölgesi ortası hizasında). Temel patofizyoloji aksonal
dejenerasyondur. Süreç içerisinde
etkilenen periferik sinir sayısı artar, tablo simetri kazanır ve
artık söz konusu olan bir polinöropati sendromudur.
Poliarteritis
nodosa, Churg-Strauss sendromu vakalarının
yaklaşık %60ında periferik nöropati vardır.
Sıklıkla ağrılı mononöropati multipleks
şeklindedir. Merkezi sinir sistemi tutulması
hastalığın ilerleyen dönemlerinde olur ve genellikle
başağrısı, davranış değişiklikleri ve
konfüzyonel durum ile karakterizedir. Merkezi sinir sisteminin fokal belirti ve
bulguları nadirdir.
Dev hücreli
arterit grubundan olan temporal arterit vakalarında,
ileri yaşta olan hastaların ilk şikayeti şiddetli
başağrısı olmaktadır. Karotis eksternanın
baş-boyun dallarını tutan bu vaskülitte ayrıca çene
klodikasyonu ve tedavi edilmediği takdirde körlük gelişebilir.
Vakaların yarısında sedimentasyon hızı yüksek bulunur.
Arterler seyirleri boyunca hassas ve şiş bulunabilir; palpasyonda
nodüller hissedilebilir. Kesin tanı arter biyopsisi ile konulur. Ancak
şüphe halinde, biyopsi sonucu beklenmeden yüksek doz kortikosteroid
tedavisi başlanmalıdır. Vakaların %15inde periferik polinöropati
de mevcuttur. Tabloya sıklıkla polimiyalji
romatika eşlik eder. (Ayrıca bakınız: Başağrısı)
Wegener
granülomatozu olan
hastaların yarısında nörolojik tutulum vardır. Periferik
etkilenme sıklıkla mononöritis multipleks şeklinde olup simetrik
polinöropati nadirdir. Merkezi sinir sisteminde vaskülite bağlı
iskemik komplikasyonlar, üst solunum yolundaki granülomların kafa
içerisine yayılımı ile bazal menenjit, kranyal nöropatiler ve
venöz sinus oklüzyonları görülebilir.
Sinir sisteminin
izole anjiiti başağrısı, bilişsel
ve nöropsikolojik bozukluklar, fokal ya da multifokal defisitler ile
karakterize; BOSda pleositoz ve protein artışı ile seyreden bir
hastalıktır. Sistemik inflamasyonun laboratuvar bulguları
genellikle yoktur.
Bağ
dokusu hastalıkları arasında en sık görülen romatoid
artrit, merkezi sinir sistemi etkilenmesi nadir olan bir
hastalıktır. Atlantoaksiyal dislokasyon ile miyelopati, vertebral
arter tutulumu, beyinsapı etkilenmesi yapabilir. Periferik distal duysal,
ya da duysal-motor polinöropati sendromu ile tuzak nöropatileri (bilek
kanalı sendromu gibi) daha sıktır.
Sistemik lupus
eritematozus vakalarının 2/3ünde
hastalığın seyri boyunca herhangi bir dönemde nörolojik tutulum
gelişmektedir. En sık psikotik bozukluklar, serebal infarktlara
bağlı gelişen fokal nörolojik defisitler, diskinezi ve kore,
jeneralize ya da parsiyel nöbetler görülmektedir. Periferik sinir sitemi
tutulması daha nadir olup genellikle distal duysal ya da duysal-motor
polinöropati şeklindedir.
Sjögren sendromunda (keratoconjunctivitis
sicca) nörolojik tutulum nadirdir ancak, aseptik menenjit,
psikiyatrik bozukluklar, fokal nörolojik defisit ve hatta akut ya da kronik
miyelopati görülebilir. En sık periferik tutulum polinöropati
şeklindedir. Sjögren sendromunda ayrıca, arka kök
ganglionlarının etkilendiği bir duysal nöronopati de
tanımlanmıştır.
