BAŞAĞRISI
Betül Baykan, Halil Atilla İdrisoğlu
Son güncelleme tarihi: 30.06.2009
İnsanları etkileyen
ağrılı durumlardan en yaygın olanı
başağrısıdır. Başağrısı nörolojik
hastalıkların yanı sıra sistemik hastalıklara da
eşlik edebilen bir semptomdur. Başağrısıyla
hayatı boyunca tanışmamış insan yok gibidir ve
toplumda en sık görülen belirtilerden bir tanesidir. Bir
çalışmamıza göre yurdumuzda nöroloji polikliniklerine
başvuran hastaların toplam 2/3ünün başağrısı
vardır ve 1/3ü sadece başağrısı için
başvurmaktadır. Bu hastaların en az 1/4 kadarında
şiddetli ve ciddi kısıtlılık yapan migren olduğu
gösterilmiştir.
Tanıyı kolaylaştırmak için ve etyolojik
yaklaşımla başağrısını daha iyi ele almak
için değişik başağrısı tiplerini
sınıflamak esastır. Başağrısının
etyolojisi, sıklığı, şiddeti ve yaşamsal
sonuçları çok büyük farklılıklar gösterebilir ve
başarılı bir tedavinin ilk basamağı doğru ve
özgün bir tanıdır. Hastaların çoğu
başağrılarının altta yatan ciddi bir sorunun belirtisi
olduğundan korkar. Fakat çoğunda iyi seyirli ancak uzun yıllar
boyu ataklarla süren bir süreç söz konusudur.
Tüm dünyada kullanılan ve genel kabul gören bir sınıflamaya
sahip olmak tıbbın her dalı için önemlidir.
Başağrısı bozuklukları hakkında çok fazla ön
yargı olduğundan bu durum başağrısı için
özellikle doğrudur. Uluslararası Başağrısı Derneği
(International Headache Society IHS) ilk olarak 1988 yılında
başağrılarını ayrıntılı şekilde
sınıflamaya yönelik bir çalışma yapmıştır.
Başağrısı tanısında standart oluşturan ve
özellikle klinik araştırmalarda kullanılması amaçlanan bu
ilk sınıflama sistemi tüm dünyada yaygın bir bilimsel kabul
görmüş ve 2004de bir revizyonu yapılmıştır. Her iki
sınıflama Türkçe de dahil olmak üzere yirmiden fazla dile çevrilmiş
ve dünyadaki doktorların çoğu için ulaşılabilir duruma
gelmiştir.
IHS sınıflama sisteminde başağrıları
başlıca iki geniş grupta ele alınmaktadır: primer
başağrısı bozuklukları (1.-4. Kategoriler) ve sekonder
başağrısı bozuklukları (5.-12. Kategoriler) (Tablo
1A ve B). Sekonder başağrısı bozukluklarında
başağrısı beyin tümörü, inme veya metabolik bozukluk gibi
bir başka hastalığa bağlıdır ve IHS kriterleri bu
grup başağrılarını etyolojik nedenlerine dayanarak
sınıflayan bir kriterler sistemi sağlamaktadır. Primer
başağrısında ise altta yatan saptanabilir başka bir
neden yoktur ve IHS kriterleri başağrılarını belirti
özelliklerine göre sınıflayan tanımlayıcı bir sistem
ortaya koymuştur. IHS kriterleri Dünya Sağlık Örgütü (WHO)
tarafından kabul görmüş ve bu sistemin ana hatları
Uluslararası Hastalık Sınıflamasına (ICD-10) da
alınmıştır.
IHS sınıflamasını bu bölümün sınırları
içinde tümüyle ele almak mümkün olmadığından önce tanısal
yaklaşım, ardından bazı sık
karşılaşılan primer başağrıları bölüm
içinde kısaca tartışılacaktır; sekonder
başağrısı yapan nörolojik hastalıklar için
kitabın ilgili bölümlerine bakılmalıdır.
Tablo 1A. Uluslararası
Başağrısı Topluluğu (IHS) 2004 sınıflama
sisteminde primer başağrısı bozuklukları
|
1.
Migren 1.1.
Aurasız migren 1.2.
Auralı migren (nonmigren başağrılı ve
başağrısız aura, ailesel ve sporadik hemiplejik migren ve
baziler tip migren gibi alt grupları vardır) 1.3.
Sıklıkla migren öncülü olan çocukluk çağı periyodik
sendromları (siklik kusmalar, abdominal migren, çocukluk
çağının iyi huylu paroksizmal vertigosu gibi alt grupları
vardır) 1.4.
Retinal migren 1.5.
Migren komplikasyonları (kronik migren, status migrenozus,
ısrarlı aura, migrenöz infarkt, migrenin tetiklediği nöbet
gibi alt grupları vardır) 1.6. Olası migren |
|
2. Gerilim tipi başağrısı (perikranyal duyarlılığın eşlik ettiği ve etmediği tipler) 2.1. Seyrek epizodik gerilim tipi başağrısı 2.2.
Sık epizodik gerilim tipi başağrısı 2.3.
Kronik gerilim tipi başağrısı 2.4.
Olası gerilim tipi başağrısı |
|
3.
Küme başağrısı ve kronik
paroksizmal hemikranya 3.1.
Küme başağrısı 3.2.
Paroksizmal hemikranya 3.3.
Konjunktival kanlanma ve yaşarmalı kısa süreli tek
yanlı nevraljiform başağrısı (SUNCT) 3.4. Olası trigeminal otonomik başağrısı |
|
4. Diğer primer başağrıları 4.1. Primer saplanıcı başağrısı 4.2. Primer öksürük başağrısı 4.3. Primer egzersiz başağrısı 4.4. Cinsel etkinliğe eşlik eden primer başağrısı (preorgazmik, orgazmik) 4.5. Hipnik başağrısı 4.6. Primer gökgürültüsü başağrısı 4.7.
Süreğen yarım başağrısı (Hemikranya
kontinua) 4.8. Yeni günlük ısrarlı başağrısı |
BAŞAĞRILI HASTAYA TANISAL YAKLAŞIM
Başağrısı bulunan bir hasta değerlendirilirken, ilk
yapılması gereken bir sekonder başağrısı
bozukluğunun dışlanmasıdır. Bu karar öyküye, genel
tıbbi ve nörolojik muayenelere dayandırılır. Eğer
kuşkulu özellikler mevcutsa, tanı için bazı testlerin
yapılması gerekli olabilir. Sekonder başağrısı
bozuklukları dışlandığında, yapılması
gereken primer başağrısı bozukluğunun doğru
tanısının konmasıdır. Aynı hastada birden
fazla başağrısı varsa, her biri ayrı ayrı
tanı alır. Ülkemizde yapılan prevalans
çalışmalarında migren için rastlanma sıklığı
%16.4 iken gerilim tipi başağrısının
sıklığı %31.7 olarak belirlenmiştir. Bu denli sık
görülen hastalıklara rastlantısal olarak başka
hastalıkların da eşlik etme olasılığı
doğal olarak yüksektir. Bu nedenle, başağrısı
tanımlayan bir hastada daha önceden tanı konmuş bir primer
başağrısı olsa bile, yeni tanımladığı
başağrısı hakkında, bu başağrısı
özelliklerinin önceki ağrılarıyla uyumlu olup
olmadığını anlamaya yönelik olarak tekrar bilgi almak ve
hastayı muayene etmek gerekir.
Tablo 1B. Uluslararası Başağrısı Topluluğu (IHS) 2004
sınıflama sisteminde sekonder başağrısı
bozuklukları
|
5.
Kafa travması ile ilişkili başağrısı 5.1
Travma sonrası akut
başağrısı 5.2
Travma sonrası kronik
başağrısı 5.3
Kamçı darbesi tipi yaralanmaya
bağlanan akut başağrısı (whiplash: ani ivmelenme/
yavaşlama travması) 5.4
Kamçı darbesi tipi
yaralanmaya bağlanan kronik başağrısı 5.5
Travmatik intrakranyal hematoma
bağlı başağrısı
5.6. Diğer
baş ve/veya boyun travmasına bağlanan başağrısı 5.7. Kranyotomi sonrası başağrısı |
|
6. Kranyal ya da servikal damarsal hastalıklara bağlanan başağrısı 6.1. İskemik inme ya da geçici iskemik atağa bağlanan başağrısı 6.2. Travmatik olmayan kafa içi kanamaya bağlanan başağrısı 6.3. Yırtılmamış damarsal malformasyona bağlanan başağrısı 6.4.
Arterite bağlanan başağrısı 6.5.
Karotis ya da vertebral arter ağrısı (diseksiyon ve
girişim sonrası) 6.6.
Beyin ven trombozuna bağlanan başağrısı 6.7.
Diğer kafa içi damarsal bozukluğa bağlanan
başağrısı (CADASIL, MELAS vb) |
|
7.
Damar-dışı intrakranyal hastalıklarla ilişkili
başağrısı 7.1.
Beyin omurilik sıvısı (BOS) basınç yüksekliğine
bağlanan başağrısı 7.2.
Düşük beyin omurilik sıvısı basıncına
bağlanan başağrısı 7.3.
İnfeksiyon olmayan inflamatuvar hastalığa bağlanan
başağrısı 7.4.
İntrakranyal neoplazmalara bağlanan
başağrısı 7.5.
İntratekal injeksiyonlara bağlı
başağrısı 7.6.
Epileptik nöbetlere bağlanan başağrısı 7.7.
Chiari malformasyon tip 1e bağlanan başağrısı 7.8.
Geçici başağrısı ve BOS lenfositozlu nörolojik
defisit sendromu (HaNDL) |
|
8.
Madde kullanımı veya yoksunluğu ile ilişkili
başağrısı 8.1.
Akut madde kullanımı ile ilişkili
başağrısı 8.2.
İlaç aşırı kullanımı
başağrısı (İAB) 8.3.
Kronik ilaç kullanımına bağlanan bir ters olay olarak
başağrısı 8.4. Madde kesilmesine bağlanan başağrısı |
|
9. İnfeksiyona bağlanan başağrısı 9.1. Kafa içi infeksiyona bağlanan başağrısı 9.2. Sistemik infeksiyona bağlanan başağrısı 9.3. HIV/AIDSe bağlanan başağrısı 9.4. İnfeksiyon sonrası kronik başağrısı |
|
10. Homeostaz bozukluğuna bağlanan başağrısı 10.1. Hipoksi ve /veya hiperkapniye bağlanan başağrısı 10.2. Dializ başağrısı 10.3. Arteriyel hipertansiyona bağlanan başağrısı 10.4. Hipotiroidizme bağlanan başağrısı 10.5. Açlığa bağlanan başağrısı 10.6. Kardiak başağrısı ve diğer |
|
11. Kafatası, boyun, gözler, kulaklar, burun, sinüsler, dişler, ağız veya diğer yüz ve kafa yapılarına bağlanan başağrısı veya yüz ağrısı 11.1. Kafa kemiği bozukluğuna bağlanan başağrısı 11.2.
Boyun hastalıklarına bağlanan
başağrısı 11.3.
Göz bozukluğuna bağlanan başağrısı 11.4.
Kulak bozukluğuna bağlanan başağrısı 11.5.
Rinosinüzite bağlanan başağrısı 11.6.
Dişler, çene veya ilişkili yapıların bozukluğuna
bağlanan başağrısı 11.7.
Temporomandibüler eklem hastalığına bağlanan
başağrısı veya yüz ağrısı ve diğer |
|
12. Psikiyatrik
hastalıklara bağlanan başağrısı (12.1
Somatizasyon bozukluğu ve 12.2 Psikotik bozukluğa bağlı) 13. BÖLÜM
C: Kranyal nevraljiler ve yüz ağrısının santral nedenleri 13.1.
Trigeminal nevralji 13.2.
Glossofaringeal nevralji 13.3.
Nervus intermedius nevraljisi 13.4.
Superior laringeal nevralji 13.5.
Nazosilier nevralji 13.6.
Supraorbital nevralji 13.7.
Diğer terminal dal nevraljileri 13.8.
Oksipital nevralji 13.9.
Boyun-dil sendromu 13.10.
Dıştan bası başağrısı 13.11.
Soğuk uyarısı başağrısı 13.12.
Kranyal sinirlerin veya üst servikal köklerin yapısal lezyonlar
tarafından kompresyonu, irritasyonu veya distorsiyonu 13.13.
Optik nörit 13.14.
Oküler diyabetik nöropati 13.15.
Herpes zostere bağlanan baş veya yüz ağrısı 13.16.
Tolosa-Hunt sendromu 13.17.
Oftalmoplejik migren 13.18. Yüz ağrısının santral nedenleri |
Başağrılı Hastada Öykü Alınması
Başağrılı hastaların ele alınmasında ve
tanısının konulmasında en önemli olan başağrısı
öyküsünün tam olarak alınmasıdır.
Başağrısı hastalarının çoğunda tıbbi ve
nörolojik muayeneler normal bulunur. Bu nedenle, doğru tanı için
elimizdeki en yararlı gereç ayrıntılı öyküdür.
Başağrısı öyküsü hastanın
başağrılarının ayrıntılı bir tablosunu
çizmeli, ayrıca varsa tanıyı veya tedaviyi etkileyebilecek diğer
tıbbi durumlar hakkında da bilgi sağlamalıdır
Başağrısı öyküsünde aşağıdaki
çeşitli parametreler mutlaka sorulmalıdır:
İlk değerlendirme sırasında sekonder başağrısı bozukluğu olasılığını düşündürecek aşağıdaki başağrısı alarm belirtileri gözden geçirmelidir: (Tablo 2)
Tablo 2: Başağrısının değerlendirilmesinde bazı alarm belirtileri ve bulguları ile inceleme şemaları
|
BAŞAĞRISI |
AYIRICI TANI |
OLASI İNCELEME |
|
50 yaşından sonra ortaya çıkan başağrısı |
Temporal arterit, yer kaplayan lezyon (YKL) |
Sedimentasyon, nörolojik görüntüleme |
|
Ani başlayan başağrısı |
Subaraknoid kanama, hipofiz apopleksisi, AVM ya da YKLnin içine kanama |
Nörolojik görüntüleme yöntemleri, Lomber ponksiyon |
|
Başağrısının giderek artan özellik göstermesi |
YKL, subdural hematom, ilaçların aşırı kullanımı |
Nörolojik görüntüleme yöntemleri, İlaçların gözden geçirilmesi |
|
Sistemik hastalıkla birlikte başağrısı (ateş, ense sertliği, döküntüler) |
Menenjit, ensefalit, sistemik infeksiyon, kollajen vasküler hastalık |
Nörolojik görüntüleme yöntemleri, Lomber ponksiyon |
|
Kanser ya da HIVli bir hastada yeni başlayan başağrısı |
Menenjit (kronik ya da karsinomatozis), beyin abseleri (toksoplasma), metastazlar |
Nörolojik görüntüleme yöntemleri Lomber ponksiyon |
|
Lateralizan nörolojik semptomlar |
YKL, AVM, inme, kollajen vasküler hastalık (antifosfolipid antikorları içeren) |
Nörolojik görüntüleme yöntemleri Kollajen vasküler hastalıkların araştırılması |
|
Papilödem |
YKL, idyopatik intrakranyal hipertansiyon, menenjit |
Nörolojik görüntüleme yöntemleri Lomber ponksiyon |
Bu tür kuşkulandırıcı durumlar
yoksa normal nörolojik muayenesi olan bir hastada primer
başağrısı tanısı için güçlü bir izlenim
oluştuğundan görüntüleme yöntemleri gibi yardımcı inceleme
yöntemleri çoğu kez gerekli değildir, hatta bazı
sakıncaları da olabilir. Örneğin rastlantısal olarak
saptanan araknoid kist veya nonspesifik beyaz madde lezyonları gibi
lezyonlar hastanın yaklaşımını, moralini ve hatta
tedaviyi kötü yönde etkileyebilir (Şekil 1 a ve b).
Şekil 1. Her ikisi de aurasız migrenli olan ve nörolojik
başka bulgusu bulunmayan olgularda yapılan MRG ve BT incelemelerinin
sırasıyla araknoid kist ve serebellar kalsifikasyon gibi
yakınmaları ile ilişkisiz bazı lezyonları göstermesi
bu hastaların gereksiz şekilde endişelenmesine ve birçok ek
inceleme yapılmasına neden olmuştur.
