DEMANS
SENDROMU, ALZHEIMER HASTALIĞI ve ALZHEIMER DIŞI DEMANSLAR
İ. Hakan Gürvit
Son Güncelleştirme Tarihi: 12.5.2010
GİRİŞ
Tıbbi pratikte demans kavramı belli bir
asgari bulgular topluluğu olarak bir sendroma karşılık
gelir. Örneğin, nasıl nefropati sendromunun altında
hipertansiyondan diyabete çok sayıda etyolojik neden sıralanabilirse,
demans sendromu da uzun bir listeye ancak sığdırılabilecek
bir dizi etyolojik etmenin sonucu olarak gelişir. Liste uzun olsa
da, ilerleyen bölümlerde ayrıntıyla görüleceği gibi, tüm
demansların üçte ikisinden fazlası Alzheimer
hastalığına (AH) bağlıdır. Bu yüksek
oran, klinik pratikte belli bir ayırıcı tanı
kolaylığı sağlarken (demans sendromunu tanıyan
klinisyen ileri gitmeksizin AH tanısı koyarsa % 65 doğru
tanı koymuş olacaktır), AHnin doğasından kaynaklanan
nedenlerle de, kendine özgü güçlükler taşır: diabetes mellitustaki
yüksek kan şekeri düzeyi gibi, AHnin bir biyolojik işaretleyicisi
olmadığı için kesin tanı ancak nöropatolojik yöntemlerle
mümkündür. Bu durumda klinisyen gördüğü klinik tablo için AH
değil, fakat Alzheimer Tipi Demans (bundan böyle İngilizce
karşılığı olan Dementia of Alzheimer Type
kısaltması DAT olarak kullanılacak) sendromu, ya da bu tablonun
kesin olmasa da, yüksek olasılıkla AHye bağlı
olduğunu düşündüğünü gösterir biçimde Muhtemel Alzheimer
Hastalığı (bundan böyle İngilizce
karşılığı olan Probable Alzheimers Disease
kısaltması PRAD olarak kullanılacak) tanısı
koyabilecektir. Aşağıda Alzheimer Hastalığı
bölümünde ayrıntıyla gözden geçirileceği gibi, DAT terimi
DSM-IV, PRAD ise NINCDS-ADRDA tanı kriterleri olarak
kullanıldığında seçilen özgül tanı etiketleridir.
Aralarındaki ufak nüanslarla birlikte DAT ve PRAD büyük ölçüde örtüşürler.
Bu bölümde PRAD ve DAT kavramları özgül tanı kriterlerinin
karşılıkları olarak bırakılacak, günlük
kullanımda AHyle ilintili demans için ise Alzheimer tipi demans (ATD)
terimi kullanılacaktır. Bu durum ilk bakışta demansla karşılaşan
klinisyenler açısından ciddi bir zorluk gibi görünse de, geniş
nekropsi serilerinde, klinik olarak PRAD ya da DAT tanısı konulan
olguların %90ının kesin AH patolojik tanısı
aldıkları görülmüştür. Bir başka deyişle, ATD
sendromu %10 gibi küçük bir olasılıkla başka demans etmenleriyle
de ortaya çıkabilmektedir. Günlük pratikte, ilk adımda demans
sendromunu zihinsel bozuklukla kendini gösteren diğer sendromlardan
ayırabilmek, demansa karar verildiği takdirde ikinci adımda
demanslar içinde AHnin ayrıcalıklı yeri nedeniyle, AHye özgü
tipik sendromu, diğer demans nedenlerinin klinik nüanslarından
ayırdedebilmek esastır.
Bu bölümde önce demans sendromu kavramsal olarak
tanımlanacak, normal yaşlılıktan ve diğer zihinsel
bozukluklardan farkı ortaya konulacak ve sonrasında demans muayenesi,
demansların ayırıcı tanısı üzerinde
durulacaktır. Ardından özgül demans nedenlerine geçilecek ve AH
ile AH-dışı demanslar incelenecektir. AH
kısmında klinik tablo, tanı kriterleri, seyir, epidemiyoloji,
genetik, patoloji-patogenez, ve tedavi, alt kısımlarda
ayrıntıyla ele alınacaktır. AH-dışı
demanslar kısmında AH dışı nörodejeneratif demans
hastalıkları arasında olan Lewy cisimcikli demans (LCD), fronto-temporal
Demans (FTD) ve Pick Kompleksi kavramı, prion
hastalıkları ve özellikle Creutzfeldt-Jacob
hastalığı (CJH), hareket bozukluklarıyla birlikte
demans, sekonder demanslar arasında özellikle vasküler demans (VaD)
incelenecek, diğer nadir demans nedenleri kısaca
özetlenecektir. Tıp öğrencileri için büyük puntolarla
yazılmış olan kısımlar esasken, küçük punto ile
yazılmış kısımlar ileri okuma olarak
tasarlanmıştır.
DEMANS SENDROMU
BIR KLİNİK KAVRAM OLARAK DEMANS
Dilimizde popüler kullanımıyla bunama
adı verilen demans kelimesi, etimolojik olarak Latince zihin anlamına
gelen mens kelimesinden türemiştir ve demens zihnin yitirilmesi
anlamına gelir. Latincedeki kullanım biçimiyle
yerleşmiş, varolan, edinilmiş olan zihnin sonradan yitirilmesi
anlamını taşımaktadır. Bu biçimiyle edinilecek
olanın, yani zihnin hiç edinilememesi durumundan
farklıdır. Böylelikle, demansı zihinsel gerilikler ya da
Yunancasıyla oligofreni (yetersiz zihin), Latincesiyle amensiyadan (zihin
yokluğu) etimolojik ve semantik olarak da ayırabiliriz.
Herhangi bir zaman kesitinde bir demanslı hasta ile bir oligofrenik
hastanın zihinsel özürlülük, ya da yeterlilik düzeyleri işlevsel
olarak benzerlik gösterebilir, ancak demanslının edinsel nedenlerle
(genetik ya da çevresel, sıklıkla da ikisinin birlikte etkileriyle)
kendinde mevcut olan kapasiteyi yitirdiğini, oligofrenin ise
gelişimsel nedenlerle bu kapasiteyi yetersiz edindiğini
söyleyebiliriz. Öyleyse demansın tanımına, erişkin
merkezi sinir sisteminin hasarlanması sonucu gelişen zihinsel
yeteneklerde bozulma şeklinde başlayabiliriz.
Zihinsel yeteneklerde hangi tarz bozulma demans
kavramını karşılar? Zihinsel yeteneklerde demansa
özgü tarzda bozulma içinde, bozulan zihinsel yeteneklerin (ya da teknik
terminolojiyle kognitif işlevlerin) sayısı, bu bozulmanın
başlangıç tarzı, şiddeti, süresi ve doğal seyri, onu
diğer bozulma tarzlarından ayırdedici olmaktadır.
Demans olarak nitelendirilebilecek bir zihinsel
bozulma, tanımı gereği, öncelikle birden fazla kognitif
işlevi bozmalıdır. Bu tanım uyarınca,
örneğin serebro-vasküler olaylar sonucu gelişen sol ya da sağ
hemisfer hasarlarına eşlik eden izole kognitif bozukluklar (afazi,
ihmal, amnezi, vb.) demans çerçevesinde değerlendirilmezler.
Oysa ki, orta ve büyük çaplı arterlerin birbirini izleyen
tıkanmaları sonucunda gelişen serebral infarktüsler demans düzeyinde
birden fazla kognitif alan bozukluğuna neden olabilir (bu tür bir
demans VaD altında Multi-infarkt Demans MID olarak
sınıflanır).
Demans olarak nitelendirilebilecek bir zihinsel
bozulma, tanımı gereği, mesleki performans, sokakta, mali
işlerde bağımsızlık, sıradan aygıtların
kullanımı, hobiler, ev işleri, kendine bakım ile
özetlenebilecek günlük yaşam aktivitelerinde (GYAlar) kayda değer
bir bozulmaya yol açacak şiddette olmalıdır.
Örneğin, AHli bir hastanın GYAları, erken evrede mesleki
performansındaki bozulma iş arkadaşları tarafından
farkedilir, kendine yabancı mekanlarda yolunu kaybedebilir, evde
yemeğini sık sık yakabilir düzeyde bozulabilecekken, ileri
evrede bu bozulma giyinme, yıkanma gibi temel aktivitelerde yardıma
gereksinecek düzeye ulaşabilir. Merkez sinir sisteminin birçok
hastalığına, bu arada örneğin Parkinson
hastalığı ya da multipl skleroza da sıklıkla kognitif
bozulmalar eşlik eder. Bu hastalar, hastalıkları öncesine
göre daha unutkan, zihinsel tepkileri açısından daha yavaş, yeni
problemlere daha güç çözüm üretir durumda olabilirler. Nöropsikolojik
muayeneleri yapıldığında, bu yakınmalarını
yansıtır düzeyde, bellek, dikkat ve yürütücü işlevler
alanlarında bozulmalar saptanabilir. Ancak, yine sıklıkla
bu hastaların GYAları, sözkonusu kognitif sorunları nedeniyle
kayda değer biçimde kısıtlanmamış (parezi ve
bradikinezi gibi motor sorunlara bağlı kısıtlanma ihmal
edilmelidir) ve bağımsızlıklarını sürdürüyor
olacaklardır (anılan iki hastalıkta da bazen kognitif
bozulmanın şiddeti demans düzeyine ulaşabilir). Bu
durumda söz konusu olan demans değil, fakat frontal yürütücü
bozukluktur. Yaşlılıkla ilintili unutkanlık
(age associated memory impairment AAMI) ve hafif kognitif bozukluk
(mild cognitive impairment MCI) kavramları demansla ayrılması
gereken diğer durumlardır ve ayrı alt kısımlarda daha
ayrıntılı ele alınacaklardır. AHnin patogenezi
kısmında ayrıntısıyla gözden geçirileceği gibi,
AHnin patogenetik başlangıcından, kendisini ATD şeklinde
klinik olarak ortaya koyana kadar 20 yıllık bir süre gerekebileceği
hesaplanmaktadır. Hastalık limbik sistemde başlayacak ve
uzun yıllar buraya sınırlı kaldıktan sonra neokortikal
asosiasyon alanlarına geçecek ve giderek bu bölgedeki hasarın
şiddetini arttıracaktır. Nörodejenerasyon
limbik-paralimbik alanlara sınırlı kaldığı sürece
bu alanlarda temsil edilen epizodik bellek sistemi giderek
işlevsizleşeceğinden bu durum bir ilerleyici, izole
unutkanlık olarak yansıyacaktır. Ancak, nörodejenerasyon
neokortikal heteromodal kortekslere sıçradığında, bu
alanlarda temsil edilen dil ve görsel-mekansal işlevler de bozulmaya
başlayacağından demansın asgari koşulu olan birden
fazla kognitif bozukluk kriteri doldurulmuş olacaktır.
İşte AAMIler ve MCIların bir bölümü, muhtemelen limbik ve
paralimbik dönemlere karşılık gelecek şekilde, AHnin
demans öncesi pre-klinik ve prodromal evrelerini oluşturmakta, ATD ise bu
süreklilikte demans evresine karşılık gelmektedir.
Demans olarak nitelendirilebilecek bir zihinsel
bozulma, tanımı gereği, doğal seyri açısından
kalıcı ve sıklıkla da ilerleyici olmalıdır.
Öykünün başlangıç ve seyir özellikleri göz önüne
alınmaksızın, salt zihinsel durum açısından
yapılacak bir karşılaştırmada, örneğin akut
konfüzyonel durum (psikiyatrik terminolojide sıklıkla delirium) ile
demans yüzeysel bir benzerlik taşıyabilir; hatta demansın ileri
evreleri dikkatin ileri derecede bozulduğu bir kronik konfüzyonel durum
özelliği gösterebilir. Oysa ki, akut konfüzyonel durumun
(AKD) akut başlangıç ve günler, bazen de haftalar sürüp, yine bazen
kendiliğinden tümüyle düzelme tarzındaki seyri onu demansın
tarzından kolaylıkla ayırır. Demanslar, özellikle de
AH, sıklıkla sinsi başlangıçlı ve yıllar içinde
yavaş ve sürekli ilerleyici seyirlidir. Akut olarak demans
şiddetinde bir zihinsel bozukluğa neden olabilecek etmenler de
vardır: yeterince şiddetli bir kafa travması, kognitif
işlevler açısından stratejik bir konumdaki inme, global serebral
iskemi ya da anoksi, klinik profil açısından demans özellikleri
gösteren bir zihinsel bozukluğa neden olabilirler. Bu durumlarda,
akut başlangıç sonrası zihinsel bozukluğun şiddeti en
fazla olarak en erken evrede görülecek, hasta izleyen aylarda, serebral
plastisitenin devreye girmesiyle, 1. yıl sonuna kadar sürebilecek
bir düzelme eğilimi gösterecek, sonrasında ise düzelme tam
olmamışsa arta kalan klinik tablo sekel olarak kalıcı
olacaktır. Bu sekel halen demans şiddetinde olabilir, ancak
AHden farklı olarak, klinik ve nöropsikolojik olarak yıldan
yıla farklılık göstermeyen bir statik demans özelliği
gösterecektir. Nöroloji literatürü ve pratik kullanımda bu tür
statik tablolara demans yerine ensefalopati (iskemik/anoksik) ya da kafa
travmasına bağlı olanlarda travmatik beyin hasarı
şeklinde adlandırma eğilimi vardır. Bunlara,
zamanında müdahale edilmemiş ya da yetersiz tedavi edilmiş,
başta Herpes simpleks ensefaliti ve tbc meningoensefaliti gibi MSS
infeksiyonlarının bu tür statik demanslarla sonlanacağı
eklenebilir. VaDlar arasında MID ya da stratejik infarkt demansları,
AHden farklı olarak akut başlarlar. AHnin sürekli ilerleyici
seyrine karşın VaDın mutad seyri basamaksı ilerleme
şeklindedir (iki inme arasında değişmeden kalan bir plato
dönemi, sonrasında inmeyi izleyen ani kötüleşme). AHnin
yıllar içinde ilerleme şeklindeki yavaş seyrine
karşılık örneğin CJH 1 yıl içinde yatağa
bağımlı nihai evreye ulaşma ve ölüm şeklinde çok
hızlı bir seyir gösterir. Bir başka deyişle, sinsi
başlangıç, kronik yavaş seyirli demansların prototipi, böyle
bir seyre sahip çok sayıda demans hastalığı arasında
nasıl AH ise, hızlı seyirli demanslar, prototipi CJH olan ve
çok sayıda hastalıktan oluşan ayrı bir alt başlık
olarak sınıflandırılabilir. Bu tarz bir
yaklaşımla, ilk durumda AHyi altın standart olarak alarak
mevcut durumda görülen olgunun ne ölçüde standart bir AH tablosuyla
örtüştüğü, ne ölçüde ayrıldığı temelinde bir
ayırıcı tanı akıl yürütmesi yapılacakken, ikinci
durumda bu kez altın standart tipik CJH özellikleri olacaktır.
Demans tanısı bilinç
bulanıklığı olmayan hastada konulur. AKDlere yukarda
söz edilen seyirleri yanısıra sıklıkla bilinç
bulanıklığı da eşlik eder. AKDler patogenetik
olarak, uyanıklık, farkındalık ve global dikkatin nöral
karşılığı olan retiküler formasyonun işlevini
bozarak ortaya çıkarlar. Dolayısıyla, klinik tablo bilinç
dalgalanmaları yanısıra, nöropsikolojik olarak başlıca
global dikkat bozukluğu ve tüm kognitif işlevlerde buna sekonder
bozulmalardır. AKDyi demansa yüzeysel olarak benzer kılan
özellik bu global bozulma durumudur. Demans durumlarının
toksik-metabolik ensefalopatilerin AKDsinden ayırmak ve muayene
bulgularının dikkat bozukluğuna sekonder geçici nitelikte
bulgular değil, fakat o işlevin nöral altyapısının
primer bozukluğunu yansıttığını söyleyebilmek
için tanı muayenesinin bilinç dalgalanması olmayan bir hastada
yapılması koşulu demans tanımına giren bir
ölçüttür. Ancak, klinik pratikte demans ve AKD durumlarının ak
ve kara gibi kutupsallıklar olmadığı ve seyrek olmayarak iç
içe geçebileceklerini unutmamak gerekir. Bunun başlıca nedeni
demans patogenezinin yarattığı nöronal rezervdeki
aşırı kısıtlanma sonucu demans hastasının
toksik-metabolik durumlar ya da sistemik infeksiyonlar sırasında
AKDye çok daha yatkın olmasıdır. Böyle bir durumda, AKD
demans seyrinin üzerine binerek tabloyu bir süre için akut olarak
ağırlaştıracaktır. Titiz alınmış
bir öykü, sinsi seyirli bir zihinsel yıkımın seyrinde aniden
gelişen ve GYAları hızla bozan bir tabloyu ifade
edecektir. Ayrıca, LCDde dikkat dalgalanmalarının,
genellikle bir AKD düzeyinde olmasa da, daha başlangıçtan itibaren klinik
tablonun asli bileşenlerinden biri olduğu
hatırlanmalıdır.
Bu kez, anılan ölçütleri de katarak daha tam
bir tanıma girişelim:
Demans, erişkin MSSnin hasarlanması
sonucu, bilinç bulanıklığı olmaksızın, birden
fazla kognitif alanın bozulması, bununla ilintili olarak günlük
yaşam aktivitelerinin eski düzeyinde sürdürülememesine neden olan,
doğal seyri açısından kalıcı, sıklıkla da
ilerleyici bir klinik tablodur
DEMANSLARIN SINIFLANDIRILMASI
Demanslar öncelikle primer ve
sekonder olarak sınıflanırlar (Tablo 1).
AHnin de dahil olduğu ve en büyük bölümü
oluşturan primer demanslar, demansa neden olan MSSnin nörodejeneratif
hastalıklarını içerir. Nörodejeneratif hastalık,
zihinsel işlevlerin alt yapısını oluşturan limbik ve
asosiasyon alanlarında, sıklıkla kendine özgü patolojik izi
bırakarak (örneğin, AHde senil plak ve nörofibriler yumaklar, LCDde
Lewy cisimcikleri) buralarda nöron ve sinaps kaybıyla dejenerasyona yol
açar ve işlevini bozar. Bu patogenez belli bir yayılım
aşamasında kliniğe demans olarak yansır.
Nörodejenerasyon, AHde olduğu gibi anılan alanlara
sınırlı kalma eğilimindeyse, demans izole ya da
ağırlıklı klinik tablo olarak kalır; oysa ki, motor sistem
de dejenerasyona dahil olursa LCDde olduğu gibi parkinsonizm, Huntington
hastalığında olduğu gibi kore, demansla birlikte, bazen
daha da önünde klinik tablonun ağırlıklı bir
parçasıdır. Dolayısıyla, primer demanslar klinik
görünüşlerine göre, kendi içlerinde primer izole demanslar ve motor
bozuklukla birlikte olan primer demanslar olarak
sınıflanabilirler.
Önceki kısımdaki nihai tanımı
hatırlayalım: Demans...birden fazla kognitif
alanın..bozulmasına yolaçan.... bir klinik tablodur. Bu
tanım uyarınca, bozulan ve salim kalan kognitif alanların tarzına
göre de sınıflamayı ilerletebiliriz. Nörodejenerasyon,
yukarda anılan alanlarda eşzamanlı başlayıp süregiden
bir seyir izlemez, fakat patogenezin kendine özgü bir tarzı
vardır. Örneğin, AH, daha önce de değinildiği gibi
yıllarca limbik alanlara sınırlı kaldıktan sonra neokortikal
alanlara geçer. Ancak, neokortikal asosiasyon alanlarına geçiş
de eşzamanlı bir yayılım değildir, fakat yine özgül
bir zamansal seyir gösterir: posterior heteromodal alanlar prefrontal
korteksten nispeten daha önce tutulur. Bu zamansal tarz, erken ve orta
evrelerinde AHnin kendine özgü nöropsikolojik profilini belirler: tipik AH
sendromu (ATD) yakın bellek (limbik), dilsel (sol hemisfer posterior
heteromodal) ve görsel-mekansal (sağ hemisfer posterior heteromodal)
işlevlerin bozulduğu, prefrontal kortekse özgü yürütücü işlevler
(planlama, soyutlama, zihinsel esneklik, vb.) ve kişiliğin göreli
salim kaldığı bir profile sahiptir. Buna
karşılık fronto-temporal demans (örneğin, Pick hastalığı)
anılan seyrin tersine, öncelikle ve bazen de yalnızca prefrontal
korteksi tutar, limbik ve posterior neokortikal alanlar salim kalır.