Sklerodermada (progresif sistemik skleroz),
sinir sistemi nadiren
patofizyolojik sürece katılır. Distal duysal-motor polinöropati,
tuzak nöropatileri ve trigeminal nöropati hastalığın seyri
sırasında görülebilir. Ayrıca miyozit şeklinde kas
tutulması olabilmektedir.
Behçet hastalarının
beşte birinde aseptik
menenjit, meningoensefalit gelişebilir. Daha nadiren beyin ve
omuriliğin iskemik lezyonları fokal-multifokal nörolojik defisitlere
yol açabilmektedir. Periferik sinir tutulması nadirdir.
(Bakınız: Merkezi Sinir Sisteminin Miyelin
Hastalıkları)
Birden
fazla sayıda organı eş zamanlı tutabilen, sistemik bir
hastalık olan sarkoidoz; %5e varan oranda sinir sistemini de
etkileyebilmektedir. En sık etkilenme, bazal menenjit ve kranyal
nöropatiler şeklindedir. Çoklukla fasyal sinir tutulur (ünilateral, bazen
bilateral). Optik, trigeminal ve akustik sinirler de daha nadir olmakla
birlikte etkilenebilir. Bazal menenjit kafa içi basıncını
arttırarak göz dibinde papil stazına yol açabilir. Bazı
hastalarda hipotalamik bölgenin rahatsızlanması ile diyabet insipid,
endokrin sisteme ait etkilenmeler, uyku-uyanıklık siklusunda
değişme, iştah ve kişilik değişiklikleri ile
termoregülasyon bozuklukları olabilir. Merkezi sinir sistemi parenkimi
içerisinde granülomatöz lezyonlar gelişebilir. Periferik sinir
sistemindeki tutulma simetrik polinöropati yahut asimetrik mononöropati
multipleks şeklindedir. Bazen kas içi yerleşimli granülomlar da
tabloya eşlik edebilir. Sistemik sarkoidoz belirtileri
olmaksızın, izole sinir sistemi bulguları ile ortaya çıkan nörosarkoidoz,
teşhisi daha güç bir durum olup vakaların çoğunda spontan
remisyon gösterir. Ancak 1/3 vakada progresif bir seyir izler.
Trombotik trombositopenik purpura olası inflamatuar temelli bir hastalıktır. Başağrısı, bilişsel
işlevlerde bozulma, uyanıklık kusuru, nöbet ve fokal nörolojik
defisit şeklinde nörolojik komplikasyonlara yol açabilmektedir.
Antifosfolipid
antikor sendromunda,
sistemik lupus, Sneddon sendromu ve diğer kollajen doku
hastalıkları ile birlikte görülebilen bu antikorlar (lupus
antikoagülanı, antikardiyolipin antikorları), trombotik komplikasyon
riskini arttırmaktadırlar. Arteryel ya da venöz kökenli serebral
iskemi. amorozis fugaks, iskemik optik nöropati ya da retinopati, migren
benzeri başağrısı atakları gelişebilmektedir.
Hashimoto tiroiditinin miyastenia gravis ile birlikteliği
bilinmektedir. Ek olarak, kortikosteroid tedavisine cevaplı konfüzyon,
uyanıklık kusuru ve nöbetler ile karakterize tekrarlayan bir
ensefalopati görülebilir.
Diyabetik
amiyotrofi özellikle
alt ekstremitenin akut subakut yerleşen ağrılı, asimetrik
zaafı ile karakterize bir süreçtir. Diyabet kontrolü pek iyi olmayan
hastalarda gelişir. Diyabetik
radikülopleksus nöropatisi veya Bruns
Garland sendromu olarak da bilinen bu süreçte, doku incelemesi ile
ispatı yapılmış bir inflamasyon söz konusudur. Diyabetin
simetrik, duysal baskın polinöropatisinden farklı olarak; zaaf ve
atrofinin çok belirgin olduğu; sıklıkla femoral ve fibüler sinir
dağılım alanında belirti ve bulguların izlendiği
bu komplikasyon; tipik klinik özelliklerin yanı sıra
elektrofizyolojik inceleme ile tanınır. İmmünomodülatuvar
ajanlar (IVIg) ile tedavi yaklaşımı önerilir.