Primer başağrıları içinde en
sık karşılaşılanlar migren ve gerilim tipi
başağrılarıdır. Bunlarla
karşılaştırıldığında çok daha seyrek
olmakla birlikte (2000 kişide bir veya daha ender) çok şiddetli,
sık başağrılarına neden olmaları, geleneksel
ağrı kesicilere yanıt vermemeleri ve farklı tedaviler
gerektirmeleri nedeniyle otonomik sefalaljiler (küme
başağrısı, paroksizmal hemikranya gibi) önemli bir
primer başağrısı hastalığı grubunu
oluşturmaktadır. Çoğu kez bu hastalar, doğru tanı
almama nedeniyle yıllarca şiddetli ağrılar çekebilmektedir.
Şu an için dünyada en sık üçüncü başağrısı tipi
ise iyatrojenik bir tablo olan analjezik ilaç aşırı
kullanım başağrısıdır. Bu nedenle tedavi için
kullanılan analjeziklerin ayda 10 günden fazla alınmasının
kendi başına kronik bir başağrısı nedeni olduğu
konusunda hastalar mutlaka en baştan uyarılmalıdır.
Başağrılı hastaya yaklaşımda aşağıdaki özellikler ayrıntılı olarak ele alınmalıdır:
1) Hastanın özellikleri: Başağrısının
başlangıç yaşı tanı konulmasında önemli
ipuçları verir. Primer başağrıları genellikle çocukluk
veya genç erişkinlik yaşlarında ortaya çıkar, oysa 50
yaşından sonra başlayan başağrıları
öncelikle bir kitle lezyonu veya temporal arterit gibi ciddi bir sorunu akla
getirmelidir. Migrenlilerin sadece %2sinde ağrının
başlangıcı 50 yaşın üzerindedir. Küme tipi
başağrısı 3050 yaş civarında başlar.
Gerilim tipi başağrısı ise genelde 20-40 yaşlarında
ortaya çıkar. Hipnik başağrısı sendromu genellikle 60
yaşından sonra ortaya çıkar. Gençlik yıllarında da
görülebilen ama genelde 40 yaşların üzerinde rastlanan analjezik
aşırı kullanım başağrısı, sık
karşılaşılan bir başağrısı nedeni
olarak hatırlanmalıdır. Yaşlılarda
başağrısı daha seyrek görülür, ancak genellikle önemli bir
sorun oluşturur. Etyoloji yaşa göre farklılık gösterir,
ayrıca tanı ve tedaviyi etkileyecek komorbid durumların bulunma
olasılığı yaşlıda daha fazladır.
Hastanın cinsiyeti de önem taşıyabilir. Migren için
kadınlarda erkeklere oranla 3 kat fazla bir sıklıktan söz
edilebilirken, gerilim tipi baş ağrılarında böyle bir
cinsiyet ayırımı söz konusu değildir. Küme baş
ağrılarında ise erkek egemenliği çarpıcıdır.
Gebelikte ağrının kaybolması migrenlilerde sıktır
veya tersine ağrının gebelikte ortaya çıkması (venöz
tromboz gibi sekonder başağrıları açısından)
önemlidir.
2) Başağrısının karakteri ve şiddeti hasta tarafından zonklayıcı,
sıkıştırıcı, basınç hissi, iğne batar
gibi, patlayıcı, şimşek gibi, elektrik çarpar gibi
şeklinde farklı ifadelerle tanımlanabilir. Hasta
başağrısını tanımlamakta zorlanırsa, damar
atar gibi, bir sargıyla sıkılmış gibi, bıçak
saplanır gibi şeklinde örnekler verilip hangisine benzediği sorulabilir.
Ağrının şiddeti de çok önemlidir. Migren
başağrılarına kıyasla gerilim tipi
başağrıları çoğunlukla hafif şiddettedir. Migren
ağrısı pulsatil bir ağrıdır, hareketle
artar, şiddetlidir ve genelde hastayı günlük hayatını devam
ettiremez hale getirir. Hasta karanlık ve hareketsiz bir yer ister,
ışık ve gürültüden kaçınır. Zonklayıcı veya
basınç hissi oluşturan başağrıları migren için
tipikken, sıkıştırıcı
başağrısı, en sık gerilim tipi
başağrısında ifade edilir. Hastalar gerilim tipi baş
ağrılarını sıklıkla bant gibi veya mengene gibi
olarak tanımlarlar. Kronik gerilim tipi başağrısı
kalıcı donuk ve doluluk hissi ile giden bir ağrıdır.
Migren başağrısının küçük yaşlarda
erişkinlerdekinden farklı karakter taşıdığı
da unutulmamalıdır. Çocukluk yaşlarında sıklıkla
iki yanlı ve frontal yerleşimli ve yarım-bir saat gibi kısa
süreler migren için tipiktir. Küme tipi başağrısı ise
derinden gelen can sıkıcı ve rahatsız edici bir
ağrıdır. Hasta yatamaz ve sürekli gezinmek durumundadır.
Otonomik sefalaljilerin önemli ve çok ayırt ettirici bir özelliği,
her zaman çok şiddetli olmalarıdır. İdyopatik
saplanıcı başağrısında değişen
bölgelerde iğne veya bıçak batar gibi ağrılar
tanımlanırken, trigeminal nevralji gibi nevraljik ağrılarda
şimşekvari veya elektrik çarpar gibi ağrı ifadesi
kullanılır. Her tür ağrı tipi ve şiddeti sekonder
nedenlere bağlı olarak da görülebilir. Organik ağrılarda,
ağrının şiddeti ve tabiatı genelde değişken
ve ilerleyicidir. Beyin tümörünün ağrısı genelde gerilim tipi
başağrısını çağrıştırır. Bir
anevrizmanın veya arterio-venöz malformasyonun kanaması
sıklıkla sürekli şiddetli künt veya zonklayıcı
ağrı yaratır.
3) Başağrısının başlangıcı ile ilgili bilgiler de
tanı için ipuçları sağlar. Kafa travması ardından
ortaya çıkan başağrısı bir post-konküzyon
başağrısı bozukluğunu veya kafa içi bir patolojik
süreç olasılığını akla getirmelidir. Ancak kafa
travması hem migreni hem de küme baş ağrılarını
tetikleyebilir. Doğum öncesi veya sonrası dönemde ortaya çıkan
başağrısı bir kortikal ven veya dural sinüs trombozunu akla
getirmelidir. Başağrısının ortaya
çıkışının ateşle birlikte olması infektif
bir nedeni düşündürür. Efor (örneğin ağırlık
kaldırma, spor sonrası), subaraknoid kanamayı veya benin efor
başağrısını ortaya çıkarabilir. Başağrısının
zamansal gidişi de çok yol göstericidir. Örneğin migren
özelliklerine sahip başağrıları çeken bir hastada belirli
bir süredir (çoklukla bir yıl veya daha fazla) bu tip
başağrılarının tekrarlıyor olması,
ağrı aralarında tümüyle normale dönme veya kronik
başağrılı durumlarda yine belirli bir süredir devam ediyor
olması (3 ay veya daha fazla) ve ağrı şiddetinde kuşku
duyuracak bir progresyon veya başka nörolojik belirtilerin olmaması
beklenir. Bununla birlikte epizodik migren ataklarına sahip
hastaların, aşırı derecede sık ağrı kesici
kullanımı (analjezik, antiromatizmal, ergotamin, triptan, narkotik
ilaçlar gibi) ardından ataklarında sıklaşma ve
ağrı karakterinin değişmesi ve baş
ağrılarının sürekli bir hal alması sık
karşılaşılan bir durum olup bu durum, ilaç
aşırı kullanımı başağrısı olarak
adlandırılan sekonder bir başağrısı
hastalığının ifadesidir.
4) Başağrısının yerleşimi sadece yüzde ve hep
aynı yanda ise nevraljik ağrıları veya sinüs
ağrılarını düşündürebilirken, gözü ve başın
diğer bölümlerini (şakak, alın gibi) içermesi durumu
değiştirir. Bu tür ağrılar eğer hep tek yanlı ve
aynı tarafta ise, özellikle otonomik belirtilerin
varlığında, otonomik sefalaljileri akla daha önce getirmelidir.
Migrenlilerin çoğu ağrı tarafının ataktan atağa
değişebildiğini söylese de, %20yi aşan hastada
ağrının hep aynı yanda olduğu
unutulmamalıdır. Migrenin aksine, küme
başağrısında hastaların sadece %10-15i ataktan
atağa ağrının taraf değiştirdiğini söyler.
Temporal arter bölgesine lokalize bir ağrı, hastanın
yaşı ve ağrının başlangıç yaşı
ileri olduğunda, temporal arteriti öncelikle düşündürmelidir. Boyundan
başlayan veya boyna da yayılan ağrılar servikal bir kökeni
akla getirebilirse de, migren ataklarına büyük sıklıkla servikal
spazmın eşlik ettiği unutulmamalıdır. Gerilim tipi
başağrısı ise tipik olarak iki yanlıdır. İki
yanlı veya bir yanda daha baskın olmakla birlikte diğer yanda da
hissedilen başağrıları, otonomik sefalaljiler ve nevraljik
ağrılar için dışlayıcı bir özelliktir. Bu tür
ağrılarda migren veya gerilim tipi baş ağrıları
en sık olmakla birlikte analjezik ilaç aşırı kullanım
başağrısı, hipertansif başağrısı,
ilaca bağlı başağrısı gibi sekonder nedenler de
diğer nedenleridir. Lokalize ağrılar organik hastalıklarla
da görülebilir. Supratentoryal alanda ağrı oluşturan
yapıların başlıca innervasyonu trigeminal sinirden
kaynaklanır. İnfratentoryal ağrı oluşturan
yapıların innervasyonu ise üst servikal sinirlerden, glossofaringeus
ve vagus sinirlerinden kaynaklanır. Supratentoryal lezyonlar genellikle
frontal baş ağrılarına yol açarken, infratentoryal
lezyonlar sıklıkla oksipital bölgede ağrı oluşturur.
Ancak, trigemino-servikal komplekse yönelen nöronların örtüşmesi
nedeni ile bu paternin dışına çıkan yayılmalar da söz
konusu olabilir. Başağrısı net bir biçimde göz çevresine
sınırlı ise, göz hastalığı veya döküntü öncesi
oftalmik zoster akla gelmelidir. Trigeminal nevralji yüzde trigeminal sinirden
innerve olan herhangi bir bölgede kendini gösterebilir. Beyin tümörü bulunan
hastaların yarısından biraz fazlası
başağrısından yakınır; bunların da %80inde
ağrı tümörün bulunduğu taraftadır. Serebrovasküler
hastalıklarla ilişkili baş ağrıları yaygın
veya lokalize olabilir. Lokalize olduğunda sadece yarısı lezyon
tarafındadır.
5) Başağrısını tetikleyen nedenler: Akut
başağrısının birlikte olduğu presipitan faktör
tanıya yardımcı olduğu gibi başağrısının
önlenmesinde ve koruyucu tedavisinde de önemlidir. Migreni ortaya çıkaran
sebepler arasında uykusuzluk, aşırı uyku, açlık,
stres, stres sonrası rahatlama, özel bazı yiyecekler (en sık
olarak çikolata, peynirler, alkollü içecekler, özellikle kırmızı
şarap, turunçgiller, monosodyum glutamat, nitrat ve aspartat içeren
yiyecekler), yorgunluk, menstrüasyon, hava durumu, yükseklik ve basınç
değişiklikleri, fiziksel bazı uyaranlar (parlak
ışık, yüksek ses, parfüm, kimyasallar), bazı ilaçlar
(nitrogliserin, sildenafil, dipridamol gibi) yer almaktadır. Migrenlilerde
çikolata yeme isteğinin migren prodromunun bir parçası olduğu da
düşünülmektedir. Kokain kullanımı ve kokain yoksunluğu da
migren benzeri baş ağrılarını tetikleyebilir.
Küme tipi başağrısında alkol akut atağı
ortaya çıkarır. Egzersizler genelde organik baş
ağrılarını tetikler ama egzersizle tetiklenen primer
başağrıları da vardır. Akut fakat yinelemeyen
başağrısında tetikleyen neden özellikle önemlidir.
Örneğin öksürmek, ıkınmak gibi kafa içi basıncı
arttıran veya güçlü bir efor ya da cinsel ilişki gibi etkinlikleri
takiben gelişen akut başağrısı akla ilk olarak
parenkimal veya subaraknoid kanamayı getirmelidir. Nörolojik ve fizik
muayenenin normal olması halinde, özellikle de yineleyen bir durum söz
konusuysa, idyopatik durumlar da akla gelmelidir, örneğin öksürük
başağrısı, orgazm başağrısı, efor
başağrısı, gökgörültüsü başağrısı
gibi. Bu tür seyrek rastlanan özel tür baş ağrılarının
özelliği, başka durumlarda ortaya çıkmaması, sadece tanımlanan
bu özel durumlarda ortaya çıkması ve tekrarlayıcı
olmasıdır. Diğer yandan, stres, açlık, uyku
değişikliği (yetersiz uyku veya aşırı uyku ya da
öğlen uykusu gibi zamanı kaymış uyku) gibi tetikleyici
nedenlerin migren kadar gerilim tipi başağrısı için de söz
konusu olduğunu unutmamak gerekir. Oysa koku (keskin parfüm kokusu),
parlak ışık, rüzgâr (lodos), sigara dumanı, mayalı
içkiler (kırmızı şarap) özellikle migrene özgü
tetikleyicilerdir. Kas kökenli ağrılar, duyarlı bölgenin
palpasyonu veya zorlanması ile tetiklenebilir. Trigeminal nevralji, tetik
noktaya dokunmakla ortaya çıkarılabilir. Bu noktaların yemek
yeme, konuşma, soğuğa maruz kalma, dişleri fırçalama,
dokunma, tıraş olma veya yüz yıkama gibi hafif uyaranlarla
uyarılması bir atağı tetikleyebilir.
Başağrısını attıran nedenlerden boyun
spazmının migrene de sıklıkla eşlik ettiği
unutulmamalıdır. Baş ve beden hareketleri (merdiven çıkma,
eğilip kalkma gibi) migren için özellikle arttırıcı rol
oynarken, gerilim tipi başağrısında etkili olması beklenmez.
Gürültü, her tür başağrısında kötü etki gösterirken
ağrı sırasında ışık ve koku, özellikle
migren ağrısında çoğu kez rahatsız edicidir.
Başağrısını iyileştiren nedenler
içinde uyumak, karanlık ve sessiz ortam migren için çoğu kez
iyileştirici bir role sahiptir. Küme başağrısında
yüksek yoğunluklu oksijen soluma (15 lt/dakika) saniyeler veya dakikalar
içinde ağrıyı geçirebilir. Başa soğuk uygulamak yine
migren için iyileştirici bir uygulama olabilir. Gebelik ve menopoz
dönemleri de migrenli kadınlarda rahatlama dönemleri olarak
hatırlanır.
5) Başağrısıın sıklığı ve
süresi tanıda önemli ipuçları verir ve tedavimizi yönlendirir.
Organik hastalıklarda ortaya çıkan başağrısı
genelde özel bir patern göstermez, sıklığı ve diğer
özellikleri progresiftir. Primer başağrılarında
ağrı sıklığı kritik öneme sahiptir. Migren
atakları belli bir düzende gelir, genelde ayda 2-8 kez olur. Bir gün
içinde birden fazla atak alışılmış değildir.
Eğer ilaç aşırı kullanımı söz konusu
değilse, günlük veya gün aşırı migren atağı (kronik
migren) oldukça seyrek karşılaşılan bir durumdur.
Migren atağının ilaç kullanılmadığında 4
saat ile 3 gün arası bir süre devam etmesi beklenir. 72 saatten uzun
sürmeleri halinde, migren statusu terimi kullanılır. Oysa
epizodik gerilim baş ağrılarında bir ritim söz konusu
değildir ve atak süreleri dakikalardan günler-haftalara dek oldukça
değişkendir, bir gün içinde birkaç kez de ortaya çıkabilir.
Otonomik sefalaljiler süre konusunda daha tutarlı bir gruptur. Bunlar
içinde en uzun süreli ve en seyrek olanı küme
başağrısıdır. Küme başağrısı
çoğunlukla 15 dakika ile 3 saat arası bir süreye sahiptir, bununla
birlikte daha uzun sürmesi de tanıyı dışlamaz. İlk başlangıç
günleri ve sonlanış günleri dışında,
sıklığı iki günde birden günde 8e dek değişir.