FTD bu patogenezi yansıtır bir klinik profile sahiptir: erken dönemde
yürütücü işlevlerde bozulma, kişilik değişikliği, buna
karşılık yakın bellek ve mekan oryantasyonu, navigasyonel
işlevlerde (görsel-mekansal işlevler) göreli korunma.
Sistemik, nörolojik ya da psikiyatrik bir
hastalığın seyri sırasında, mutad klinik
gösterilerinin yanı sıra demansa da neden olması durumunda, söz
konusu demans sekonder demanslar altında sınıflanır.
Sekonder demansların en sık nedeni VaDdir. Gerek orta ve büyük
çaplı serebral arterlerin birbirini izleyen tıkanmaları (MID),
gerek hipertansif serebral küçük damar hastalığı (Binswanger hastalığı)
ve gerekse de stratejik lokalizasyonlu tek infarktlar VaD nedeni
olabilir. Normal nöronal işlevin gereksindiği, ekstraselüler
ortamın glukoz içeriği, oksijenizasyon düzeyi, hormonal durum ve
elektrolit dengesini bozabilecek herhangi bir sistemik veya metabolik bozukluk
(diyabet, kalp yetmezliği, hipotiroidi, kronik obstrüktif akciğer
hastalığı, böbrek yetmezliği, karaciğer
yetmezliği) ya da normal sinaptik iletimi bozabilecek herhangi bir
terapötik amaçlı ilaç, ağır metallere maruz kalma gibi durumlarda
toksik-metabolik ensefalopati ortaya çıkar. Toksik-metabolik
ensefalopatiler, büyük sıklıkla AKD olarak görünseler de bazen daha
yavaş seyirli bir tabloyla demansa da benzeyebilirler.
İnflamatuar süreçler (Nöro-Behçet sendromu, primer MSS vasküliti,
granülomatöz anjiitis, sistemik lupus, paraneoplastik limbik ensefalit),
infeksiyonlar (Tbc meningoensefaliti, Herpes simpleks ensefaliti, HIV, Lyme,
Whipple, nörosifilis, vb), nörolojik hastalıklar içinde multipl skleroz,
primer ya da sekonder beyin tümörleri, kronik subdural hematom, normal basınçlı
hidrosefali gibi yer kaplayıcı lezyonlar demansa da neden
olabilirler. Psikiyatrik hastalıklar içinde özellikle yaşlılık
depresyonu, afektif bulgularını gizleyen,
ağırlıklı biçimde motivasyonel ve kognitif bulgulardan
oluşan bir demans (bazı yazarlara göre psödo-demans) tablosu
şeklinde kendini gösterebilir.
Primer demansların, bu arada AHnin klinik
tanısı için sekonder demansların ekarte edilebiliyor olması
gerekir. Nitekim, AH için yayınlanmış olan klinik
tanı kriterleri içinde, gerek PRAD ve gerekse DAT tanıları için
bu koşulun yerine getiriliyor olması esastır.
Tablo 1. Demans
Hastalıklarının Sınıflandırılması
|
Primer
(Dejeneratif) |
Sekonder |
|
Alzheimer
hastalığı Lewy cisimcikli demans Fronto-temporal demans FTD-davranışsal varyant İlerleyici tutuk afazi Semantik demans FTD-ALS Hareket bozukluğuyla
birlikte Parkinson hastalığı demansı Kortiko-bazal dejenerasyon Progresif supranükleer paralizi Huntington hastalığı Multi-sistem atrofiler Wilson hastalığı Nöroakantositoz Prion hastalıkları Creutzfeldt-Jacob hastalığı Gerstmann-Sträussler-Scheinker hastalığı Fatal familyal insomni Çeşitli pediyatrik
demanslar Kufs hastalığı Metakromatik lökodistrofi Gaucher hastalığı Niemann-Pick hastalığı Diğer ender demanslar Limbik demans Poliglukozan cisimcik hastalığı Arjirofilik tahıl hastalığı |
Vasküler
demans Multi-infarkt demans Binswanger hastalığı Stratejik infarkt demansı CADASIL Normal basınçlı
hidrosefali Toksik-metabolik demanslar Wernicke-Korsakoff hastalığı B12 vitamin eksikliği Hipotiroidi Kronik karaciğer hastalığı Organik çözücülere maruz kalma İlaçlar İnfeksiyonlar Herpes simpleks ensefaliti Nörosifilis Kronik menenjitler HIV-demans kompleksi Whipple hastalığı Kafa içi yer
kaplayıcı hastalıklar Neoplastik durumlar Subdural hematom Otoimmun-inflamatuar
hastalıklar Multipl skleroz Behçet hastalığı Paraneoplastik limbik ensefalit VGKC ve NMDAR kanalopatileri Granülomatöz anjitis Primer sinir sistemi vasküliti NAIM sendromu |
Bu tabloda demansa neden olan tüm nedenlerin
sıralanması amaçlanmamıştır. Büyük bir
kısmının adı geçmekle birlikte asıl amaç primer ve
sekonder demans kavramlarına açıklık getirmektir.
Kısaltmalar: VGKC: Voltaj kapılı potasyum kanalı; NMDAR:
N-metil D-aspartat reseptörü; NAIM: Non-vaskülitik otoimmun meningoensefalit.
DEMANSTA ÖYKÜ ÖZELLİKLERİ
Bir zihinsel yıkım tablosu olarak
tanımladığımız demans sendromunu oluşturan
hastalıklar, esas olarak primer sensoryel-motor alanlarla ilintili
bölgeleri değil, fakat zihinsel işlevlerin alt yapısı olan
bölgeleri (limbik ve asosiasyon alanları) hasarlar.
Dolayısıyla, demansa özgü belirtiler güçsüzlük, hissizlik, görme
alanı kayıpları gibi klasik nörolojik muayeneyle
bulgularını ortaya koymaya alıştığımız
belirtiler değil; unutkanlık, konuşma bozukluğu, yön bulma
güçlüğü, yargılama-problem çözme güçlükleri, tanıma
bozukluğu, el becerilerinde bozukluk, kişilik
değişiklikleri, anksiyete, disfori, hezeyan ve halüsinasyonlar gibi
belirtiler olacaktır.
Demans sendromunun semptomatolojisi, üç ana (kardinal)
kategoride sınıflanabilir:
1. Kognitif,
2. Davranışsal,
3. İşlevsel
(GYAlar).
Demans öyküsü, bu üç kardinal alana özgü
yakınmaların bir sistematik içinde sorgulanması ile
alınır. Bunların yanısıra motor, otonom
sistemler ve uyku bozukluklarına ilişkin yakınma ve
belirtilerin sorgulanması da bazı demans sendromları
açısından önem taşır ve kardinal alanların
yanısıra bu alanlar da ikincil alanlar olarak
düşünülebilir.
Öykü mümkünse hastadan birinci derecede sorumlu
bir hasta yakınının da varlığında, paralel olarak
alınmalıdır.
Yakınmaların başlangıç (sinsi,
akut veya subakut) ve ilerleme tarzı (statik, kronik sürekli veya
basamaksı, hızlı) belirlenip kaydedilmelidir.
Kognitif belirtiler arasında mutlak olmasa da
en sık rastlanılan belirti bellek alanına aittir. Hasta ya
da yakını aynı soruların, aynı konuların
tekrarlanması, özel eşyanın kaybedilmesi, randevuların
unutulması, yemeğin ocakta, ocağın açık
unutulmasından yakınmaktadır. Görsel-mekansal
işlevlere ait bozulma kendini önce yabancı mekanlarda, giderek bildik
mekanlarda yön bulma güçlüğü ve bazen kaybolma şeklinde
gösterir. Dil bozukluğu erken dönemde adlandırma güçlüğü,
kelime hazinesinde daralmayla başlayıp, giderek AHde daha mutad
olduğu gibi anlamanın da bozulduğu bir akıcı afaziye,
ya da ilerleyici tutuk afazide daha mutad olduğu gibi gramer
yapısının da bozulduğu bir tutuk afaziye
dönüşür. Semantik demansta ise sıradan nesnelerin
anlamlarının kaybolduğu bir tek kelime anlama bozukluğu söz
konusudur. İlerleyici afazisi olan bir hastanın kelime bulma
güçlüğü olan temel yakınmasının da sıklıkla hasta
ve hasta yakını tarafından unutkanlık olarak ifade
edileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Öykü derinleştirildikçe
bu türden bir unutkanlık yakınmasının adresinin limbik
yakın bellek sistemi değil de sol hemisferik dil sistemi
olduğunun altı çizilir. Praktik bozukluklar (apraksiler) nedeniyle,
basit güncel aygıtların (tarak, makas, diş fırçası,
sofra aygıtları, vb.) manipulasyonları bozulabilir.
Gnostik bozukluklar (agnoziler), nesnelerin ve yüzlerin
tanınmasını, mekanda bir nesnenin, diğer nesnelere göre
pozisyonunun belirlenmesini bozabilir. Yürütücü işlevler
alanındaki bozukluk nedeniyle hasta zihinsel esnekliğini kaybetme
eğilimindedir; metaforların soyut anlamlarını kavramakta,
davranışlarını planlamakta, bireysel ve toplumsal sorunlar
üzerine akıl yürütmekte, günlük yaşamda
karşılaştığı problemlere uygun çözümler üretmekte
zorlanır.
Davranışsal belirtiler arasında, apatiye
varacak şekilde kendiliğindenliğin kaybı, disinhibisyona
varacak şekilde dürtü kontrolünde bozukluklar (hiperseksüalite, hiperfaji)
sayılabilir. Apati spektrumundaki hasta giderek daha az spontanite
örnekleri sergiler. İnisiyatif göstermez, kendiliğinden bir
şey talep etmez, kendisine yönelinmediğinde konuşmaz.
Çevresinde olup biten hiçbir şey ilgisini çekmez gibidir.
Disinhibisyon kendini öncelikle sosyal uygunsuz davranış olarak
adlandırılan sosyal konumla bağdaşmayan rahat
davranışlar, alışılmadık girişkenlik,
şakacılık, çocuksulukla gösterir; hasta yakınları bu
değişiklikleri sıklıkla aile için bir utanç vesilesi olarak
aktarırlar. Hiperseksüalite hastanın o zamana kadar
edindiği sosyal normlar dışında cinsel içerikli imalar taşıyan
söz ve davranışlar sergilemesinden uygunsuz cinsel taleplere kadar
varan şiddetlerde görülebilir. Hiperfaji hastanın
alışılagelen ağız tadının
değişmesi, oburlaşması ve özellikle şekerlemeye
düşkünleşmesi şeklinde başlar ve çay poşeti, kendi
feçesi gibi yenilmeyecek nesnelerin dahi ağza
tıkıştırılabildiği şiddetlere ulaşabilir.
Psikotik belirtiler düşünce ve algı bozuklukları şeklinde
ortaya çıkar. Düşünce bozuklukları özellikle
hırsızlık (bakıcı paramı çalıyor),
sadakatsizlik (eşim beni bir başkasıyla aldatıyor) ve
terkedilme (beni bakımevine atacaksınız) hezeyanları,
misidentifikasyon burası benim evim değil, eve gidelim ve Capgras
hezeyanı (tanış olması gereken kişi onun yerine
geçmiş bir taklidi) şeklinde ortaya çıkar. Algı
bozuklukları ise tüm duysal modalitelerde olabilecekleri gibi özellikle
görsel halüsinasyonlar şeklindedir. Bunlar çevresel uyaranların
yanlış yorumlandığı illüzyonlar, mekanda bir
varlığın mevcudiyeti hissi gibi forme olmayan halüsinasyonlar
veya canlı rüyalar gibi çok hafif algı bozukluklarından
nesneler, insan ve hayvanlar gibi forme halüsinasyonların olduğu daha
ağır durumlara değişir. Algı bozuklukları
ağırlaştıkça içgörü kaybolur ve geceye
sınırlıyken giderek gündüzleri de görülmeye
başlarlar. Duygudurum bozuklukları arasında depresyon
özellikle sık olabilir ve afektif-motivasyonel yönleri
sorgulanmalıdır. Anksiyete, huzursuzluk, yerinde duramama,
sürekli yer ve mekan değiştirme, çok çabuk sıkılma
şeklinde ortaya çıkabilir; özel bir çeşidi de yaklaşan
randevularla artan anksiyetedir. Mani, klasik psikiyatrik tablosundan çok
uygunsuz neşe ve/veya öfke, duygudurum dalgalanmaları, grandiozite,
saldırganlık şeklindeki gösterilerin bir veya
birkaçının toplamı şeklinde görülebilir. Fobiler,
hastaya özgü çeşitlilikler gösterebileceği gibi, özellikle de
eşin göz önünden uzaklaşması endişesi ve bu nedenle
eşin peşinden ayrılmama veya yalnız kalma korkusu
şeklindedir. Fiziksel veya verbal şiddeti de içeren ajitasyon,
amaçsız-tekrarlayıcı hareketler (amaçsız
dolaşma-adımlama, dolapları açıp-kapama, çarşafı
katlayıp-açma gibi aynı hareketi tekrarlama, uygunsuz yerlere,
toplama, istif etme) gözlenebilir davranışsal sorunlar
arasındadır. Gözlenebilir davranışsal bozukluklar da
şiddetlendikçe başlangıçta güneş batma fenomeni adı
verilen geceye sınırlı olmaktan, giderek güne yayılma
eğilimi gösterirler.
İşlevsel alana ait belirtiler, işini sürdürmek,
ev dışında yolculuk, alışveriş, mali
işleri (fatura ödemeleri, banka işleri, vb.) çekip çevirmek,
günlük aygıtları kullanmak, hobilerini sürdürmek, ev işlerini
yürütmek, kendine bakım veya hijyene (giyinmek, yıkanmak, beslenmek,
tuvalet, vb.) muktedir olmak şeklinde örneklenebilecek özellikleri
bozabilir (işlevsel alana ait belirtilerin AHde bozulma hiyerarşisi
için ilerdeki Alzheimer Hastalığının Klinik Evreleri
kısmına bakınız).
Motor bozukluklar arasında başta
yürüyüş bozukluğu olmak üzere ekstrapiramidal bulgulara atfedilecek
yakınmaların sorgulanması (küçük adımlarla yürüme, donma,
istemeden hızlanma, düşme, dengesizlik, hareketlerde yavaşlama,
tremor, konuşma ve yutma bozukluğu) önemlidir. Vasküler demansa
parezi sekellerinin, fronto-temporal demansa amiyotrofinin eşlik
edebileceği akılda tutulmalı ve zaaf, kas erimesi gibi temel
belirtileri sorgulanmalıdır.
Otonom bozukluklar arasında ise üriner
inkontinansın bulunup bulunmaması önem taşır.
İdrara yetişme güçlüğü (urgency) düzeyinde hafif bir
inkontinansın dahi kaydedilmesi gerekir. Ortostatizm
yakınmaları, senkopal eğilim, kronik konstipasyon, impotans
demans sendromlarının ayırt edilmesinde önem taşıyan
diğer otonomik yakınmalar arasındadır.
Parasomniler arasında özellikle REM
uykusu sırasında tonik inhibitör aktivitenin çözülmesi sonucu ortaya
çıkan rüyaların yatakta sıçrama, dövünme, düşme,
konuşma, haykırma şeklinde dışavurumu olan REM uykusu
davranış bozukluğu (RUDB) belirtileri önem
taşır. Uykuya dalma güçlüğü, kesintili uyuma, sabah çok
erken uyanma gibi insomnia belirtileri ve insomnianın veya uyku apnesinin
sonucu olarak veya bağımsız bir fenomen olarak
aşırı gündüz uyuklaması, gerek ayırıcı
tanıdaki önemleri ve gerekse de tüm demans hastalarının zihinsel
performanslarına belirgin olumsuz etkileri ve göreli olarak da kolay
tedavi hedefleri olma özellikleriyle titizlikle sorgulanmalı ve
kaydedilmelidirler. Demansta öykü özellikleri için Tablo 2ye
bakınız.
Öykü sonunda klinisyen temel sorunu saptayarak
çekirdek kognitif bulguyu başlangıç ve seyriyle belirlemiş
olmalı, buna kognitif alandan varsa diğer katılımları,
çekirdek ve ikincil kognitif bozuklukların GYAları etkileme
düzeyini, davranışsal ve diğer (ikincil) alanların
katılım zamanlamalarını ve şiddetlerini
canlandırabilmelidir. İyi alınmış bir öykü özellikle
tipik olgularda ayırıcı tanıyı daha bu aşamada
büyük ölçüde çözeceği ve hastalık şiddetini aşağı
yukarı belirleyeceği gibi, mental durum muayenesi için
kullanılacak standart testlerin yanısıra özellikle
odaklanılması gereken kognitif alanlar için özgül testlerin
esneklikle seçimine de rehberlik edecektir. Dolayısıyla, sinsi
başlayıp, yıllar içinde ilerlemiş, zaman içinde kelime
bulma ve dış mekanda yönünü bulma güçlüklerinin eklendiği, bu
nedenle hastanın son zamanlarda artık yalnız başına
sokağa çıkamadığı, ancak evinde yıkanma, giyinme
gibi temel GYAlarını halledebildiği bir öykü
karşısında klinisyen orta evrede bir AHli hasta ile
karşı karşıya olduğunu rahatlıkla öngörüp muayene
sonuçlarının da bu öngörüsünü destekleyeceğini tahmin
edebilirken, temel sorunu bellek değil de mekanda yönünü bulmak, gözünün
önündeki nesneleri bulamamak olan bir hasta karşısında bu kez
çok daha ender bir nörodejeneratif antite olan posterior kortikal atrofinin
ilerleyici simultanagnozisinin ifade edilmekte olduğunu ayırdedip
normalde standart muayenesinin içinde yeralmayabilecek simultanagnozi
testlerini seçmeye karar verebilmelidir.
DEMANSTA ÖZ VE SOYGEÇMİŞ ÖZELLİKLERİ
Demanslı hastanın öyküsü
sırasında özgeçmişi içinde belirli genel medikal, nörolojik,
psikiyatrik ve toksik özelliklerin soruşturulması önemlidir.
Genel medikal özgeçmiş içinde vasküler risk
faktörleri (hipertansiyon, iskemik kalp hastalığı, diyabet),
endokrin-metabolik bozukluklar (özellikle hipotirodi, B12 vitamini
yetmezliği), kronik infeksiyonlar (tüberküloz, sifilis, AIDS), sistemik
otoimmun-inflamatuar hastalıklar (Sistemik lupus, Sjögren, romatoid
artrit, Behçet), sistemik neoplazi, genel anestezi kullanılmış
cerrahi girişimler, özellikle kardiyak girişimler
kaydedilmelidir. Bunlardan bir bölümü sekonder demansların nedenleri
olabileceği gibi, B12 eksikliği, hipotiroidi, vasküler risk faktörleri,
genel anestezi gibi durumlar AHyi komplike eden ve kontrol edilebilecek
komorbid durumlar da olabilirler.
Nörolojik özgeçmişte gelişimsel
bozukluklar, geçirilmiş hemorajik-iskemik inme ya da geçici iskemik
ataklar, özellikle şuur kayıplı kafa travması, subdural
hematom, MSS infeksiyonları (menenjit, ensefalit), epilepsi, beyin tümörü,
hidrosefali gibi durumların varlığı
sorgulanmalıdır.
Geçirilmiş depresyon, psikoz, eski
psikiyatrik hospitalizasyonlar sorgulanır.
Toksik özgeçmiş özellikleri arasında
ağır metallere maruz kalma kronik toksik ensefalopatilerin nedenleri
arasındadır. Kronik alkolizm ve/veya madde kullanımı
kaydedilmelidir. Geriyatrik popülasyon özellikle polifarmasinin
yaygın olduğu bir gruptur. Benzodiazepinler, trisiklik antidepresanlar
ve diğer anti-kolinerjik ajanlar, alfa-metil-dopa, reserpin gibi
antihipertansif ilaçlar kognitif bozukluğun tek başına nedeni ya
da ağırlaştırıcı etkeni olarak bulunabilirler.
Soygeçmiş özellikleri sorgulanırken
özellikle primer dejeneratif demansların büyük ölçüde genetik ve çevresel
faktörlerin karmaşık bir etkileşiminin ürünü oldukları göz
önünde bulundurulmalıdır. Nöro-genetikteki büyük ilerlemelere
rağmen AH ve FTD gibi ailede demans varlığının önemli
bir risk faktörü olduğu durumlarda hala keşfedilmeyi bekleyen
Mendelyen geçiş ve yatkınlık genleri bulunmaktadır.