Merkezi
ve periferik sinir sistemi, sinir kas kavşağı ve kasın
kendisini tutabilen paraneoplastik sendromlar da inflamatuar temelli nörolojik
komplikasyonlar arasında sayılabilir. (Bakınız: Nöro-onkoloji)
İNFEKTİF MEKANİZMA İLE
GELİŞEN NÖROLOJİK KOMPLİKASYONLAR
İnfektif endokardit, embolinin içeriği septik olduğundan serebral mikotik
anevrizma, septik arterite bağlı hemorajik inme, serebral abse ve
menenjite yol açabilir. Sinir sistemi komplikasyonu gelişmiş infektif
endokardit hastalarının mortalitesi daha yüksektir.
Kanayıcı veya tıkayıcı sinir sistemi bulguları
ile daha sık karşılışılsa da, apse ve menenjit de
görülebilmektedir. Hastaların bir kısmında epileptik nöbet,
ensefalopati bulguları izlenir. Tanı infektif endokardit
tanısının (kan kültürleri ve ekokardiyografi ile)
kesinleştirilmesine bağlıdır.
Kafatası
kemikleri, paranazal sinüsler ve orta kulak ile mastoid yapılarına
ait infektif süreçler komşuluk yolu ile kafa içine yayılabilir.
Komşu oldukları merkezi sinir sistemi yapılarında infektif
komplikasyonlara yol açabildikleri gibi dura yaprakları arasında
bulunan venöz sinüsleri etkileyip, sinüs
tromboz ve tromboflebitlerine yol açabilirler.
İmmün
yetmezlik sendromlarından HIV infeksiyonlarında da sinir
sistemi komplikasyonları dikkati çeker. HIV infeksiyonu akut dönemde
infeksiyöz mononükleoz benzeri bir klinik tablo ile kendini gösterebilir. Akut
infeksiyon sırasında menenjit, meningoensefalit daha nadir olarak
miyelopati ve akut brakiyal pleksopati ortaya çıkabilir. HIV infeksiyonun
seyri sırasında kognitif işlevlerde kayıp ile karakterize
HIV demansı gelişebilir. HIV infeksiyonu ile birlikte periferik
nöromüsküler sisteme ait komplikasyonlar da tanımlanmıştır.
İlerlemiş HIV infeksiyonunda periferik nöropatiler gelişebilir.
Bunlar arasında distal simetrik polinöropati, inflamatuar demiyelinizan
polinöropati, mononöropati multipleks ve poliradikülopati bulunur. Ayrıca
HIV infeksiyonu vakuoler miyopatinin de bir nedenidir.
Tropheryma
whippelii tarafından oluşturulan Whipple hastalığında sinir sistemi tutulumu nadirdir. Ancak bazen,
gastrointestinal bulgu vermeden sadece sinir sistemi belirtileri ile hasta
başvurabilir. En sık karşılaşılan nörolojik tablo
demanstır. Daha nadiren, nöbet, miyokloni, serebellar ataksi, bilinç
bozuklukları, görme bozuklukları, papil stazı, supranükleer
oftalmopleji ve miyelopati olabilir. (Ayrıca bakınız: Sinir sistemi infeksiyonları)
TOKSİK VE METABOLİK NEDENLİ NÖROLOJİK
KOMPLİKASYONLAR
Kronik solunum yetmezliği olan hastalarda, başağrısı, oryantasyon
kusurları, bilişsel işlevlerde yavaşlama; postüral tremor,
miyokloni ve asteriksis saptanabilir. Muayenede derin tendon refleksleri
canlı bulunur ve bazen göz dibinde papil stazı tabloya eklenir. Bu
bulguların bir kısmı eşlik eden hiperkapninin sonucudur.