Paroksizmal hemikranya ise küme başağrısına göre daha
kısa süreli (2-30 dakika) ve gün içinde çok daha fazla sayıda gelmesi
ile (günde 10dan fazla) küme başağrısından
ayrılabilir. Otonomik sefalaljiler içinde en kısa süreli olanı
ise SUNCT (konjunktival kızarıklık ve yaşarmalı ani
başlangıçlı, kısa süreli tek yanlı nevraljiform
başağrısı atakları) olup süresi 5 saniye ile 4 dakika
arası değişir ve günde yüzlerce kez bile olabilir.
Nevraljik ağrılar bundan da daha kısa sürelidir (saniyelik),
seyrek veya gün içinde çok sayıda olabilir. Hemikranya kontinuada ise
ağrının hiç kesilmeden aylardır sürüyor olması ve
arada şiddetlenmeler kuraldır.
6) Başağrısına eşlik edenler de tanı için
ipuçları vermektedir. Migrende gastrointestinal semptomlar olarak bulantı
ve kusma görülür. Ayrıca dizziness, fotofobi, fonofobi, tinnitus ve
bulanık görme eşlik edebilir, hafif göz yaşarması, göz
kanlanması olabilir. Küme tipi başağrısında ve
diğer otonomik sefalaljilerde ise göz yaşarması, yüz
kızarması, burun tıkanıklığı veya
akıntısı gibi otonomik belirtiler ve parsiyel Horner Sendromu
tek yanlı ve belirgin olarak görülür. Kronik gerilim tipi
başağrısında ise genellikle hastanın elinde somatik,
emosyonel ve fizik semptomları gösteren uzun bir liste vardır.
Gerilim tipi başağrısına hemen hiç bir şey eşlik
etmez. Aura varlığında artık
başağrısının özellikleri önem taşımaz, hatta
aurayı başağrısı izlemeyebilir (ağrısız
aura). Auralı migrenlilerin tıkayıcı damar
hastalıkları yönünden artmış bir riske sahip oldukları
ve özellikle sigara ve/veya östrojen kullanımının bu riski genel
topluma göre daha da arttırdığı bilinmeli ve hastalar
uyarılmalıdır.
Ayrıca, hemipleji ve baziler bulgular şeklinde aura
varlığında ise triptanların kullanılmasının
sakıncalı olduğu unutulmamalıdır. Sekonder
başağrısı bozukluklarına sıklıkla çift
görme, epileptik nöbetler, tinnitus ve fokal nörolojik bulgu gibi özellikler
eşlik eder. Organik baş ağrılarında, lezyonun
yerleşimine göre sıklıkla nörolojik bulgular mevcuttur. Kafa içi
kitleleri hastaların yarısında bulantı ile veya
bulantısız (projektil) kusma ile birlikte görülür. Temporal arterit
kafa derisinde sınırlı bir hassasiyet, halsizlik, polimiyalji
romatika, subfebril ateş veya başka bir sistemik belirti ile ya da
görme kaybı veya inme ile ilişkili olabilir. Eğer mevcutsa çene
klodikasyosu temporal arterit için patognomoniktir. Ateş ve ense
sertliği menenjite işaret eder.
7) Emosyon ve sosyal faktörler: Öykü alınırken
hastaya aile, evlilik ve iş ilişkileri sorulmalı ve stres
faktörleri varsa ortaya çıkarılmalıdır. Bu tür
soruların sorulması için uygun ortam, zaman ve hastanın doktora
güveni sağlanmalıdır. Bu sırada tedaviyi yönlendirecek
hastanın gebe kalma isteği olması, kilosunu fazla bulması
gibi bazı bilgiler de elde edilir. Ayrıca ilaç aşırı
kullanım başağrısı tedavisi gibi bazı durumlarda
hastanın tedavisi sırasında aile desteği alması çok
önemlidir.
8) Özgeçmiş ve uyku
paterni: Hekim
hastanın geçirmiş olduğu tüm medikal ve cerrahi
hastalıkları ve durumları (doğum, menapoz gibi) ve varsa
kafa travmasını bilmelidir. Herhangi yeni bir hastalık veya
tedavi başağrısının nedeni olabilir, ya da tedavi
stratejisinde önem taşır. Hastaya önceden lomber ponksiyon ya da
beyin cerrahisi girişimi yapıldıysa bilinmesi, intrakranyal
hipotansiyona bağlı postüral baş ağrılarını
değerlendirmek için önem taşır. Başağrısına
spesifik alerjik etkenler veya yiyecekler sebep olabilir. Glokom, yeni
tanınan hipertansiyon dializ, hipotirodi, sinüzit gibi hastalıklar ve
yeni başlanmış oral kontraseptif dahil tüm tedaviler
mutlaka bilinmelidir.
Küme tipi başağrısı sık olarak, hipnik
başağrısı ise tipik olarak her gece aynı zamanda
uyandırır. Migrenlilerde başağrısı genellikle
uyanıkken başlar, migren ağrısı genelde uykuda düzelme
eğilimindedir, ancak uzun ataklarda ertesi sabah da ağrı devam
edebilir. Kronik gerilim tipi başağrısı olan hasta sık
sık ve erken uyanır. Uyku bozukluğu aynı zamanda bir
depresyon belirtisidir. Depresyon uykuya dalmada güçlük, uykuyu
sürdürmede güçlük veya sabah erken uyanma ile gidebilir. Anksiyete ile
ilişkili başağrısında hasta uykuya dalmakta zorluk
çeker. Hipertansiyon ağrısı uyanırken olur ve gün
ilerledikçe azalır. Akut sinüzit ağrısı ise sabah ortaya
çıkar ve gün ilerledikçe artar. Uyku apnesi sık rastlanan bir
durumdur, özellikle kilolu kişilerde sabah baş
ağrılarına yol açabilir. Bu açıdan hastalar
sorgulanmalı, kuşkulu durumlarda da polisomnografik inceleme
yapılmalıdır. Uyku paterni ayrıca profilatik tedavide ilaç
seçiminde de önem taşır.
Kronik başağrılı hastanın
özgeçmişindeki başarılı ve başarısız
tedaviler başağrısının tanısının ortaya
konulmasına ve uygun tedavi seçimine yardımcı olur.
Hastanın daha önce denediği ve yan etki görmeyip fayda gördüğü
tedavinin devamı genelde doğru bir yaklaşımdır.
Ayrıca başağrısı ile eş zamanlı
başlanmış herhangi bir ilacın
başağrısını tetiklemiş olma
olasılığı akılda tutulmalıdır. Nitratlar,
amantadin, sildenafil, dipridamol, simetidin, reserpin, indometazin, hormonal
tedaviler, bazı antibiyotikler başta olmak üzere çeşitli ilaçlar
başağrısını başlatır. Kadınlarda oral
kontraseptif kullanımı veya postmenapozal hormon tedavisi
ağrının şiddetini, sıklığını,
süresini ve komplikasyonlarını arttırabilir.
9) Aile öyküsü: Migren ailesel bir
hastalıktır ve ailede genelde migrenli başka hastalar vardır.
Özellikle auralı migren olgularında bu yatkınlık daha
belirgindir, genetik kökeni ortaya ilk konan ciddi bir auralı migren formu
olan ailesel hemiplejik migrende ailede etkilenmiş bir başka
bireyin varlığı tanı için gereklidir. Eğer yoksa
aynı tablo sporadik hemiplejik migren olarak adlandırılır.
Küme tipi başağrısında ise sıklıkla aile öyküsü
yoktur. Kronik gerilim tipi başağrısında ise ailede
depresyon öyküsü bildirilmiştir. Ailesel
başağrılarında ortak çevresel faktörler de rol oynayabilir,
örneğin tüten bir baca bütün ailede karbon monoksit
başağrısına yol açabilir.
Başağrılı
Hastanın Muayenesi
Başağrılı hastanın
muayenesinde ayrıntılı fizik muayene ve nörolojik muayene yapmak
temeldir. Aşağıdaki noktalar önemlidir.
Vital Bulgular
Ateş: Sistemik
infeksiyonu gösterir. Ense sertliği varsa menenjit düşünülür.
Hipertansiyona bağlı
başağrısında diastolik basınç 110 mmHg ve
üstüdür ve tedavi ile kontrol altına alınınca
başağrısı da düzelir. Başağrısı
hipertansiyon veya hipertansiyon nedeniyle kullanılan ilaçların yan
etkisi olarak ortaya çıkabileceği gibi migren gibi
başağrılı durumların atak sırasında
sıklıkla kan basıncında geçici yükselmeye yol
açabileceği de akılda tutulmalıdır.
Baş Muayenesi:
Palpasyon ve oskültasyon. Temporal arterlerde belirginleşme,
boğumlanma, genişleme ve hassasiyet bulunması klinik uyumluysa
temporal arteriti düşündürmelidir, ancak akut migren atağına da
eşlik edebilir.
Göz Muayenesi:
Küme tipi başağrısı için
karakteristik özellikler: konjunktival kızarma, tek taraflı ptoz,
kısmi Horner Sendromu gibi bulgulardır. Tonometri
başağrılı olguda glokomu dışlamak için
gereklidir. İntrakranyal basınç artışında göz dibinde
papilödem saptanır. Başağrısı olan bir
hastanın göz dibi bakılmadan muayenesi yapılmış kabul
edilmemelidir.
Kulak- Burun-Boğaz
Muayenesi:
KBB infeksiyon ve hastalıklarını
dışlar.
Yüz Muayenesi:
Tetik nokta varlığı trigeminal
nevralji için karakteristiktir, SUNCT gibi bazı otonom sefalaljilerde de
görülebilir
Boyun Muayenesi:
Hareket kısıtlılığı,
spazm ve gerginlik değerlendirilmelidir. Temporomandibüler eklemler
hassasiyet, hareket kısıtlılığı, asimetri ve
tıkırdama açısından incelenmelidir.
Yardımcı
Tanı Yöntemleri
Radyolojik testler Direkt grafiler, BT
(bilgisayarlı tomografi), MRG (Manyetik rezonans görüntüleme)
Akut sinüzit varlığında sinüs
grafileri anlamlıdır. Artık çok seyrek kullanılan
diğer direkt filmler, fraktürleri, ayrık sütürleri, pineal gland
itilmesini, dövme bakır görünümü ile kafa içi basınç artışını
gösterir; intrakranyal kalsifikasyonlar, sella büyüklüğü ve
erozyonları konusunda bilgi verir. Ayrıca litik lezyonlar ile
hiperosteozis ve metastazları gösterebilir. Baziler invajinasyon konusunda
yardımcı olur.
BT ve MRG daha önce belirtilmiş olan sekonder
başağrısı kuşkusu olan durumlarda istenir, primer
baş ağrılarında gerekli değildir. BT akut
başağrısında en kolay, hızlı ve en çok
kullanılan yöntemdir. Ayrıca, BT kronik başağrısında,
beyin tümörleri, kronik subdural hematom ve hidrosefaliyi
dışlamak konusunda da yardımcı olur, hastada varsa
beyin ödemini gösterir. İnme şüphesi, öykü ve muayene
KİBAS düşündürüyorsa, lomber ponksiyon yapılmadan önce kitle
etkisinin dışlanması amacıyla, kafa travmaları ve
açık, kapalı kırıklar varsa ve Glasgow koma skorlaması
9 dan aşağı olan kafa travmaları ve komalarda BT
yapılması uygundur. MRG günümüzde birçok açıdan BT incelemesinin
önüne geçmiştir. MRG başlıca demiyelinizan plaklar (multipl
skleroz), arka çukur tümörleri ve inmeleri iyi gösterir ve BT ye göre önemli
üstünlük taşır.
Lomber ponksiyon (LP) kafa içi
infeksiyon ve SAK tanılarını koymak amacıyla klinik
şüphe varsa ense sertliği ve ateş mevcudiyetinde
yapılmalıdır. Post-LP başağrısı riski
vardır. Yeni tanımlanan bir tablo olan HANDLE (headache and neurological
deficits with cerebrospinal fluid lymphocytosis) sendromunda da geçici
nörolojik defisitleri olan hastalarda LP lenfositozu göstermek amacıyla
yapılır.
Diğer tanı testleri (Rutin biyokimya
araştırmaları, kan sayımı, sedimentasyon, EKG, tiroid
fonksiyon testleri gibi) başağrısının sekonder
nedenlerini ve hastanın genel durumunu araştırmak için
yapılmalıdır. EEG ise
başağrısında çok sık kullanılmaz. Eğer
başağrısı epileptik ataklarla birlikte ise uygulanır.
Kronik başağrısında yararlı değildir. Pozitron
emisyon tomografi (PET), fonksiyonel MRG gibi çalışmalar ise migrenin
patofizyolojisini açıklama yönünden araştırmalarda
kullanılan yöntemlerdir.Transkranyal magnetik stimülasyon ve diğer
elektrofizyolojik yöntemler de araştırma amaçlı uygulanmaktadır.
Başağrısının
şiddetinin ortaya konmasında daha net bir yaklaşımın
kullanılmasını yararlıdır ve kişinin kendi
kendine doldurduğu Migren Kısıtlılığı
Değerlendirme (MIDAS) Sorgulama Formu Türkçeye adapte edilmiştir. Bu
formla kişinin günlük yaşamında kaybettiği gün
sayısı (işe/okula gitmediği günler ve yüksek oranda
kısıtlanmanın yaşandığı günler)
ölçülmektedir.
Başağrılı bir hastanın takibinde başağrısı
günlüğü kullanılması çok önemlidir, bu günlükten tedavi
sürecinin objektif olarak izlenmesinin dışında tanı için de
önemli ipuçları ve tetikleyici faktörlerin saptanması
sağlanabilir (Şekil 2). Hastaya bir başağrısı
günlüğü verilerek atak sayısı, kullanılan ilaç ve ağrının
tedaviye cevap verip vermediğinin yazılması istenir.
Şekil 2. Örnek bir
başağrısı günlüğü
SIK
RASTLANAN PRİMER BAŞ AĞRILARI
MİGREN
Migren, tüm
başağrısı hastalıkları içinde doktora en fazla
başvuru nedeni olan durumdur. Migren tanısı için özel bir
laboratuvar testi veya radyolojik inceleme yoktur. İnsanlık tarihi
kadar eski bir hastalık olan migren toplum için oldukça önemli bir
sağlık sorunudur, Dünya Sağlık Örgütü tarafından en
çok kısıtlılık yapan hastalıklar arasında ele
alınmıştır. Kadınların yaklaşık %
20'sinin, erkeklerin ise % 8'inin migrenli olduğu bilinmektedir. Atak
sırasındaki olumsuz etkileri dışında da okul ve
iş performansında düşme ve sosyal problemler gibi kronik
etkileri vardır.
Karakteristik özellikleri
tekrarlayıcı olması, atağın ilaçsız olarak 4
saatten fazla sürmesi (ve 3 günden az), tek yanlı oluşu (%80
hastada), zonklayıcı olması, atak sırasında
sıklıkla ışıktan ve sesten rahatsızlık,
merdiven çıkma gibi fiziksel eylemlerle ağrıda artış,
ağrıya sıklıkla bulantı veya kusmanın eşlik
etmesi, ağrının orta şiddette veya şiddetli
olmasıdır. Migren çoğu kez öncesinde bir nörolojik defisit
olmaksızın ortaya çıkarken (aurasız migren),
migrenli hastaların %1015 kadarında ağrıların hemen
öncesinde 560 dakika arası süren, geçici nörolojik belirtiler görülebilir
(auralı migren). En sık görsel (hemianopsi, beyaz
ışıklar görme, kırık çizgiler görme gibi) veya
dilde-yüzde-kolda uyuşma, güçsüzlük, konuşmada bozulma gibi
bulguların birkaçı veya vertigo gibi diğer arka sistem bulguları,
hatta uyanıklık kusuru şeklinde aura olabilir. Hemen
ardından veya 1 saat içinde ağrı ortaya çıkabilir ya da
aurayı nadiren başağrısı izlemeyebilir. Migren
atakları çoklukla epizodik ataklar şeklinde gelirken, en az 3
aydır her gün veya günaşırı olacak şekilde
kronikleşmiş olarak da görülebilir. Bu durumun en büyük nedeni
ağrı kesici ilaç aşırı kullanımıdır.