Örneğin, bu iki durum için hala gösterilmiş bir resesif geçiş
geni yoktur ve akraba evliliğinin göreli sıklığıyla
ülkemizdeki demans pratiği bu açıdan gelecekteki böyle bir buluş
için avantajlı olabilir. Birinci derece akrabalar arasında demans,
Parkinson hastalığı, motor nöron hastalığı gibi
nörolojik, depresyon, psikoz, alkolizm gibi psikiyatrik hastalıkların
mevcudiyeti özellikle sorgulanmalıdır. Ana-babanın akraba veya
aynı köyden olup olmadığı, ana-baba ve
kardeşlerin sağ olup olmadıkları, öldülerse
yaşları ve ölüm nedenleri ayrı ayrı kaydedilmelidir.
Tablo 2. Demansta 3 kardinal ve 3 ikincil alanın
sorgulanması
|
Kognitif |
Bellek Dikkat Dil Görsel-mekansal işlevler Yürütücü işlevler Praksis Gnosis |
Yakın:
yakın geçmişe ait kişisel ve aktüel olaylar; Uzak: ilkokul öğretmeni,
okuduğu okullar, evlilik, emeklilik tarihleri, vb. Dalgalanma, konsantrasyon,
çelinebilirlik Kelime bulma, anlama, okuma,
yazma, hesaplama güçlükleri Yabancı/tanıdık
mekanlarda dolaşabilme, yazı karakterinde (ortografik)
değişiklik Problem çözme,
yargılama, soyutlama bozuklukları Alet kullanma, giyinme,
oturma-yürüme güçlükleri Nesneleri tanıma,
mekanda birbirinden ayırma |
|
Davranışsal |
Kişilik
değişiklikleri Duygudurum bozuklukları Algı bozuklukları Düşünce
bozuklukları |
Apati,
disinhibisyon, sosyal uygunsuzluk Keder, isteksizlik,
huzursuzluk, yerinde duramama, sinirlilik, uygunsuz neşe, eşin
peşinden ayrılmama Görsel ve diğer
halüsinasyonlar Hırsızlık,
sadakatsizlik, Capgras ve diğer türden hezeyanlar |
|
İşlevsel |
Sokakta
GYAlar Evde GYAlar Kendine bakım |
İş
yaşamı, yolculuk, mali işler, alışveriş, sosyal
ilişkiler Hobiler, ev
aygıtlarını kullanma, yemek pişirme, diğer ev
işleri, küçük tamirat, gazete-TV ilgisi Yemek yeme, yıkanma,
giyinme, makyaj, traş olma, tuvalet mekaniği, sfinkter kontrolü |
|
Motor |
Yürüyüş
bozukluğu, düşmeler, donmalar, dengesizlik, hareket
yavaşlığı, güçsüzlük, erime, seyirme |
|
|
Otonom |
İnkontinans,
empotans, ortostatizm, konstipasyon, terleme |
|
|
Uyku |
REM-davranış
bozukluğu, aşırı gündüz uykusu, uyku apne sendromu |
|
DEMANS MUAYENESİ
Kognitif ve/veya davranışsal
yakınmalarını ileten hastanın muayenesi demans sendromunun
mevcut olup olmadığını, mevcutsa demans sendromları
içinde tipik bir tabloya uyup uymadığını saptamaya yönelik
olmalıdır. Demans muayenesi:
1. Davranışsal
gözlemler,
2. Mental durum muayenesi
(MDM),
3. Somatik nörolojik muayene
alt başlıklarıyla kaydedilebilir.
Davranışsal Gözlemler
Hastanın muayene sırasındaki
davranışları gerek MDMden alınacak sonuçların
değerlendirilmesinde önem taşırken, gerekse de bazı
durumlarda tanı koydurucu olabilir. Bu alt başlık
altında apati, sosyal uygunluk gibi ölçülmesi zor ya da mümkün olmayan
bulgular üzerine muayene edenin yargıları belirtilir.
Motivasyonun optimal olması MDM
sonuçlarının uygun değerlendirilebilmesi için gerek
şartların başında gelir. Muayene edenin tecrübe ve
mahareti, muayene tekniklerini iyi uygulayabilmesinin yanısıra
hastanın muayene boyunca motivasyonunu korumasını
sağlayabilmesini de gerektirir. Motivasyonsuzluk, gerek
dürtüsellik/çelinebilirlik, ve gerekse de apati şekillerinde muayeneye
işbirliğini bozacak ve ağırlığı ölçüsünde
MDMyi istenildiği düzeyde uygulanamaz kılacaktır.
Motivasyonsuzluk, apati yönünde muayene sırasında hastadan
beklenen normal inisiyatif düzeyinin gözlenememesi şeklinde bir
kendiliğindenlik azalmasından, oturduğu yerde çevresine tümden
ilgisizliğe kadar değişebilir. Diğer yandan
dürtüsellik ve dikkatin çelinebilirliği de, MDMde optimal performans için
gereken sebatlılığı bozacak perseveratif cevapları
arttıracaktır. AHde erken evrelerde motivasyonun korunmuş
olması ya da muayene performansını bozmayacak düzeyde bir
kendiliğinden davranışta azalma beklenirken, ileri evrede apati
ya da çelinebilirlik nedeniyle formel muayene mümkün olmayabilir. FTD daha
erken evrelerden itibaren apati ve/veya dürtüsellik ile karakterizedir.
Bu nedenle bazı FTD hastaları başlangıçtan itibaren
muayeneye izin vermeyebilirler. Yine motivasyon bozukluğunun,
özellikle geriyatrik popülasyonda kendi başına ya da dejeneratif
demanslarla birlikte olduğunda, depresyonun başlıca belirtisi
olduğu söylenebilir.
Muayene eden, duygudurum ve afekt üzerine
gözlemlerini de kaydetmelidir. Kendiliğinden gözlenebilen
parmaklarıyla ya da giysileriyle oynamaktan, koltukta oturamayıp
sürekli dolaşma ya da odayı terketme isteğine kadar
değişen huzursuz, anksiyöz davranış bizzat muayenedeki
performans bozukluğuyla da ortaya çıkabilir. İritabilite,
kolay sinirlenme, negativizm, disfori eğilimi, kederli ruh hali, kolay
ağlamayla kendini gösterecektir.
İçgörü bozukluğu inkar eğilimiyle
başlayabilir.
Sosyal uygunluk, muayene edenin hastanın
genel davranışının geldiği sosyal çevrenin
normlarından beklediği davranışa ne derecede uygun
düştüğü üzerine yargısıdır. Disinhibisyonun
bir parçası olan uygunsuz davranışlar alaycılık
eğiliminden saldırganlığa kadar değişebilir.
AHde sosyal uygunluk ileri evrelere kadar korunurken FTDde en erken dönemden
itibaren bozulan tanı koydurucu özelliklerdendir. Kullanma
davranışı yine başlıca FTDye özgü bir disinhibisyon
özelliğidir. Kullanma davranışı sergileyen hasta muayene edenin
masasını karıştıracak, kalemlerini alma,
dosyalarını düzenleme, kağıtlarını okuma gibi
davranışlar sergileyecektir; masa üstünde bulunabilecek refleks
çekici, gözlük gibi nesneler yoklanıp kullanılmaya
çalışılacaktır.
Mental Durum Muayenesi
Mental durum muayenesi (MDM) kendi içinde yatak
başı testleri ve tarama testleri olarak
sınıflanabilir. Gerektiğinde davranışsal
belirtilerin ağırlığını saptayacak, işlevsel
durumu nicelleştirecek, demans şiddetini belirleyecek ölçekler de
kullanılabilir.
Yatak Başı Testleri
MDM, yatak başı testlerinden
oluşan bir kısa nöropsikolojik muayene olarak
düşünülebilir. Nöropsikoloji laboratuarında standart normlara
göre uygulanan ve değerlendirilen nöropsikolojik muayenenin tersine, hastanın
öykü, sosyokültürel durum ve davranışsal özelliklerine göre muayene
edenin esnek biçimde değiştirebileceği genellikle basit, nicel
skorlardan çok nitel performans değerlendirmelerine dayanan testlerden
oluşur. Amaç, limbik-paralimbik ve heteromodal alanlarda temsil edilen
kognitif işlevler ve unimodal alanlarda temsil edilen karmaşık
algısal ve motor işlevlerin etkilenme düzeyleri üzerine yorum
yapılabilecek kadar test edebilmektir.
Bu işlevler, 1. Dikkat, 2.Dil, 3.
Görsel-mekansal işlevler, 4. Bellek,
5. Yürütücü işlevler, 6. Gnosis, 7. Praksis
alt başlıklarında sıralanabilir.
Nörolojik muayenede normal ve anormal bulgular
oldukça kesindir. Bireysel ve kültürel varyasyonlar genellikle ihmal
edilebilir düzeydedir. Oysa MDM sonuçlarını değerlendirirken
kognitif işlevlerin birbirinden ayrıldığı
sınırların o kadar aşikar olmadığı,
testlerin eğitim düzeyi ve yaştan büyük ölçüde etkilendiği
hesaba katılmalıdır. Ağır dikkat bozukluğu
nedeniyle kayıt güçlüğü olan hastanın yakın bellek
testlerindeki gerçek performansını değerlendirmek mümkün
olmayabilir. Yine adlandırmayı bozacak bir dil bozukluğu,
genellikle bir kelime listesi öğrenmek tarzında olan yakın
bellek muayenesini verbal olmayan yollara uyarlamayı zorunlu kılar.
Eğitimsiz bir kişide saptanan bir performans bozukluğu o
eğitim düzeyi için normal sınırlarda kalabilecekken, yüksek
eğitimli bir kişinin bozukluğunu ortalama testler ortaya
koymayabilir.
Muayenenin sonunda ön planda ve ikincil düzeyde
bozulan alanlarla korunan alanların bildirileceği bir kognitif profil
belirlenir.
Tarama Testleri
Tarama testleri, özellikle AHde kognitif
yıkımın ağırlığını saptamak,
yıkımın zaman içindeki ilerleme hızını ve ilaca
cevabı izlemekte kullanılan kısa global kognitif muayene
araçlarıdır. Epidemiyolojik çalışmalar gibi
geniş saha çalışmalarında duyarlılık ve özgüllük
oranları uyarınca normalleri demanslılardan ayırmak için
kullanılsalar da, ofiste tek bir hastanın muayenesinde, hiç bir zaman
asıl MDMnin yerine tanı amaçlı olarak kullanılmamalı,
asıl işlevlerinin uzunlamasına izlemede tek bir hastadaki
değişimi nicel olarak belgelemek oldukları
unutulmamalıdır.
Bu tür birçok test geliştirilmişse de,
uluslararası literatürde en fazla adı geçen ve yurdumuzda da öteden
beri yaygın olarak kullanılanların başında Mini Mental
Durum Muayenesi (MMSE), Blessed Oryantasyon Bellek Konsantrasyon Testi (BOMC),
Kısa Mental Durum Testi (STMS) sayılabilir. Montreal Kognitif
Değerlendirme Testi (MoCA) ve Addenbrook Kognitif
Muayenesi-Yenilenmiş (ACE-R) yukarda anılan nispeten eski testlerin
zaaflarının giderilmesine yönelik olarak tasarlanmış,
yakın tarihlerde kullanılmaya başlanan tarama testleridir. Bu
yeni testlerin demans öncesi kognitif bozukluğu (yani, MCI) normal
kognisyondan ayırma yetenekleri olduğu ileri sürülmektedir.
ACE-Rın 40 yıla yaklaşan bir süredir en yaygın olarak
kullanılan test olmasıyla bütün zaaflarına rağmen
terkedilemeyen MMSE maddelerini içinde barındırması ve bir alt
skor olarak MMSE skorunu da belirlemesinin bir avantajı olduğu
söylenebilir.
Davranışsal Ölçekler
Davranışsal belirtilerin
ağırlığını saptamak, zaman içindeki seyirlerini
ve ilaca cevaplarını izlemekte davranışsal ölçekler de
kullanılabilir.
Alzheimer Hastalığında
Davranışsal Bozukluklar Ölçeği (BEHAVE-AD), AHde bu amaca
hizmet eden kullanılışlı bir testtir. Nöropsikiyatrik
Envanter (NPI) tüm demanslarda kullanılabilecek şekilde
geliştirilmiş son şekliyle 12 davranışsal ekseni
sorgulayan bir ölçektir. Frontal Davranış Envanteri (FBI)
özellikle FTD'li hastaların davranışsal bozukluklarının
ölçümü için geliştirilmiştir. Geriyatrik Depresyon Ölçeği
(Geriatric DS), demanslı popülasyonda diğer depresyon ölçüm
araçlarına göre daha güvenilir bir araç olabilir. Orijinal şekli olan
30 madde, 15 maddeye kısaltılarak (GDS-15) yoğun bir pratikte
daha da kullanışlı kılınmıştır.
İşlevsel Ölçekler
Kognitif yıkıma bağlı olarak
Tablo 2de gösterilen GYAlardaki bozulmayı nicel olarak saptamayı
hedefleyen ölçeklerdir. Bunlar arasında, Günlük yaşam
Aktiviteleri/Enstrümental Günlük Yaşam Aktiviteleri Ölçeği
(ADL/IADL), Blessed Demans Derecelendirme ÖlçeğiCERAD versiyonu
(BDRS-CERAD) ve Alzheimer Hastalığı İşbirliği
ÇalışmasıGünlük Yaşam Aktiviteleri Ölçeği (ADCS-ADL)
sayılabilir.
Parasomni Ölçekleri
Gerektiğinde RUDB ve insomniaya neden olan huzursuz
bacak ve uyku apne gibi durumları nicelleştiren Mayo Uyku
Soruşturusu (MSQ) ve aşırı gündüz uykululuğunu
nicelleştiren Epworth Uykululuk Ölçeği (ESS) kullanılabilir.
Nörolojik Muayene
Diğer nörolojik hastalıklarda
olduğu gibi, doğal olarak demans hastalıklarının
muayenesine de tam bir somatik nörolojik muayenenin eşlik etmesi
beklenir. Bununla birlikte bazı demans sendromlarıyla özellikle
bazı nörolojik bulgular birlikte gittiği için söz konusu bulguların
bulunup bulunmaması önem taşır. Bunlar arasında
ekstrapiramidal sistem bulgularının (EPS) özel bir yeri
vardır. Göz hareketleri muayenesinde ortaya konabilecek
aşağı bakış felci, yürüyüş bozukluğu varsa
bunun Parkinsonyen ve/veya ataktik niteliği, geçirilmiş inmelere ait
fokal nörolojik bulguların tümü de demans sendromlarının
ayırt edilmesinde kullanılacaklardır. Özellikle EPSnin
nicelleştirilmesi amacıyla Parkinson hastalığının
(PH) belirti ve bulguları için geliştirilen UPDRS isimli ölçeğin
Kısım III alt bölümü kullanılabilir.
DEMANS SENDROMUNUN FENOMENOLOJİK AYIRICI
TANISI
Demans sendromunun tanısında, daha önce
de belirtildiği gibi, üç kardinal semptomatolojik kategori arasında
işlevsel alanda bozulma şarttır. Demansın
ayırıcı tanısı, işlevsel bozulmaya yol açan
kognitif alana ait bozulmanın profili, davranışsal alana ait
bozukluğun olup olmaması, mevcut ise tabloya katılma
zamanlaması ve ağırlığı, yine motor
bozukluğun mevcudiyeti ve tabloya katılma zamanlaması,
ağırlığı değerlendirilerek
yapılır. Örneğin, ATD öyküsü ağırlıklı
olarak, izole kognitif demans olarak başlar; davranışsal ve
motor bulgular tabloya ileri evrelerde katılır.
Nöropsikolojik Profil
Demansın nöropsikolojik profili patogenezin
nöral coğrafyadaki
yatkınlığını yansıtır ve
dolayısıyla hastalığı yüksek olasılıkla
tahmin ettirir. Daha önce de değinildiği gibi, demans daha
yakın zamana kadar tasarlandığı gibi, MSSnin yaygın
hasarıyla gelişen global bir zihinsel yıkım değildir.
Farklı nörodejeneratif etyopatogenetik süreçler farklı nöroanatomik
yatkınlıklar gösterirler. Nöropsikolojik profilleri de, bu
yatkınlığı yansıtacak şekilde, kognitif ve
davranışsal alanların bazen izole, ama sıklıkla da
kendine özgü bileşimlerinden oluşan bozukluklarının
ifadesidir. Nöropsikolojik profil, bozulan ve göreli korunan alanları
belgeleyerek, nöroanatomiyi dolaylı olarak sergiler. Hasarlı
olduğu varsayılan anatomik alan daima tek bir etyopatogeneze
karşılık gelmeyebilir. Farklı süreçler, benzer bir
anatomik yatkınlık gösterebilirler. Ancak, günümüze kadar
biriken nöropatolojik veriler, farklı nöropsikolojik profillerin,
dolayısıyla anatomik yatkınlıkların belli
hastalık süreçlerine karşılık gelme ya da tümüyle
dışlama olasılıklarını güvenilir biçimde ortaya
koyabilmektedir.
Farklı nörodejeneratif
süreçler, genellikle bir çeşit nihai ortak yola sahiptirler.
Dolayısıyla, hastalığın çok ilerlediği,
ağır ve yaygın yıkımın gerçekleştiği
son evrede nöropsikolojik olarak farklı profiller ayırmak mümkün
olmayabilir. Nöropsikolojik profiller, özellikle erken evrede anlamlı
farklılıklar sergileyeceklerdir. Bu profiller
sıklıkla, en azından başlangıçta simetrik ya da
asimetrik olarak fokal kalacak olan dejenerasyonu yansıtırlar.
Altta yatan patolojik sürecin niteliğine göre, hastalığın
nihai evrelerinde dejenerasyon fokal özelliğini bırakıp
yaygınlaşırken, klinik tablo da global bir yıkım
özelliği edinecektir. Pick hastalığı (PiH) gibi
bazı süreçler ise bütün evrelerinde daima fokal kalabilirler.
Mesulam ve Weintraub, özellikle erken evre profillerini vurgulayarak, demanslar
için 4 farklı nöropsikolojik profil tanımlar:
1. Progresif amnestik disfonksiyon (PAD)
2. Primer progresif afazi (PPA)
3. Progresif görsel-mekansal Bozukluk (PGMB)
4. Progresif davranışsal/yürütücü bozukluk
(PDB/PYB) ya da progresif frontal şebeke sendromu
Mesulam ve Weintraubun bu 4 tablosuna progresif
apraksiyi de mümkün bir 5. tablo olarak eklemek listeyi daha
kapsayıcı bir hale getirecektir. Yazarların da işaret
ettiği gibi, bunlar demansın mümkün başlangıç
gösterilerinin tümü değildir ve bazı olgular bu 4 ya da 5 tabloya
göre sınıflanamayabilir. Bazı patolojik süreçlerde biri ön
planda olmak üzere bu tablolar bir arada görünebilir (örneğin FTDde 2 ve
4 ya da FTDnin semantik demans varyantında 2, 4 ve 3den özellikler, KBDde
4 ve 5). Yine de, günlük demans pratiğinde büyük ölçüde
kapsayıcı özelliğiyle bu yaklaşım, hem
ayırıcı tanıda pratik bir yol olmakta, hem de hasta ve
hasta yakınlarına yapılacak non-farmakolojik eğitici müdahalelerrde,
bozulan ve korunan niteliklerinin belirlenmesiyle yol göstermekte
yardımcı olmaktadır.
Mesulam, tanımladığı
tabloların tanı kriterlerinin ortak özellikleri olarak kısaca,
tabloya adını veren bozukluğun en az iki yıl boyunca
ilerleyici (progresif) izole bozukluk olarak kalmasını (primer) ve bu
süre içinde GYAları bozan yegane neden olmasını ileri
sürer. Bu iki yıllık süre sonrasında diğer kognitif
alanlardaki bozulmalar da tabloya katılabilir. Aşağıda
sıralanan nöropsikolojik profillerde Mesulam ve Weintraubun önerileri
temel alınmakla birlikte, adı geçen öneride primer sıfatı
için gerekli koşul olan en az 2 yıl izole bozukluk kriteri
sıkı bir şekilde korunmamış, bunun yerine primer
sıfatı izole olsun ya da olmasın, en ağır olarak bozulan
veya profilin çekirdeğinde bulunan kognitif bozukluğu nitelemek amacıyla
kullanılmıştır. Dolayısıyla, burada
sıralanan profiller ayrı ayrı antiteler olarak değil fakat
ayırıcı tanı amaçlı, en güçlü ihtimalle belli
nörodejeneratif hastalıklara karşılık gelmesi beklenen
klinik sendromlar olarak anlaşılmalıdır.
Progresif Amnestik Disfonksiyon (PAD)
Başka bir kognitif bozukluk
olmaksızın yakın bellekte saptanan ilerleyici karakterli
bozukluk GYAları da bozmaktadır.