Uyku-apne sendromu gün boyu aşırı uykuya eğilim ile kendisini
gösterir. Vakaların çoğu obez, pletorik ve derin horlayan
kişilerdir. (Ayrıca bakınız: Uyku
hastalıkları)
Hiperventilasyon
sonucu gelişen hipokapni,
periferde dokularca kullanılabilir oksijen oranını azaltır
ve iyonize kalsiyum dengesini değiştirir. Serebral vazokonstriksiyona
yol açar. Böylelikle, hastalarda, baş dönmesi-sersemlik hissi,
paresteziler, görme bozuklukları, başağrısı,
çarpıntı, kas krampları ve karpopedal spazm gelişebilir.
Astma
bronşiale
hastaları ve diğer kronik obstrüktif akciğer hastalarında,
kortikosteroidler ve nöromüsküler bloker ajanların kullanılması,
yoğun bakım şartları altında
tanımlanmış olan özel bir miyopatiye yol açabilir (yoğun bakım miyopatisi).
Elektrolit dengesizliği nörolojik bulgusu
zengin klinik tablolara yol açar. Serum osmolaritesinin en önemli belirleyicisi olan sodyumun miktarındaki değişmeler, beyin ve vücut
sıvıları arasındaki ozmotik dengeyi bozarak
uyanıklık kusuru, nöbet, miyokloni gibi tablolara yol açar. Hipernatremi,
ağır dehidratasyon, diyabet insipid durumlarında görülürken; hiponatremi
sıklıkla aşırı tuz kaybettiren durumlar,
uygunsuz ADH salınımı, adrenokortikal yetmezlikte
karşımıza çıkar. Hiponatreminin hızlı
düzeltilmesi sonucu, uyanıklık kusuru, piramidal kuadriparezi ve
psödobulber paralizi ile karakterize santral pontin miyelinolizis gelişebilir,
O nedenle, hiponatremi tedavi edilirken verilen sodyum replasman dozu 12
mEq/litre/günden az olmalıdır.
Uyarılabilir
membranların istirahat potansiyeli ve aksiyon potansiyelinin repolarizasyon
fazı büyük oranda potasyum
iyonlarının dağılımına bağlıdır.
Bu sebeple potasyum iyonunun miktarındaki değişmeler kalp ve
nöromüsküler kavşak işlevleri üzerine olumsuz etkiler gösterir. Hiperpotasemi
sıklıkla nöromüsküler kavşakta bulgu vermeden evvel
kendisini kardiyak aritmi ile gösterir. Hipopotasemi seyrinde de
gevşek paralizi ve ileri dönemde ensefalopati görülebilir. Derin
hipopotasemi, rabdomiyoliz ve miyoglobinüri ile birliktedir.
Hiperparatiroidi,
miyelom, paraneoplastik sendromlar ve D vitamini intoksikasyonları
sırasında görülen hiperkalsemi, merkezi sinir
sistemi bulgusu olarak, ensefalopati ile kendisini gösterir
(uyanıklık kusuru, apati yahut ajitasyon,
başağrısı, nöbet). Periferik bulgu olarak çabuk yorulma ve
zaaf tanımlanmıstır. Hiperparatiroidi vakalarında geç
dönemde miyopati gelişebilmektedir.
Hipokalseminin major bulgusu ise tetanidir.
Paresteziler (perioral ve ekstremite uçlarında), kas krampları ile
birlikte tipik karpopedal spazm
tablosu gelişebilir. Merkezi sinir sistemi komplikasyonu olarak, fokal
yada jeneralize nöbetler, ensefalopati, nadir de olsa parkinsonizm, kafa içi
basınç artışı ve miyelopati görülebilir.