Böyle bir durumda ağrı kesicilere en az 2 ay gibi bir süre ara
verilmeden ağrıların kontrolü mümkün değildir ve ağrı
kesiciler aşırı kullanıldığı sürede
yapılan profilaktik tedavi çabaları da çoğu kez
başarısızlıkla sonuçlanır. Tablo 3te IHS
sınıflamasındaki ilgili bölümler özetlenmiştir.
|
1.1
Aurasız Migren Daha önce
kullanılmış olan terimler: Genel (Common) migren, hemikranya
simpleks Tanım: 4 72 saat süren ataklarla kendini
gösteren tekrarlayan başağrısı.
Başağrısının tipik özellikleri;
unilateraldir, zonklayıcı tarzdadır, orta şiddette ya da
şiddetlidir, rutin fiziksel aktiviteyle kötüleşme izlenir ve mide
bulantısı ve/veya fotofobi ve fonofobi eşlik eder. Tanısal
kriterler: A.
B - D kriterlerine uyan en az 5 atak B.
4 - 72 saat arası süren başağrısı atakları
(tedavi edilmeyen ya da tedavisi başarısız olan) C.
Başağrısı aşağıdaki özelliklerin en az
ikisini taşımalıdır:
i.
unilateral lokalizasyon
ii.
zonklayıcı karakter
iii.
orta şiddette ya da şiddetli ağrı
iv.
rutin fiziksel aktiviteyle kötüleşme ya da rutin fiziksel
aktiviteden (örn, yürüme ya da merdiven çıkma) kaçınmaya neden olma D.
Başağrısı sırasında
aşağıdakilerden en az biri görülür:
i.
mide bulantısı ve/veya kusma
ii.
fotofobi ve fonofobi E.
Başka bir hastalıkla ilişkili değildir. |
|
1.2
Auralı Migren Tanım:
Genelde 5 - 20 dakikada yavaş yavaş gelişen ve 60 dakikadan az
süren geri dönüşümlü, fokal nörolojik semptom ataklarıyla kendini
gösteren tekrarlayan durum. Sıklıkla aura semptomlarını
takiben aurasız migrende görülene benzer başağrısı
izler. Daha az sıklıkla, başağrısında migren
özellikleri görülmez veya başağrısı hiç yoktur. |
|
1.2.1
Migren Başağrılı Tipik Aura A.
B - D kriterlerine uyan en az 2 atak B.
Aşağıdakilerden en az birini taşıyan aura
görülür, ancak motor güçsüzlük görülmez: (not: bu durumda
hemiplejik migren sözkonusudur)
i.
pozitif belirtiler (titreşen ışıklar, spotlar,
çizgiler) veya negatif belirtiler içeren (örn, görme kaybı) tam düzelen
görsel semptomlar
ii.
pozitif belirtiler (örn, karıncalanma) ve/veya negatif belirtiler
içeren (örn, uyuşma) tam düzelen duyusal semptomlar
iii.
tam düzelen disfazik konuşma bozukluğu C.
Aşağıdakilerden en az ikisi:
i.
homonim görsel semptomlar ve/veya unilateral duysal semptomlar
ii.
5 dakika ya da daha uzun sürede yavaş yavaş gelişen en az
bir aura semptomu ve/veya 5 dakikadan uzun sürede görülen birbirini izleyen
farklı aura semptomları
iii.
her bir semptom 5 dakikadan uzun ve 60 dakikadan kısa sürer D.
Aura sırasında veya takip eden 60 dakika içerisinde 1.1'de
anlatılan Aurasız migren kriterlerinden B - D'ye uyan
başağrısı başlar E.
Başka bir hastalıkla ilişkili değildir. |
1.2.2
Non-migren baş ağrılı tipik aura Tanım:
Görsel ve/veya duysal ve/veya konuşma semptomlarından oluşan
tipik aura. Yavaş gelişmesi, bir saatten fazla sürmemesi, hem
negatif hem de pozitif özellikler barındırması ve tam geri
dönme olan ama bölüm 1.1'de anlatılan Aurasız migren
kriterlerine uymayan farklı başağrısının
eşlik ettiği auranın belirleyici özellikleridir. Tanısal
kriterler: A.
B - D kriterlerine uyan en az iki atak B.
Aura aşağıdakilerden en az birini taşır, fakat
motor güçsüzlük yoktur:
i.
pozitif (örn, titreşen ışık, spotlar veya çizgiler)
ve/veya negatif (örn, görme kaybı) belirtilerin de içinde olduğu
tam düzelen görsel semptomlar
ii.
pozitif (örn, karıncalanma) ve/veya negatif (örn, uyuşma)
belirtilerin de olduğu tam düzelen duyumsal semptomlar
iii.
tam düzelen disfazik konuşma bozukluğu C.
Aşağıdakilerden en az ikisi:
i.
homonim görsel semptomlar ve/veya unilateral duysal semptomlar
ii.
5 dakika veya daha uzun sürede yavaş yavaş gelişen en az
bir aura semptomu ve/veya 5 dakikadan daha uzun sürede birbirini izleyen
farklı aura semptomları
iii.
her bir semptom 5 dakikadan uzun ve 60 dakikadan kısa sürer D.
Aura sırasında veya takip eden 60 dakika içinde, bölüm 1.1'de
anlatılan Aurasız migren B-D kriterlerine uymayan
başağrısı başlar E.
Başka bir hastalıkla ilişkili değildir. |
|
2.1
Kronik migren Tanım: Aşırı
analjezik ilaç alınmadığı takdirde 3 aydan daha fazla
süre boyunca ayda 15 veya daha çok gün migren başağrısı
görülür. Tanısal
kriterler: A. 3
aydan fazla bir süre boyunca ayda 15 ya da daha fazla gün, bölüm 1.1'de
anlatılan Aurasız migren kriterlerinden C ve D'ye uyan
Başağrısı B Başka
bir hastalıkla ilişkili değildir. |
Migrenden söz edildiği zaman çoğunlukla
başağrısı sadece şiddetli ağrı boyutu ile
değerlendirilmektedir. Hâlbuki ağrı, migrenin sadece bir dönemi
olup, migreni serebral disfonksiyona bağlı olarak şekillenen
ve farklı dönemler içinde ortaya çıkan bir semptomlar kompleksi
olarak ele almak daha uygundur. Migrenin bu dönemlerini, ağrı
öncesinde ortaya çıkan ve kişinin duyu durumunda veya bilişsel
işlevlerinde değişikliklerle şekillenen, kimi zaman da
otonom ve sistemik belirtilerinin eşlik ettiği prodrom dönemi,
varsa aura dönemi, ardından ağrının başlaması,
ağrı ve ağrının sonlanması ile şekillenen
ağrı dönemi ve son olarak da postdrom dönemi olarak
sıralayabiliriz. (Tablo 4) Hastadan iyi bir öykü
alındığında migrenlilerin yaklaşık
%50-60ında prodrom belirtilerinin bir ya da daha fazlasıyla
karşılaşıldığı görülecektir.
Tablo 4 :Migren prodrom
döneminde karşılaşılabilecek başlıca semptomlar
|
Nöro-psikolojik semptomlar |
|
Aşırı duyarlılık-tepkisellik, depresif duygu durumu Öfori, nadiren hiperaktive Durgunluk/donukluk, konsantrasyon ve dikkatte azalma, düşüncede yavaşlama Kelime bulma güçlüğü, konuşurken takılma Artmış ışık-ses-koku duyarlılığı Esneme, uyuma isteği |
|
Sistemik/otonom semptomlar |
|
Ense sertliği Halsizlik Açlık, tatlı yeme isteği, iştah artışı veya iştahsızlık Aşırı su içme, vücutta su tutulması, sık idrara çıkma Karında şişlik hissi, kabızlık veya ishal hali |
Migren Patofizyolojisi
Son yıllarda başağrısı,
özellikle de migren genetiği konusunda önemli gelişmeler
olmuştur. Bugün için migren, genetik faktörlerin çevresel faktörlerle
etkileşim gösterdiği kompleks çok genli (poligenik) bir hastalık
olarak kabul edilmektedir. Auralı migrende genetik faktörlerin aurasız
migrene göre daha fazla rolü olduğu konusunda çeşitli bulgular
vardır. Sorumlu loküsler ve yatkınlık genlerinin tam olarak
hangileri olduğu ve sayısı henüz bilinmemektedir. Migrenin
ailesel özellik gösterdiği uzun zamandır bilinmekte ve deneyimli klinisyenler
tarafından tanıya yardım amacıyla bile
kullanılmaktaydı. Buna karşın yoğun
araştırmalara rağmen şu an için sadece migrenlilerin çok
küçük bir oranını oluşturan ve karakteristik bir klinik tablo
olan ailesel hemiplejik migrenin (familyal hemiplejik migren (FHM))
genleri bulunabilmiş, ancak çok daha sık görülen aurasız migren
formlarının genlerine henüz ulaşılamamıştır.
Otozomal dominant tip genetik geçiş gösteren tek genli (monogenik) bu auralı
migren formunun kalsiyum kanalı (CACNA1a), Na-K-ATPaz pompası
(ATP1A2) ve sodyum kanalı (SCN1A) ile ilişkili bazı genlerdeki
mutasyonlardan kaynakladığı kesin olarak
kanıtlanmıştır. Bu veriler de migrenin bir kanalopati, yani
iyon kanal hastalığı olduğu görüşünü desteklemektedir.
Bu mutasyonları taşıyan bazı aile bireylerinde aurasız
migren ya da tamamen normal fenotip bulunabilmesi olayın diğer ilginç
bir boyutudur.
Öte yandan bu genlerin ilk bulunan ikisi
araştırılmış ve sık rastlanan diğer migren
fenotipleri için bir kaç olgu dışında anlamlı bir
yatkınlık bölgesi oluşturmadıkları görülmüştür.
Yapılan bağlantı analizi çalışmalarında çok
farklı kromozomlar üzerinde birbirinden bağımsız
bağlantı bölgeleri gösterilmiştir. Bazı
çalışmalarda elde edilen sonuçlar diğerleri tarafından,
metodolojik nedenlerle ve daha da önemlisi etnik farklılıklar
nedeniyle doğrulanamamıştır. Aday olarak kabul edilebilen
genlerde çok sayıda yapılmış olan polimorfizmlerle
ilişkilendirme çalışmaları mevcuttur, ancak bunların
da önemi net değildir.
Migren genetiği araştırmalarının gelecekte
sık rastlanan ve ağır formların genlerini
aydınlatması, spesifik tanı ve tedavi açısından önem
taşımaktadır.
Başağrısının patofizyolojisi
genellikle santral serotoninerjik ve adrenerjik ağrı modüle eden
sistemleri içine alan nörovasküler teoriye göre açıklanmaya
çalışılır. Nörojenik inflamasyonun migren
ağrısından sorumlu olduğu ve trigeminovasküler sistemin
aktive olduğu düşünülmektedir. Yaklaşık 20 yıl önce
başağrısının patofizyolojik açıklaması
olarak vasküler başağrısının damarların dilatasyonu,
gerilim başağrısının (tension headache) ise boyun ve
baş kaslarının kontraksiyonu ile ortaya
çıktığı düşünülüyordu. Wolfun ilk
çalışmaları ağrıya duyarlı intrakranyal
yapıları göstermiştir. Bu yapılar venöz sinusler,
dural, meningeal, diğer arter ve venler, Willis polligonu yapan büyük
arterlerin proksimalleri, 5, 7, 9 ve 10 kranyal sinirler ve üst servikal
sinirlerin ağrıya duyarlı lifleri, kafa tabanındaki dura
materin damarlara komşu parçaları, paranazal sinus mukozaları,
dişler, kaslar, deri ve deri altı dokusudur. Beyin yüzeyinin
ağrıya duyarlı olmadığı, cerrahların
yaptığı araştırmalar sonucunda bildirilmiştir.
İntrakranyal arterlerin dilatasyonu ya da BOS (beyin omurilik
sıvısı) yollarının tıkanması nedeniyle artan
kafa içi basıncı ya da ağrıya duyarlı
yapıların inflamasyonunun, beynin gerilmesi ile ağrıyı
yarattığı düşünülmektedir.
Şekil 3.
Başağrısı patofizyolojisinde önem taşıyan
yapılar şekilde gösterilmiştir. Korteks, talamus (Tal), hipotalamus
(Ht), limbik sistem ve periakuaduktal gri madde (PAG) başta olmak üzere
beyinsapı yapıları arasında yoğun
bağlantılar bulunmaktadır ve bu yapılar trigeminoservikal
kompleks ile bağlantılıdır.
Migren oluşumunda kortikal aktivite
varlığı bugün kabul gören bir görüştür. Migrene
bağlı kan akımı değişiklikleri ve fonksiyonel MRG
sinyali kortikal yayılan depresyon olarak bilinen Leao tarafından
tanımlanmış tabloyla benzer zamansal ve yerleşimsel
özellikler göstermektedir. Kortikal yayılan depresyonun auranın
altında yatan temel mekanizma olduğu
kanıtlanmıştır, ancak hala tam açıklığa
kavuşmamış sorular vardır. Migrenli olgularda normallerle
kıyaslandığında transkranyal magnetik stimülasyonla fosfen
oluşma eşiğinin düşük veya değişken olması
altta yatan bilinmeyen yatkınlık faktörlerine işaret etmektedir.
Migren patofizyolojisinde beyinsapı mekanizmalarının da
katkısı olduğu kesindir. Bulantı, otonom semptomlar
gibi eşlikçiler bu yapılardaki değişik sinyallerden
kaynaklanmaktadır. Dorsolateral pons ve mezensefalon PET
çalışmalarında aktivite görülen yapılardır ve
periakuaduktal gri madde (PAG) de önem taşımaktadır.
Hipotalamusun oreksin sisteminin migren ve küme
başağrısındaki potansiyel rolü üzerinde de
durulmaktadır.
Trigeminal yolak ya da trigeminovasküler sistem burada
tutulan ana yapıdır. Kalsitonin geni ile ilişkili peptid (CGRP)
denen serebral otoregülasyonda önemli rolü olan nöropeptidin migren
atağı sırasında arttığı ve bu sistemin aktivasyonunda
rol oynadığının gösterilmesi son yıllardaki önemli
gelişmelerdendir ve yeni tedavi stratejilerine yön vermiştir.
Trigeminal nosiseptif nöronların dışında astrositlerin
etkisiz elemanlar olmayıp dalgalar yoluyla migren mekanizmalarında
katkısı olduğu da bazı çalışmalarda
savunulmuştur. Trigeminal duysal nöronları etkileyen mekanik
basınç, iyonik değişimlerin (artmış K,
artmış osmolarite, azalmış pH gibi) yanı sıra
substans P, bradikinin, endotelin ve CGRP gibi peptidler ve glutamat, serotonin,
histamin, ATP, adenozin gibi nörotransmitterler olduğuna
inanılmaktadır. Nitrikoksid de vasküler hücrelerden konstriksiyon
sırasında salınan ve önemli rol oynayan maddelerden biridir.
İnen ve çıkan ağrı kontrol sistemleri, beyinsapı kan
damarlarını inerve eden çıkan serotronerjik sistemi (midbrain
raphe) içerir ve talamusa, hipotalamus ve kortekse doğru
yayılır. Bu sistem hem uyku hem de nöroendokrin kontrolü sağlar.
İnen ağrıyı modüle eden serotonerjik sistem,
beyinsapının PAG kısımından başlar,
medullanın rafe magnusuna ulaşır ve spinal kordun dorsal boynuzunda
sonlanır. PAGnın stimülasyonu insanda potent aneljeziyi ortaya
çıkarır. Noradrenerjik ağrı kontrol sistemi ponsun lokus
seruleusundan kaynaklanır. İnen nöronlar spinal kordda sonlanır.
Çıkan noradrenerjik sistem, lokus seruleustan başlar, mikrosirkülasyonu
innerve eder ve serebral kortekse yayılır. Merkezi sinir sistemi
periferik ağrı reseptörlerinden gelen ağrıyı module
eden sistemler yoluyla gelen uyarıları kontrol eder. Serotoninerjik
sistemde 5-HT (5-Hidroksi triptamin) adrenerjik sistemde olduğu gibi,
enkafalin nöronlarıyla etkileşir. Norepinefrin, GABA içeren eden
internöronlar kullanılır. Primer duysal nöronlardan uyarılar
yalnızca MSSne değil perifere de gider. Periferik trigeminal
nöronlar da sensitizasyon fenomeni gösterirler, aljezik bir uyarana maruz
kalınca aynı veya farklı uyaran için cevap eşiği
düşmektedir.