Tipik bir hasta, genellikle 65
yaşının üzerindedir. Unutkanlıktan yakınan hasta
ve/veya yakını bunu özel eşyalarını kaybetmek,
aynı soruları ve konuları tekrarlamak, okuduklarını
aklında tutamamak, randevularını, alışveriş
listesini, yeni gördüğü mekan ve yüzleri unutmak şeklinde
örneklendirir. Unutkanlığı genellikle iş
arkadaşları ve ailesi tarafından da farkedilmektedir.
Bunlar dışında, sokakta ve sosyal ortamlarda
bağımsızlığı
kısıtlanmamıştır. Dış mekanda eskisi
gibi kaybolmadan dolaşır, mali işlerini ve
alışverişi ancak listeyle eskisi gibi halleder. Ev
işlerinde zaman zaman yemek yakıyor olmak dışında
bağımsızlığını sürdürür, hobilerini devam
ettirir. Nöropsikolojik olarak kayda değer bir verbal ve görsel
yakın bellek bozukluğu saptanırken, diğer alanlardaki
performans korunmuş ya da normal sınıra yakın
düzeylerdedir. İkinci bir kognitif alanın da bozulması ve
bunun günlük yaşama yansımasıyla birlikte artık PRAD ya da
DAT kriterleri doldurulur hale gelir. Nöropsikolojik olarak en erken,
yakın bellek bozukluğuna eklenen demansa ilişkin bulgular sözel
akıcılıkta kategori akıcılığının
(örneğin 1 dakikada mümkün olduğunca fazla hayvan ismi söylemek),
leksikal akıcılığa (örneğin 1er dakikada K, A ve S
harfleriyle başlayan mümkün olduğunca fazla cins isim söylemek) göre
daha erken ve ağır bozulması ve karmaşık
görsel-mekansal işlevlerde bozulma olmaktadır. Zaman içinde
uzunlamasına izlenen bir hastada önceleri bu işlevler korunurken
sonradan bozulduklarının gösterilmesi, artık nörodejenerasyonun
limbik sistemin dışına, sol ve sağ temporo-parietal
heteromodal neokortekse geçtiği anlamına gelir.
Bu tablo demansların erken evreleri içinde en
sık rastlanılan tablodur. PAD'ın ilerde daha
ayrıntılı tartışılacak olan MCI tablosu ile
pratik olarak aynı anlama geldiği söylenebilir. Nadiren çok
uzun yıllar boyunca, ya da bütün seyri boyunca aynı kalsa da büyük
sıklıkla AHnin henüz PRAD/DAT kriterlerinin
doldurulamadığı erken veya prodromal evresine
karşılık gelmektedir. Görüntüleme çalışmalarında,
özellikle MRG ile volümetrik olarak hippokampal atrofi saptanabilir. (Şekil
1) Son yıllarda geliştirilen PET ile amiloid görüntüleme
tekniği, PAD sergileyen hastalar arasında yoğun serebral amiloid
yükü taşıyanları ayırt ederek ilerde ATD geliştirecek,
bir diğer deyişle pre-demans veya prodromal AHyi öngörebilir. Yine,
BOSta total tau ve fosfo-tau proteini düzeyleri ile amiloid-beta fragmanı
düzeyi benzer bir işlev görebilir. Hippokampus volümetrisi, PET ile
amiloid görüntüleme ve BOSta anılan protein düzeyleri ilerde AHnin
potansiyel biyoişaretleyicileri bölümünde ayrıntıyla tartışılacaktır.
Nöropatoloji simetrik olarak limbik sistemde ve ağırlıkla da,
hippokampal-entorinal yapılardadır. Anılan bölgelere
yatkınlığı dolayısıyla, tahmin edilebileceği
gibi, beklenen hastalık yüksek ihtimalle AH'dir. Non-spesifik
dejenerasyon, PiH, LCD, arjirofilik tahıl hastalığı veya
sadece yumak demansı diğer nadir asosiasyonlardır.
Şekil 1. Hippokampus Görüntülemesi,
Şekil 1a. 73
yaşında normal yaşlı hippokampusları;
sağ hippokampusun normalde biraz daha büyük göründüğüne dikkat ediniz
(Hippokampus başından geçen T1 ağırlıklı koronal
kesit).
Şekil 1b. 75
yaşında hafif demanslı kadın hasta; hippokampus
başlarındaki hacim kaybına dikkat ediniz (Hippokampus
başından geçen T2 ağırlıklı kesit).
Şekil 1c. Aynı olgunun 5 yıl sonraki MRGsi;
demans artık ağır evrede ve hippokampal atrofi çok daha belirgin
hala gelmiş (Şekil 1b ile aynı özellikte kesit.
Progresif Afazi (PA)
İlerleyici dil bozukluğunun, izole olarak
veya diğer kognitif ve/veya davranışsal bozukluklarla birlikte
çekirdek bozukluk olduğu tablolardır.
Tipik bir hasta, genellikle 65
yaşının altındadır. Konuşma
bozukluğundan yakınan hasta, bunu kelime bulma, nesneleri ve
kişileri adlandırma, bazen düşüncelerini yazılı ve
sözlü ifade etme, bazen de yazılı ve sözlü ifadeleri anlama, okuma
güçlüğü şeklinde örneklendirir. Özel bir alt tipi olan semantik
demansta (SD) tek tek kelimelerin anlamsal içerikleri
boşalmıştır. Hastalar sıradan nesnelerin isimlerini
ilk kez duyuyorlarmış gibi davranırlar. Dil kullanmak
gerekmediği durumlarda sokakta ve evde
bağımsızlığını kısıtlayacak günlük
olayları hatırlama, dış mekanda yolunu bulma, günlük
olaylar üzerine akıl yürütme, hobilerini sürdürme gibi sorunları yoktur.
Diğer bir alt tip olan logopenik PAlı (LPA) hastalar hesaplama
güçlüğünden yakınırlar. SDli hastalar progresif afazilerinin
yanısıra aşina yüzleri tanıma güçlüğü ve disinhibisyon
belirtileri sergileyebilirler.
Nöropsikolojik profil, tutuk ya da akıcı
afazi tarzındadır.
Yerleşmiş bir tutuk afazi profili,
klasik Broca afazisini andıran tarzda agramatik spontan konuşma ve
tekrarlama bozukluğu ile birlikte anlamanın göreli korunduğu bir
tarzdır. Bununla birlikte, klasik afazik sendromların, tablonun akut
olarak yerleştiği ve zaman içinde düzelmeye yüz tuttuğu
biçimlerinin tersine ilerleyici afazilerin sinsi başlangıçlı,
tedrici ilerleyici seyirleri göz önüne alınmalıdır.
Dolayısıyla, erken dönemdeki bir ilerleyici tutuk afaziğin
klasik afazi muayenesiyle ayırt edilemeyebileceği, klasik afazik
sendromların olmazsa olmaz koşullarından konfrontasyon
adlandırmasının dahi salim kalabileceği kaydedilmelidir. Bu
erken dönem hastalar spontan konuşmalarında kelime bulma güçlükleri,
fonemik parafaziler, dizartrik, bazen kekelemeli konuşma tarzı,
prozodilerinde sanki bir yabancının aksanlı
konuşmasıymışcasına değişme ve kelime
akıcılıklarında, özellikle de leksikal akıcılıklarında
bozulma ile ayırt edileceklerdir. İlerleyici tutuk afazi (progressive
non-fluent aphasia-PNFA) bir FTD alt tipidir. Hastalık seyri
sıklıkla yıllarca izole dil bozukluğu şeklinde
kalabilirken (yani, Mesulam PPAsı), daha erken dönemde yürütücü bozukluk
özelikleri de eşlik edebilir. KBD tarzı bir asimetrik sağ
hemiparkinsonizm ve amiyotrofik lateral skleroz (ALS) muhtemel motor
eşlikçilerdendir.
İlerleyici akıcı afazi SD veya LPA
şekillerinde sunulur. SDde ağır konfrontasyon
adlandırması bozukluğu bir nesne agnozisini andırır
özellik taşır. Hasta için kelimeler anlamını
yitirmiştir. Nesneleri adlandıramayan (anomi) hasta bir
Wernicke afaziğinin aksine bir bölümünün ne işe
yaradığını da söyleyemez (agnozi). Bununla birlikte,
karşılıklı iletişim genellikle mümkünken, karmaşık
gramerin kullanıldığı emirlerle de anlamanın
korunduğu görülür. SDli hastanın semantik bellek testleri
(örneğin, Piramidler ve Palmiye Ağaçları Testi) ve meşhur
yüzleri tanıma testleri de bozulmuştur. LPA bir ilerleyici anomi
olarak düşünülebilir. Spontan konuşma kelime bulma güçlükleriyle
giderek yoksullaşır. Anlama korunmuştur. Anomik hasta
ayrıca nesne agnozisi, semantik bellek ve yüz tanıma
bozuklukları gibi SD özellikleri sergilemez. Akalkuli başta olmak
üzere, sağ-sol disoryantasyonu ve parmak agnozisi gibi Gerstmann sendromu
özellikleri görülebilir.
Gerek PNFAda ve gerekse de akıcı
türlerde verbal dolayımlı testler, özellikle de kelime listesi
öğrenme gibi klasik bellek testleri, dil bozukluğuna sekonder olarak
bozuk bulunabilir. Ancak dil dolayımına dayanmayan görsel
bellek, sağ hemisfer görsel-mekansal işlevleri iyi
korunmuştur. Bununla birlikte, LPAnın ileri
aşamalarında simultanagnoziye varan ağır görsel-mekansal
bozukluklar görülebilir.
PNFAda BT ve MRG ile asimetrik sol peri-sylvien
genişleme, (Şekil 2) bazen sol fronto-temporal atrofi, SPECT
ve PET ile adı geçen bölgede hippoperfüzyon veya hipometabolizma, EEG ile
sol temporal yavaşlama saptanabilir. SDnin ayırıcı
özelliği MRGde büyük sıklıkla solda baskın, özellikle
koronal T1 kesitlerde rahatlıkla ayırt edilebilen temporopolar (TP)
atrofidir (Şekil 3). rTVde atrofi tam tersine sağda
baskındır (Şekil 4). LPAnın nöropatolojik
karşılığı olan sol anguler girus atrofisi yapısal
görüntülemede gözden kaçabilirse de SPECT veya PET ile fonksiyonel görüntüleme
asimetrik bir sol parietal hipoperfüzyon/metabolizmayı ortaya
koyacaktır (Şekil 5).
PNFA sıklıkla KBD, PSP ve FTD
spektrumuna dahil taupatilerle ilişkiliyken, ALS eşlik ettiği
durumlarda beklenen nöropatoloji bir tau-/ubikutin+ (T-/Ub+) proteinopati veya
ubikutinize proteinin adıyla bir TDP-43 proteinopatisidir. SD hemen daima
bir TDP-43 proteinopatidir. LPAnın AHnin atipik sunumlarından biri
olduğuna dair deliller birikmektedir. PNFA, dvFTD, parkinsonizm ve ALS
bileşimlerinin ailevi biçimlerinin genetik karşılıkları
aşağıda progresif davranışsal bozukluk içinde
tartışılmıştır. SDnin ailevi biçimi
bildirilmemiştir.
Wernicke afazisine benzer anlamanın da erken
dönemde bozulduğu bir ilerleyici tutuk afazi izole biçimde değil
fakat sıklıkla, bellek ve diğer kognitif bozukluk bulguları
arasında dil bozukluğunun ön planda olduğu tablolar bir atipik
sunum olarak AH ile ilintili olabilir.
Şekil 2. İlerleyici tutuk afazide
asimetrik sol peri-sylvien atrofi
Sol frontal
operkulum ve sol anterior insula atrofisine bağlanabilecek asimetrik sol
peri-sylvien genişleme (üst sıra, sağ), bir üst kesitte de
hafifçe daha geniş sol ventrikül frontal boynuzuyla birlikte (üst
sıra, sol) görülüyor. Sol lateral ventrikül de sağa kıyasla hafifçe
daha geniş (alt sıra).
Şekil 3. Semantik demansta asimetrik sol
baskın temporopolar atrofi
T2
ağırlıklı koronal kesitlerde sol frontopolar
ağır, sağda daha hafif atrofi (üst sıra), mezial temporal
bölgeden geçen kesitlerde 2 yanlı amigdala atrofisi (alt sıra).
Şekil 4. Sağ temporal varyant
semantik demans görüntülemesi.
T12
ağırlıklı aksiyel ve koronal kesitlerde sağda
baskın, 2 yanlı temporopolar atrofi
Şekil 5. Logopenik
progresif afazide SPECT.
Tc99 HMPAO-SPECT ile MRGsinde ayırt
edilebilir bir bulgu olmayan logopenik progresif afazili bir olguda asimetrik
ağır sol parietal hipoperfüzyon.
Progresif Görsel-Mekansal Bozukluk (PGMB)
Bu profilin başlıca özellikleri görsel
işleme bozukluklarıdır. Nörodejenerasyon iki yanlı
oksipitoparietal bölgededir. İlk belirtiler sıklıkla,
bildik yerler dahil dış mekanda yolunu bulamama,
aradığı bir nesneyi gözünün önünde olduğu halde diğer
nesnelerden ayırıp bulamama, okurken satırların
birbirine karışması, yazı karakterinin bozulması ve
giyinme güçlüğüdür.
Muayenede Balint sendromunun bileşenleri
(ağırlıkla simultanagnozi ve daha silik olarak optik ataksi,
oküler apraksi) ile giyinme apraksisi saptanır. Nöropsikolojik
olarak görsel-mekansal testlerde ağır bozukluk görülür ve spesifik
testlerle bakıldığında simultanagnozi ortaya konulur.
Bellek korunmuştur. Yürütücü işlevler ve dilsel
işlevlerde hafif bozukluklar eşlik edebilir. Nörodejenerasyon
inferior parietal lobülleri de tuttuğunda sol mekan ihmali ve Gerstmann
sendromu özellikleri de (sağ-sol disoryantasyonu, parmak agnozisi, agrafi,
aleksi, akalkuli) tabloya katılabilir ve LPAyı andıran bir
anomi yerleşebilir.
Görüntüleme çalışmalarında bu
profili yansıtır şekilde iki yanlı oksipito-parietal atrofi
(özellikle, MRG koronal T1 kesitlerde ayırt edilen), hipoperfüzyon ve
hipometabolizma saptanır (Şekil 6 ve 7).
Yayınlanmış az sayıdaki otopsi
olgularında non-spesifik dejenerasyonun yanısıra
sıradışı olarak parietal neokortekste
yoğunlaşmış nörofibriller yumaklarla AH
sayılabilir. Fokal atrofiler içinde en az Pick kompleksi
patolojileri, tersine en fazla AH ile ilintili olandır. Hızlı
seyirli olduğunda tipik bir CJH sunumu olabilir. Ailevi biçimleri
bilinmemektedir.
Şekil 6. Posterior kortikal atrofide
MRG.
Posterior
kortikal atrofili koronal T1 kesitlerde simetrik dorsal parietal atrofi
Şekil 7. Posterior kortikal atrofide
SPECT.
Posterior kortikal atrofili bir olguda Tc99
HMPAO-SPECT incelemesinin koronal kesitleri. Üst sıra frontal kesitlerden
alt sıra oksipital kesitlere doğru önden arkaya doğru
izlendiğinde, 2. sıra 1. kesitte sağ frontoparietal olarak
asimetrik başlayan hipoperfüzyon aynı sıradaki 4. kesitte
simetrikleşiyor ve 3. sıradaki dorsal parietal ve alt sıra 1.
kesitteki oksipitoparietal kesitlerde ağırlaşıyor
Progresif Davranışsal/Yürütücü Bozukluk
(PDB/PYB)
Prefrontal sisteme atfedilen işlevlerin
ilerleyici bozukluğu bu tablonun temel özelliğidir. Tipik bir
hasta 65 yaşının altındadır. Toplumsal konumuyla
bağdaşmayan tarzda davranışlar, normlara
aldırışsızlık, çocuksuluk, uygunsuz cinsel imalar,
beslenme alışkanlığında değişiklik ya da
oburluk, dikkatin kolayca çelinebilir olması, içgörü kaybı,
inisiyatif kullanımının azalması erken belirtilerdir.
Hasta unutkan gibi görünebilir, fakat muayene sonucu bunun dikkat
bozukluğuna ikincil olduğu ortaya konacaktır. Sokakta
kaybolmadan dolaşabilir. Bazı durumlarda sokaktaki
bağımsızlığını yitirmiş gibi
görünebilir, fakat uygun bir sorgulamayla bunun mekan oryantasyonuyla ilgili
değil, fakat sosyal uygunsuz davranışların sonucu olarak
hasta yakınlarının dışarı çıkmayı
kısıtlaması nedeniyle olduğu görülecektir. Bu tablo,
izole ilerleyici bir tablo gibi seyredebileceği gibi, bazen PNFA tipi, bir
dil bozukluğu da eklenebilir. Bu tablo PNFA ve SD ile birlikte FTLD
tanı kriterlerinde bir üçüncü alt tip olarak belirlenmiştir ve
davranışsal varyant olarak da adlandırılır (dvFTLD).
Sağ temporal varyant olarak adlandırılan SD (RTV-SD) tipinde
tablo dvFTLDden ayırt edilemeyen bir davranışsal bozuklukla
başlayabilir fakat hemen daima daha başlangıçtan itibaren veya
kısa zaman içinde eklenen bir aşina yüzleri tanıma güçlüğü
ile daha geri planda SD tipi bir dil bozukluğu bulunacaktır. dvFTLDye
eşlik edebilecek motor bozukluklar ise asimetrik akinetik-rijid veya
aksiyel postüral bozukluklarla parkinsonizm veya ALS olabilir.
Çelinebilirlik (distraktibilite), dürtüsellik
(impulsivite) ve motivasyon güçlüğü (apati) nedeniyle bu hastaların
nöropsikolojik muayeneleri son derece güç olabilir. Bu nedenlerle
performansı değerlendirmek mümkün olamayabileceği gibi, gerçek
yaşamda özellikle karşılaşılan yeni problemler
karşısında çok ciddi sorunları olan bir hastanın ofis
performansı dolayısıyla bunlar nöropsikolojik testlerle ortaya
konulamayabilir ve testler tümüyle normal sınırlarda olabilir.
Ancak, tipik bir hastada yürütücü işlevlerle ilgili testlerde akıl
yürütme, planlama, soyutlama, zihinsel esneklik ve sebatlılıkta
bozukluk, uygunsuz cevabı baskılayamama, perseverasyonlar gibi
bulgular saptanır. Görsel-mekansal işlevler ve PA
eşlik etmiyorsa dilsel işlevler korunmuştur. Yakın
bellek testlerinde kayıt ve serbest hatırlamada güçlüklere
karşın tanımanın korunduğu görülür. Bu hastalarda
limbik sistem salim, dolayısıyla uzun süreli bellek
kayıtları mümkün, ancak prefrontal arşivleyici sistem bozuk
olduğundan bu kayıtlara kendiliğinden etkin bir biçimde
ulaşmak güç olmaktadır. Bazen ekstrapiramidal motor bulgular
asimetrik veya aksiyel baskın, asimetrik apraksi, ALS
varlığı durumunda 1. ve 2. motor nöron bulguları (el
intrensek kaslarında atrofi, bulber zaaf, fasikülasyonlar, piramidal
bulgular) saptanabilir. Çok nadiren inklüzyon cisimciği miyoziti ve Paget
hastalığı (IBM/Paget) bulguları saptanabilir.
MRGde simetrik veya asimetrik, frontal loblara
sınırlı veya birlikte anterior temporal lobları da içeren
atrofi saptanır. RTV-SDde, klasik SDnin tam tersine sağda
baskın temporopolar atrofi izlenir. Asimetrik parkinsonizm eşlik
ettiğinde parkinsonizmin kontrlateralindeki hemisferde baskın
asimetrik fronto-parietal atrofi daha muhtemeldir. SD ve RTV-SDde MRG
özellikle koronal T1 kesitler içerdiğinde hemen daima tek başına
yeterli olurken, izole PDB ve asimetrik parkinsonizmli PDB bazen MRG ile
ayırt edilemeyebilir. Böyle durumlarda SPECT veya PET ile izole PDBde
frontal loblara sınırlı, parkinsonizm durumunda asimetrik
fronto-parietal perfüzyon ya da metabolizma azalmasını göstermek
yararlı olabilir.