Hipomagnezemi klinik olarak hipokalsemiye benzer bulgular
verir ve sıklıkla da hipokalsemiyle birliktedir. Hipermagnezemi ise
baş dönmesi, konfüzyon, derin tendon reflekslerinde azalma ve nöromüsküler
kavşakta ileti bozukluğu sonucu gelişen zaaf ile karakterizedir.
Ciddi hipermagnezemi hastayı komaya sokabilir ve fatal olabilir.
Endokrin bozukluklardan birisi olan hipofiz adenomu, yerleşim yeri itibariyle,
başağrısı, kafa içi basınç artışı ve
görme bozuklukları (bitemporal hemianopsi) ile kendisini gösterebilir.
Eğer adenom büyüme hormonu sekrete ediyor ise (akromegali) hastada
proksimal zaaf ile seyreden miyopati, tuzak nöropatileri (en sık karpal
tünel sendromu) ve subklinik bir polinöropati olabilir.
Cushing hastalarında
ise mental durum
değişiklikleri (depresyon, öfori, anksiyete, ajitasyon ve hatta
psikoz), alt ekstremite proksimal kaslarında hakim zaaf ve atrofi gelişebilir.
Hipopitüitarizm
vakalarında ise, apati ve bilişsel işlevlerde azalma dikkat
çekicidir.
Hipertiroidizm; anksiyete, huzursuzluk, iritabilite,
emosyonel labilite, konsantrasyon güçlüğü, başağrısı
ve uykusuzluğa yol açabilir. Hiperrefleksi ve fizyolojik tremorda
belirginleşme izlenebilir. Hipertiroidizm kendisi nöbete yol
açabileceği gibi epileptik hastalarda nöbeti tetikleyebilir. Tirotoksik
kriz halinde ise eşlik eden sistemik bulguların
yanı sıra, komaya dek varabilen konfüzyon, ajitasyon görülebilir.
Distiroid orbitopati olarak tanımlanan oftalmik Graves hastalığında
ekzoftalmi, oftalmopleji, konjonktival ödem izlenir. Hipertiroidizm
ayrıca, bir takım nöromüsküler hastalıklarla da birlikte
olablir. En sık görülen tablo proksimal miyopatidir. Serum CK düzeylerinin
genellikle normal olduğu bu vakalarda miyopatinin derecesi tiroid
hastalığının ağırlığı ile
paralellik göstermeyebilir. Altta yatan tiroid hastalığının
tedavisi ile zaaf düzelir. İmmün kökenli iki hastalık olan miyastenia
gravis ve hipertiroidizm birlikte görülebilir. Hipertiroidizm ile birlikte olan
diğer bir tablo tirotoksik periyodik paralizidir.
Karbonhidrat içeriği yüksek gıda alımını takiben
gelişen zaaf atakları potasyum ile düzelir.
Hipotiroidizm ise sıklıkla apati, konsantrasyon güçlüğü ile
birliktedir. Bazen konfüzyon, deliryum ve hatta psikoz tabloya eşlik
edebilir. Hipotiroidizm ile birlikte nöbet, ataksi, işitme kaybı ve
kranyal nöropatiler görülebilir. Periferik komplikasyonlar arasında da
proksimal miyopati ve karpal tünel sendromu sayılabilir.
Hiperparatiroidizm, hiperkalsemi ile çeşitli nörolojik
manifestasyonlara yol açar. Hafif şiddette bir miyopati tabloya eşlik
edebilir. Hipoparatiroidizm de hipokalsemi üzerinden etkilerini
gösterir. Ayrıca, bazal gangliada asemptomatik kalsifikasyonlara ve benign
intrakranyal hipertansiyona yol açabilir.
Diyabetes mellitus, hem periferik hem de merkezi sinir sistemi
üzerinde olumsuz etkisi olan ve sık görülen bir hastalıktır. Periferik sinir sisteminde sıklıkla
aksonal dejenerasyon ve demiyelinizasyon ile seyreden saf duysal, ya da
duysal-motor polinöropati sendromu ile kendisini gösterir. Otonom sinir
liflerinin etkilenmesi ile birlikte kardiyovasküler, gastrointestinal sisteme
ait bulgular belirir, daha da tehlikelisi hipoglisemi cevabı maskelenir.