Menstrüel
Migren
Kesin tanımlamalar değişmekle birlikte
menstrüel migren tanımı premenstrüel dönemde oluşan migren
ataklarını tanımlamaktadır. Klinik gözlemler, migren
başağrılarının menstrüel dönem öncesinde daha sık
ve daha şiddetli olduğunu ortaya çıkarmıştır. Bu
başağrıları diğer migren
başağrılarının cevap verdiği tedavilere dirençli
kalabilir, uzayabilir ve çok daha şiddetli olabilir. Menstrüasyon
sırasında migren atakları sık görülmesine karşın,
eğer atakların %90ı menstrüasyon sırasında oluyorsa
bu menstrüel migren adını alır.
Başağrısının menstrüel migren olarak
tanımlanabilmesi için atakların %90ının adetten önceki 2
gün ve adetin son günü arasında olması gerekmektedir. Migren riski
âdetin ilk 3 günü daha fazladır. Bu tablonun altında östrojenin
yattığı düşünülmekle birlikte net olarak
kanıtlanmış bir mekanizma yoktur.
Depresyon ve
Migren
Migren prodromu, kriz dönemi ve ikisi arasındaki
dönemlerde psikiyatrik semptomların sık görüldüğü
bildirilmiştir. Liveing 1873 yılında depresyon ve
yorgunluğu migrenin tipik özellikleri olarak
tanımlamıştır. Daha sonraları ise migren
hastaları arasında bir apati duyusu, enerji eksikliği ve
yorgunluk ile karakterize olan hafif zihinsel ve fiziksel depresyonun sık
oluşu bildirmiştir. Wolf migrenli hastalarda, karakteristik özellik
olarak, aşırı fiziksel yorgunluk ve apatinin bulunduğunu
kaydetmiştir. 1988 yılında ise Blau, afektif bozuklukları
karakterize eden semptomlara benzer migren prodromunu, iritabilite, depresyon
ya da coşku, motor aktivitede bozukluklar, iştah ve uyku
değişikliklerini içeren semptomlardan söz etmiştir. Bu klinik
gözlemlerin tutarlılığına karşılık migren
ile depresyon arasındaki ilişkiyi sistematik olarak ele alan kontrollü
çalışmaların sayısı çok azdır. Migren ile
depresyon arasındaki ilişki gözden geçirildiğinde dikkate
değer bir benzerlik olduğu görülmektedir. Her iki bozukluk da
kadın ve genç erişkinlerde daha sıktır, ırk ve sosyal
sınıf açısından benzer bir dağılım gösterir.
Farklı incelemelerde, her iki bozukluk için de benzer prevalans
görülmektedir. Her iki durumda başlangıç ortalama
yaşının 24-29 olması da önemlidir. Bu bulguların ve
yapılan az sayıdaki çalışmaların
ışığında migren ve depresyon etyolojik olarak
ilişkili bulunmuştur. Bu nedenle ya ortak gizli patolojik
mekanizmaları paylaşmaktadırlar ya da bozukluklardan birisinin
diğerine yol açması veya onun gelişmesine neden olması
şeklinde bir sebep sonuç ilişkisi söz konusudur. Ancak şunu da
bilmemiz gerekir: migren ile diğer durumlar arasında hep ilişki
aranmıştır. Örneğin 1920lerde geçerli olan ilişki
epilepsi ile olandır. Bugün hala migren ve epilepsi arasında
ilişki kurulmaktadır ve genetik çalışmalar bu
bağlantıyı kanıtlamıştır. Özellikle çocukluk
çağında görülen abdominal migren ile abdominal epilepsi arasında
bir ilişkinin bulunduğundan ve ayırıcı tanıda
aklımıza bu olasılığın da gelmesinden söz
edilmektedir. 1930 ve 40 yılları arasında ise migren ve alerji
arasında ilişki aranmıştır. Bugün migrenin ?ya da
alerji ile kesin bir ilgisi olduğu kanıtlanamamıştır.
Bunun dışında da kronik ağrı,
başağrısı ve depresyon arasındaki ilişki,
psikiyatrik ve psikososyal açıdan ayrıca gözden geçirilmesi
gereken bir konudur.
Migren Tedavisi
Migren tedavi edilmelidir çünkü migren atağı sırasında
hasta işini yapamaz duruma gelerek üretim ve kapasite kaybına
uğrar. Ayrıca hastanın hayat kalitesi ağrı nedeniyle
düşer. Migren tanısı koyulduktan sonra hastaya migrenin
hayatı tehdit eden bir beyin hastalığı
olmadığı ve tedavisinin belli bir düzene göre ve hekimle
işbirliği içinde yapılması gerektiği
açıklanmalıdır. Patofizyolojisi tam bilinmeyen migrenin tedavisi
bu nedenle semptomatiktir. Son yıllarda yapılan epidemiyolojik
çalışmalar özellikle auralı migrenin 45 yaş altı
kadınlarda artmış bir iskemi riski (3.8-6.2 kat)
yarattığını göstermiştir. Bu durum sigara ve
diğer risk faktörleri bulunduğunda artmaktadır ve bu nedenle
hastalar bilgilendirilmelidir. Migrenli olgularda sessiz infarktların ve
sessiz ak akmadde lezyonlarının da artmış olduğu
gösterilmiştir (Şekil 4).
Şekil 4. Migrenli
olgularda normallere göre daha sık rastlandığı
bildirilmiş olan ve tam olarak önemi bilinmeyen beyaz madde
lezyonları bazen ciddi boyutlara ulaşabilmektedir. Auralı
migreni olan bu olguda hatalı olarak multipl skleroz
tanısı ile araştırmalar yapılmıştı.
Migrenin İlaçla Tedavisi
Migrende ilaç tedavisi ataklardan korunmaya yönelik profilaktik
veya önleyici/koruyucu tedavi ve atağın ağrı, bulantı,
kusma gibi yakınmalarının giderilmesine yönelik atak
(akut/ağrı) tedavisi olarak iki şekilde yapılır.
Profilaktik tedavi belirli bir süre boyunca düzenli ilaç kullanarak
ağrı sıklığını ve şiddetini
azaltılmaya yöneliktir. Profilaktik tedavi herkese aynı şablonun
uygulanmadığı, her hastaya özel olarak karar verilmesi gereken
bir tedavi şeklidir.
Atak tedavisinde olguların bir kısmında aspirin,
asetaminofen, naproksen, etodolak veya ibuprofen gibi ağız yolu ile
alınan basit ve nonsteroidal analjezikler veya kafein ile kombine
edilmiş analjezikler etkilidir. Ancak kombine ilaçlardan kaçınmak
tercih edilmelidir. Karanlık ve sakin bir odada, buz paketi koyarak
dinlenmek ağrının giderilmesini kolaylaştırır.
Eğer uyunabilirse genellikle hasta ağrıdan kurtulmuş olarak
uyanır. Sık ataklı olgularda (ayda 5den fazla) analjezik
kullanım sınırları belirlenmeli ve hasta ilaç
aşırı kullanım başağrısı konusunda
uyarılmalıdır. Hastalığı tetikleyen faktörlerden
kaçınma, öğün atlamama, uyku saatlerinin düzenli olmasının
sağlaması gibi bazı basit tedbirlerle ağrının
sıklığı azaltılabilir.
Atak Tedavisi (Tablo 3 a ve b)
Migren için özel olan atak tedavisinde ergot preparatları ve triptan
grubu (sumatriptan, eletriptan, rizatriptan, frovatriptan gibi) gibi migrene
özel tedaviler önemli bir yer tutmaktadır. Ergo türevi ilaçların uzun
süreli kullanımda daha da belirginleşen genel damar
daraltıcı riskleri, çok daha ucuz olmalarına karşın,
bu tip yan etkileri taşımayan seçici serotoninerjik ilaçlar olan
triptanların günümüzde migren spesifik ilaçlar olarak ergo türevlerine
tercih edilmelerine neden olmuştur. Triptanlar 5HT1B ve1D reseptör
agonistidir. Bulantısı çok belirgin olan hastalarda kas içi ve
damardan enjeksiyonlar dışında hastanın kendine
uygulayabileceği deri altı enjeksiyon şeklinde ve nazal sprey
şeklinde de triptan grubu ilaçlar üretilmiştir. Bu ilaçlar
hastanın her atakta doktor başvurusu yapmaktan kurtulması
açısından çok önem taşımaktadır. Atak tedavisinde
opiodlerin ve kortikosteroidlerin yeri yoktur. Anti-emetikler ise yararlı
kabul edilmektedir, NSAİden 20 dakika önce alınmaları hem
bulantıyı giderir, hem de mideden emilimi arttırır,
ayrıca hafif ağrı giderici etkileri de olduğu ileri
sürülmektedir. Metoklopamid (10-20 mg oral veya İV, İM) ve domperidon
(20-30 mg) kullanılabilir, diskinezi riski açısından dikkatli
olunmalıdır.
Atak tedavisinde ilaçların başağrısı
başlangıcında mümkün olduğunca erken alınması
önerilmektedir. Migren tedavisinin hastanın yaşam kalitesini
yükseltmeye yönelik olduğu unutulmamalı ve tedavi her hastanın
durumuna ve özel gereksinimlerine göre yönlendirilmelidir. Her hastada uygun
bir standart yaklaşım olmadığı
unutulmamalıdır. Örneğin uyuyarak atağını geçirebilen
ve ilaç almayı sevmeyen ya da yan etki gören bir hastaya diğerlerine
iyi gelen bir analjeziği alması için ısrar etmek uygun
değildir.
Tablo 3a. Migren atak tedavisinde günümüzde sık kullanılan bazı
nonspesifik ilaçlar
|
İlaç |
Önerilen Doz |
Etkinlik Düzeyi |
Olası veya Sık Yan Etki |
Olumlu Komorbid Durum |
Olumsuz Komorbid Durum veya Kontrendikasyon |
|
Asetil salisilik asit |
1000 mg |
++ |
Gastrointestinal sistem yan etkileri, kanama
eğilimi |
Koroner arter hastalığı, geçici iskemik
atak |
Böbrek hastalığı, karaciğer
hastalığı, peptik ülser, gastrit, kanamalı durumlar |
|
Parasetamol (+Kafein) |
500-1000 mg |
?+ |
Nadir (karaciğer, kan ve deri) |
Gebelik |
Karaciğer hastalığı |
|
Naproksen |
550-1100 mg |
++ |
Gastrointestinal sistem yan etkileri |
Artrit ve diğer ağrılı durumlar |
Ülser, gastrit |
|
Metamizol oral ve İ.V. |
1000mg |
+ |
Hipotansiyon Agranülositoz, |
- |
Porfiri, kan diskrazileri, glikoz 6 P dehidrogenaz
eksikliği |
|
Diklofenak Potasyum |
50-100 mg |
++ |
Gastrointestinal sistem yan etkileri |
Artrit ve diğer ağrılı durumlar |
Ülser, gastrit, ürtiker, kolit, karaciğer ve böbrek yetmezliği |
|
Flurbiprofen |
100-300 mg |
++ |
Gastrointestinal sistem yan etkileri |
Romatizmal hastalıklar, dismenore |
Renal ve hepatik fonk bozukluğu, sıvı retansiyonu, ödem |
|
İbuprofen |
200-8000 |
++ |
Gastrointestinal sistem yan etkileri |
Romatizmal hastalıklar, dismenore |
Renal ve hepatik fonk bozukluğu, sıvı retansiyonu, ödem |
Tablo 3b. Migren atak tedavisinde günümüzde sık kullanılan bazı spesifik ilaçlar
|
İlaç |
Önerilen Doz |
Etkinlik Düzeyi |
Olası veya Sık Yan Etki |
Olumlu Komorbid Durum |
Olumsuz Komorbid Durum veya Kontrendikasyon |
|
Eletriptan (Oral) |
40 mg |
+++ |
Ateş basması, kırgınlık, halsizlik, asteni, sersemlik hali, baş sönmesi, bulantı, göğüste basınç, sıkıntı hissi ve ağrı |
Yok |
Baziler tip migren, hemiplejik migren, peptik ülser, periferik arter hastalığı, Prinzmetal anjinası, kontrol edilemeyen hipertansiyon |
|
Naratriptan (Oral) |
2.5 mg |
+ |
|||
|
Sumatriptan (Oral) |
50-100 mg |
+++ |
|||
|
Zolmitriptan (Oral, nazal) |
2.5 mg |
+++ |
|||
|
Rizatriptan |
10 mg |
+++ |
|||
|
Frovatriptan* |
2.5 mg |
++ |
|||
|
Sumatriptan (Subkütan) |
6 mg |
++++ |
*Frovatriptan daha uzun etkilidir ve perimenstrüel migrende koruyucu tedavide kullanılabilmektedir.
Epidemiyolojik çalışmalar özellikle genç kadınlarda migrenin
inme için bağımsız bir risk faktörü olduğunu
göstermektedir. Migrenli hastalara mutlaka sigara içmemeleri
öğütlenmelidir. Özellikle hemiplejik migren, baziler migren ve
uzamış auralı migren hastalarında vazokonstriktör ilaçlar
kullanılmamalı veya sınırlı tutulmalıdır.
Kontrollü çalışmaların güvenli ve etkin olduklarını
göstermesine rağmen, auralı migrende beta blokerlerin
kullanımı tartışmalıdır. Ca kanal blokerleri,
valproat, topiramat, gabapentin ve lamotrijin auralı migrenlilerde
diğer seçenekler arasında sayılabilir. Auralı migren
olarak adlandırılan ataklarda, ağrı başlamadan önce
aura döneminde verilen triptan grubu ilaçların etkisiz
kalacağını bilmek önemlidir. Bir diğer bilgi de
migrenlilerde allodini durumu geliştiğinde artık triptana
cevabın kaybolmasıdır. Allodini hastanın genellikle
başında bazen de taraflarında normalde ağrılı
olmayan bir uyaranın (eliyle dokunma gibi) rahatsız edici olarak
algılanması ve kalıcı bir keçeleşme hissetmesi olarak
tanımlanabilir. Trigeminal yolların santral
duyarlılaşması sonucunda oluşur.
Profilaktik Tedavi
Atak tedavisine yeterli cevap vermeyen ve/veya atak tedavilerinin yan
etkilerinin tolere edilemez düzeyde olduğu, ayda 3 den fazla sayıda
migren atağı geçiren hastalarda profilaktik tedavi indikedir.
Ayrıca 48 saatten uzun süren migren atakları, hasta tarafından
subjektif olarak dayanılmaz şiddette bulunan migren ağrıları
ve komplike migren atakları (hemiplejik migren, baziler migren,
uzamış auralı migren, migrenle ilişkili infarkt gibi nadir
durumlar) yüksek oranda profilaksi gerektirir. Migrene bağlı
kayıpların (işgücü, sosyal yaşam) yani disabilitenin
düzeltilmesi ve yaşam kalitesinin yükseltilmesi de tek başına profilaksi
indikasyonu kabul edilmelidir.
Koruyucu tedavide kullanılan ilaçlar migren atak
sıklığını ve şiddetini azaltırlar ve migren
sıklığının yüzde ellinin üstünde azalması
tedavinin etkinliğini gösterir. Profilaktik ilaçlar düşük dozlarda
başlanarak yavaş yavaş arttırılır ve
etkinliği değerlendirebilmek için iki üç ay beklemek gerekir.
Profilakside kullanılan ilaçlar çeşitli gruplardandır,
örneğin hipertansiyon kontrolü amaçlı ilaçlar (beta-Blokerler: propranolol,
metoprolol, nöbivolol veya verapamil gibi), epilepsi ilaçları (valproik
asid, topiramat, gabapentin gibi) depresyon ilaçları (amitriptilin,
venlafaksin, serotonin geri alım inhibitörleri gibi), flunarizin ve
pizotifen sayılabilir. Profilaksi altındaki bir hastanın
kullandığı ilacın olası yan etkileri konusunda önceden
bilgi sahibi olması ve hekim kontrolünde kalması önemlidir. Bu
ilaçların büyük kısmı migren indikasyonu olmayan ilaçlar
olduğundan hastaya yan etkileri konusunda ayrıntılı bilgi
verilmeli ve bilgilendirilmiş olur imzalatılmalıdır.
İlaç seçerken hastanın durumuna ve diğer
hastalıklarına göre olumlu (J ) veya olumsuz durumlar (L) dikkatle ele
alınmalıdır (Tablo 4).