Bu klinik tablonun altında en sık
rastlanılan nöropatoloji eşit oranlarda denebilecek şekilde
taupati ve TDP-43 proteinopatidir. ALS ve SD eşliği hemen daima
TDP-43 ile ilişkiliyken PNFA veya parkinsonizm eşliği hemen
daima taupati ilişkilidir. Saf davranışsal varyantın geriye
kalan %10luk bir hasta grubunda ubikutinize protein yakın zamanlara kadar
tanımlanamamıştı ve atipik ubikuitin pozitif FTLD
(aFTLD-U), aksonal sferoidli nöronal orta boy (intermediate) filaman
hastalığı (NIFID) ve bazofilik inklüzyon cisimciği
hastalığı (BIBD) olarak üçe ayrılmaktaydı. Bu
tanımlanamayan proteinin de yakın tarihlerde fused in sarkoma (FUS)
proteini olduğu bulundu. Davranışsal varyantın şimdiye
kadar AH patolojisiyle ilişkisi bildirilmemiştir. Hızlı
seyirli biçimleri, CJH ve FTD-ALS akla getirmelidir. Ailevi taupatiler
17. kromozomda kodlanan tau proteini genindeki (17q21 MAPT) mutasyonlar
sonucuyken, ailevi TDP-43 proteinopatileri (sıklıkla parkinsonizmli
davranışsal varyant şeklinde sunulurlar) yine 17. kromozomda
kodlanan progranulin proteini genindeki (17q24 PGRN) mutasyonlarla
ilişkilidir. FTD-ALS, 9. kromozomda p21 lokusundaki henüz bilinmeyen bir
gendeki ve 3. kromozomda kodlanan kromatin modifiye edici protein genindeki (3p
CHMP2B) mutasyonlarla ilişkilidir. Nihayet, IBM/Paget ve dvFTLD 9.
kromozomda kodlanan valozin içeren protein genindeki (9p13 VCP)
mutasyonlar sonucu gelişir. 16. kromozomda kodlanan FUS ve 1. kromozomda
kodlanan TDP-43 gen mutasyonlarının (TARDP)
ağırlıkla saf ailevi ALSye neden oldukları
gösterilmiştir (FALS). Sadece bir TARDP mutasyonlu olgu ALS
olmaksızın PDB fenotipine eşlik eden vertikal bakış
paralizisi ve koreyle sunulmuştur. FUS mutasyonlu bir olguda ise
FTD-ALS fenotipi bildirilmiştir
Progresif Apraksi
Sıklıkla asimetrik olarak tek bir
ekstremiteye ait ilerleyici beceriksizlik, sakarlık bu tablonun temel
özelliğidir. 65 yaşın altında pre-senil
başlangıç daha mutaddır. Hasta elini eskisi gibi
kullanamadığından, eline aldığı nesneleri
düşürebildiğinden yakınmaktadır.
Çatal-kaşık kullanmak, düğme iliklemek gibi iki elin
koordinasyonunu gerektiren eylemler güçleşmiştir. Dominan el
apraktik olduğunda doğal olarak zorluklar daha da artmaktadır:
yazı yazmak, alet kullanmak öncelikle bozulanlardır. Aksiyel kaslar
katıldığında yatma, oturma, yürüme ve giyinme gibi
eylemlerin, beden eksenini nesnelere göre ayarlayamamaktan kaynaklanan
bozuklukları ortaya çıkar. Yatakta dönmek
zorlaşmıştır. Hasta koltuğa iğreti,
düşecekmiş gibi oturur. Yürüyüş sırasında düz yoldaki
basamak, tümsek gibi düzensizliklere adımlarını
ayarlayamaz. Düşebilir ya da basamakları ikişer, üçer
adımlayabilir. Kapılara, engellere çarpabilir. Giyinmek
güçleşmiştir. Ters dönmüş bir giysiyi düzeltemez,
kollarını bulmakta, düğmelerini iliklemekte güçlük
çeker. İlerlemiş olgularda apraktik el yabancı el
sendromunda olduğu gibi tümüyle denetimden çıkabilir.
İleri aşamadaki bir başka görünümde tutulan elin sürekli bir
distonik postürde kullanışsız el durumuna gelmesidir. Bu tablo
saf ilerleyici bir tarzda seyredebileceği gibi, daha sıklıkla
kişilik değişikliği, depresyon ve PNFA tablonun bir
parçası olabilir.
Muayenede genellikle asimetrik taraf apraksisi ve
gövde apraksisi tek başına ya da tutuk afazi, yürütücü bozukluk ve
bazen de görsel-mekansal bozukluk bulgularıyla birliktedir. Bellek
göreli olarak korunmuş veya dikkate sekonder olarak
bozulmuştur. Ekstrapiramidal sistem tutulumunu işaretleyen
motor bulgular da sıklıkla apraktik taraftadır. Bazen iki
nokta ayrımında bozukluk, agrafestezi, astereognozi gibi kortikal
duyu kusurları da mevcuttur. Bu tabloya kotikobazal sendrom (KBS)
adı da verilir.
Görüntüleme çalışmalarında
fronto-parietal, sıklıkla asimetrik bir atrofi ve/veya
hipoperfüzyon-hipometabolizma saptanır.
Bu klinik tablo, tipik şekliyle kortiko-basal
dejenerasyonun (KBD) en iyi bilinen klinik sendromudur.
Ağırlık aksiyel tutulumda olduğunda bazen progresif
supranükleer paralizi (PSP) de böyle bir tablonun nedeni olabilir.
Sporadik olgular büyük ölçüde KBD tarzı bir taupati olmakla birlikte
ailevi olgular Kr-17 PGRN mutasyonu ile ilişkili TDP-43
proteinopatisi sonucu olabilirler.
Andrew Kertesz davranışsal,
dilsel ve motor varyantlardan biriyle başlayan ve sıklıkla zaman
içinde ön planda olan özelliğe diğerlerinin de eklenmesiyle ilerleyen
bu tabloların tümünü içermek üzere Pick Kompleksi kavramını
önermiştir.
Tablo 3: Çekirdek Nöropsikolojik
Profillerin Ayırıcı Tanısı
|
Çekirdek Progresif Sendrom |
Amnezi |
Afazi |
Davranışsal |
Agnozi |
Apraksi |
||
|
Ana semptom |
Unutkanlık |
Kelime bulma, konuşma |
Kelime anlamının kaybı, meşhur yüzlerin
tanınamaması |
Kelime bulma |
Apati, disinhibisyon |
Yön bulma, gözünün önündeki nesneleri ayırt edememe |
Sakarlık |
|
Kognitif tarz |
Bozuk tanıma belleği, semantik akıcılık |
Agramatizm, anomi |
Anomi, görsel agnozi, prosopagnozi |
Anomi, akalkuli |
Yürütücü |
Simultanagnozi |
Apraksi, yürütücü |
|
Nörolojik muayene |
Normal |
Normal, bazen asimetrik parkinsonizm |
Normal |
Normal |
Normal, bazen parkinsonizm/ALS |
Normal |
Asimetrik parkinsonizm |
|
MRG |
Hippokampal atrofi |
Sol peri-sylvien genişleme |
Asimetrik anterior temporal atrofi |
Sol parietal atrofi |
Frontal, fronto-temporal atrofi |
Simetrik dorsal parietal atrofi |
Asimetrik fronto-parietal atrofi |
|
Anatomik yatkınlık |
Limbik |
Anterior peri-sylvien |
Sol temporo-polar |
Sol inferiyor parietal |
Prefrontal |
Bilateral oksipito-parietal |
Asimetrik fronto-parietal, basal ganglia |
|
Hastalık |
Alzheimer |
FTLD-PNFA |
FTLD-SD |
Logopenik PA (Atipik AH) |
FTLD-dv (KBD, PSP, ALS) |
Posterior kortikal atrofi (Atipik AH, LCD, CJH) |
KBD |
|
Nöropatoloji |
AP, NFY |
T+NI, GCI, |
Ub+/T- DN |
NFY (?) |
T+NI, Ub+/T- NCI, NII, DN, Ub+T-TDP- NCI |
AP, NFY, DLDH, PrP+, LC |
GCI |
|
Proteinopati |
Aβ-Tau |
Tau |
TDP-43 |
Aβ-Tau |
Tau, TDP-43 veya FUS |
Aβ-Tau, α-SN, PrPSc |
Tau |
|
Genetik |
PS1, PS2, APP |
MAPT, PGRN, CHMP2B, VCP |
? |
? |
MAPT, PGRN, CHMP2B, VCP, 9p, TARDP, FUS |
?, PRNP |
MAPT, PGRN, CHMP2B, VCP |
Kısaltmalar: Aβ:
amiloid beta protein fragmanı; AH: Alzheimer hastalığı;
ALS: amiyotrofik lateral skleroz; AP: amiloid plak; APP: amiloid prekürsör
protein geni;
CHMP2B: kromatin modifiye edici protein 2B geni; CJH: Creutzfeldt-Jacob
hastalığı; dv: davranışsal varyant; DN: distrofik
nöritler; FTLD: fronto-temporolobar dejenerasyon;
FUS: fused in sarkoma;
GCI: glial sitoplazmik inklüzyon; KBD: kortiko-basal dejenerasyon; LCD: Lewy
cisimcikli demans; MAPT: mikrotübül asosiye tau geni; NCI: nöronal sitoplazmik
inklüzyonlar; NII: nöronal intranükleer inklüzyonlar; NFY: nöro-fibriller
yumak; NI: nöronal inklüzyon; PGRN: progranulin geni; PNFA: ilerleyici tutuk
afazi; PRNP: prion proteini geni;
PrP: prion proteini; PS1: presenilin 1 proteini geni; PS2: presenilin 2
proteini geni; PSP: progresif supranükleer paralizi; T: tau proteini; TARDP:
TDP- 43 geni; Ub: ubikutin proteini; VCP: valosin içeren protein
geni
Demansta Davranışsal Özellikler
Demans sendromunun kognitif veya motor olmayan ve
semiyolojik olarak genel psikiyatrinin alanına giren semptomatolojisini
adlandırma konusunda yaşlılık ve demans alanında
terminolojik bir güçlük izlenmektedir. Bazı yazarlar demansın
non-kognitif belirtileri tanımını tercih etseler de kognitif
olmayan özellikler yalnızca psikopatoloijk değil aynı zamanda da
motor, otonom ve uyku bozukluklarını da kapsadığı için
bu terim kastını aşmaktadır. Daha fazla
rastlanılan terim demansın davranışsal özellikleri şeklindedir.
Bu bölümde de sözkonusu terim tercih edilmiş olmakla birlikte, bu
literatürle bir uzlaşım ihtiyacı gereğidir.
Davranışsal terimi genel psikolojide insan
davranışının gözlenebilir özelliklerini
karşılamak üzere kullanılır ve doğal olarak algılama
ve düşünce süreçlerine ilişkin içsel yaşantılamaları
dışta bırakır. Oysa ki bizim
kullanımımızda demansın davranışsal özellikleri
gözlenebilir davranışsal bozuklukların yanısıra
duygudurum, algı ve düşünce bozukluklarını da içerecek
şekildedir.
Duygudurum bozuklukları anksiyete, depresyon,
mani, fobiler gibi majör bozukluklar ve bunlara eşlik edebildikleri gibi
yalnız başına da görülebilen emosyonel labilite, iritabilite,
disfori, öfori, ajitasyon gibi duygudurum halleridir. İlgili bölümde
daha ayrıntılı söz edileceği gibi demans sendromu
tanısı konulmadan 10 yıl kadar önceye giden depresyon AH için
başlı başına bir risk faktörüdür. Depresyon AHde
sıklıkla erken evrede görülür. Depresyon kaybolmakta olan
zihinsel yeteneklere karşı psişik reaksiyon olarak ortaya
çıkabileceği gibi depresif ve depresif olmayan AHli olguların
otopsilerinin karşılaştırılmasının
gösterdiği üzere nörotransmitter kayıplarına ikincil biyolojik
nedenli de olabilir. Anılan çalışmalarda depresif
olguların beyinsapında noradrenerjik locus ceruleus, serotonerjik
dorsal raphe ve dopaminerjik substantia nigra ve ventral tegmental Tsai
çekirdeklerinde depresif olmayan olgulara kıyasla nöron kaybının
anlamlı düzeyde fazla olduğu görülmüştür. Genç depresif
hastalardaki keder, ölüm düşünceleri, suçluluk ve değersizlik
hisleri, karamsarlık ile karakterize afektif, isteksizlik, hevessizlik,
kendiliğindenlikte azalma, sosyal çekilme ile karakterize motivasyonel
bileşenleri demanslı hastalarda alışagelen biçimde
ayırt etmek her zaman kolay olmayabilir. Bazen motivasyonel
özellikler affektif olanları gölgeleyip depresyon tanısını
geciktirebileceği gibi kendine özgü nöral alt yapısı ile
demansların apati spektrumunda apayrı bir davranışsal
gösterisi olabilen motivasyonel bozukluklar depresyonla
karıştırılabilir. Saf motivasyonel bozukluklar AHde
orta-ileri evrelerde görülürken FTDnin erken döneminin başlıca
özelliklerindendir. İnsomni ve gündüz uyuklamaları
şeklindeki diurnal ritm bozuklukları AHde erken evrelerden itibaren
depresyon çerçevesinde veya izole olarak görülebilir ve performans
bozukluğuna ciddi katkıda bulunabilir. Anksiyete
depresyon çerçevesinde izlenebileceği gibi AHde orta evreden
itibaren primer olarak da görülür. Kognitif bozukluk arttıkça
şiddeti de artar. Genellikle huzursuzlukla birlikte amaçsız
dolanma, bulunulan mekanı terketme isteğiyle birlikte görülür.
Öfori, iritabilite gibi duygudurum halleri yine orta evreden itibaren
baskın hale gelir. Bazen uykusuzluk, grandiozite,
saldırganlık eşliği ile aşikar bir mani halini
alabilir. Ajitasyon terimi iritabilite ve genellikle verbal ve fiziksel
şiddet gösterilerinin eklenebildiği
saldırganlığın eşlik ettiği mani benzeri tablolar
için kullanılır. AHde fobiler yine orta evrenin özellikleri
arasındadır. Yalnız kalma/bırakılma, banyo gibi
temalar içerebilir.
Hezeyanlar AHde duygudurum bozukluklarından
sonra 2. sıklıkta gözlenen düşünce bozukluklarına
ilişkin gösterilerdir. Hezeyanlar da AHde orta evrenin
özelliklerindendir. Buna karşılık LCDde destekleyici
tanı kriterleri arasında yeralmalarından
anlaşılacağı gibi ilk evrede görülmeleri
mutaddır. Daha önce de sözedildiği gibi
hırsızlık hezeyanı en sıktır. Bununla birlikte
eşin sadakatsizliği, kendisine kötülük yapılacağı,
misidentifikasyon/Capgras, terkedilme hezeyanları da izlenir.
Halüsinasyonlar algı bozukluklarına
ilişkin gösterilerdir. AHde yine orta evreden itibaren
görülürler. Şizofrenide en sık işitsel halüsinasyonlar
kaydedilirken, demans sendromlarında görsel halüsinasyonlar daha
sıktır, işitsel modalite onu izler. Olfaktor, gustatuar ve
taktil halüsinasyonlar da izlenebilir. LCDde ise görsel halüsinasyonlar
temel tanı kriterleri, diğer modalitelerdeki halüsinasyonlar ise
destekleyici özellikler arasında yeralır.
Dolayısıyla, LCDde hem erken evrenin özelliklerindendirler, hem de
AHye göre çok daha sık görülürler.
Kişilik değişikliği yukarda sözedilen
motivasyonel bozukluk spektrumunda apati şeklinde görülebileceği gibi
hiperseksüalite ve oburluk tarzı dürtü kontrol bozuklukları
şeklinde de görülebilir. FTDde klinik tablonun temel
özelliğini oluşturan kişilik değişikliği, bu iki
uçtan biri ya da diğerinin izole olarak ortaya çıkması
şeklinde görülebileceği gibi sıklıkla birinin baskın
olduğu her ikisinden de özellikler taşıyan tablolar
şeklinde izlenirler. AHde dürtü kontrol bozuklukları apatiye
kıyasla daha seyrektir. Hiperseksüalitenin de oburluğa
kıyasla daha seyrek olduğu söylenebilir. LCD/PHDde dürtü kontrol
kusurları dopaminerjik replasman tedavisinin (DRT) bir komplikasyonu
olarak dopamin disregülasyon sendromu (DDS) çerçevesinde görülür. Patolojik
kumar DDSin bir parçası olarak veya izole şekilde bir dürtü kontrol
kusuru olarak ortaya çıkabilir.
Gözlenebilir davranışsal bozukluklar
AHnin orta-ileri evrelerinin özellikleridir. Amaçsız
adımlama/dolanma şeklinde hiperaktivite en sık görülendir.
Amaçsız tekrarlayıcı hareketler de sık izlenir.
Demans Eşlikçisi Motor ve Diğer Bulgular
Üç temel alanın yanısıra, motor
belirtiler de bazı demansların ana bileşenlerinden
olabilirler. Yukarıda sözedildiği gibi, motor bulgularla
birilikte olan demanslar, demans sınıflamasının temel
kategorilerindendir. Bu tür demansların klinik tablosunda motor
bulgular, sıklıkla demansa göre daha ağırlıklı ya
da eşdeğer nitelikte olurlar. Motor bulgular
ağırlıkla ekstrapiramidal sisteme ait hipokinetik bir hareket
bozukluğu özelliği gösterirler: bradikinezi, rijidite, parkinsonyen
yürüyüş, postüral denge bozukluğu. multi-sistem atrofilerde
(MSAlar), özellikle de parkinsonyen formunda (MSA-P), simetrik akinetik-rijid
sendrom, ağırlık ve zamanlama olarak demansın önündedir;
serebellar ve otonom bulgular eşlik edebilir. Kortiko-basal
ganglionik dejenerasyonda (KBD) belirgin bir asimetrik akinezi söz
konusudur. Akinetik taraf sıklıkla apraksiden, ağır
distoni ve yabancı el fenomenine kadar değişen özellikler
gösterir ve aynı tarafta kortikal duyu kusuru saptanabilir. KBD
bazen demans, bazen de hareket bozukluğu şeklinde başlayabilir.
Motor nöron hastalığına (MNH) bazen FTD şeklinde ve
hızlı seyirli bir demans da eşlik edebilir (FTD-MNH). Bu
durumda, MNHye özgü intrensek el kaslarında atrofi, hafif yutma
güçlüğü şeklinde bulgular demansın gerisinde gizlenebilir.
NPHda yürüme güçlüğü ve sfinkter kusuru demansla
eşzamanlıdır. Binswanger sendromunda yine NPHya çok
benzer bir triad (demans, yürüme güçlüğü, sfinkter kusuru) görülür.
Buradaki yürüme güçlüğü alt beden yarısı parkinsonizmi ya da
vasküler parkinsonizm adı verilen şeklindedir ve derin küçük
infarktlara bağlıdır. Gerek parkinsonizm ve gerekse de
sfinkter kusuru AHye hastalığın ileri evrelerinden itibaren
katılır. Multi-infarkt demansta hemiparezi sekelleri, görme
alanı kusurları saptanabilir.
Demans sendromunda motor bulguların
varlığı büyük sıklıkla subkortikal işlev
bozukluğunu işaret eder. Bu işlev bozukluğunun nedeni
subkortikal gri (laküner durum) ya da beyaz madde (Binswanger
Hastalığı, CADASIL) yapılarında çok sayıda
iskemik vasküler hasar sonucu olabileceği gibi doğrudan bazal
ganglia-serebellum sistemlerinin nörodejenerasyonu sonucu da olabilir.
Gerçekten de, primer (nörodejeneratif) demanslar motor bulgularla
birlikte olduğunda bir kaç istisna dışında bu bulgular
hemen daima bir ekstrapiramidal sendrom (EPS) niteliğini
taşır. MSAnın serebellar formunda (MSA-C), başta
gövde ve ekstremite ataksisi ve dizartri olmak üzere serebellar bulgular
ağırlıklı bulgulardır.
Daha önce de değinildiği gibi, patolojik
değişikliğin kortikal ya da subkortikal
ağırlığına göre tabloda motor bulgular kognitif
bulgulara göre, geri ya da ön planda, bazen de eşit düzeyde olurlar.
Bazı hastalıklar bu ağırlık açısından
uniform nitelikte olurlarken (örneğin, AH, PSP, Huntington), diğer
bazı hastalıkların kendi içinde, dejenerasyonun
yatkınlığı bazen kortikal, bazen ise subkortikal yönde
bozulabilir (örneğin, LCD, KBD).