Diyabetin seyri srasında daha nadiren, asimetrik, ağrılı
zaaf ile karakterize, kilo kaybının da eşlik ettiği
diabetik poliradikülopati (diyabetik amiyotrofi); diyabetik torakoabdominal
poliradikülopati ve diyabetik mononöropati multipleks görülebilir. Diyabet,
aynı zamanda tuzak nöropatilerinin ortaya
çıkışını kolaylaştırıcı bir
hastalıktır (karpal tünel sendromu gibi). Diyabet kranyal
nöropatilere de yol açabilir. Sıklıkla III, IV ve VI. sinirleri
tutar. Okülomotor sinir tutulumu diyabete bağlı
geliştiğinde kompresif lezyonlardan farklı olarak pupilla
ışık refleksi korunur.
Diyabetin merkezi sinir sistemindeki etkilerine gelirsek; diyabetik popülasyonda inme
sıklığı daha yüksektir. Bu bulgu, diyabetin aterosklerozu
hızlandırıcı etkisi ile açıklanabilir. Diyabetik
ketoasidoz klinik olarak komaya dek değişebilen
uyanıklık kusuru ile karakterizedir. Daha önce diyabetik olduğu
bilinmeyen hastalarda ilk başvuru bazen diyabetik ketoasidoz koması
ile olmakta ve bu da mortalite ve morbiditeyi arttırmaktadır.
Diyabetik ketoasidoz koması sırasında hastanın altta yatan
başka bir nörolojik rahatsızlığı olmadıkça fokal
ya da lateralizan nörolojik bulgu saptanmaz. İleri yaşta olan
diyabetik hastalarda ise, daha subakut bir seyirle yerleşen nonketotik
hiperozmalar koma görülebilir. Bu vakalarda temel bulgu
uykuya eğilim ve bilişsel işlevlerde bozulmadır. Ancak
tabloya nöbet ve fokal nörolojik defisitler de eşlik edebilir.
Hipoglisemi başlangıçta anksiyete, iritabilite; ilerleyen dönemde de
konfüzyon, stupor ve koma ile karakterize bir akut ensefalopatiye yol açar.
Bazen inmeyi taklit eder nitelikte fokal nörolojik defisit ve nöbet
görülebilir. Glikoz perfüzyonu ile bulguların düzelmesi tipiktir.
Mide rezeksiyonları sonrasında, vitamin eksikliği (B12) ve beslenme
bozukluklarına bağlı olarak, periferik nöropati, miyelopati, Wernicke ensefalopatisi görülebilir.
İnce barsağı ilgilendiren malabsorpsiyon sendromları ya da
geniş rezeksiyon geçirmiş vakalarda pigmenter retinal dejenerasyon,
eksternal oftalmopleji, ataksi, dizartri, periferik nöropati, piramidal ve
serebellar deliller gözlenebilir. Bu klinik tablo E vitamini eksikliğine
bağlı olup suplemantasyon ile düzelir.
Akut masif karaciğer yetmezliği, sıklıkla serebral ödemle birliktedir. Kronik karaciğer
hastalıklarının seyri sırasında ise daha yavaş ve
sinsi gelişen bir ensefalopati tablosu görülebilir. Bu vakalarda
bilişsel işlev bozuklukları, flapping tremor, uyanıklık kusuru saptanabilir. Ancak,
karaciğer fonksiyon testleri klinik tablonun
ağırlığı ile her zaman paralellik göstermez.
Açlıkta bakılan, arteryel kan amonyum düzeyleri yol gösterici
olabilir. EEG anormalikleri de klinik olarak ensefalopatinin
ağırlık derecesiyle iyi bir korelasyon göstermektedir.