Hastanın iyi uyku düzeni, beslenme ve spor gibi, yaşam hijyenine
dikkat etmesi, tetikleyicilerden uzak durması öğütlenmelidir.
Profilaksinin endike olduğu olgularda en sık yapılan
hatalar arasında tedavide gecikme, düşük doz ve kısa süre
kullanım ve ilaç seçerken komorbiditeye dikkat edilmemesi
sayılabilir.
Tablo 4. Migren profilaksisinde ilaç seçiminde
kormorbitenin rolü
|
Komorbid durum |
Etki |
Profilaksi seçimi |
|
Migren + hipertansiyon |
J |
beta bloker, kalsiyum kanal blokeri |
|
Migren + anjina |
J |
Kalsiyum kanal blokeri |
|
Migren + stres |
J |
beta bloker |
|
Migren + depresyon |
J L |
trisiklik antidepresan, SSRI beta bloker |
|
Migren + insomni |
J |
trisiklik antidepresan |
|
Migren + epilepsi |
J L |
valproat, topiramat trisiklik antidepresan |
|
Migren + obezite |
L J |
valproat, flunarizin, amitriptilin, topiramat |
|
Migren + astım |
L |
beta bloker |
|
Migren +Raynaud fenomeni |
L |
beta bloker |
|
Migren +yaşlı hasta |
L |
trisiklikler, kalsiyum kanal blokeri |
|
Migren +zayıf beden |
L |
Topiramat, beta bloker |
|
Migren +dikkat gerektiren iş |
L |
trisiklikler, topiramat |
|
Migren +karaciğer hastalığı |
L |
Valproat |
|
Migren +glokom |
L |
Topiramat |
|
Migren +böbrek taşı |
L |
Topiramat |
Migren statusu 72 saatten uzun süren ataklar
veya 4 saatten kısa süren ağrısız dönemlerin
dışında devam eden ataklar veya standart atak tedavisine
cevapsız uzamış migren şeklinde tanımlanabilir.
Hastanın hızla kortikosteroidler (deksametazon 16 mg İV gibi),
antiemetik (İV), antiepileptik (İV), magnezyum (1 gr İV),
ketodolak veya gereğinde opioidler gibi seçeneklerle tedavisi
sağlanmalıdır.
Migren tedavisinde başarısızlığın nedenleri:
Hormonal tetikler
Psikososyal faktörler (Depresyon ve madde bağımlılığı)
Baş ağrılarını tetikleyen diğer ilaçlar
Yaşam şeklinin başağrısını tetiklemesi (stres, uykusuzluk, alkol kullanımı vb.)
Etkisiz ilaç
Aşırı başlangıç dozu
Yetersiz devam dozu
Yetersiz tedavi süresi
GERİLİM TİPİ BAŞAĞRILARI
Primer başağrıları içinde en sık
karşılaşılan tip gerilim tipi
başağrılarıdır (GTB). Türkiyede yıllık
prevalansı yaklaşık %32 dir. GTBler migrenden daha sık
görülmekle birlikte görece daha hafif başağrılarına neden
olduklarından hekime başvuruda daha geri plandadır.
Sıklıkla 20 yaş civarında başlar, her yaşta
görülebilir. Kadınlarda biraz daha sık görülmekle birlikte aradaki
fark migrende olduğu kadar çarpıcı değildir.
Sıklıkla iki yanlı bir başağrısına neden
olması, zonklayıcı olmaması, hareketle artmaması, atak
sırasında bulantının olmayışı ve
ışıktan rahatsızlık duymama karakteristik
özelliğidir. Ataklar şeklinde gelebildiği gibi, 3 aydan daha
uzun süredir günlük veya gün aşırı
başağrısının olduğu kronikleşmiş halde
de görülmesi seyrek değildir. Bu kronik form doktora daha sık
başvuru nedenidir. GTBnin lokalizasyonu değişkendir ve
semptomları aynı hastada bile tek tip değildir. Bu nedenle bir
çöp sepeti tanısı gibi ele alan yazarlar vardır. Bazı
araştırmacılar ise migren ile aynı spektrumun diğer
ucu olduğu görüşündedir. GTBli olguların %10 kadarında
başağrısı zonklayıcı gibi hissedilebilir ve
başka olgularda tek yanlı ağrı olabilir. Kaslarda gerginlik
%80 olguda palpasyonla saptanır ve hastalar sıklıkla dikkat
eksikliğinden yakınırlar. Depresif ruh durumu, anksiyete
bozukluğu, somatoform bozukluklar ve diğer yakınmalar eşlik
edebilir. Bazı hastalarda fibromiyalji ve miyofasyal ağrı
sendromu birlikteliği vardır.
Gerilim tipi başağrıları IHS
sınıflamasında Tablo 1A2de görüldüğü gibi seyrek,
sık ve kronik olarak gruplandırılmıştır ve bu
hasta için sorun olma boyutu ve tedaviyi yönlendirmek açısından
anlamlıdır. Seyrek epizodlu gerilim tipi
başağrısı yaklaşık olarak ayda 1 günden
daha seyrek (yılda 12 günden az) görülür. 30 dakikalık
olabildiği gibi günlerce de sürebilen seyrek başağrısı
epizodlarıdır. Ağrı, tipik olarak bilateral,
baskılı veya sıkıştırıcı karakterde ve
hafif - orta şiddettedir ve rutin fiziksel aktivite ile kötüleşmez.
Mide bulantısına rastlanmaz; fotofobi ya da fonofobi görülebilir. Sık
epizodlu gerilim tipi başağrısı ise en az 3 ay
boyunca ayda bir gün veya daha çok, fakat 15 günden daha az görülen ve
(yılda 12 gün veya daha fazla ve 180 günden az) bir durumdur, diğer
özellikleri aynıdır. Kronik gerilim tipi
başağrısı ise günlük olarak veya çok sık
görülen epizodik gerilim tipi başağrısından gelişen
bir durumdur. Ortalama üç ay boyunca 15 gün veya daha
fazla gün görülen başağrısı (yılda 180 veya daha fazla
gün) diğer özellikler açısından benzerdir. Başka bir
hastalıkla ilişkili
olmadığının gösterilmesi önem taşır. Yurdumuzda
oldukça sık rastlanan (%5in üstünde) ve polikliniklere sık
başvuran grubu oluşturmaktadır. Yaşam kalitesi üzerine
olumsuz etkisi olan bir durumdur. İlaç aşırı kullanımına
yol açabilir ve bazı olgularda kronik migrenden ayrımı sorun
yaratabilir.
Patofizyoloji
GTBlerin patofizyolojisi net değildir. Muhtemelen anormal kas
kasılmasının değil, anormal nöron
duyarlılığı ve ağrının
kolaylaşmasının bir klinik yansımasıdır. Nitrik
oksitin (NO) gerilim tipi başağrısında lokal bir aracı
madde olduğu savunulmaktadır. Geçmişte kas kökenli bir
başağrısı olduğu iddia edilmişse de kanıt
yoktur ve artmış EMG aktivitesi olmaması, botulinum toksin
uygulamalarının başarısız olması buna ters
düşmektedir. Trigeminal siniri motor nöronlara bağlayan internöronlarda
anormal bir modülasyon bulunduğu düşünülmektedir. Bu anormallik bazal
ganglionlardan, limbik sistemden veya dorsal raphe nukleusundaki serotonerjik
nöronlardan kaynaklanabilir. Bir görüşe göre kronik gerilim tipinde
supraspinal fasilitasyon sonucu trigeminal kaudal nukleus nöronları
aşırı duyarlı hale gelmektedir. Eğer migrende damarsal
nosiseptörün aşırı duyarlılığı söz konusu
ise, kronik GTBda da perikranyal kaslarda myofasiyal nosiseptörün
aşırı duyarlılığı ile giden bir bozukluk söz
konusu olabilir. Sekonder segmental santral duyarlılaşma,
uyarıların supraspinal modülasyon bozukluğu ve miyofasyal
dokudan doğan uzamış ağrılı uyarıların
kronik forma dönüşünde önemli olduğu düşünülmektedir. Akut atak
fiziksel veya psikolojik stresle, ya da fizyolojik olmayan çalışma
koşulları sonucu ortaya çıkabilir. Zorlanan kaslardan gelen
nosisepsiyon artışı ağrı modülasyonu bozulmuş bir
kişide atağı tetikleyebilir. Emosyonel mekanizmalar da endojen
antinosiseptif sistemi baskılayabilir. Nosiseptif nöronların uzun
vadeli potansiyasyonu ve antinosiseptif sistemin aktivitesinin azalması
kronik GTBna yol açabilir. Trigeminal kaudal nukleus nöronlarının
duyarlılaşması normalde ağrıya yol açmayacak
uyaranların ağrılı olması ve tetik noktaları
oluşturarak migren ve GTB belirtilerinin çakışmasına ve
trigeminal vasküler sistemin de aktivasyonuna yol açabilir.
Tedavisi migrene benzer prensipler içermektedir ve daha az seçeneklidir.
Atak sırasında genelde parasetamol gibi basit analjezikler veya
NSAİ ilaçlar yeterlidir, herhangi birinin diğerlerine üstünlüğü
gösterilmemiştir. Tedavide hasta temelli bir yaklaşım uygundur.
Kronik GTBAda antidepresan ilaçlar kullanılır. Profilaksisinde
antidepresanların antinosiseptik etkisi antidepresan etkiden
kaynaklanmamaktadır. Profilakside amitriptilin en etkili
ilaçlardandır. Sersemlik hissi, ağız kuruluğu,
taşikardi, kalpte ileti bloğu, nöbet, görme bozukluğu, idrar
retansiyonu gibi yan etkileri vardır ve ileri yaşta, obez hastalarda
ve MAO inhibitörü kullanma öyküsü olanlarda kullanılmamalıdır.
SSRI grubunun da (Paroksetin 20 mg, Fluoksetin 20 mg, Citalopram 10-20 mg,
Sertralin 50-100 mg, Fluvoksamin50-100 mg ve diğerleri)
etkinliği vardır. Bulantı, uyuklama, terleme, ağız kuruluğu,
impotans, ekstrapiramidal bozukluklar, ve nöbet gibi yan etkiler oldukça
seyrektir. MAO inhibitörü kullanan, karaciğer yetmezliği ve renal
yetmezlik olan hastada verilmemelidir. Bazı olgular Tizanidin 2-8 mg/gün
kullanımından yarar görebilir. Gerilim baş ağrılarında
ilaç tedavisi ile birlikte gevşeme teknikleri, stresle mücadele
yöntemleri, çeşitli egzersizler ve masaj gibi uygulamaların
yapıldığı ilaç dışı tedaviler de
başarılı sonuçlar vermektedir. Bazı merkezlerde oksipital
sinir blokajı şeklinde teknikler ilaç tedavisine yanıtsız
kronik olgularda denenmektedir.
KÜME (DEMET, CLUSTER)
BAŞAĞRISI
Trigeminal otonomik sefalaljiler trigeminal sinir
dağılımına uyan bölgede başağrısı ile
birlikte kranyal otonomik aktivasyon ile karakterize bir dizi baş
ağrısı sendromundan oluşur. En sık görüleni küme başağrısıdır.
Küme başağrısı, gerilim ve migren
başağrısından sonra en sık görülen primer baş
ağrılarındandır. Her yaşta rastlanmakla birlikte daha
yaygın olarak 20-40 yaş arası ortaya çıkmaktadır.
Çocuklarda ve yaşlılarda çok seyrek görülür, erkeklerde ve sigara
daha içenlerde sıktır. Ağrının tipik özellikleri tek
taraflı, çok şiddetli ve kısa süreli olmasıdır. Küme
başağrısı olarak adlandırılmasının en
belirgin nedeni periyodik şekilde oluşmasıdır. Bu
başağrısı primer olabileceği gibi, nadir de olsa, sekonder
bir nedenle de ortaya çıkabilir. Deneysel çalışmalar ve insanda
fonksiyonel görüntüleme incelemeleri ile oluşan bilgi birikimi, bu
başağrısı tipinde fizyolojik trigeminal parasempatik
refleksin aktive olarak sekonder kranyal sempatik disfonksiyona neden
olduğunu düşündürmektedir ve hipotalamusun nosiseptif ve otonom
yollara modülatör rolü üzerinde durulmaktadır.
Orbital, supraorbital, temporal tek taraflı,
15-180 dakika süren ve gün aşırı bir kez ile günde 8 defaya
kadar ortaya çıkan şiddetli ataklardır. Bilinmeyen
nedenlerle erkeklerde kadınlara göre 3-4 kez daha sıktır. Çoğu
hasta atak sırasında huzursuz ya da ajitedir. Ataklara
aşağıdakilerden biri ya da daha fazlası tümü aynı
tarafta olarak eşlik edebilir:
Parsiyel Horner Sendromu (miyoz, pitoz)
Burun tıkanıklığı veya
akıntısı
Göz yaşarması (nazolakrimal kanalın
blokajına bağlı olarak)
Konjuktival kanlanma
Alın ve yüzde terlemede artış (nadir)
Ateş basması (nadir)
Yüzü ve göz kapağını içeren ödem (çok
seyrek)
Supraorbital cold spot (termografi ile
saptanmış)
Sistemik belirtiler
Bradikardi
Hipertansiyon
Gastrik salgı üretiminde artış
Ataklar, alışıldık
biçimde aylar ya da yıllar süren düzelme dönemleri ile
ayrılmış olan, haftalarca ya da aylarca süren diziler (küme
dönemleri) biçiminde ortaya çıkar. Ancak hastaların
yaklaşık % 10-15inde düzelme olmaksızın kronik belirtiler
olur ve bu durum kronik küme olarak adlandırılır. Bir küme
dönemi sırasında ve kronik tipte, ataklar düzenli olarak ortaya
çıkar ve alkol, histamin ya da nitrogliserin ile uyarılabilir.
Ağrı her bir küme dönemi sırasında hemen hemen
değişmeksizin aynı yerde ortaya çıkar. En kötü ataklar
sırasında ağrı yoğunluğu şiddetlidir.
Hastalar genellikle uzanamazlar ve tipik olarak dolaşmak zorunda
kalırlar. Akut ataklar posterior hipotalamik gri maddenin aktivasyonunu
içerir. Küme başağrısı, olguların
yaklaşık % 5 inde kalıtsal olabilir. Bazı hastalarda
sadece bir tek küme dönemi de olabilmektedir. Trigeminal nevralji ile birlikte
olan küme başağrısı (küme-tik sendromu) da
tanımlanmıştır
Klinik olarak, çok hasta görmeyen hekimler sıklıkla küme
başağrısı ile migreni
karıştırmaktadırlar. Küme başağrısı
tipik olarak 6-12 hafta süren senelik ataklar halinde orta yaşlı
erkeklerde ortaya çıkar. Bu küme dönemlerinde, sabah erkenden (çalar
saat başağrısı) ya da uyuduktan sonra bir saat içinde
ağrıyla uyanırlar. Alkol aldıktan sonra 20-30 dakika içinde
kriz dönemi başlar ve hastalar doktor tarafından sözü edilmeden önce
bile alkolden kaçınmaları gerektiğini bilirler. Periyodik
olması ana özelliğidir, epizodları en çok ilkbahar ve sonbaharda
görülür. 2-3 ay sürer ve remisyon devri 1-2 yıl (sınırları
2 ay-20 yıldır) devam eder. Atakta aura yoktur ve ağrı
10-15 dakikada en yüksek seviyeye ulaşır.
Tedavi
Akut atakta 5-8 litre/dakika oksijen inhalasyonu %70 oranında
başarılı olmaktadır. Medikal tedavi olarak intramusküler
dihidroergotamin, triptanlar ve akut atakta kortikosteroidler
kullanılabilir. Küme başağrısının tipik
özelliği analjezik ilaçlara ve migrenin tipik profilaksisine çoğu kez
yanıtsızlıklarıdır. Verapamil, lityum ve steroidlerle
profilaksiye yanıt verirler.