DEMANS TANISINDA YARDIMCI LABORATUAR
YÖNTEMLERİ
Tanı ve ayırıcı tanıda
kognitif, davranışsal ve işlevsel alanları sorgulayan titiz
alınmış bir öykünün yanısıra mental durum muayenesi ve
özellikle fokal bulgular, yürüyüş bozuklukları ve ekstrapiramidal
bulgulara dikkat edilecek nörolojik muayeneden oluşan klinik yöntem esas
olmakla birlikte, asgari düzeyde laboratuar incelemeleri de
duyarlılığı arttıracaktır. Amerikan
Nöroloji Akademisinin (AAN) 1995te yayınladığı Uygulama
Elkitabının Demans Tanı ve Değerlendirmesi bölümünde
aşağıdaki biyokimyasal testlerin rutin olarak
yapılması gerektiği söylenir: tam kan sayımı,
elektrolitler, kalsiyum, glukoz, BUN/kreatinin, karaciğer testleri, tiroid
testleri, serum B12 vitamin düzeyi ve sifilis serolojisi.
Kliniğimizdeki rutin uygulamada sifilis serolojisine de ihtiyari olarak
başvurulmaktadır (Tablo 4). Elkitabında diğer
biyokimyasal testler, görüntüleme (BT/MRG), nöropsikolojik muayene, EEG ve
lomber ponksiyon gibi inceleme yöntemlerinin, rutin dışında
kalan özel durumlarda yapılabileceği belirtilmektedir. BT ya da
MRGnin, klinik değerlendirme tecrübeli bir klinisyen elinde
yapıldığında veya hasta tipik olarak 60
yaşının üzerinde, sinsi başlangıçlı, fokal bulgular,
nöbetler ya da yürüyüş bozuklukları göstermeyen bir demans
tablosu sergilediğinde nadiren gerekeceği kaydedilir. Yine de,
çok erken olgularda alışkın bir göz MRGnin koronal T1
kesitlerinde gördüğü hippokampal atrofiyle klinik olarak arada
kaldığı bir olguda DAT/PRAD kararı verebilir. Yukarda
Çekirdek Nöropsikolojik Sendromlar bölümünde değinilen ve
aşağıda Alzheimer Dışı Demanslar bölümünde daha
ayrıntılı gözden geçirilecek olan özgül atrofi tarzlarının
saptanması Alzheimer dışı demansların
tanısında değerli olabilir. Öyküde bir ya da daha fazla lober
hematomla birlikte MRGde gradyan eko tekniğiyle saptanan mikro-kanamalar
demansı serebral amiloid anjiyopatiyle (CAA) ilişkilendirebilir.
Yine, hızlı seyirli bir demansta başta difüzyon
ağırlıklı görüntülemede (DWI) olmak üzere FLAIRde de
görülebilen kortikal ve bazal ganglionik-talamik yüksek sinyal CJHyi
işaretleyebilir. Ancak, sıklıkla rutin bir MRG taramasına
dahil edilmedikleri için atrofi değerlendirilmek istendiğinde koronal
T1 kesitlerin, CAA veya CJHdan kuşkulanıldığında
gradyan eko veya DWI teknikli incelemelerin dahil edilmesi radyoloji
laboratuarından özel olarak talep edilmelidir. Nöropsikolojik muayene
temel olarak erken demansı değerlendirmekte, demans ve depresyonu
ayırmakta, hukuki ehliyetin dokümantasyonunda yararlı
olacaktır. EEGye, nöbetlerin varlığında,
Creutzfeldt-Jacob hastalığı kuşkusunda
başvurulabilir. Lomber ponksiyon, metastatik kanser, MSS infeksiyonu
kuşkusu, reaktif sifilis serolojisi, hidrosefali, genç demans,
hızlı seyirli ve atipik demans, immunosupresyon ve MSS vasküliti
kuşkusu durumlarında rutin olarak yapılmalıdır.
Rutin ve tek olgu incelemesi
dışında kalan, özellikle AHde araştırma amaçlı
bir dizi yöntemden de sözedilebilir. MRG-volümetri ile hippokampus, entorhinal
korteks ve superior temporal sulkus volümetrisi yöntemi, özellikle normal
yaşlanma-MCI-AH devamlılığının
ayrımında giderek rafine edilmektedir (Şekil 1).
MR-Spektroskopi (MRS) yöntemi ile bir nöronal işaretleyici olan N-asetil
aspartat miktarında meziyal temporal bölgelerden yapılan
ölçümlerde saptanan azalmanın yine hippokampal volüm ile korele
ettiği gösterilmiştir. MRS ile NAA/Cr düzeyleri nöron
kaybıyla karakterize olan AH, FTLD ve VaD gibi demanslarda düşer.
MI/Cr düzeyleri ise AH ve FTLD gibi gliozis ile karakterize demanslarda
yükselir. Nihayet, Cho/Cr düzeyleri AH ve LCD gibi ağır kolinerjik
kayıp ile karakterize demanslarda yükselir. İşaretli glukoz
kullanan klasik FDG-PET ile pariyeto-temporal hipometabolizma, SPECT ile
aynı bölgelerde hipoperfüzyon bulgularının AHde
duyarlılığı yüksek olsa da yeterince özgül
değildirler. FDG-PET ile posterior singulat
hipometabolizmasının AHnin en erken bulgularıyla korele
ettiğine ilişkin bildirimler mevcuttur. Yeni gelişmekte
olan PET-amiloid görüntülemenin potansiyeline daha önce PAD bölümünde
değinilmişti. BOSta bazı Aβ fragmanları düzeylerinde
azalma, yine total ve fosfo-tau proteini düzeyinde artma ümit vaadeden
laboratuar yöntemleri arasında aynı bölümde söz edilmişti.
Genetik inceleme ile AHde bir risk faktörü olan APO-E e4 alellerinin
saptanması artık atipik olgularda düşünülebilir. Familyal
gibi duran olgularda genetik analizin yararı aşikardır. Kognitif
elektrofizyoloji özel olarak tasarlanmış ve analiz edilmiş olaya
ilişkin potansiyeller (OİP) biçiminde AHnin erken döneminde
ayırt edici bir yöntem olarak kullanım alanı bulabilir.
Başlangıçta ucuz ve basit bir yöntem olarak umut
vaadeden anti-kolinerjik damla (tropicamide) ile anormal pupiller cevabın
özgüllüğü kabul edilir bulunmamıştır. Günümüzde
sadece araştırmalara sınırlı gibi görünen bu
yöntemlerden bazıları gelecekte AH rutininde kullanılabilecek
potansiyel biyo-işaretleyiciler arasındadırlar.
Tablo 4. Demans
tanısında rutin laboratuvar
ALZHEIMER HASTALIĞI
Demans antik çağlardan beri bilinen bir
hastalıktır. Ancak, Alzheimer hastalığının
(AH) ilk olgusu olma onuru bayan Auguste D.ye aittir. Auguste
D 1850 Mayısında doğmuştu. 1890ların sonlarına
doğru bellek ve dil bozuklukları şeklinde tanımlanan demans
semptomları geliştirmeye başladı. Kısa zamanda ciddi
psikotik özellikler ve ajitasyon eklendi ve Kasım 1901de, Alois Alzheimer
tarafından muayene edileceği Frankfurt Akıl Hastanesine
getirildi, 8 Nisan 1906da bu hastanede öldü. Alzheimer 1902de Kraepelinin
daveti üzerine önce Heidelberge gitmiş, 1 yıl sonra da yine
Kraepelin ile birlikte Münihe geçmişti. Auguste D.nin ölümünü duyan
Alzheimer eski çalışma arkadaşlarından klinik kayıtlarını
ve beyin dokusunu rica etti. 3 Kasım 1906da, Tübingendeki Güneydoğu
Alman Psikiyatri Derneğinin 37. Toplantısında Auguste D.nin
klinik ve nöropatolojik bulgularını "Über einen eigenartigen,
schweren Erkrankungsprozess der Hirnrinde" isimli 11. bildiriyle sundu.
Hastanın yaşının genç olması dolayısıyla
hastalık bir pre-senil demans biçimi olarak değerlendirilecektir.
Beynin nöropatolojik incelemesinde serebral korteksin normale göre
incelmiş olduğunu gördü. Ayrıca, daha sonra amiloid plaklar
olarak adlandırılacak miliyer odakları ve yine daha sonra
nörofibriler yumaklar adını alacak intraselüler fibril
birikintilerini tanımladı. Auguste D. ile ilk kez
tanımlanmış olan klinik olarak demans ile nöropatolojik olarak
NFY ve AP bugün hala AHnin ana diyagnostik triadını
oluşturmaktadır. Hocası ve çalışma
arkadaşı, şizofreninin de isim babası Emil Kraepelin Psychiatrie:
Ein Lehrbuch für Studierende und Aerzte adlı döneminin en ünlü ders
kitabının 1913teki 8. baskısında bu tür olgulara
Alzheimerin adını verdi. Tuhaf olan bunca yaygın bir
hastalığın Havva olgusu olarak adlandırılabilecek
olan ilk olgunun atipik bir olgu olmasıdır. Gerek erken
başlangıç ve gerekse de, aslında erken
başlangıçlı AH olgularında aykırı olmayacak
şekilde, davranışsal belirtilerin ön planda olduğu klinik
tablo ATDnin tipik tablosu değildir. 1970ler ortalarına kadar
AHnin Pre-senil demanslar kategorisi altında PiHle birlikte nadir
hastalıklardan biri olarak sınıflandırılması
büyük ölçüde bu nedenledir. Bir asırlık tarihinin son
çeyreğinde aslında çok daha sık görülen ve kronik organik beyin
sendromu ya da serebral skleroz gibi adlar da verilen senil
demansın AH ile aynı patolojik değişiklikleri
paylaşan bir ve aynı antite olduğu
kavranmıştır. Robert Katzmanın 1976da senil demans
AHdir demesiyle AH tarihinin moderan çağına geöilmiş olur.
Günümüzde, özellikle ortalama yaşam beklentisinin giderek
arttığı gelişmiş ülkelerde, henüz etyolojisinin
aydınlatılamamış ve kesin tedavisinin bulunamamış
olması nedenleriyle de, en önde gelen morbidite ve mortalite nedenlerinden
biri olmaktadır. Alzheimer anahtar kelimesi ile Pub Medde bir
araştırma yapılarak son yarım yüzyılın 10ar
yıllık dilimlerindeki yayın sayısına
bakıldığında bulunan nerdeyse logaritmik artış
çok çarpıcıdır: 1960-69: 28, 1970-79: 327, 1980-89: 5464,
1990-99: 17328, 2000-09: 29738.
KLİNİK TABLO
Tanı Kriterleri
Yukarıda yeri geldiğince
tartışıldığı gibi ATD, merkezini limbik sistem
dejenerasyonuna bağlı yakın bellek bozukluğunun
oluşturduğu, sinsi başlangıçlı, yavaş seyirli bir
tempoyla neokortikal tutulumun da katılmasıyla diğer kognitif
işlevlerin de bozulduğu bir demans sendromudur (GYAları bozan
sinsi başlangıç, yavaş seyirli en az iki kognitif
bozukluk). Bu tanımdan anlaşılacağı gibi demans
AH nörodejenerasyonunun göreli geç bir gösterisidir. AHnin klinik
tanısı için yayınlanmış olan ve bugün yaygın
biçimde kullanılan NINCDS-ADRDA (National Institute of Neurological and
Communicative Disorders and Stroke-Alzheimers Disease and Related Disorders
Association) ve DSM-IV (Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders,
4th edition) kriterlerinin her ikisi de (Tablo 5 ve Tablo 6) bir
takım nüanslarına karşın özetle yukardaki
koşulların doldurulmasını AHye özgü tipik sendromun
tanısı için zorunlu tutmaktadırlar. Böyle bir tabloya yolaçabilecek
sekonder nedenlerin (sistemik, nörolojik, psikiyatrik) ekarte edilebiliyor
olması da her ikisi için zorunlu dışlama kriteridir. Bu
koşulların gerçekleştirildiği tipik tabloya DSM-IV
Alzheimer Tipi Demans (DAT) adını vermektedir. NINCDS-ADRDA
için ise aynı tablonun adı Muhtemel Alzheimer
Hastalığı (PRAD) olmaktadır. Her iki sisteme
göre de son kliniko-patolojik serilerdeki tanı özgüllüğü %90a
yaklaşmaktadır. Bir başka deyişle PRAD/DAT
tanısı %10 ihtimalle AH dışı durumlara
yanlış olarak konulmakta veya AH dışı nedenler
PRAD/DAT tablosunu taklit ederek sunulmaktadırlar. Tipik klinik
tablonun duyarlılığı tüm AH olgularının yine %90
kadarını kapsamaktadır. Bir başka deyişle AH
hastalarının %10u atipik klinik tablolar gösterdikleri için PRAD/DAT
tanısı alamamaktadırlar. NINCDS-ADRDA, başlangıç ve
seyirde beklenmedik özellikler (akut başlangıç ve/veya
hızlı seyir), demansa neden olabilecek fakat klinisyenin demans
nedeni olarak düşünmediği 2. bir durumun varlığı
(örneğin, inme, hipotiroidi, vb.) ve izole tek bir ilerleyici kognitif
bozukluk olarak sıraladığı atipik tablolar için Mümkün
Alzheimer Hastalığı (Possible AD-PosAD) adını
kullanır. PosAD tanısıyla duyarlılık artar, yani
tanı konulmayan olguların sayıları azalırken özgüllük
azalmakta, yani yanlış tanıların sayısı
artmaktadır.
Her iki yaklaşım da AHnin demans
aşamasının tanınması için özellikle
duyarlılık ve bir ölçüde de özgüllük açısından kabul
edilebilir düzeyler sağlasalar da tanısal kesinlikten uzak oldukları
da açıktır. Nitekim, her 2 kriter dizisi de AHnin göreli geç
bir aşamasına karşılık gelen bir klinik tablo, sendrom
tanımlamaktadır. NINCDS-ADRDA kriterlerinde açıkça ifade
edildiği gibi kesin tanı nöropatologa bırakılmaktadır.
Bir başka deyişle mevcut durumda klinisyenler değil, sadece
patologlar Alzheimer hastalığı tanısı koyabilirler.
Hastalığın seyrine müdahale olanaklarının
sınırlı olduğu yakın tarihlere kadar bu durumun pek de
sakınca yarattığı söylenemezdi. Bununla birlikte,
hastalığın nörobiyolojisinin kavranmasındaki baş
döndürücü gelişmeler doğrudan etyopatogenetik mekanizmaları
hedefleyen nedene yönelik tedavilerin araştırılabilir
olmasına olanak sağladı. Aşağıda daha
ayrıntılı gözden geçirileceği gibi, bu amaçla sınanan
ve büyük maddi kaynaklar ayrılarak klinik çalışmaların
olgun aşamalarına kadar gelebilen çok sayıda molekül nihai
engelde takılarak ipi göğüsleyemedi. Bu üst üste hayal
kırıklarının nedenleri arasında mutad
çalışma tasarımından kaynaklanan nedenler ve etkisizlik
yanısıra kuvvetle muhtemel bir diğeri ise bu klinik
çalışmaların anılan kriterlerle tanı konmuş
demans evresindeki hastaları toplaması gibi görünüyor; oysa ki
doğrudan bir etyopatogenetik mekanizma basamağını
hedefleyen bir ajan için yerleşmiş demans ajanın gerçek
potansiyelini sergileyebilmesi için çok geç kalınmış bir
aşama olabilir. AHnin demans aşamasını kanserin metastatik
aşamasına benzetip tedavi başarısı beklentisi
açısından bir analoji kurabiliriz. Bu nedenle AHnin daha demans
öncesi aşamada tanıya yönelik biyo-işaretleyicilerin de
yardımıyla güvenilir bir şekilde ayırt edilmesi, AH
tanısının bizzat klinisyen tarafından konulması
giderek artan bir önem arzetmektedir. Aşağıda, AHde
yardımcı tanı yöntemleri ve potansiyel biyo-işaretleyiciler
gözden geçirildikten sonra yakınlarda bir öneri olarak sunulan böylesi bir
yeni tanı kriterleri dizisi tanıtılacaktır. Ayrıca
benzer bir perspektifle her 2 kriter dizisinin gözden geçirilmekte olduğu,
NINCDS-ADRDAin NIA-AA (Ulusal Yaşlılık Enstitüsü Alzheimer
Derneği) şekliyle 2010 sonlarında DSM-IV2ün DSM-V olarak 2011
içinde yenilenmesinin beklendiği kaydedilmelidir.
Tablo 5. NINCDS-ADRDA Alzheimer
Hastalığının Klinik Tanı Kriterleri (McKhann et al.
1984)
I.
MUHTEMEL Alzheimer Hastalığı klinik tanı kriterleri
şunları içerir:
· Klinik muayene ile saptanan,
Mini-Mental Test, Blessed Demans Ölçeği ya da benzer bir test ile
dokümante edilen ve nöropsikolojik testlerle de doğrulanan demans tablosu;
· İki ya da daha fazla
kognitif süreçte bozulma;
· Bilinç bozukluğu yok;
· Başlangıç 40-90
yaşları arasında, büyük sıklıkla da 65
yaşından sonra;
· Bellek ya da diğer
bilişsel süreçlerde ilerleyici bozukluğa yolaçabilecek sistemik ya da
beyne ait başka bir hastalık yok.
II.
MUHTEMEL Alzheimer Hastalığı tanısı şunlarla
desteklenir:
· Dil (afazi), motor yetenekler
(apraksi) ve algı (agnozi) gibi özgül kognitif işlevlerde ilerleyici
bozulma;
· Günlük yaşam
aktivitelerinde bozulma ve davranış biçiminde değişme;
· Ailede benzer bozukluk öyküsü
(özellikle patolojik olarak kanıtlanmışsa);
· Laboratuarda:
Standart tekniklerle normal lomber ponksiyon,
EEGnin normal olması yada yavaş dalga aktivitesinde artış
gibi non-spesifik değişiklikler,
BTde serebral atrofiye ilişkin bulgular ve seri incelemelerde bu
bulguların ilerleyişi.
III.
Alzheimer hastalığı dışındaki nedenler
dışlandıktan sonra, MUHTEMEL Alzheimer Hastalığı
tanısı ile uyumlu olabilecek diğer klinik özellikler
şunlardır:
· Hastalığın
seyrinde platolar;
· Depresyon, uykusuzluk,
inkontinans, hezeyan, illüzyon ve halüsinasyonlar, verbal, emosyonel ya da
fiziksel katastrofik patlamalar, cinsel bozukluklar ve kilo kaybı gibi
eşlikçi bulgular;
· Bazı hastalarda, özellikle
hastalığın ileri dönemlerinde, kas tonusunda artış,
miyoklonus ya da yürüme güçlüğü gibi diğer nörolojik bozukluklar;
· Hastalığın ileri
evresinde nöbetler;
· Yaş için normal BT.
IV. MUHTEMEL
Alzheimer Hastalığı tanısını
belirsizleştiren ya da ihtimal dışına çıkaran
özellikler şunlardır:
· İnme tarzında ani
başlangıç;
· Hemiparezi, duysal kayıp,
görme alanı defektleri ve inkoordinasyon gibi fokal nörolojik
bulguların hastalığın erken evrelerinde bulunması;
· Nöbetler ya da yürüyüş
bozukluklarının, daha başlangıçta ya da
hastalığın çok erken evrelerinde bulunması;
V. MÜMKÜN
Alzheimer Hastalığı tanı kriterleri şunlardır:
· Demansa neden olabilecek
diğer nörolojik, psikiyatrik ya da sistemik bozukluklar
olmaksızın, başlangıç, prezantasyon ya da klinik seyirde
varyasyonların bulunması durumunda konulabilir;
· Demansa neden olabilecek, ancak
demansın nedeni gibi görünmeyen ikinci bir sistemik ya da beyin
hastalığının bulunması durumunda konulabilir;
· Diğer belirlenebilir
nedenlerinin dışlandığı, tek ve yavaş ilerleyici
bir bilişsel bozukluğun bulunması durumunda, araştırma
çalışması amaçlı olarak kullanılabilir.
VI. KESİN
Alzheimer Hastalığı tanısı kriterleri
şunlardır:
· Muhtemel Alzheimer
Hastalığı klinik kriterleri;
· Biyopsi ya da otopsiyle elde
edilen histopatolojik kanıtlar.
Tablo 6. DSM-IV Alzheimer Tipi Demans
İçin Tanı Kriterleri (1995)
A.
Birden fazla kognitif alanı içeren bozukluk kendini
aşağıdaki iki maddeyi de kapsayacak şeklinde ortaya
çıkar:
(1)
Bellek bozukluğu (yeni bir bilgi öğrenme ve öğrenilmiş eski
bir bilgiyi hatırlama yeteneğinin bozulması)
(2) Aşağıda
sıralanan kognitif bozuklardan en az biri:
(a) Afazi (dil
bozukluğu)
(b) Apraksi
(motor işlevlerin normal olmasına karşın belirli motor
eylemlerin yerine getirilmesi yeteneğinde bozulma)
(c) Agnozi
(duysal işlevlerin salim olmasına karşın
nesneleri
tanımakta güçlük)
(d) Yürütücü
işlevlerde bozulma (planlama, organize etme, sıralama, soyutlama)
B.