Böbrek
yetmezliğinde olan
vakalarda, azotlu madde birikimi ile birlikte üremik ensefalopati
gelişir. Uzun süreli üremi, simetrik, aksonal dejenerasyon ile seyreden duysal-motor
bir periferik polinöropati
sendromuna yol açar. Otonomik sinir liflerinin de etkilenmesi sonucu, postüral
hipotansiyon (hemodiyaliz sırasında hipotansiyon riskini
arttırır), impotans ve gastrointestinal motilite bozuklukları
gelişebilir.
Hemodiyaliz
sırasında kan-beyin bariyerinin koruyucu etkisi nedeniyle
hiperosmotik kalan beyin dokusuna su geçişi;
başağrısı, iritabilite, uyanıklık kusuru, nöbet
ile karakterize özel bir sendroma yol açar. Bu sendrom disequilibrium sendromu
olarak bilinir. Bazen, intrakranyal basınç artışı ve
papil stazı ile birliktedir.
Uzun
süredir diyaliz tedavisi altında olan hastalarda (1 yıl ve üzeri) diyaliz
demansı denilen ölümcül bir ensefalopati gelişebilir.
Progresif olarak yerleşen konuşma bozukluğu, bilişsel
işlevlerde kayıp, delüzyon, hallüsinasyonlar, nöbet ve miyokloniler
ile karakterize bu tablo 6 ile 12 ay içerisinde hastanın kaybedilmesiyle
sonlanır. Sebebi tam olarak bilinmemekle birlikte alüminyum intoksikasyonu
üzerinde durulmaktadır.
Ayrıca
bakınız: Metabolik Ensefalopati)
NEOPLASTİK MEKANİZMA İLE GELİŞEN
NÖROLOJİK KOMPLİKASYONLAR
Neoplastik
hastalıklar, merkezi sinir sisteminde doğrudan metastaz ile bulgu
verebilir. Bunlar arasında akciğer ve meme karsinomları
başı çekmektedir. Tutulan bölgeye göre değişen fokal
nörolojik bulgular ve bunların yanı sıra epileptik nöbet veya
kafa içi basınç artışı sendromu hastayı hekime getiren
nedenler olabilir.
Doğrudan
metastaz dışında neoplastik süreçler uzak etki ile de sinir
sisteminden ses verebilir. Uzak etki ile oluşan klinik tablolar
arasında, antikor aracılı olan paraneoplastik sendromlar
önemli bir yer tutar. Merkezi sinir sisteminin paraneoplastik sendromları
serebellar dejenerasyon, ensefalomiyelit, opsoklonus miyoklonus sendromu,
stiff person sendromu, nekrotizan miyelopati ve motor nöron
sendromları; periferik sinir
sistemini etkileyenler arasında duysal nöronopati, sinir ve kasın
vasküliti, subakut veya kronik periferik nöropati, otonom nöropati, periferik
sinir hipereksitabilite sendromları ile akut poliradikülonöropati
sayılabilir. Paraneoplastik sendromların bazısı sinir kas
aşımını etkileyerek; Lambert Eaton miyastenik sendromu
(presinaptik) ve miyastenia gravise (postsinaptik) yol açar. Dermatomiyozit ile
malinite birlikteliği iyi bilinen bir klinik tablodur. Neoplastik doku ile
sinir sistemi veya nöromüsküler sistem antijenleri arasındaki benzerlikten
kaynaklanan bu sendromlar temelde inflamatuar bir yanıtın çapraz
reaksiyonu ile gelişmektedirler. (Ayrıca bakınız: Nöro-onkoloji)
İYATROJENİK NÖROLOJİK KOMPLİKASYONLAR
Kardiyak kateterizasyon, % 0.11 sıklıkta iskemik inmeye
yol açabilmektedir. Kateter kullanılarak yapılan girişimsel
yöntemlerde ise bu oran %1 10 arasında verilmektedir. Açık kalp ameliyatlarının
nörolojik komplikasyonları arasında iskemik inme (% 2-5),
ensefalopati (% 312) ve sinir yaralanmaları (% 213) sayılabilir.