Patofizyoloji
Kümenin
başağrısı da trigeminal sinirin nosiseptif oftalmik
dalları yoluyla taşınır. P maddesi ve CGRP trigeminal
ganglion veya lifleri aktive olduğunda salındığı
bilinen nöropeptidlerdir. CGRP insanda bilinen en güçlü vazodilatatörlerdendir
ve salınımı sonucunda nörojenik bir inflamasyon tetiklenir ve
dural kan damarları genişler. Küme başağrısında
da trigeminovasküler sistemin aktive olduğu hastaların küme
atağı sırasında eksternal jügüler venlerinde CGRP
düzeylerinin arttığının gösterilmesi ile
kesinleşmiştir. Otonom bulgular ise kranyal parasempatik liflerin
aktivasyonuna sekonderdir. Bu lifler superior salivator nukleusdan
kaynaklanır ve trigeminal nukleus kaudalis ile fonksiyonel bir
beyinsapı bağlantıları vardır. Bu lifler 7.sinir ile
seyreder ve pterigopalatin ganglionda sinaps yaparlar. Post-ganglionik lifler
beyin damarlarına ve nazal mukozaya vazomotor ve sekretomotor innervasyon
sağlarlar. Küme başağrılı kişilerde bu yolda
aktivasyon olduğu VIP kan düzeylerinin atak sırasında belirgin
şekilde arttığının gösterilmesi ile desteklenmiştir.
Horner sendromu gelişmesi postganglioniktir ve karotid sempatik pleksusunun
tutulumu ile bağlantılıdır. Karotis kavernöz parçası,
bu düzeyde parasempatik, sempatik ve trigeminal lifler biraraya
geldiğinden en uygun lokalizasyon gibi görünmektedir. Görüntüleme
çalışmaları da kavernöz sinüsde arteryel genişleme ve venöz
dönüşte obstrüksüyon göstermiştir. Sendromun periodisitesi ise henüz
açıklığa kavuşmuş değildir. Oreksinler gibi
bazı genlerde mutasyon varlığı speküle edilmektedir.
Trigeminal Otonomik
Sefalaljiler için ortak özellikler ağrının çok şiddetli oluşu,
her zaman tek yanlı oluşu, her zaman otonomik belirtilerin atağa
eşlik edişi (gözde yaşarma, kızarma, şişme,
burunda o yanda tıkanma veya akıntı, alında veya yüzde
terleme gibi), hergün veya gün aşırı oluşu ve önceki
sayılan başağrılı durumlara göre kısa süreli
oluşu, gün içinde tekrarlayabilmeleridir (Tablo 5). Ağrı
yerleşimi ve karakteri tüm otonomik sefalaljilerde benzer olabilmekle
birlikte, ağrı süreleri ve tekrarlama sayıları en
ayırt edici özellikleridir. Küme (Cluster)
Başağrısı, yukarda anlatıldığı gibi
en uzun süreli olanı olup ataklar 15 dakika ile 3 saat arası
sürebilir ve gün aşırı bir kere ile günde 8 kere arasında
değişen sıklıkta gelebilir. Paroksismal hemikranya
ve SUNCT (short-lasting, unilateral, neuralgiform headache attacks
with conjunctival injection and tearing) hastalığı ise çok
daha nadir durumlar olup küme başağrısından daha kısa
süreli oluşlarıyla ayrılırlar.
Paroksismal Hemikranya
Sjaastad ve Dale tarafından 1974de tanımlanmış olan
paroksismal hemikranya (PH), çok seyrek görülen bir primer
başağrısıdır. Kadınlarda daha sık görülür ve
25-40 yaş arasındaki kişilerde rastlanmaktadır.
Ağrı kesinlikle hep aynı tarafta şiddetli olarak ortaya
çıkar, kısa süren ve remisyonsuz baş
ağrılarıdır. Sıklıkla kroniktir, ancak epizodik
formu da tanımlanmıştır. Kişi hemen bir yere oturma ya
da yatma ihtiyacı duyar. Ağrının yapısı
zonklayıcı, damar atar gibi, oyucu, delici olarak
tanımlanabilir. Atakların ortalama günlük sıklığı
5-20 arasındadır ve her seferinde ağrı süresi 2-45dakika
arasındadır. İlişkili otonom değişiklikler küme
başağrısındakine çok benzer ancak tipik özellik
indometazinle 3 gün içinde tam kontrol edilebilmesidir. İlişkili
otonom belirtilerin hemen hemen tamamı kranyal parasempatik aktivasyonla
ilişkilidir. Tek istisnası muhtemelen kısmi bir sempatik
defisite bağlı olan Horner sendromudur. PH ayırıcı
tanısında dikkat edilmesi gereken sekonder nedenlerin MRG ile
araştırılması dışında bir konu da trigeminal
nevralji ile birlikte görülebileceği ve bir PH-tik sendromunun
tanımlanmış olduğunun akılda tutulmasıdır.
Tedavisi, günde üç kez 25 mg indometazindir. Eğer cevap
alınamazsa yavaşça 225 mga çıkarılmasını
önerilmektedir. İndometazine cevapsızlık ancak 150 mg oral (100
mg IM) veya üzeri dozlarda değerlendirilebilir. Tüm hastalarda olası
gastrointestinal yan etkilerine karşı önlem
alınmalıdır (H2 reseptör antagonistleri, antasitler,
misoprostol). Epizodik formda indometazin genellikle tahmin edilen atak
süresinden daha uzun bir süre verilir ve azaltılarak kesilir. Remisyon
dönemleri olsa da, kronik formda çok uzun süreli tedavi gerekir.
İndometazinin etki mekanizması bilinmemektedir ve nitrik oksid
üretimini azaltıcı etkisi ve CGRP ve VIP üzerinden etkili olduğu
sanılmaktadır.
SUNCT Sendromu (Tek taraflı göz yaşarması ve
kızarmasının eşlik ettiği kısa süreli
nevraljiform ağrılar)
Sjaastadın 1978de tanımladığı bu tablo primer
baş ağrılarının en seyrek görünenlerindendir.
Diğer ağrılardan farklı olarak ileri yaşlarda ortaya
çıkar, ortalama görülme yaşı 50dir. Erkeklerde daha sık
görülür. Ağrının yapısı şiddetli,
yakıcı, oyucu, elektrik çarpmış gibidir. Ağrı 5
ila 240 saniye süren paroksizmler halinde gelir, bir saatte 5-6 atak
(günde 3-200 atak) sıktır. Status formu da bildirilmiştir.
Başağrısıyla birlikte burun
tıkanıklığı, burun akıntısı, göz ödemi
gibi belirtilere de rastlanır. Ataklar genelde gündüz olur, bazı
olgularda ataklar trigeminal veya boyun gibi bölgelerde basınç,
çiğneme veya hareketle tetiklenebilir. Tedavide denenen ilaçların
çoğu başarısızdır. En çok antiepileptik ilaçlardan
(Lamotrigin 200-400mg, topiramat 50-300mg, gabapentinle kombinasyonlar)
yararlanabilir. Sekonder SUNCT sendromu gösteren birçok olgu sunumu vardır
ve daima arka çukur lezyonları ile ilişkilidir, Bu durum hastalara
MRG incelemesi yapılmasının gerekliliğini ortaya
koymaktadır. Fonksiyonel MRG ile bir hastada ipsilateral
hipotalamik aktivasyon bildirilmiştir. Dirençli olgularda
kortikostreoidler, azotioprin ve çeşitli invazif prosedürler
önerilmiştir.
Tablo 5. Kısa süreli bazı başağrılarında
ayırıcı tanı
|
Özellik |
Küme |
KPH |
EPH |
SUNCT |
Saplanıcı başağrısı |
Trigeminal nevralji |
|
Cinsiyet (E:K) |
4:1 |
1:3 |
1:1 |
2.3:1 |
K>E |
K>E |
|
Atak Süresi |
15-180 dakika |
2-45 dak |
1-30 dak |
5-250saniye |
<1s |
<1s |
|
Atak sıklığı |
1-8/gün |
1-40/g |
3-30/g |
1/gün-30/saat |
değişken |
değişken |
|
Otonom bulgular |
+ |
+ |
+ |
+ |
- |
- |
|
Tedavi |
özgün |
|
|
zor |
|
CBZ |
|
İndometazin etkisi |
+/- |
+ |
+ |
- |
+ |
- |
KPH: kronik paroksizmal hemikranya EPH: epizodik paroksizmal hemikranya
SUNCT:Tek taraflı göz yaşarması ve kızarmasının eşlik ettiği kısa süreli nevraljiform ağrılar
İLAÇ AŞIRI KULLANIM BAŞAĞRISI
Yurdumuzda İAKBya en sık yol açan ilaç grubu ergo
bileşikleridir. Triptanların daha kısa sürede İAKBya yol
açabildiği ama tedavisinin de daha kolay olduğu bilinmektedir. Basit
analjeziklerle ortaya çıkmış çok sayıda İAKB olgusu da
vardır. Tedavide esas olan ilaçların tamamen kesilmesi, bu dönemdeki
geri çekilme semptomlarının tedavisi ve ileriye yönelik nüksü önlemek
için ve başağrısı sıklığını
kontrol için profilaksi dahil önlemlerin alınmasıdır. İAKB
da nükslerin sık olduğu bilinmektedir. Kombine ilaçlar ve opioidlerle
nüks daha sıktır.
ENDER GÖRÜLEN DİĞER PRİMER BAŞ AĞRILARI
Hemikranya kontinua: Sjaastad ve Spierings tarafında 1984de
tanımlanmıştır. Unilateral, otonom bulgu ve migrenöz
bulguların eklendiği, şiddetlenmelerle giden devamlı bir
başağrısıdır. Otonom bulgular diğer
trigeminotonomik sefaljilere göre geride planda olduğundan bu grupta ele
alınmamıştır. Saplanıcı komponenti de
vardır. Aslında çok nadir olmadığı ve kronik günlük ağrıların
içinde tanınmadığı düşünülmektedir.
Ayırıcı tanısında diğer trigeminotonomik
sefaljiler dışında transforme migren, kronik gerilim tipi
başağrısı ve yeni günlük süreğen
başağrısı vardır. Patofizyolojisi tam
bilinmemektedir ve migren ve trigeminotonomik sefaljiler arası geçiş
formu kabul edilmektedir. Fonksiyonel MRG kontrlateral posterior hipotalamus
aktivasyonu ve ipsilateral mezensefalona uzanan dorsal pons aktivasyonu
göstermiştir. İndometazine yanıtlı bir
ağrıdır.
Çapraz bir çalışmada oksipital sinir stimülasyonu 6 hasta
üzerinde başarılı bulunmuştur.
Hipnik başağrısı: Tipik olarak gece uykuya
daldıktan birkaç saat sonra ortaya çıkan orta şiddette
başağrılarıdır ve 30 dakika kadar sürer. Çok seyrek ve
50 yaş üstünde görülür. Ağrı genellikle zonklama şeklindedir,
birden başlar ve tüm başa yayılır. Birlikte görülen
herhangi bir organik etken yoktur. Genellikle uykunun REM döneminde ortaya
çıkar ve kişiyi uyandırır. 15 ile 60 dakika arasında
değişen sürelerde görülür, gecede birkaç kez tekrarlayabilir. Tek
taraflı olabilse de bu ağrılar genellikle yaygındır.
Bu tür baş ağrıları bulunan hastalar genellikle yatarken
alınan 200-600 mg lityum karbonata cevaplıdır.
Primer saplanıcı
başağrısı: Altındaki yapılar veya kranyal
sinirlerin organik bir bozukluğu olmaksızın kafada
kendiliğinden ortaya çıkan geçici ve yerel ağrı
saplanmalarıdır. Genelde trigeminal alandadır ama başka
bölgelerde de olabilir ve yer değiştirebilir. Saplanmaların
birkaç saniye içinde (%80i 3 saniye veya daha kısa sürede) sonlanarak gün
içinde pek çok kez değişen sıklıkta yeniden ortaya
çıkması olasıdır. Seyrek olgularda bıçak saplanır
tarzda ağrılar günler boyunca tekrarlar. Saplanmalar aynı
baş yarısı veya karşı yarıda bir alandan
diğerine hareket edebilir. Saplanma ağrıları, genellikle
ağrı hissetmeye alışılmış olan baş
bölgesinde hissedilmek üzere, sıklıkla migren (yaklaşık
%40) veya küme başağrısı (yaklaşık %30)
tanısı alan hastalar tarafından bildirilmektedir. Bazı
kontrolsüz çalışmalarda indometazine olumlu yanıt
alınmış diğer bazılarında ise kısmi
yanıt veya yanıtsızlık bildirilmiştir.
Öksürük başağrısı: Öksürükle,
hapşırıkla ortaya çıkan, eskiden Valsalva manevrası
başağrısı denen nadir bir
başağrısıdır. Benign öksürük
başağrısı yani bu tablonun primer şekli çok nadir
bir durumdur. Ortalama başlangıç yaşı 55tir ve erkeklerde
kadınlara oranla daha sık görülür. Başağrısı
öksürük, hapşırık veya bir Valsalva manevrasından
(ağırlık kaldırma, zorlanma, dışkılarken
ıkınma, sümkürme, ağlama veya şarkı söyleme) hemen
sonra veya birkaç saniye içinde ortaya çıkar.
Başağrısı çok şiddetlidir ve patlayıcı veya
yarılma gibi bir nitelik gösterir, saniyeler veya dakikalar (1
saniye-30dakika) sürer, genellikle iki yanlıdır, en yoğun
ağrı vertekste veya oksipital, frontal veya temporal bölgede
hissedilir. Başın öne eğilmesi veya yatmak mümkün olmayabilir,
öksürüğün önlenmesi ile başağrısı engellenebilir.
Nörolojik muayene genellikle normaldir. Kusmanın bulunması,
başağrısının altında organik bir neden
olduğunu düşündürür. Öncül bir solunum yolu infeksiyonu
bazen bulunur. Hastaların çoğu atak aralarında
ağrısızdır, ancak bazı olgularda atakların
ardından künt bir ağrı birkaç saat boyunca sürebilir.
Öksürük başağrılarının
yaklaşık %40ı semptomatiktir ve bu olguların
çoğunluğunda Arnold Chiari Tip I malformasyonu bildirilmiştir.
Öksürük başağrısının diğer yayımlanmış
nedenleri arasında karotid veya vertebrobaziler hastalıklar ve beyin
anevrizmaları yer almaktadır. Başlangıç yaşı semptomatik
öksürük başağrısı hastalarında benign öksürük
başağrısı hastalarına oranla daha gençtir. Bu
nedenle bu tip başağrılarında MRG mutlaka
yapılmalıdır. Semptomatik öksürük
başağrısı, benign öksürük
başağrısının aksine indometazine cevapsız da
olabilir.
Egzersiz
başağrısı: Egzersizin herhangi bir çeşidi ile alevlenen
başağrılarıdır. Halterci
başağrısı gibi alt biçimleri bilinmektedir. Genelde migren
tipi başağrısı görülür, zonklayıcıdır, 5
dakika-48 saat sürer. Bu tipte başağrısı ilk kez ortaya
çıktığında subaraknoid kanama ve arteryel diseksiyonun dışlanması
zorunludur. Primer egzersiz başağrıları özellikle
sıcak hava veya yüksek irtifada ortaya çıkar. Ergotamin
alımı ile bazı olgularda başağrılarının
önlenebildiği bildirilmiştir. Olguların pek çoğunda
indometazin etkili bulunmuştur. Tedavide spordan yarım saat önce
NSAİ verilmesi sorunu çözebilir. Öksürük başağrısından
daha erken yaşta başlayan bir tablodur.
Semptomatik efor başağrısı
genellikle daha şiddetlidir, iki taraflıdır ve
başlangıcı patlayıcı niteliktedir. Çeşitli
etyolojik nedenler arasında subaraknoid kanama, sinüzit ve beyin kitleleri
sayılabilir. Diğer başağrısı tipleri de eforla
tetiklenebilir. Migren, lomber ponksiyon sonrası
başağrısı ve intrakranyal hipertansiyona bağlı
ağrı da öksürükle şiddetlenebilir. Ayrıca Monro
forameninden BOS akımını engelleyen III. ventrikül kolloid kisti
bulunan hastalarda da kafa içi basıncın ani yükselmelerine
bağlı olarak paroksizmal başağrısı bulunabilir.
Yan ventrikül tümörleri, kranyofaringioma, pinealoma, serebral ve serebellar
tümörleri bulunan hastalarda da benzer baş ağrıları
görülebilir. Feokromasitomalar da özellikle egzersiz sırasında
paroksizmal baş ağrılarına yol açabilirler. Bu
nedenle bu başağrısı tipinde de mutlaka
ayrıntılı incelemeler yapılmalıdır.