A1 ve A2 kriterlerinde tanımlanan bilişsel bozukluklar toplumsal ve
mesleki işlevselliği ciddi biçimde bozmakta ve eski işlevsellik
düzeyine göre anlamlı bir gerilemeyi temsil etmektedir.
C.
Seyir, sinsi başlangıç ve yavaş ilerleyici kognitif
yıkım özelliklerindedir.
D. A1
ve A2 kriterlerinde tanımlanan bilişsel bozukluklar
aşağıda sıralanan nedenlerden herhangi birine
bağlı değildir:
(1)
Bellek ve diğer bilişsel işlevlerde ilerleyici bozulmaya neden
olabilecek merkezi sinir sistemine ait diğer durumlar (örneğin
serebrovasküler hastalık, Parkinson hastalığı, Huntington
hastalığı, subdural hematom, normal basınçlı
hidrosefali, beyin tümörü)
(2)
Demansa neden olabileceği bilinen sistemik durumlar (örneğin
hipotiroidizm, B12 vitamini ya da folik asid eksikliği, niasin
eksikliği, hiperkalsemi, nörosifilis, HIV infeksiyonu)
(3)
İlaçlar ve madde kullanımı ile ilgili durumlar
E.
Bozukluklar delirium seyri dışında ortaya
çıkmıştır.
F. Bozukluk
başka bir Eksen I hastalığı ile açıklanabilir
nitelikte değildir.
Alzheimer
Hastalığının Pre-Demans Evreleri: Normal
Yaşlanma-Yaşla İlintili Unutkanlık-Hafif Kognitif
Bozukluk-Demans Devamlılığı
İlerleyici hastalıklar patogenetik süreçleri
içinde belli bir eşiği geçtikleri aşamada klinik olarak
saptanabilir olurlar. Bu eşik de hemen daima normal kabul
edilemeyecek bir belirtidir. Örneğin, glioblastoma yeterince büyüyüp
kafa içi basıncını arttırarak
başağrısına neden olana kadar sub-klinik olarak
ilerler. Başağrısı kadar aşikar bir anormal
belirti olmayan unutkanlık durumunda sub-klinik dönemle klinik dönem daha
kalın çizgilerle içiçe girer. Alzheimer
hastalığının zamansal evrimi bunun en güzel
örneklerindendir. AH demans aşamasına ulaşmadan önce uzun
yıllar (bazı hesaplamalara göre 15-20 yıl) kliniğe
ilerleyici unutkanlık şeklinde yansıyan bir demans öncesi veya
prodromal evreden geçecektir. Bununla birlikte, unutkanlık yaşlılıkta
son derece sıklıkla duyulmaya alışılmış,
gayet normal kabul edilen bir yakınmadır. Bellek de dahil olmak
üzere bazı kognitif yeteneklerde yaşlanmayla birlikte beklenen
normal azalma nöropsikolojik standardizasyonda eğitimle birlikte göz
önüne alınması gereken temel özelliklerindendir. Bir yakın
bellek testinde yetmişli yaşların normal değeri yirmili
yaşların normalinin yarısı olabilir. Normal
yaşlanma kavramı bellek de dahil kognitif kapasitelerini hiç
yitirmeyen küçük bir azınlığı da içerse de,
ağırlıkla nöropsikolojik testlerde yaşa göre uyarlanmış
düzeylerde bir performansa karşılık gelir. MRG/BTde
kortikal sulkuslar ve ventrikül sistemi genişlemeye
başlamıştır. Bu tür görüntülemelerin
raporlarının sonuç bölümünde sıklıkla yaşla ilintili
atrofi yazacaktır. Kognitif açıdan normal kişilerin otopsileri,
tümüyle normal olabileceği gibi 50li yaşların
başlarından itibaren neokortekste gevşek nitelikli amiloid
plaklar ve bazen bunlara eşlik eden entorhinal kortekste NFYlerin
görülebileceğini ortaya koymaktadır. Sağduyu bu 2. gruba ait
beyinlerde AH nörodejenerasyonun başladığı fakat henüz
klinik belirti eşiğini geçmediğini düşündürmelidir.
Başka bir deyişle, 2. grup değişiklikleri göstermeye
başlayan beynin sahibi yeterince uzun yaşasaydı,
yakınmalarının zaman içinde görünür olup sonunda AH klinik
kriterlerini dolduracağı ileri sürülebilir.
Şekil 8. Normal yaşlanmadan
ağır demansa bellek bozukluğu sürekliliği
Sosyal yaşamda başka açılardan
sağlıklı bir yaşlının özel isimleri unutuyor,
özel eşyalarını kolaylıkla bulamıyor olması
anormal kabul edilmez. Aynı soruları tekrarlar olması
yakınları arasında kuşku uyandırmaya
başlar. İşini sürdüremez olması, ya da yabancı
bir mekanda kaybolması ise artık normal olarak kabul edilemez
olur.
Yaşla İlintili Bellek Bozukluğu
(AAMI) kavramı tam da yukarıdaki paragrafta anormal bulunmayan
unutkanlık durumuna karşılık gelmektedir. Daha önceki
yıllarda Selim Yaşlılık Unutkanlığı
kavramıyla karşılanmaya çalışılan ve isminin de
çağrıştırdığı gibi demansa ilerlemeyecek iyi
huylu unutkanlığa karşılık gelecek şekilde
kullanılan söz konusu durum için Amerikan Ulusal Zihinsel Sağlık
Enstitüsü (NIMH) 1986 yılında araştırma amaçlı
tanı kriterleri yayınladı (Tablo 7). AAMI
tanımına uygun düşen yakınmaları olan bir
yaşlı günlük yaşamında tümüyle
bağımsızdır. Bu kişinin nöropsikolojik
muayenesinde özellikle yakın bellek testlerinde yaşa göre normal
sınırlarda, fakat genç erişkinlere göre ortalama değerlerin
1 standart sapma (SD) altında yer aldığı
saptanacaktır. Hangi yaşlı selim yaşlılık
değişikliklerini göstermekte, hangisi ise AHnin en erken izlerini
taşımaktadır sorularının cevabını
şimdiki durumda ne salt klinik fenomenoloji ne de mevcut nöropatolojik
kavrayış ile vermek mümkün değildir. AAMI tanısı alan
bir kişi yakınmaları karakter değiştirmeden
öldüğü takdirde beyni tümüyle normal bulunabileceği gibi, Nöropatoloji
kısmında ayrıntısıyla görüleceği gibi, limbik
sisteminde az sayıda nörofibriler yumak ve neokorteksinde
gevşek karakterli amiloid plaklar taşıyor olabilir. PET tekniklerinde
yeni gelişmelerle sadece amiloid plaklara (PIB-PET) ve hem plaklara hem
yumaklara (FDDNP-PET) bağlanan ligandlarla bu tür patolojik
değişiklikleri taşıyan ve taşımayan kognitif
olarak normal yaşlı kişileri saptamak mümkün olmaktadır.
Uzunlamasına izlenen kognitif olarak normal veya AAMI tanısı
alan yaşlıların PIB/FDDNP+ olanları, PIB/FDDNP- olanlara
göre anlamlı olarak daha fazla demans geliştirdikleri
gösterildiği takdirde bu yöntem prodromal/pre-klinik AHnin bir
işaretleyicisi olarak yerleşebilir.
Yaşlılıkta pre-demans kognitif
bozukluğu tanımlama gayretiyle bir dizi daha kavram ve kriterler
dizisi ileri sürülmüş olsa da tümü de demansa ilerleyen bir bellek
bozukluğu kavrayışından ziyade demans kadar şiddetli
olmayan bir hafif kognitif bozukluku çeşitli isimlerle
tanımlamışlardır. Bunlar arasında 1990lar boyunca
tanımlanan ICD-10un minimal kognitif bozukluk MCD, DSM-IVün hafif
nöro-kognitif bozukluk MNCD, Uluslararası Psikogeriyatri Birliğinin
Yaşla İlintili Kognitif Bozukluk AACD ve Kanada
Sağlıklı Yaşlanma Çalışması (CSHA)
çerçevesinde kullanılan demans olmayan kognitif bozukluk CIND
kavramları sayılabilir. Tüm bu tanımlamalar, belli
nüanslarına rağmen, tanımladıkları demans
şiddetinde olmayan kognitif bozukluk durumunu esas olarak statik özerk
antiteler olarak görmektedirler; öyle ki, bunlar arasından bir
kısım hasta düzelip normale dönebileceği gibi, bir
kısmı ise ilerleyip demans geliştirdiğinde nitelik
değiştirip başka bir antiteye dönüşmüş gibi kabul
edilmektedir.
Tablo 7. NIMH-AAMI Tanı
Kriterleri
|
Yaş
> 50. Günlük yaşamda
belleğe ilişkin yakınmalar. Genç erişkinlere göre 1
standart sapma daha düşük nesnel bellek performansı. Demans mevcut değil. Normal ya da normalin üstü
zeka seviyesi. |
Gerçekte, AAMI tanısı alan
yaşlıların AH nörodejenerasyonuna sahip bir bölümü daha da
kötüleşecek ve bellek yakınmaları yakınlarının da
dikkatini çekmeye başlayacaktır. Gene de böyle bir kişi
anılan bellek problemlerinin yarattığı, ancak listeyle
alışverişe çıkar olmak gibi genellikle üstesinden
gelebildiği güçlükler dışında, günlük yaşamında
halen bağımsızdır. Nöropsikolojik muayenesinde
ağırlıkla bazen de tek başına bellek
alanında, anlamlı düzeyde düşük performans gösterir.
Bu tabloya Hafif Kognitif Bozukluk (MCI) adı verilir (Tablo 8).
Orijinal biçimiyle bu tanım, prodromal AH olması muhtemel, ATDye
dönüşme riski taşıyan bir alt grubu araştırma ve
mümkünse tedavi hedefi yapmak üzere belirlenmişse de sonradan revize
edilen biçimiyle amnestik olmayan demanssız kognitif bozukluklar da dahil
edilerek prodromal AHye olan vurgu çabası kapsayıcılık
adına zayıflamış görünmektedir (Tablo 9).
İlgili tablodan da görüleceği gibi, sınıflama tümüyle
bellek bozukluğunun bulunup bulunmamasına ve mevcut kognitif bozukluğun
tek veya çoğul olma durumuna göredir. Bu farklı tabloların
ilerledikleri takdirde en mutad olarak belli demans hastalıklarına
dönüşecekleri beklenir. İlk bakışta bu sınıflama
yukarda tanımlanan çekirdek sendromlar yaklaşımının
bir benzeri gibi düşünülebilirse de burdaki mevcut MCI tablosu-ilerdeki
demans sendromu ilişkisi çok daha indirgemeci bir akıl yürütmedir.
Çekirdek sendromların anatomik adreslerinden bu anatomik adrese
yatkınlık sergileyen en muhtemel proteinopati tarzı bir
akıl yürütme esnekliği sergileyemez. Örneğin, progresif
simultanagnozi-simetrik dorsal parietal alanlar-amiloidopati silsilesi
progresif simultanagnozinin bu sınıflamadaki
karşılığı olan izole non-amnestik MCI ile, bu MCI alt
sınıfının AHye dönüşmesi beklenmediğinden
sağlanamaz. Dahası, çekirdek sendrom yaklaşımıyla,
ilerde demansa dönüşüp dönüşmeyeceğine
bakılmaksızın anatomik yatkınlık ve muhtemel
proteinopatiden yola çıkarak hastalık tanısına varmak
mümkünken, MCI tanımı ile ancak demans aşamasında bir
hastalıktan sözedilebilecek durumla normallik arasında
kalmış bir geçiş aşaması tasarlanmış
olmaktadır.
Uzunlamasına izlenen büyük serilerde MCIın demansa dönüşme
hızı yıllık %8-14ken 5 yıllık izlemlerde %50
kadardır. Oysa ki, normal popülasyonda demans insidansı
%1-2dir.
Görüntüleme çalışmalarında mezyal temporal patoloji bu
hastaları normallerden ayırmaktadır. MRG-volümetride
bazı çalışmalarda hippokampus, diğer bazılarında
ise entorhinal korteks atrofisi MCIlı serilerde yaşla
eşlenmiş normal kontrollere göre anlamlı düzeyde
görülmektedir. FDG-PETle yapılan çalışmalarda
başlangıç noktasında başlıca posterior singulat
hipometabolizmaya sahip olmanın izlemde dönüşmenin anlamlı bir
öngörücüsü olduğu ortaya konmuştur. PIB-PET ile yapılan
çalışmalarda ATDlilerin hemen tümü PIB tutulumu gösterirken
MCIların yarısından fazlasında ve enteresan olanı
normal yaşlıların da küçük bir bölümünde görülmektedir.
Dahası gerek MCIlılar ve gerekse de normallerde PIB tutulumu
gösteren grupta PIB yükü ile bellek skorları korele etmektedir. Bu bulgu
MCI ve normal olarak sınıflanmış olan PIB tutulumuna sahip
bu bireylerin gerçekte sırasıyla prodromal ve pre-klinik AH
taşıdıkları şeklinde yorumlanabilir. Ayırt edici
başka bir bulgu ise nöritik plaklara bağlanan PIB ligandı ile ancak
demans aşamasında mezyal temporal tutulum görülürken MCI ve
normallerde görülmemesidir. Buna karşılık NFYlere de
bağlanan FDDNP-PET ile normal yaşlılarda ve MCIlılarda
bellek skorlarıyla korele eden bulgular saptanmaktadır. FDDNP-PET ile
bu bulgu da PIB-PET ile yukarıdaki yoruma benzer bir şekilde
yorumlanabilir.
MCI otopsilerinde normalden hafif PRAD patolojilerine kadar
değişen bir spektrum izlenmekle birlikte, NFYnin halen
limbik-paralimbik alanlara sınırlı ancak sayısal olarak
normallere göre anlamlı düzeyde artmış olması en
tutarlı bulgu gibi görünmektedir. Nöritik plaklar henüz limbik
sistemde görülmemektedir. APOE-ε4 alel sıklığı ve
BOSta total tau ve fosfo-tau proteini düzeylerinde artış ile
β-amiloid42 düzeylerinde düşüşün, entorhinal ve/veya
hippokampal atrofi yanısıra demansa dönüşecekleri
dönüşmeyenlerden ayıran öngörücüler olduğu ileri
sürülmektedir. MCIın bir klinik antite olarak yani prodromal AH
olarak daha iyi sınırlarının çizilmesi, bu evrede etkili
olacak tedavilerle demansa dönüşmenin geciktirilmesi ya da önüne
geçilmesi, günümüzde AHnin yükünün azaltılmasında temel bir hedef
gibi görünmektedir.
Tablo 8. Petersen-Mayo MCI
Kriterleri
|
1. Hasta
yakını tarafından da doğrulanan bellek
yakınması. 2. Genel kognitif
işlevlerde bozulma yok. 3. Günlük yaşam
aktivitelerinde bozulma yok. 4. Yaş ve
eğitim normlarına göre saptanan bellek bozukluğu. 5. Demans mevcut
değil. |
Yukarıdaki paragrafta tanımlanan,
artık sağduyunun da normal kabul edemediği, günlük yaşamda
bağımsızlığını sürdüremeyecek düzeyde
bozulma durumunda artık demanstan sözedilebilir. Bu duruma
karşılık gelen otopsilerde NFYler artık neokortekse
yayılmış, gevşek biçimden nöritik biçime
değişmiş APler limbik sistemde görülür olmuş durumdadır.
Tablo 9. Revize MCI
Kriterleri ve Muhtemel Demans İzdüşümleri
Alzheimer Tipi Demansın Evreleri
İlerleyici bir hastalıktan
sözettiğimize göre klinik tabloyu statik bir profille tarif
edemeyiz. Yine sağduyu ile amatör bir yaklaşım dahi
ilerleyen bir tablonun hafif, orta ve ağır olarak
sınıflandırılması gerektiğini öngörebilir.
Formel evreleme ölçeklerinin de taklit ettiği yöntem bundan farklı
değildir. Zihinsel yıkımın demans düzeyine
ulaşması günlük aktivitelerde bozulma ile belirlendiğine göre,
evrelemeyi de GYAlara göre kabaca yapabiliriz: AAMIyı sübjektif bellek
yakınmaları, MCIyı GYAların korunduğu ama
yakın kişilerin farkında olduğu bir bellek bozulması
olarak tarif etmiştik; bu durumda devamlılık ölçütünü gözönünde
tutarak hafif demansı işte ve ev dışında
bağımsızlığın bozulmaya
başladığı, orta demansı, bunlar tümüyle
bağımlılaşırken ev yaşamı ve kendine
bakımda sorunların başladığı, ağır
demansı ise sürekli bakım gereken, hastanın tümüyle
bağımlı olduğu bir durum olarak tarif edebiliriz.
Bugün yaygın olarak kullanılan iki
evreleme sisteminden biri olan Global Bozulma Ölçeği (Global
Deterioration Scale-GDS)nin de geliştiricisi olan Reisberg, AHdeki
ilerleyici yıkım sürecini, bebeklik-erken ve geç çocukluk ve ergenlik
şeklindeki insanın ilerleyici
bireyselleşme-bağımsızlaşma gelişimsel sürecinin
tam tersine çevrilmesi olduğunu ileri sürer ve bu ilerleyici
yıkımı retrogenez olarak adlandırır. Buna göre
AAMI-MCIlı yaşlı büyük ölçüde bağımsız olsa da
bazı kararları için erişkin gözetimine gerek duyan ergene, hafif
demanslı, evinde ve ev dışında tanıdık mekanlarda
belli bir bağımsızlığı kazanmış, ancak
sosyal ilişkiler, muhakeme gerektiren karmaşık işlevlerde
halen denetim gereksinen 7-12 yaşlarındaki okul çocuğunu
andırır. Orta demanslı ise kabaca, ev yaşamı ve
giyinme, yıkanma, yemek yeme gibi temel GYAlarda henüz gözetim gereken
2-6 yaşları arasındaki okul öncesi çocuğu gibidir.
Ağır demanslı, yaşamını sürdürmek için 24 saat
ana-babaya (bakıcıya) tümüyle bağımlı 0-2 yaş
bebeğine benzer. Ağır evrenin kendisi de, yani giderek tüm
motor ve verbal yeteneklerin kaybedildiği yatağa tam
bağımlı nihai döneme doğru yıkım, oturma, yürüme,
konuşma, sfinkter kontrolünün geliştiği bebekliğin dinamik
gelişiminin tam tersi olarak kavranıp alt evrelere
ayrılabilir.
GDS sözedildiği gibi AHyi evrelemeye yarayan
ölçeklerden birisidir. AH dışı demanslarda AHye
özgüllüğü dolayısıyla kullanılamaz. GDS evreleri 1
ila 7 arasında değişir. Kabaca, GDS1 hiç yakınması
ve bulgusu olmayan normal yaşlıya karşılık
gelirken GDS2ye AAMI, GDS3e ise MCI evreleri denilebilir. GDS
4-5-6-7 ise hafif, orta, ağır ve çok ağır olmak üzere
AHnin klinik evreleridir. Demansın Klinik Evrelendirilmesi
(Clinical Dementia Rating Scale-CDR) ise yaygın olarak kullanılan 2.
ölçektir. CDRda bellek yine merkezi önemde olmakla birlikte, çok eksenli
tasarımıyla diğer demansların evrelenmesinde de
kullanılabilir. CDR evreleri 0-0,5-1-2-3 olarak
sıralanırlar. CDR 0, AAMIı da içerecek şekilde
normal yaşlılığa karşılık gelir. CDR
0,5 MCIya karşılık gelir ve kuşkulu demans evresi
adını alır. CDR 1, 2 ve 3 sırasıyla hafif, orta
ve ağır evrelerdir (Tablo 10, 11).