Sistemik
hastalığın tedavisinde kullanılan ilaçların merkezi ve periferik sinir sistemi ile iskelet
kasları üzerine zararlı yan etkileri olabilmektedir. Bu terapötikler
arasında kortikosteroidler, lipid düşürücü ajanlar, kemoterapötikler
ve diğer immünsüpresif ilaçlar sayılabilir. Kimi kez sistemik
hastalığın kendisinin yol açtığı nörolojik
belirti ve bulguları tedaviye ikincil gelişenlerden ayırt etmek
güçtür. Bu nedenle, gerek altta yatan hastalık ve gerekse tedavide
kullanılacak ajanların nörolojik komplikasyon yapma ihtimalinin
bulunduğu durumda; hastanın, tanı ve tedavi sürecinin her
aşamasında nörolojik değerlendirmeye tabi tutulması;
bulguların seyri ile hastalık öyküsünün zamansal ilişkisinin titizlikle
irdelenmesi gerekmektedir. Klinik ve anamnez özelliklerinin yanı sıra
biyokimyasal testler (serum CK düzeyleri gibi) ve klinik elektrofizyolojik
değerlendirme (sinir ileti incelemeleri ve iğne elektromiyografisi)
ayırt ettirici bilgi verebilir.
MULTİFAKTÖRYEL NÖROLOJİK KOMPLİKASYONLAR
Sistemik
tutulumun bazıları, birkaç mekanizma ile nörolojik belirti ve
bulgulara yol açar. Bu süreçler arasında diyabet, maliniteler,
vaskülitler, infektif endokardit, karaciğer ve böbrek yetmezlikleri
sayılabilir. Adı geçen patolojiler, toksik metabolik nedenlerle,
elektrolit dengesizliği ile, kan kimyasındaki değişim ve
protein eksiklikleri veya inflamatuar mekanizmalar ile değişik
nörolojik sendromlara davetiye çıkartırlar. Bu patofizyolojik
süreçlerin bir kaçının aynı hastada birlikte
bulunabileceği; hatta her birisinin farklı mekanizmalar ile birden
fazla sayıda nörolojik tutuluma yol açarak klinik tabloyu
karmaşıklaştırabileceği akılda
tutulmalıdır.
Nörolojik
komplikasyona yol açmış sistemik bir hastalığın tedavisi
sırasında gelişen ilave komplikasyonlar sürece multifaktöryal
bir boyut kazandırmış demektir.
KAYNAKLAR
1. Griffin JW, Cornblath DR ve ark.. Ataxic sensory neuropathy and
dorsal root ganglionitis associated with Sjögren's syndrome. Ann Neurol 1990;27:304-315.
2. Aminoff MJ. Neurological complications of systemic disease in
adults. Içinde: Neurology in Clinical Practice, Volume II, Fifth edition, pages
1041-1066, Butterworth-Heinemann Elsevier, 2008.
3. Park SC, Neches WH. The neurologic complications of congenital heart
disease. Neurol Clin 1993;11:441-462.
4. Cathy SA.Neurological complications of systemic illness.
İçinde: Noseworthy JH. Neurological Therapeutics Principles and
Practice.Second Edition, Informa Healthcare, 2006: 1383 1677,.
5. Said G. Diabetic neuropathy a review. Nat Clin Pract Neurol
2007;3:331-340.
6. Said G, Goulon-Goeau C, Lacroix C, Moulonguet A. Nerve biopsy
findings in different patterns of proximal diabetic neuropathy. Ann Neurol
1994;35:559-569.
7. Llewelyn JG, Thomas PK, King RH. Epineural microvasculitis in
proximal diabetic neuropathy. J Neurol 1998;24:159-165.
8. Giannini C, Dyck PJ. Ultrastructural morphometric abnormalities of
sural nerve endoneurial microvessels in diabetes mellitus. Ann Neurol
1994;36:408-415.