Cinsel ilişki ile ilişkili başağrısı: Cinsel etkinlik
sırasında ortaya çıkan ve cinsel uyarılma ile artan
ağrı genellikle iki yanlı çok şiddetli ve patlar gibi
ortaya çıkar, nadiren zonklayıcı veya saplanıcı
özellik gösterebilir. Erkeklerde daha sıktır ve hastanın
yaşam kalitesini olumsuz etkiler. Süresi değişkendir ve 1
dakikadan kısa sürebildiği gibi, 3 saati aşabilir,
sıklığı doğrudan cinsel ilişki veya mastürbasyon
sıklığına bağlıdır. Hastaların
yaklaşık üçte birinde fiziksel egzersizle benzer baş
ağrıları ortaya çıkar. Koitus sırasında ortaya
çıkan patlayıcı baş ağrısı bir subaraknoid
kanamaya bağlı olabileceği gibi, primer bir
başağrısı da olabilir. Bu hastaların uzun vadeli
prognozu olumludur. Başağrıları sık ve şiddetli
ise, atakların kısa süreli olması atak tedavisini anlamsız
kılacağından, profilaktik tedavi gerekebilir. Bazı hastalar
indometazine veya naproksene iyi bir cevap verirler.
Tanımlanan farklı tipler arasında preorgazmik
başağrısı boyun ve/veya çene
kasılmalarının eşlik ettiği künt tipte, baş ve
boyunda yerleşen, cinsel heyecan düzeyi arttıkça şiddetlenen bir
başağrısıdır. Orgazmik
başağrısı, orgazm sırasında ortaya çıkan
ani başlangıçlı ve şiddetli (patlayıcı) bir
baş ağrısıdır. Postüral tip ise koitus
sonrasında düşük BOS basıncı baş
ağrısını andıran bir postüral baş
ağrısıdır. Kafaiçi bozukluk olmaksızın cinsel
etkinlik ile tetiklenen başağrısı, genellikle cinsel
uyarılma ile künt iki yanlı ağrı olarak başlar ve
orgazm sırasında aniden yoğun hale gelir.
Yeni günlük süreğen
başağrısı: Gerilim tipi başağrısı ile
pek çok benzerliği olmasına karşın yeni
sınıflamada farklı tanımlanmıştır. Günlük
sıklıkta ortaya çıkması ve daha önce
başağrısı öyküsü olmayan kişilerde
başlangıçtan (ya da hemen hemen başlangıçtan) itibaren hiç
ataksız olması özelliği ile benzeri olmayan bir tablodur.
Düşük BOS hacmi başağrısı, yüksek BOS
basıncı başağrısı, posttravmatik
başağrısı, infeksiyonlara bağlı (özellikle viral)
başağrısı ve ilaç aşırı kullanım
başağrısı gibi ikincil başağrıları
uygun araştırma yöntemleri ile dışlanmalıdır.
Tipik olarak aylar içinde tedavisiz düzelen kendini sınırlayan bir
formu ve yoğun tedavi programına rağmen devam eden dirençli
şekli vardır.
Atipik yüz
ağrısı: Muayenede ve incelemelerde bir bulgu saptanmayan
devamlı idyopatik yüz ağrısıdır. Derin veya yüzeyel,
genelde tek yanlı periferik nöroanatomik sınırlara uymayan,
yayılan ve hafif subjektif duyusal yakınmaların eklendiği
ve iyi anlaşılmamış bir durumdur. Altta yatan bir nöropatik
durum olduğu, hafif hasarların tetiklediği uzun süreli
nöroplastik değişiklikler ve deaferantasyona bağlı
olduğu düşünülmektedir.
Kranyal Akut Nevraljiler: Baş ve boyun ağrısı
trigeminal, intermedial, glossofaringeal, vagal, oksipital sinirler
aracılığı ile ve üst servikal köklerin afferent lifleri
tarafından taşınır. Bu sinirlerin basıya, distorsiyona,
soğuk veya diğer zararlı uyarılara maruz kalması veya
santral yollarda ortaya çıkan bir lezyonla uyarılması sonucunda
semptomatik olarak ya da sık olarak da idyopatik olarak ilgili sinirin
innerve ettiği alanda akut saplanıcı veya sabit bir
ağrı ortaya çıkar.
En sık görülen trigeminal nevralji iyi tanınan bir
tablodur ve ayırıcı tanıda genelde problem yaratmaz.
Trigeminal nevralji tek taraflı, kısa şimşekvari
ağrılar ile karakterize, ani başlayıp ani sonlanan ve
trigeminal sinirin ikinci veya üçüncü dalının dağılım
alanı ile sınırlı (birinci dalda %5) bir durumdur.
Ağrı genelde yüz yıkama, traş olma, sigara içme,
konuşma ve/veya diş fırçalama (tetik faktörler) gibi uyaranlarla
ortaya çıkabildiği gibi, sıklıkla spontan da olabilir.
Nazolabial oluk ve/veya çenedeki küçük alanlar (tetik alanları)
ağrının tetiklenmesine eğilimli bölgelerdir. Tetik
noktalarının daha çok idyopatik tipte olduğu
düşünülmektedir. Ağrılar değişik dönemler boyunca
durabilir. Bazen zeminde künt bir ağrı devam edebilir. Nevraljiler
idyopatik veya nadiren semptomatik (herpes zoster infeksiyonu veya MRG
ile gösterilmiş yapısal bir lezyon görülmesi şeklinde) olabilir.
Giderek artan görüntüleme incelemeleri sonucunda bu tabloda yüksek oranda
trigeminal sinir kökünün geniş ve kıvrımlı damarlar tarafından
basıya uğradığı gösterilmiştir. Olgularda ince
kesitli bir MRG incelemesi mutlaka yapılmalıdır. Ağrı
asla karşıya geçmez, bilateral görüldüğünde multipl skleroz gibi
bir tablodan kuşkulanılmalıdır. Ağrı
sırasında o taraf yüz kaslarında spazm gelişebilir
(ağrılı tik). Diğer sözü edilen sinir alanlarına ait
nevraljiler de tanımlanmıştır ama çok seyrektir.
Tedavide analjezikler etkisizdir, altın standart olarak kabul gören
karbamazepin (200-1200 mg yavaşça yanıt alınana dek titre
edilerek ve lökosit, elektrolit ile transaminazlar izlenerek) veya benzer
etkide olduğu bildirilen okskarbazepin ilk seçenek ilaçlardır.
Gabapentin, pregabalin gibi diğer bazı epilepsi ilaçları da
yanıtsız olgularda veya yan etki varlığında ek olarak
kullanılır. Tedavi bazı hastalarda düşük dozlarla da
sağlanabileceği için düşük dozla başlanıp klinik
duruma göre yan etkiler açısından takip edilerek
arttırılmalıdır. Çok az sayıda dirençli olguda sinirin
sıkıştığı bölgeyi rahatlatmaya yönelik cerrahi
girişim yapılabilir.
Tolosa-Hunt sendromu: Üçüncü, dördüncü, ve/veya altıncı kranyal
sinirlerin paralizisi ile giden, genellikle kendiliğinden düzelen, ancak
alevlenme ve yatışma eğilimleri sergileyen epizodik bir
tablodur. Bazen trigeminal birinci dal ve optik, fasyal veya akustik sinir tutulumu
da eklenebilir. Tedavi edilmezse haftalarca devam eden tek yanlı orbital
ağrı söz konusudur. Bu sendromda kavernöz sinüs, superior orbital
fissür ve/veya orbitada MR (kontrast verilmesi genellikle gerekmektedir) ve
biyopsi ile granülomatöz bir lezyonun varlığı gösterilebilir.
Kortikosterodilerle genellikle 3 gün içinde düzelme gözlenir. Diğer
ağrılı oftalmopleji nedenleri örneğin tümörler, vaskülit,
bazal menenjit, sarkoidoz, diyabet ve oftalmoplejik migren uygun yöntemlerle
dışlanmalıdır
Oftalmoplejik migren: Eskiden migren diye gruplanırken artık kranyal
nöropatilerin arasına alınmıştır. Oküler sinirlerin
genellikle 3. sinirin tutulumunun eşlik ettiği, MRGde sinirde
değişiklikler dışında neden gösterilemeyen
tekrarlayıcı, migren benzeri başağrılarının
olduğu bir tablodur ve oldukça nadirdir. MRGde sinirde kontrast tutulumu
olması nedeniyle demiyelinizan bir nöropati olarak kabul edilmektedir.
Migren tipi ağrı 1 hafta veya daha uzun sürer.
BAZI SEKONDER BAŞAĞRILARI
Hipertansif Ensefalopati
Akut hipertansiyon da akut başağrısında çok önemli bir
ayırıcı tanı olasılığıdır. MRGye
dek birçok ileri inceleme ve çok sayıda tedavi uygulaması ile kontrol
edilemeyen bir başağrısının nedeni hipertansiyon olabilir,
bu nedenle her hastada mutlaka arteryel tansiyon ölçülmelidir. Göz dibi bozukluğu,
nöbetler, mental değişiklik tabloya eşlik edebilir. Yeni
başlayan hipertansiyon veya malign hipertansiyonun dekompansasyonları
bu tabloya neden olabilir. Ancak hipertansiyonun tanısı konmuş
ve tedavisi düzenlenmiş olduğu durumlarda
başağrısını hipertansiyona bağlamak
yanlış bir yaklaşımdır
Akut Sinüzit
Seyrek görülen bir başağrısı nedeni olan akut sinüzit genellikle
nazal yollarda pürülan akıntı ve infeksiyon bölgesine göre
değişen bir ağrı profili ile karakterizedir. Sinüsler
üzerindeki ağrının mutlaka sinüzite bağlı olması
gerektiği şeklindeki yanlış inanç nedeni ile
başağrısı nedeni olarak sinüzit tanısı aşırı
sık konmaktadır. Aslında frontal baş
ağrısı en sık migren ve gerilim tipi baş
ağrısı nedeniyle görülür. Burun
tıkanıklığının baş ağrısına
yol açıp açmadığı da tartışmalı bir konudur.
Sfenoid sinüzit hem klinik özellikler hem tedavi açısından
farklılıklar gösterir ve sık atlanır. Bütün sinüzit
olgularının sadece %3ünü oluşturmasına karşın,
yaşamı tehdit edebilen bir durum olması nedeniyle önem
taşımaktadır.
Temporal Arterit
Diğer adıyla dev hücreli arterit, başlıca
orta boy arterleri etkileyen bir sistemik vaskülittir. Belirti ve
bulguları arasında başağrısı
dışında, görme kaybı, halsizlik, kilo kaybı ve
miyaljiler yer alır. 50 yaşından önce görülmesi çok nadirdir,
kadınlarda erkeklere göre üç kat daha sık görülür. Yeni
ortaya çıkan başağrısı bulunan veya
başağrısı paterninde belirgin bir değişiklik
tanımlayan yaşlı bir hastada mutlaka bu tanı akla
gelmelidir. En belirgin bulgusu olan başağrısı, olguların
%70-90ında mevcuttur ve üçte birinde de ilk belirtidir.
Aralıklı veya sürekli olabilir; tipik olarak şakaklarda
lokalize, zonklayıcı bir ağrıdır. Sıklıkla
beraberinde kafa derisi hassasiyeti ve tutulan damarların üzerinde cilt
hassasiyeti bulunur. Kas ağrısı ve eklem katılığı
gibi belirtileri olan polimiyalji romatika ateş, kilo kaybı,
gece terlemeleri, çene (masseter) klodikasyosu (özellikle çiğnerken),
amorozis fugaks (hastaların yarısında iki yanlı olabilir),
kalıcı körlük (sıklıkla herhangi bir uyarı
olmaksızın) veya kısmi görme kaybı (sıklıkla
anterior iskemik optik nöropatiye bağlı olarak) görülebilir. Diplopi
ve kranyal sinir felci nadir görülür. Ayrıca seyrinde koroner, mezenterik,
hepatik ve renal arter iskemisi, aort rüptürü, inme ve geçici iskemik ataklar
(GİA) da görülebilir. En tutarlı laboratuvar bulgusu eritrosit
sedimentasyon hızındaki artıştır. Bunun
dışında, C-reaktif protein artışı ve
karaciğer enzimlerinde hafif bir yükselme ile hafif bir anemi de sık
görülür. Çok nadiren eritrosit sedimentasyon hızı normal bulunabilir.
Bazı olgularda, başlangıçta normal olan eritrosit sedimentasyon
hızının daha sonra yükselmesi, hastalık progresyonu ile
ilişkili bulunmuştur. Aspirin, NSAİ veya sistemik
steroid kullanan hastalarda eritrosit sedimentasyon hızı düşerek
yalancı negatif sonuç verebilir. Temporal arter biyopsisi tanıda altın
standarttır ve mümkünse steroid tedavisinin başlanmasından sonra
en geç 48 saat içinde yapılmalıdır. Biyopside klinik olarak
etkilenmiş (hassasiyet, endurasyon veya nabız
zayıflığı bulunan) bir arter seçilir. Biyopsi negatifse
(hastalık yama tarzı lezyonlar oluşturduğu için bu
mümkündür), pozitiflik oranını arttırmak için birden fazla kesit
incelenmelidir. Biyopsi negatifse ve tanı olasılığı
yüksekse, diğer temporal arterden tekrarlanmalıdır. Bazen teknik
nedenlerle biyopsi tekrarı da negatif kalabilir, klinik şüphe netse
ve sedimentasyon yüksekse temporal arterit tanısından
vazgeçilmemelidir. Tipik bulgular ve eritrosit sedimentasyon hızında
artış görülen bir hastada, temporal arter biyopsi sonucu beklenirken
hemen tedaviye başlanmalıdır. Tedavinin başlıca hedefi
ani gelişen ve geri dönüşümsüz görme kaybının önlenmesidir.
Başlangıçtaki prednizon dozu günlük 60-80 mgdır; bazı
uzmanlar ilk dozları intravenöz yolla vermeyi tercih etmektedir. Eğer
hasta akut bir nörolojik sendromla veya hızla kötüleşen bir nörolojik
tabloyla başvurmuşsa, intravenöz pulse steroid (1000 mg/gün) ile veya
çok yüksek doz oral steroidle (120 mg/gün prednizon) tedaviye
başlanmalıdır. Başağrısı ve
sistemik belirtiler tipik olarak steroid başlandıktan kısa bir
süre sonra düzelme gösterir. Hasta belirtilerin kontrolü için en az 6 ay-1
yıl süre ile bir idame dozu almalıdır. Eldeki
sınırlı veriler, steroidlerin dışında en
tutarlı biçimde etkili immunsupresif ilacın siklofosfamid olduğunu
ve bir relaps sonrasında verildiğinde steroidin daha hızlı
azaltılarak kesilebilmesini sağlayabildiğini
düşündürmektedir. Ayrıca azotiopurin kullanımını da
savunan klinisyenler vardır.
Tablo 6: Akut şiddetli
başağrısında ayırıcı tanı listesi
Subaraknoidal kanama
Diğer kanayıcı serebrovasküler
hastalıklar
subdural
ekstradural
intraserebral
hematom
Serebral venöz sinüs trombozu (Behçet
Hastalığı veya diğer etyolojilere bağlı)
Kafa travması sonrası çeşitli sekonder
nedenler
Geçici iskemik atak ve inmede ek bir semptom olarak
Hipofizer apopleksi
Spontan intrakranyal hipotansiyon
İntermittan hidrosefali
Arnold-Chiari malformasyonu
İdyopatik intrakranyal hipertansiyon
Hipertansif ensefalopati
Servikosefalik arteryel disseksiyon
MSS ve diğer akut infeksiyonlar
menengoensefalit (bakteryel, viral, fungal)
serebral abse
Optik nörit, akut glokom gibi göz hastalıkları
Temporal arterit ve diğer vaskülitler
Feokromasitoma
Tiroid hastalıkları
Hiperkarbi
Preeklampsi
Yer kaplayıcı lezyonlar
İntoksikasyon (örneğin karbonmonoksid)
İlaç kötüye kullanımı
İdyopatik gökgürültüsü başağrısı
Küme başağrısı ve benzer tablolar
Akut migren
Benin efor, öksürük ve orgazm
başağrısı
Akut sinüzit ve dental infeksiyonlar
KAYNAKLAR
Teşekkür: Prof Dr Mustafa Ertaşa katkılarından dolayı teşekkür ederiz.