Hafif evredeki demanslı hasta halen
çalışmaktaysa artık işinde verimliliğini
yitirmiştir. Yaratıcılık gerektirmeyen tekdüze
işler başlangıçta sürdürülebilse de, iş
arkadaşları performans düşüklüğünün
farkındadırlar ve kısa süre içinde emeklilik
kaçınılmaz olur. Yakın geçmişe ait olayların
hatırlanmasındaki güçlük, aynı soruların
tekrarlanması, kelime bulma güçlükleri yakınların dikkatini
çeken başlıca özelliklerdir. Halen bildik mekanlarda
dolaşabilse ve yolculuk yapabilse de, yabancı mekanlarda
kaybolabilir. Araba kullanırken sinyalizasyona dikkatsizlik,
tepkilerde yavaşlama, yönleri karıştırma gibi güçlükler
başlamıştır. Banka işleri, fatura ödemeleri gibi
mali işlerde hatalar olmaktadır. Banka kartı, cep telefonu
gibi yenilikleri öğrenip kullanmayı başaramaz. Hobiler
(dikiş-nakış, bahçecilik, sanatsal uğraşılar,
yetenek oyunları, vb.) sürdürülemez olmuştur. Yemek lezzetinde
bozulmalar gibi mutfak işlerinde güçlükler
başlamıştır. Çamaşır, bulaşık
gibi ev işlerini sürdürebilse de, bunlarda eski özenini bir ölçüde
yitirmiştir. Okumak ve gazete-TV aracılığıyla
aktüaliteye ilgi azalmıştır. Giyinmek, yıkanmak,
sofra alışkanlıkları ve temel hijyende henüz bir sorun
yoktur. İritabilite, duygulanımda küntleşme ve inkar
eğilimi ile kendiliğindenliğin azalması
dışında davranışsal belirtiler yoktur ve sosyal
uygunluk iyi korunmuştur. Uyku kalitesi bozulmaya başlar.
Cinsel ilgi ve iştah bozulur. Eksikliklerin farkedilmesinin de
katkısıyla bazı olgularda depresyon belirtileri ön planda
olabilir. Ancak depresyon sıklıkla keder ifadesi gibi afektif
belirtilerden çok, isteksizlik gibi motivasyonel belirtilerle kendini
gösterir. Muayenede yakın bellek ön planda olmak üzere,
görsel-mekansal bozukluk, uzak bellekte bozulmalar, adlandırma güçlükleri,
dikkat ve soyutlama-planlamada bozulmalar saptanır. Praksis
muayenesinde beden-parçası-nesne-gibi cevaplar alınır.
Henüz gnostik bir kusur saptanmaz. Somatik nörolojik muayene
normaldir. MMSE skoru kabaca 20-26 arasında olabilir.
Sıklıkla GDS 4, CDR 1 olarak evrelenirler. Bu hastaların
otopsilerinde heteromodal kortekste NFYler, limbik sistemde nöritik SPler
saptanır.
Orta demans evresine
ulaşıldığında, hasta ev dışındaki
bağımsızlığını artık tümüyle
yitirmiştir. Gözetimle sokağa çıkabilse de, yalnız
kaldığı takdirde yolunu bulamaz.
Başkalarının evinde odaları karıştırabilir.
Yeni öğrenme artık hemen hiç mümkün olamamaktadır. Anlama,
okuma ve yazma giderek bozulur; evrenin sonlarına doğru imzası
tanınmaz olabilir. Birinci derece yakınları
hakkındaki bilgiyi genellikle korusa da, torunlarının
sayısı, isimleri, okulları gibi bilgileri
karıştırmaktadır. Evdeki işlevselliği son
derece yüzeyselleşmiştir. Ancak sofrayı toplamaya
veya sebze doğramaya yardım düzeyinde olabilir. Giyinme
sırasında mevsime ya da günün saatine uygun giysiyi seçmede zorlanma,
giysilerin sırasını karıştırma (gömleğin
üzerine iç çamaşırı gibi), düğmeleri yanlış
ilikleme gibi güçlükler başlar. Sofrada öncelikle
bıçağı kullanamaz olduğunda yemeklerinin önceden kesilmesi
gerekir. Giderek döküp saçarak yemek belirginleşir.
Çatal-bıçağı karıştırmak, sıvıları
çatalla almaya çalışmak gibi hatalar görülebilir.
Yıkanmakta öncelikle sıcağı soğuğu ayarlamakla
başlayan yardım gereksinimi ortaya çıkar.
Henüz sfinkter kontrolü seyrek gece kaçırmaları
dışında sorunsuzdur. Tuvalet mekaniği, elini yüzünü
yıkamak gibi işlevleri kendi başına yapabilir.
Davranışsal belirtiler artık vurgulanmaya
başlamıştır. Hırsızlık, terkedilme ve
sadakatsizlik hezeyanları olabilir. Yalnız kalmaktan ürker ve
yakınını (eşi, çocuğu) sürekli gözünün önünde
ister. Hekim vizitleri gibi yaklaşan randevular aşikar bir
beklenti anksiyetesine yolaçabilir. Uyku-uyanıklık ritiminde
bozulma artık belirginleşmiştir. Gece sık uyanmalar
ve gündüz sık uyuklamalarla geçer. Muayenede hafif evre
bulguları biraz daha ağırlaşmıştır.
Dilsel işlevlere ait bulguların ağırlaşması dile
dayanan testlerin yapılamaz olmasına neden olabilir. Praksis
bozukluğu taraf apraksisi düzeyine ulaşabilir. Gnostik
bozukluklar, özellikle sofrada göz önündeki nesneyi diğerleri
arasından ayırıp bulamamak (simultanagnozi) şeklinde
olabilir. Temel nörolojik muayenede hafif parkinsonyen
değişiklikler saptanabilir. MMSE skoru 10-19 arasında
değişir. GDS 5, CDR 2 olarak evrelenirler. Bu hastaların
otopsilerinde NFYler unimodal asosiasyon kortekslerine de
yayılmış olabilir.
Ağır demans evresinde bellekte
artık sadece parçacıklar söz konusudur. Yakınını
(eşi, çocuğu) ana-babasıyla karıştırabilir,
aynadaki kendi yüzünü tanıyamayabilir. Giyinmek, yıkanmak,
yemek gibi temel GYAlarda artık tam bir gözetim gerekmektedir.
Evrenin sonlarında yutma güçlüğü de ortaya çıkar. Kelime
hazinesi son derece fakirleşmiştir. Evrenin sonlarında tüm
verbal yetenekler yitirilir. Ambulasyon giderek zorlaşır ve
sonlara doğru giderek oturmak dahi mümkün olmaz hale gelir.
Televizyondaki kişileri ev içindeymiş gibi sanıp konuşmak,
aynadaki kendi hayaliyle yabancıymış gibi konuşmak
gözlenebilir. Ambulasyonun korunduğu sırada amaçsız
dolaşma, istifçilik, amaçsız tekrarlayıcı hareketler
izlenebilir. Tuvalet mekaniğinde bozulmalar (idrar ya da gaita
sonrası uygun biçimde temizlenme, sifonu çekme sorunları), idrar
kaçırma giderek belirginleşir. Epileptik nöbetler ortaya
çıkabilir. Ağır evredeki hastaların formel muayenesi
son derece güçtür ve mümkün olamayabilir. Yapılabildiğinde
global bir yıkım saptanır. Temel nörolojik muayenede
tonus değişiklikleri, yürüyüş bozuklukları şeklinde
parkinsonyen bulgular biraz daha ortaya çıkmıştır.
MMSE 0-9 arasındadır. GDS 6-7, CDR 3 olarak evrelenirler.
Şekil 9da AHnin klinik ve bir dizi
laboratuar ölçütünün pre-klinik evreden başlayarak ağır demans
evresine kadar gösterdiği değişkenlik gösterilmektedir.
Şekil 9. Alzheimer
hastalığının evreleri boyunca klinik ve laboratuar
göstergelerinin değişimi
BOS Aβ düzeyi daha preklinik evrede PIB-PET ile
amiloid yükünün saptanabilmesinden önce düşmeye başlar; klinik
evrelerden itibaren PIB-PET ile amiloid yükü fazlaca değişmez.
AAMIdan itibaren kognisyon bozulmaya, BOS tau düzeyleri artmaya başlar.
MCI evresinde FDG-PET ile bölgesel metabolizma azalması izlenir olur ve
sonrasında demans evreleri boyunca yaygınlaşarak şiddetlenir.
Hippokampus hacmi AAMIdan itibaren küçülmeye başlar. İşlevsel
bozukluk (GYAlar) tanı gereği demans aşamasından itibaren
başlar ve ilerleyici olarak kötüleşir.
Kısaltmalar: AAMI: yaşla ilintili bellek bozukluğu; BOS:
beyin-omurilik sıvısı; FDG-PET: işaretli glukoz pozitron
emisyon tomografisi; GYAlar: günlük yaşam aktiviteleri; MCI: hafif
kognitif bozukluk; PIB: Pittsburgh bileşeni
Tablo 10. Demansın Klinik
Evrelendirilmesi Ölçeği -CDR (Morris 1997)
|
CDR |
1.
Bellek |
2.
Oryantasyon |
3.
Yargılama Problem çözme |
|
0 |
Bellek
kaybı yok ya da hafif ve belirsiz unutkanlık |
Tümüyle
oryante |
Günlük problemler ve
çalışma hayatı ve mali işlerle ilgili problemleri
iyi çözer; yargılama iyidir |
|
0,5 |
Hafif
fakat aşikar unutkanlık; olayların kısmen
hatırlanabilmesi; "selim"
unutkanlık |
Zaman
ilişkilerinde hafif güçlük dışında tümüyle oryante |
Problem çözme, benzerlik ve
farklılıkları kavramakta hafif bozukluk |
|
1 |
Orta
düzeyde unutkanlık, yakın dönem olayları için daha
belirgin; unutkanlık günlük aktiviteleri etkiliyor |
Zamanda
orta düzeyde güçlük; muayene sırasında mekana
oryante, dışarıda coğrafi disoryantasyonu olabilir |
Orta
düzeyde bozukluk; toplumsal yargılama genellikle
korunmuştur |
|
2 |
Ağır düzeyde
unutkanlık; yalnızca çok iyi öğrenilmiş materyel
tutulabilir; yeni materyel hızla yitirilir |
Zaman
ilişkilerinde ağır düzeyde güçlük; genellikle zamana,
sıklıkla da mekana disoryante |
Ağır
düzeyde bozukluk; genellikle toplumsal yargılama da
bozuktur |
|
3 |
Ağır
düzeyde unutkanlık; yalnızca parçacıklar kalır |
Yalnızca
kişilere oryante |
Yargılama
ve problem çözme tümüyle bozuk |
|
CDR |
4.
Ev dışında işlevsellik |
5.
Ev yaşamı Hobiler |
6.
Kişisel bakım |
|
0 |
İşte,
alışverişte, gönüllü gruplar ve toplumsal gruplar içinde her
zamanki düzeyde bağımsız işlevsellik |
Ev
yaşamı, hobiler ve entelektüel ilgiler iyi korunmuş |
Kendine
bakıma tümüyle muktedir |
|
0,5 |
Anılan
aktivitelerde hafif bozulma |
Ev
yaşamı, hobiler ve entelektüel ilgilerde hafif bozulma |
|
|
1 |
Anılan
aktivitelerden bazılarını halen sürdürse de,
bağımsız işlev görememe; yüzeysel bir bakışla
hala normal görünebilir |
Evdeki
işlevlerde hafif fakat aşikar bozulma; güç ev işleri,
karmaşık hobiler ve ilgiler
terkedilmiş durumda |
Gayrete
getirilmesi gerekiyor |
|
2 |
Ev
dışında bağımsızlığını tümüyle
yitirmiş / Ev dışında aktivitelere götürülebilecek
kadar iyi görünür |
Yalnızca
basit işler yapılabiliyor; ilgiler son derece
sınırlı |
Giyinme,
hijyen ve diğer kişisel bakım için yardım gerekiyor |
|
3 |
Ev
dışında bağımsızlığını tümüyle
yitirmiş / Ev dışında aktivitelere götürülemeyecek kadar
hasta görünür |
Evde
kayda değer bir işlevselliği yok |
Kişisel
bakım için önemli ölçüde yardım gerekir; genellikle
inkontinandır |
Evrelendirme: Bellek ekseninin dışındaki eksenlerden
en az üçü bellek ekseninden farklı değilse, evre bellek ekseniyle
aynıdır. Farklı olduğu durumda ise, evre bellek
ekseninin üstünde ya da altında kalan bu 3 eksenin derecesidir. Bu
kuralın tek istisnası bellek ekseni dışında kalan 5
eksenden üçünün belleğin bir tarafında geri kalan ikisinin
diğer tarafında olmasıdır ki bu durumda da evre bellek
ekseniyle aynıdır. Bellek ekseni 0,5 ise evre 0 olamaz;
diğer eksenlerin derecesine bağlı olarak 0,5 ya da 1
olmalıdır. Bellek 0, fakat en az iki eksen 1 ya da daha fazla
ise, evre 0,5 olmalıdır.
Tablo 11. Global Bozulma
Ölçeği GDS (Reisberg et al. 1998)
|
1 |
Bellek
kusuruna ilişkin yakınma yok. Klinik görüşme ile
bellek kusuru saptanmıyor. |
|
2 |
Bellek
kusuruna ait, özellikle aşağıda sıralanan alanlarda
yakınmalar var:
(a)
eşyalarını koyduğu yerleri unutuyor;
(b) önceden iyi
bildiği isimleri unutuyor.
Klinik görüşmede bellek kusuruna ait nesnel bir kanıt yok.
İş ve toplumsal ortamlarda nesnel bir bozukluk yok.
Semptomatolojiye yönelik uygun düzeyde endişe
taşıyor. |
|
3 |
En
erken gösterilebilir bozukluk bulguları.
Aşağıdaki alanlarda birden fazla bulgu:
(a) iyi
bilmediği çevrelere gittiğinde kaybolabiliyor.
(b) iş
arkadaşları, hastanın bozulmaya yüztutan çalışma
performansının farkındalar.
(c) kelime
ve isim bulma güçlükleri yakınları tarafından fark ediliyor.
(d) bir kitap
yada yazıyı okuduğunda eskisi gibi hatırında
kalmıyor.
(e) yeni
tanıştığı insanların isimlerini
hatırlamakta güçlüğü var.
(f)
değerli bir nesne kaybedilmiş yada konulmaması gereken bir
yere konmuş.
(g) konsantrasyon
eksikliği klinik testler sırasında aşikar.
Bellek bozukluğuna ilişkin, ancak yoğun bir görüşmeden
sonra ortaya konulabilen nesnel bulgular.
Uğraşı gerektiren iş koşulları yada toplumsal
ortamlarda düşük performans.
Hastada inkar mekanizması belirgin hale gelir olmuş. Belirtilere
ılımlı yada orta düzeyde bir anksiyete eşlik
edebilir. |
|
4 |
Dikkatli
bir klinik görüşme sonrasında ortaya konulan aşikar bozukluk
bulguları.
Bozukluk aşağıdaki alanlarda ortaya konuyor:
(a) günlük ve
yakın geçmişe ait olaylara ilişkin bilgide azalma.
(b) kişisel
geçmişe ait bazı bellek problemleri.
(c)
çıkarma dizileriyle ortaya konulan konsantrasyon bozukluğu.
(d) yolculuk
yapma, para işleriyle uğraşma gibi yeteneklerde azalma.
Aşağıdaki alanlar genellikle sorunsuz:
(a) yer ve zaman
oryantasyonu
(b) bildik
kişi ve yüzlerin tanınması.
(c) bilinen
yerlere yolculuk yapabilme.
Karmaşık işlevlerin yerine getirilemez olması.
Baskın savunma mekanizması olarak inkar kullanılıyor.
Duygulanımda küntleşme ve
sıkıntı yaratan durumlardan kaçınma. |
|
5 |
Yaşamlarını
sürdürebilmeleri için yardım gerekmektedir.
Hasta güncel yaşamına ilişkin temel özelliklerden birini
hatırlayamıyor. Örneğin:
(a)
yıllardır kullanmakta olduğu adres yada telefon
numarasını.
(b) yakın
aile üyelerinin isimlerini (torunlar gibi).
(c) mezun
olduğu lise yada yüksek okulun adını.
Zaman (gün, haftanın günü, mevsim, v.b) yada mekan oryantasyonunda
bozulmalar.
Eğitimli bir kişi, 40'tan geriye 4er, yada 20'den geriye 2'şer
saymakta güçlük çekebilir.
Bu evredeki kişiler kendilerine ve diğerlerine ait temel gerçeklere
ilişkin bilgiyi korurlar.
Kendi isimlerini daima, eş ve çocuklarınınkileri genellikle
bilirler. Temizlenmek
ve yemek yemekte yardım gerekmez, ancak uygun giysiyi seçmekte
güçlükleri olabilir. |
|
6 |
Bazen,
yaşamlarını sürdürmek için tümüyle bağımlı
oldukları eşlerinin ismini unutabilirler.
Yaşamlarındaki yakın geçmişe ilişkin olay ve
deneyimlerin tümünden büyük ölçüde habersizdirler.
Çevreye ilişkin bazı bilgiler korunabilir; yıl, mevsim, v.b.
10'dan geriye, bazen de ileriye doğru 1'er saymakta güçlükleri olabilir.
Günlük yaşam aktivitelerinde yardım gerekir:
(a) idrar
inkontinansı olabilir.
(b) yolculuk için
yardım gerekir, fakat bazen bildik yerlere gidebilirler.
Diurnal ritm sıklıkla bozulmuştur.
Hemen daima kendi isimlerini hatırlarlar.
Genellikle, çevrelerindeki tanıdık kişileri yabancılardan
ayırabilirler.
Kişilik ve emosyon değişiklikleri görülür. Bunlar
oldukça değişkendir ve şunları içerir:
(a) hezeyan davranışı, örn.,
eşlerini taklit olmakla suçlayabilirler; çevredeki
hayali kişilerle, yada
aynadaki kendi imgeleriyle konuşabilirler. (b) obsesif
belirtiler olabilir, örn., hasta sürekli olarak basit bir temizlik hareketini
tekrarlayabilir.
(c) anksiyete belirtileri, ajitasyon
ve daha önce mevcut olmayan tarzda bir saldırganlık
görülebilir.
(d) kognitif abuli, örn., amaca yönelik bir
davranışın uygulanması için gerekli düşüncenin
yeterli süre taşınamaması nedeniyle irade gücünün kaybı. |
|
7 |
Bu
evre sürecinde tüm verbal yetenekler kaybedilir. Bu evrenin erken döneminde
bazı kelime ve cümleler söylenebilse de konuşma son derece
sınırlanmıştır. Evrenin ilerlemesiyle,
homurdanmak dışında, konuşma tümüyle yitirilir. İdrar inkontinansı;
temizlik ve yemek yemek için yardım gerekir. Temel psikomotor yetenekler
(örn. yürümek) evrenin ilerlemesiyle kaybedilir. Beyin bedene ne yapması
gerektiğini söyleme yeteneğini artık yitirmiş gibidir. Genel ve kortikal nörolojik
bulgu ve belirtiler bu evrede genellikle mevcuttur. |
EPİDEMİYOLOJİ
Prevalans ve İnsidans
Dünyada şimdiye kadar yapılan prevalans
(belli bir zaman kesitinde bulunan tüm olguların nüfusa oranı)
çalışmalarının metaanalizi 65-70 yaşları
arasında %4-5 kadar olan AHnin her 5 yılda bir katlanarak artıp
90lı yaşlarda %50ye kadar ulaştığını
ortaya koymaktadır. Türkiyeden ilk çalışma
diyebileceğimiz Istanbul, Kadıköyde gerçekleştirilen TAPS
isimli prevalans çalışmasının sonuçları Tablo 12de
gösterilmiştir. 90lı yaşlardan sonraki prevalans konusunda
henüz bir uzlaşım olmamakla birlikte artışın devam
etmeyip bu oranın plato çizdiği (AH yaşla ilintilidir)
görüşü ile sürekli yükseldiği (AH yaşlanmayla ilintilidir)
görüşü arasındaki tartışma tam olarak
çözümlenmemiştir.
Yaşa-özgül insidans, ya da belli bir zaman
aralığında ortaya çıkan yeni olguların
sayısı da yaş aralıkları arttıkça hızla
artar. Jorm ve Jolleyin 1998 tarihli bir meta-analizlerinde 65-69 ile
başlayıp 85-89 ile sonlanan 5er yıllık 5 yaş
katmanında insidans %1.6, %3.5, %7.8, %14.8 ve %26.0 şeklinde yine
katlanarak artmaktadır.
Tablo 12. TAPS
Çalışmasında yaşa ve cinsiyete göre
katmanlandırılmış prevelans oranları
|
|
PRAD |
Toplam
AH |
Toplam
demans |
|
Yaş
grupları bir arada Tümü |
%11 |
%16 |
%20 |
|
Erkek |
%9 |
%13 |
%17 |
|
Kadın |
%13 |
%17 |
%22 |
|
Cinsiyet
grupları bir arada 70-74 |
%9 |
%14 |
%18 |
|
75-79 |
%14 |
%19 |
%22 |
|
80+ |
%13 |
%17 |
%23 |
|
Erkek 70-74
|
%8 |
%12 |
%16 |
|
75-79 |
%9 |
%12 |
%15 |
|
80+ |
%11 |
%16 |
%20 |
|
Kadın 70-74 |
%10 |
%15 |
%19 |
|
75-79 |
%18 |
%23 |